Bizde demokratik tartışma kültürü yok

Batı müziği yanında Türk ve Halk müziği eğitimi de alan, yerli değerleri savunan bir sanatçı olan müzisyen Özdemir Erdoğan

Demokrat bir aile kültürüne sahip, Batı müziği yanında Türk ve Halk müziği eğitimi de alan, yerli değerleri savunan bir sanatçı olan müzisyen Özdemir Erdoğan, Zeki Müren ile ilgili tartışmaların, ilmî boyutlarıyla ele alınmayıp medya tarafından sulandırılmasından yakınıyor. Medyanın, bu gibi konularda, sansasyon merakı yüzünden toplumu ilgilendiren yönlerine yoğunlaşamadıklarını belirten Erdoğan, bunun yanında, Türk toplumunun, Türk aristokrasisinin ve entellektüelinin fikir üretemediğini belirtiyor. Bu kesimlerin korkutulduklarına, sindirildiklerine ve barlara hapsolduklarına dikkat çeken Erdoğan, Zeki Müren tartışmasında halkın kendi yanında yer aldığının da altını çiziyor. Ve Erdoğan son olarak, Türkiye kendisine çağdaş, demokrat ve laik demesine rağmen halen daha fikrî yobazlığın içerisinde bulunduğunu eklemeden edemiyor.

Müzisyen Özdemir Erdoğan, Zeki Müren’le ilgili tartışmaların bir demagojiden öte gidemediğini belirterek, “Bu toplumda kendisine çağdaş ve demokrat diyenler, bilimsel platformda sanatsal, kültürel ve sosyal olarak tartışılmalıdır. Fakat bu gibi konular medya tarafından sulandırılıyor. Halbuki konunun bilimsel olarak tartışılması gerekiyor” dedi.

Davut ŞAHİN
Recep BOZDAĞ

Sizi tanıyabilir miyiz?
1940 doğumluyum. Anne tarafından müzik kabiliyetim var. Annem klasik müzik piyanisti idi. Dayım kemancıdır. Baba tarafımın Ordu Ünye taraflarından olduğu söylenir. Eski bir İstanbul’lu, bürokrat bir ailedenimdir. Dedem, Mustafa Kemal’in hariciye vekili olan Tevfik Rüştü Aras’ın kadrosundaki bir hariciyecidir; Şevki Erdoğan. Bürokrat bir aile kökeninde, geleneksel olarak memleket meselelerinin konuşulduğu bir aile ortamında büyüdüm açıkçası. Ben koyu bir vatansever, İstiklâl Savaşının o heyecanıyla büyümüş, memleket meselelerinin konuşulduğu bir ailenin torunuyum. Hem Batı müziği, hem de Türk musîkisiyle eğitilerek büyütüldüm… Anne tarafından Batı müziği, Batı klâsik müziği; baba tarafından Türk müziği ve Halk müziği eğitimiyle büyüdüm. Devlet mensubu olmasına rağmen son derece demokrat bir aile idik. Yani bizim ailenin içinde sağcı yazarların kitapları da, solcu yazarların kitapları da okunurdu. Dedeme sorardım “Niye böyle yapıyorsun?” “Ortayı bulmak için” derdi.
Böyle bir tarzımız vardı. Kendim şöyle bir misyon üstlendim. Benim amacım Türk insanının düşünce boyutlarını genişletmek, gerçek demokrasi ve çağdaşlığı Türkiye’de yerleştirebilmek. Bir müzik adamı olarak kendime böyle bir misyon edindim. Sanatçının tarifini de şöyle yapıyorum: “Dünyaya yeni yaşam boyutları sunan ve bu fikirlerin takipçisi olan, bu fikirler uğruna mücadele eden bir kişi.” Sanatçının tarifinde yeni hayat boyutları sunma şartı vardır; evrensel olmanın yanında yeni yaşam tarzları sunabilmek vardır. Özel olabilme şartı vardır. Ve bu şartları biz açık ve seçik olarak yerine getirmeye çalışıyoruz. Benim kırk yıllık müzik serüvenime bakıldığında ve takip edildiğinde bu serüven açık ve seçik olarak görülebilir. Ancak neticede benimle ilgili yazı yazanların çoğu, hiç olmazsa benim şirketimden çıkmış bu dokuz tane kaseti alıp kapaklarındaki yazıyı okuma zahmetinde bulunmuyorlar. Beni hiç tanımıyorlar yani.

Son fotoğraf olayında olduğu gibi belden aşağıya vurdular galiba.
Esasında onun da açıklaması var. O mayolu bir resimdir. Onunla ilgili olarak avukatlarımla görüşüyorum, resmî olarak da mahkemeye müracaat edeceğim. Çünkü o bir çalışma ürünüdür. Onun bir mesajı vardır ve Türkiye’de kendisine ilerici, çağdaş, demokratım diyen hiç kimse o mesajın mânâsını düşünmedi. ‘Bu adam ne yapıyor orada’ demedi. Sadece benim çıplaklığımın üzerine kafa yordu. Entelektüellik ve aristokrasi açısından acınası bir durumdur. Gerçekten. Çünki ben gerçek yobazlığın bu olduğuna inanıyorum. Kendisine ilerici, laik gibi falan filan diyen kişilerin içinde olduğunu çok iyi biliyorum ve bu bir kere daha ortaya çıktı. Yani eğitim falan diyorlar, bilâkis eğitilmiş kişilerin yobazlığı Türkiye için çok daha tehlikeli.

Basın sulandırıyor

Aslında sorumuz da bu yönde olacak, son günlerde aralanan tartışmalar. Bu tartışmalar nereden çıktı? Sözünü ettiğiniz tipler yıllarca sahnelerde ve gündemde yer aldılar. Bahsettiğiniz Zeki Müren tartışması, toplumda sizi korkutan ve size uyarı görevi yapmaya zorlayan çok tehlikeli bir gelişme mi görüyorsunuz?
Evet görüyorum ve bundan ötürü de, böyle bir fikrin peşindeyim açıkçası.
Bu toplumda kendisine çağdaş insan, demokrat insan diyenler, bilimsel platformda sanatsal olarak da, kültürel olarak da, sosyal olarak da tartışılmalıydı. Fakat maatteessüf medya tarafından, onun kalitesine(!) uygun olarak sulandırıldı. Demagojik boyutlara getirildi. Halbuki öyle bir program, iki tane sosyolog, iki tane çocuk psikiyatristin katılımıyla daha bilimsel bir hale getirilebilirdi. Ama dediğim gibi bu onların tarzı değil. Onlar sansasyon yapmak, sanatçıları birbirine düşürmek ve böylece toplum hayatına zarar vermek; düşüncesini söyleyenlerin üzerine gitmek, sindirmek, faul yapmak… Bu tip toplumsal tartışmaları demagojik bir şekilde başka taraflara çekmek gibi bir yapıları vardır.

Geçen hafta bir programda bahsettiğiniz, o tabu haline getirmek meselesi, bence çok yerinde bir ifadeydi. Bu tabuları kırmaya yönelik de bir çalışma içerisine girdiniz.

Aynen ifade ettiğiniz gibi. Bazı sanatçı arkadaşlar eleştiriyorlar, diyorlar ki: “Tamam, Özdemir Erdoğan fikren doğru, ama zamanlaması yanlış.” Ne demek yani zamanlaması yanlış? Böyle bir bağnaz fikir olur mu, bunlar nasıl sanatçı? Anlamak mümkün değil. Söylemleri sanatçının tarifine uymuyor. Sanatçı böyle bir tarifte bulunamaz. Sanatçı herşeyi tartışır, tartışmalıdır; böyle bir platform açılmalıdır. Hattâ bazıları benim fikirlerimi daha doğru buluyor, meselâ Superonline internet sitesinde bir anket yapılmış, yüzde 42 ile Özdemir Erdoğan taraftarı, yok bilmem bir kısmı Zeki Müren taraftarı, bir kısmı tarafsız vb. komik şeyler olmuş. Yani benim tarafımda olduğunu söyleyen, benim fikirlerimi benimseyen birkaç kişi de diyormuş ki: “Zeki Müren’in sanatını tartışmıyor ki.” Hayır! Ben daha da üzerine giderek şunu da söyleyebilirim: Zeki Müren’in sanatı da tartışılabilir. Yani buna sanat deniyorsa tartışılmalıdır.

Türk toplumu sindirilmiş

Özellikle Zeki Müren’in son yorumları ucundan, kıyısından tartışılmıştır. ‘Sanat müziği icra etmiyor, daha çok arabesk tarzında yorumluyor…’ şeklinde.
Efendim tartışılmalıdır. Yani sanat platformlarında, her alanda tartışılmalıdır. Ondan sonra bazı sanatçılar diyorlar ki; ‘Medya bize yer vermiyor.’ Onlar magazin peşinde. Efendim peşine koşsunlar. Böyle bir fırsat var, sahip çıksınlar. Eğer birşey varsa konuşsunlar. Fakat ben şunu söylüyorum: Türk toplumu sindirilmiştir, korkutulmuştur ve ben aşağı-yukarı on yıldır şikâyetçiyim. Türk toplumu, Türk aristokrasisi ve Türk entellektüeli fikir üretemiyor, sinmiş ve kendisini içki bardaklarına, barlara filan hapsetmiş ve maatteessüf kendini oralara mahkûm etmiştir. Gerçek anlamda fikir üretemiyor, korkuyor, böyle bir ortam var. Bu son tartışma, Türkiye’nin demokratik yolda, daha bir müddet yol alması gerektiğini açıkça ortaya koyuyor. Çünkü diyorlar ki: “Özdemir Erdoğan haklı, ama zamanlaması yanlış.” Diğeri de “Özdemir Erdoğan ne diye karışıyor? Otursun sanatıyla uğraşsın.” Bu da sindirilmişliğin başka bir versiyonu işte. Özdemir Erdoğan şöyle yapmasın, böyle yapmasın. Yahu sen Özdemir Erdoğan’ın ne söylediğini önce anla. Ben diyorum ki; böyle bir eylem çocukların üzerinde negatif yönde etkili olur. Belki sanatçı Zeki Müren veya başka birisi, böyle bir etkinin meydana gelebileceğini, içinden gelen bu eylemleri yaparken o zaman düşünmemiştir… İyimser yaklaşırsak, belki de onu yayınlayan kişiler de sonuçların bu noktaya gelebileceğini düşünmemişti. Belki de sanatçının içinden gelen bu eylemler, bir kısım emperyal güçler tarafından tahrik edilmiş ve ortaya konulmuştur. Bu da bir başka görüştür. Yani Türkiye’deki kaliteyi, müzik ve sanat ortamını dejenere etmek için emperyal güçler tarafından kullanılmış da olabilir. Günümüzde de kullanılmaktadır…

Sadece politik alanda değil kültür ve sanat alanında da var olduğunu mu söylüyorsunuz?

Evet günümüzde de kullanıyorlar. Bizim pop starlarımızın özel hayatları hep deşiliyor, ortaya konuluyor, ondan sonra sponsorlar devreye giriyorlar ve onu gündemde tutuyorlar. Bu da bir yoldur. Önce manken camiasında onları afişe ediyor, ondan sonra sponsorlar tarafından sunuluyor, takdim ediliyor.

Menfaate çomak soktum

Efendim bu, şu anlama mı geliyor? Birilerinin menfaatine çomak mı soktunuz da, sizin fotoğraflar yayınlandı?
Aynen öyle. Bir çomak sokulmuştur Özdemir Erdoğan tarafından. Vay efendim, “Sen nasıl Zeki Müren’e böyle birşey söyleyebilirsin.” Yahu bildiğiniz gibi ben sanatçıyım, ama oturup bilimsel olarak tartışalım birlikte. Meselâ ben senin tarzını beğenmiyorum, ben bunu beğenmiyorum. Tamam beğenmeyebilirsin, ama ben ona demiyorum ki Türk Sanat Müziği’ni kusursuz ve çok mükemmel söylüyorum. Öyle bir iddiam yok. Ben Türk Musikîsinden yararlanarak bu müziği evrensel alana taşımak istiyorum. Benimkisi bir misyon üstlenmek, oradaki çok sesliliği anlayabilecek durumda değil. Oradaki çok seslilik denemelerini, oraya yapılan bir konturbas hattının ne olduğunu anlaması mümkün değil. Çünkü kulağı, yapısı, geleneği çok sesliliğe uygun değil. Çok seslilikle birlikte onun demokratik yaklaşımları da maatteessüf böyle bir yapıya uygun değil.

Şimdi aklıma geldi de; paranın ne önemi var, mühim olan insanlık…
Şimdi bana diyorlar ki: “Sen medyatik olacaksın. Gündem çıkartıyorsun da şöhret olmak istiyorsun!” Yahu ben altmış iki yaşındayım. 17 Haziran’da Allah izin verirse altmış üç yaşına gireceğim. Yahu bundan sonra ben Maksim’de solist mi olacağım? Yani bu yaştan sonra sansasyon yaparak ne yapabilirim ki? Bu tarafa çekmenin ne kadar anlamı olabilir veya ne kadar inandırıcı olabilir?
Halk tepki gösterdi

Müzik hayatınız devam edecek mi?
Bilimsel olarak insan kırk yaşından sonra hücre kaybına başlar, altmış dört yaşından sonra ses telleri güç kaybeder. Yani hücre kaybı ses tellerinde de başgösterir. Şimdi ben kırk altı yıldır şarkı söylüyorum. Bunu, o sansasyon hadiselerine cevap niteliğinde olsun diye söylüyorum. Ben sigara içmiyorum, içki içmiyorum, gece hayatım yok, kumar oynamıyorum, heyecanlı bir hayatım yok. Tabiatın içinde yaşarım, yani muhafazakâr bir hayatım var benim. Konservatif bir hayatım var. Kitap okurum, televizyon seyrederim. Çevrem, komşularım bilir; çok kapalı bir hayatım var. Dedemden kalma bahçe içinde bir evim vardır. Onun bahçesinde vakit geçiririm kitaplarımla gitarlarımla, işlerimle…
İşte böyle bir düzenli hayat benim sanat hayatım. Ne kadar uzatılabilir? Taş çatlasın yetmiş yaşına kadar, eğer Allah sağlık, afiyet ve ömür verirse… Dünyada da, Frank Sinatra gibi yetmiş yaşına kadar şarkı söyleyenler var, ama çok zordur yetmiş yaşından sonra, çok zordur. Bazı hareketler yetmişinden sonra başlıyor, işaretler geliyor ki; hücre kaybı etkili oluyor. Ben hiç bir zaman işi o taraflara getireceğimi düşünmüyorum. Şu an sıhhatim iyi. Altmış üç yaşıma basacağım. Kendim için koyduğum sınır var, iki senedir. O iki sene içinde, sanat için yapacağım işleri, yarım kalan işlerimi…
Dediğim gibi 1960’lı yıllara dayanan sahnelerde “canlı kayıtlar” isimli toparlamış olduğum bir albümüm var. Böyle bir işi de yaptıktan sonra, daha dikkatli ve pasif alana yöneleceğim. Bırakmak istemiyorum. Gitar seminerleri, bilgilerimizi yeni kuşaklara aktarma, konferanslar, gitar konserleri… Bu şekle getirmeyi düşünüyorum, ama kendim için profesyonel müzik yaşantımı iki sene daha devam ettirebilirim diyorum.
Şimdi böyle bir gerçeği kendine kabul ettirme durumunda olan, bu gerçeği çok iyi bilen ve bu gerçeğe tevekkülle yaklaşan bir insan için bunun sansasyon olabilmesi söz konusu olabilir mi? Bu medyatik kuruluşlar son iki olayda, halktan inanınılmaz derecede tepki almışlardır. Müthiş derecede telâşa düşmüşlerdir ve faul yapmaya başlamışlardır. Şimdiye kadar böyle bir tepki alınmadı.

Halkın tavrında yozlaşmaya karşı bir tepki var gibi.
Evet büyük bir tepki var ve bu tepkinin farkına varan, bundan sıkılan halk tepkisini açıkça ortaya koydu. İşte bunun önüne geçebilmek, Özdemir Erdoğan’ı karalamak için, benim şimdi dahi ortalarda olan kasetimdeki resimlerimi gündeme getirdiler. Bununla Zeki Müren eğilimi arasında nasıl bir bağlantı kurulabilir ki? Ama kurmaya çalıştılar, karalama yoluna gittiler, tartışma yolunu seçmediler. Bu olayı bir kısım medya kullanıyorsa, bu etiğe aykırıdır. Onların kalitesini ilgilendiren bir hadisedir, üzülmüyorum. Sadece onlar adına üzülüyorum. Çünkü, Türkiye kendisine çağdaş, laik, demokrat demesine rağmen halen daha fikrî yobazlığın içerisindedir.

Çok teşekkür ederiz Özdemir Bey…
Ben teşekkür ediyorum, yayın hayatınızda başarılar diliyorum. Gazetenizi çok yakından tanıyorum ve biliyorum. Yıllar önce Cağaoloğlu’da büronuza uğramıştım. Gazetenizin benimle ilgili röportajlarına baktım. Yazık ki, dünkü etik tartışmalar, bugün de devam ediyor. İçinde bulunduğumuz duruma bakıyorum, hiç değişmemişiz…

KAYNAK: YENİ ASYA GAZETESİ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir