Biz de Bor’u Böyle Kullanalım..

Devlet Denetim Elemanları Derneği (DENETDE) Genel Başkanı Atılay Ergüven:Rusya doğalgazı nasıl kullanıyorsa biz de Bor’u öyle kullanalım diyor.

Bor Türkiye için neden önemli?

Bor madenleri dünyada birkaç ülkede bulunmaktadır. Bor madenleri ticari olarak üçe ayrılmaktadır. Kolemanit (kalsiyum boratlar) madeninin neredeyse tamamı sadece ülkemizde bulunmaktadır. Çok az bir kolemanit ABD’de var, lakin yeraltı işletmeciliği ile çıkarılması gerektiğinden bizim kolemanitlerle rekabet etmesi mümkün değil. Tinkal, (sodyum boratlar) büyük oranda iki ülkede bulunmaktadır. Türkiye ve Amerika’da. ABD tinkali (bu maden de aslında kernit adlı başka bir bor türünden elde edilerek ticari hale getiriliyor) 125 yıldır işletiliyor ve madenden ürün eldesi artık çok pahalı almaya başladı. Başka anlatımla 1 ton bor elde edebilmek için 28 – 30 ton toprak örtüsü kaldırmak gerekiyor. Bizde ise bu 1/3 – 1/6 arasında değişiyor. 125 yıldır işletilen ABD tinkalinde rezervlerde oldukça azalmış durumda. Bu madende de Türkiye çok kısa bir süre sonra (10-15 yıl) rakipsiz kalacak. Son yıllarda Çin’in kalkınma hızının artması bor madenlerine olan dış talebini de artırdı ve bildiğim kadarıyla son yıllarda Çin’e Türkiye’den her türlü bor ürünleri ihraç edilmeye başlandı. Dolayısıyla dünyada tartışmasız şekilde net bir rezerv üstünlüğü sağladığımız ikinci bir madenimiz yoktur. Diğer yandan bor madenleri “Sanayinin Tuzu” olarak adlandırılmaktadır. 4.000’e yakın üründe hammadde olarak kullanılmakta ve bunların önemli bir kısmında da ikamesiz özelliğe sahip bulunmaktadır. Son yıllarda alternatif enerji arayışlarında hidrojen enerjisinin kullanım sürecinde önemli bir rol oynayacağının anlaşılması bu madeni daha da önemli hale getirmiştir.

Bor pazarında dev firmalar var

Borla kim ilgileniyor?

Bor madenleri ile rakip Rio Tinto/US Boraks başta olmak üzere pek çok büyük firma ilgilenmektedir. US Boraks’ın bor madenlerine doğrudan talip olması mümkün değildir. Dünya ölçeğinde büyük bir tekel oluşturulmasına rekabet yasaları ve konjonktür müsaade etmemektedir. Bunun nedenle, Rio Tinto eski çalışanlarına İngiltere’de kurdurduğu bir şirket kanalıyla Kazakistan’daki İnderbor bor madenlerini ele geçirmiştir. Şu günlerde Kosova’daki küçük bir bor rezervini benzer bir metod ile kontrol altına almak için görüşmeler yapmaktadır. Türk borları için ise US Boraks/Rio Tinto’nun bilgisi dâhilinde büyük firmaların bor madenleri ile ilgilenmesi beklenilmektedir. Nitekim Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen, BHP Billiton isimli firmanın bor madenleri ile ilgilendiğini kendilerinin de buna sıcak baktıkları yönünde açıklamaları olduğu bilinmektedir. BHP Billiton ilginç bir firma. Rio Tinto gibi Avustralya – İngiltere merkezlidir. Şu anda dünyanın en büyük madencilik firması durumundadır. Yıllık cirosu yaklaşık 25 milyar dolardır. 2004 kârı da yaklaşık 6 milyar dolardır. Aynı zamanda hakkında pek çok şikâyetler ve yolsuzluklara karıştığı iddiaları eksik olmayan bir firma. Dünya’nın pek çok yerinde madencilik yapmaktadır. Rio Tinto ile ortaklıkları olduğu gibi birçok organizasyonda da birliktelikleri mevcuttur. Bildiğim kadarıyla bor konusuyla bu güne kadar ilgili değillerdi. Bor konusunda herhangi bir teknolojileri ve bilgileri olmadığı da bilinmektedir. Burada asıl ilginç olan, BHP Billiton – Shell bağlantısı. BHP ve Billiton birleşmeden önce Billiton, Shell’in madencilik grubu ile birleşmiştir. Hidrojen enerjisinin giderek bor bazlı bataryalara yönelmesi ve BHP Billiton firmasının bor ile ilgilenmeye başlaması aynı zaman dilimine denk gelmektedir.

Özelleştirmenin alt yapısı hazırlanıyor

Türkiye’deki neptünyum, toryum ve bor madenleri konusunda ortaya çok ciddi oranlar ve rakamlar çıkıyor. Bu rakamlar ne derece doğru? Bu madenlerin elimizdeki rezervleriyle mevcut toplam borcumuzun binlerce kez ödenebileceği belirtiliyor? Bu doğru mu?

Bor’un önem ve değeri açıkça ortada, fakat diğer ikisi için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Ülkemizde önemli bir varlığının olduğu bilinmektedir. Toryum ruhsatları bor madenini işletmekle görevli Eti Maden’indir. Toryum’da ikinci kuşak, temiz (radyasyonsuz) nükleer enerjinin hammaddesi olarak görülmektedir. Fakat şu anda ticari olarak işletilmemektedir. Bilimsel araştırma seviyesindedir ve gelecekte önemli bir enerji kaynağı olması kuvvetle muhtemeldir. Neptünyum konusunun spekülatif bir konu olduğunu düşünüyorum. Maden sahalarını ya da madenleri ham cevher olarak satarak, borç ödense ve kalkınılabilseydi, dünyanın en zengin ülkeleri Afrika ve Güney Amerika ve ülkeleri olurdu. Bor madenleri dünyanın yüzyıllarca ihtiyacını karşılayacak miktardadır. Fakat rezerv miktarı çarpı fiyat = değer formülü madenlerde geçerli değildir. Hiçbir firma trilyon dolarları madenlere bağlayamaz. Bu şekilde madenlerimizi satalım borçlarımızdan kurtulalım mantığı ile bir takım yalan yanlış bilgilerle özelleştirmenin alt yapısı hazırlanmaya çalışılmaktadır. Abartılı değerlendirmelerle doğru bilgilerden yanlış sonuçlar elde edilmek istenmektedir. Önemli olan sat-kurtul mantığı değil, bu madenlere dayalı sanayilerin geliştirilmesi ve çalışmak, çalışmak, çalışmaktır. Allah vergisi madenleri mirasyedi gibi satıp, harcayarak kalkınmak mümkün değildir.

Pazar ağı oluşturulmazsa Eti Maden yutulacak

Etibank’ın dünyadaki rakipleri aynı zamanda müşterisi konumunda… Önümüzdeki günlerde Eti Maden’in maden konusundaki faaliyetleri ile ilgili ne gibi düzenlemeler yapılabilir, neler olabilir?

Dünya’da bor konusunda iki kuruluş var Eti Maden ve US Boraks. Bildiğim kadarıyla US Boraks kendi ürünlerini kendisi pazarlıyor. 125 yıldır bu sektörde faaliyet gösteriyor. US Boraks’ın pazarlama sistemi ana kuruluşu Rio Tinto’nun da dışında. Bu da bor madenlerine verdikleri önemi gösteriyor. Eti Maden ise kısmen Avrupa’ya ve Baltık ülkelerine kendi firmaları ile pazarlama yapıyor. Son yıllarda ABD ve Rusya’ya satışlara yönelik firmalar kurduğu bilinmektedir. Uzakdoğu pazarlama ayağı ise halen bahsettiğiniz türden aracılar eliyle yapılıyor. US Boraks’ın pazarlama faaliyetleri oldukça başarılı. Bunun sebebi de pazarlama sistemlerinin yaygınlığıdır. Bor rezervlerimiz dünya ihtiyacını yüzyıllarca karşılayacak büyüklüktedir. Teknolojik gelişmeler daha çok bor madeni tüketileceğini göstermektedir. Bu bağlamda Eti Maden’in tüm dünyaya yayılmış, etkin bir pazarlama ağı oluşturması gerekmektedir. Aksi takdirde, bu değerli madenler için yabancı madencilik firmalarının büyük bir iştahla saldırması ve Eti Madeni yutması kaçınılmaz olacaktır. Ülkeler artık sadece askeri yöntemlerle sömürülmüyor. Uluslar arası firmalar denilen ve sürekli olarak büyüyen yapılar eliyle sömürülmektedirler. Madenlerin “insanlığın ortak malı” olarak ilan ettirip peşinden serbest ekonomik düzen, gümrük birlikleri, teşvikler vs. şeklinde söylemlerle, kendi ülkenizde, firmasının isminin başına da genellikle TÜRK (diğer ülkelerde o ülkelerin hassas olduğu kelimeleri) kelimesini yerleştirerek sömürmektedirler.

Bor kimyasallarında daha iyi bir yere gelmeliyiz

Bor, Toryum ve Neptünyum’u Türkiye’de işleyebilecek teknoloji mi yok yoksa bu teknolojiyi kullanabilecek beyinler mi yetişmedi?

Bor teknolojisinde ülkemiz oldukça iyi bir durumdadır. Bu teknolojiyi de kendisi yeniden üretmiştir. Şöyle ki yabancılara bedeli karşılığı kurdurulan tesisler ya çalışmamış ya da çok düşük kapasitelerde kalmıştır. Bu sektörde teknoloji alabileceğiniz başka bir firma yoktur. Türk mühendislerinin gayretleri ile pek çok makine ekipman değiştirilerek veya yeniden dizayn edilerek verimli çalışır hale getirilmiştir. Şu anda tesisler bildiğim kadarıyla tam kapasite ile çalışmaktadır. Daha da önemlisi, önceki yıllarda ısrarla vurguladığımız rafine ürünlere geçişin % 90 oranında sağlanmasıdır.

Katma değeri daha yüksek olan rafine ürünlere yönelinmesi, Eti Maden’i, ham cevher üretip satan bir madencilik kuruluşu olmaktan çıkarıp kimya tesisine dönüştürmüştür. Rafine ürünlere yönelinmesi ile 180 – 190 milyon dolar civarında olan ihracat 300 milyon dolar mertebesine çıkmıştır. Bu yeterli mi? Bence bu da yeterli değil. Türkiye bor kimyasallarında daha iyi bir yere gelmelidir. Toryum yukarıda da bahsettiğim gibi şimdilik ciddi projeler kapsamındadır ve nükleer enerji politikaları ile ilgilidir. Türkiye öncelikle nükleer enerjiye sahip olmalıdır ki toryum gündeme gelebilsin.

Bor ve toryum stratejik madenlerdir

Bu madenlere ‘stratejik madenler’ deniyor. Bu konudaki görüşleriniz nelerdir?

Bor ve toryum madenleri stratejik madenlerdir. Bu sadece rezervlerinin piyasayı tam kontrol edecek oranlarda ülkemizde olmasından kaynaklanmıyor. Stratejik maden olmasının başka sebepleri de var. Bu maden sanayinin birçok alanında kullanılıyor ve alternatifi yok. Birçok ürünün bu maden olmadan üretilmesi mümkün değildir. Bugün Avrupa bor madenlerine bağımlılığı azaltmak için ciddi çalışmalar yürütüyor, önemli miktarda paralar harcıyor. Bunun sebebi yakın bir gelecekte ‘Bora bağımlılık = Türkiye’ye bağımlılık’ olacak olmasıdır. Rusya’nın halen yaşanan Ukrayna örneğinde de olduğu gibi doğalgaz politikalarını hatırlarsak. Avrupa’nın Türkiye’ye bakışını göstermesi bakımından bor madenlerine karşı aldığı tavır ilginç bir göstergedir. Bor madenlerinin alternatif enerji kaynaklarında önemli bir ürün olarak ön plana çıkması stratejik olma özelliğini pekiştirmektedir. Hidrojen enerjisinde kullanılan bilgi teknoloji ve bor dışındaki diğer ürünler pek çok kaynaktan temin edilebilirken borun sadece Türkiye’den temin edilebilecek olması bor madenlerini stratejik olmasının da ötesine taşıyacaktır.

Binbir güçlükle kurduğumuz tesisler kapatıldı

Bu madenler özelleştirmenin kurbanı olacak deniyor. Sizce özelleştirmeden başka çözüm yok mudur? Ne yapılmalıdır?

Bor madenleri 2001 yılında özelleştirmeye hazırlanmak için Özelleştirme İdaresine devredilmişti. Bu konuda DENETDE olarak bizim de katkımızla kamuoyunun haklı ve yoğun baskıları sonucunda bu yanlıştan dönüldü. Ancak bu dönüş samimi bir dönüş olmadığı için bor madenlerine yönelik stratejik görüş ve planlar oluşturulmadı. Örneğin hükümet programına, acil eylem planına almasına rağmen Eti Maden’in özerkleştirilmesi yönünde adım atmadı. Yüzlerce yıl dünyanın temel bir ihtiyacını sağlayacağı tek kaynağı kontrol eden bir firmanın bu şekilde elinin kolunun bağlı bırakılması doğru değildir. Hükümet bürokrasi ile mücadele ettiğini her fırsatta açıklamakta, pek çok olumsuzluğu bürokrasiye yüklemektedir. Eti Maden gibi yatırımcı kuruluşların gelişmesini sağlayacak tedbirleri almakta ise hiç de istekli davranmamaktadır.

Küçük bir tesis yatırımının bile bürokrasi sebebiyle en az 4 yıl sürdüğü düşünülürse ve bürokrasinin bu hükümet döneminde daha da artırıldığı hatırlanırsa hükümetin bor madenleri ile ilgili görüşünün daha çok özelleştirmeye yönelik olduğu ifade edilebilir. Özelleştirme madencilikte hiçbir tesis için çare olmamıştır. Bakır, Çinko-Kurşun, Ferrokrom tesislerinde yapılan özelleştirmeler sonucunda bu madenlerde ham cevher satışına geri dönülmüş, bin bir güçlükle kurulan metalürji tesisleri –hem de fiyatların oldukça yüksek olduğu bir dönemde- kapatılmıştır. Yakın zamanda özelleştirilen alüminyumu da benzer bir akıbet beklemektedir.

Politika belirlenmezse tehdide dönüşür

Hükümetin; acil eylem planında ve hükümet programında bahsettiği gibi, Eti Maden’i, hızlı karar üretecek, uluslar arası pazarda daha etkin olmasını sağlayacak şekilde özerkleştirmesi gerekmektedir. Özerkleştirme yapılırken etkin bir denetim yapısının oluşturulması da gerekmektedir. Bu stratejik madene özel bir yaklaşım kaçınılmazdır. Sonuç olarak Topraklarımızda çıkan bu stratejik madenler bizim için çok büyük bir fırsat olacakken ulusal politikalar belirlenmez ve takip edilmez ise tehdide de dönüşebileceği unutulmamalıdır.

Kamu Yönetim Reformu, ‘Denetim’i kaldıracak

Bu dönemde özelleştirme çok ciddi bir şekilde yapılıyor. Dolayısıyla pek çok konuda olduğu gibi madenlerimiz konusunda da AKP Hükümeti teslimiyetçi tavrını sürdürüyor. Size göre çare nedir?

Elbette, Cumhuriyetin ilk yıllarındaki politikalar neyse bugün de öyle olmalı. Her şey millileşmeli. Milli ekonomi, milli sanayi (Burada millileştirmenin devletleştirme ile eş anlamlı olmadığını belirtmek isterim)… Bakın burada dikkat edilmesi gereken bir şey var. Türkiye’de denetim sistemi milli karakterli, ulusal karakterli olduğu için hedef oluyor. Teftiş kurullarını kapatmak gibi önerilerin sebebi bu. Teftiş ve denetim kurulları milli hafıza niteliğindedir. Bu hafızayı yok etmeden yeni bir şeyleri kurulamayacağı, devletin ve milletin aleyhine işler yürütülemeyeceği için. Bu kurullar direnç noktalarıdır. Bir ülkenin dış tehdide karşı savunma birimi nasıl silahlı kuvvetleri ise iç tehditlere karşı emniyet güçleri ise, bürokrasideki, idaredeki savunma gücü de teftiş ve denetim kurullarıdır. Denetimin kriterleri nedir? Anayasa, yasalar, tüzükler ve yönetmeliklerdir. Dolayısıyla ülkede anayasaya, yasalara ve devlet yapısına aykırı uygulamalar ve getirilmek istenen bir takım değişiklikler bu mekanizma tarafından engelleneceği için, teftiş ve denetim kurulları kaldırtılmak ve kaldırılmak istenmektedir.

Küresel sermaye, hakimiyetini pekiştirmek milli yasalardan bağışık olmak isteklerini yerine getirecek bürokratların çekincelerini ve hesap sorulmasını, yargıya sağlam delillerle intikalini önleyerek takipsiz kalmalarını, bu bürokratların kendi lehlerine daha rahat çalışmalarını temin etmek ve tamamen devletin kontrolü dışında kalmak amacındadır. Yani Türkiye tarlasında da hasadı sorunsuz yapmayı amaçlıyor. Teftişi ve denetimi de bu tarlanın dikeni olarak görüyorlar. Onlara göre de dikenlerin temizlenmesi temizlettirilmesi lazım. Kamu Yönetim Reformu kapsamındaki yapılmaya çalışılanlar kısaca bu şekilde özetlenebilir.

İslam Arslan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir