Bosna’nın Piramit Deliliği

Zira Avrupa kıtasında hiç piramit olmadığı gibi,birilerinin bir zamanlar yapmaya kalkıştığına ilişkin bir tarihsel bilgi de yok elde. Zamanla konuya dünya medyasının ilgisi artarken Osmanagic’in teorisi de dallanıp budaklandı.

Bosna’da piramit çılgınlığı Sabah erkenden kalkıp yola düştük. İstikametimiz Saraybosna’dan sadece 30 km uzaklıkta bulunan kurutulmuş etleri ve deri tekstil ürünleriyle ünlü Visoko. Niyetimiz Avrupa kıtasının ilk piramitleri olduğu iddia edilen yapıları gün ışığına çıkarmaya uğraşan kazı ekibinin çalışmalarını izlemek ve olan biteni kendimizce kontrol etmek. Bosna Hersek’te bir süredir bir piramit çılgınlığıdır gidiyor. Piramitler çok kısa bir süre içinde ülkede bir numaralı gündem maddesi olup çıkıverdi: Televizyonlar her gün kazı alanına canlı bağlantılar gerçekleştiriyor, açık oturumlar düzenliyor; gazete ve dergiler özel piramit dosyaları yayımlıyor… vs. Halkın da aklı fikri Visoko’dan gelecek haberlerde.
Geçen gün konuk olduğu bir televizyon programında bu haletiruhiyeyi en iyi ’Zabrenjo pusenje’ (Sigara içilmez) grubunun solisti Sejo Sexon dile getirdi. Şarkıcı bir taksiye binmiş ve nereye gitmek istediğini söyledikten sonra uzunca bir süre şoförle aralarında tek bir kelime bile geçmemiş. Derken şoför uzun sessizliği bozarak ona doğru ’Jesi li cuo? Potvrdeno,’ demiş. (Duydun mu? Teyit edildi.) Şarkıcı şoförün ne demek istediğiyle ilgili bir an bile tereddüde düşmemiş ve başını sallayarak onu onaylamış. Bu hikâyecik, piramitlerin milli bir konu haline geldiğini pekâlâ gösteriyor göstermesine ama şimdilik teyit edilen sadece Visoko’nun kıyısında yükselen Visocica Tepesi’nin ve eteklerinin altında insan yapımı bazı yapıların saklı olduğu; yoksa bu yapıların piramit olup olmadıkları henüz kesin değil.

Bosnalı Indiana Jones
Her şey 2005’in sonlarına doğru, başından hiç çıkarmadığı şapkası ve yaşından genç görünümüyle Indiana Jones’u fena halde çağrıştıran arkeolog Semir Osmanagic’in kişisel çabaları ile yürüttüğü araştırmalarından sonra Visocica Tepesi’nin altında antik bir piramidin yatıyor olabileceğini dile getirmesiyle başladı. Yaptığı ön kazılarla ulaştığı sıra dışı bulgular ve bu bulguları destekleyen uydu fotoğrafları sayesinde teorisi doğal olarak tüm dünyada yankı buldu elbette. Zira Avrupa kıtasında hiç piramit olmadığı gibi, birilerinin bir zamanlar yapmaya kalkıştığına ilişkin bir tarihsel bilgi de yok elde. Zamanla konuya dünya medyasının ilgisi artarken Osmanagic’in teorisi de dallanıp budaklandı. Söz konusu alanda ikisi daha küçük olmak üzere üç tane piramidin olma ihtimali yüksekti. Bunların yeraltından tünellerle birbirlerine bağlanıyor olması muhtemeldi. Uzun yıllardır Amerika’da yaşayan, Boşnakçayı Amerikan aksanıyla konuşan ve söylendiğine göre ömrünü dünyadaki piramitleri incelemekle geçirmiş arkeolog Osmanagic bu açıklamalarıyla milli bir kahraman ya da soytarı olma arasındaki o ince çizgi üzerindeki yolculuğuna başlarken, eşim ve ben etrafımızı kuşatan piramit haberlerine uzun süre kayıtsız kaldık. Ne zaman ki daha henüz ortada fol yok yumurta yokken Visoko’ya akın eden Alman ve Japon turist kafilelerinden haberdar olduk, işte o zaman dibimizde cereyan eden bu hadiseye artık daha fazla kayıtsız kalmamaya karar verip yola koyulduk.
Tipik bir bahar sabahı yemyeşil manzaralar ve su şırıltıları eşliğinde kısa bir otomobil yolculuğundan sonra Visoko’ya giriyoruz. Visokolu arkadaşımız Mahir karşılıyor bizi. Şehir içindeki küçük turumuz esnasında Visoko’da yavaş yavaş bir piramit ekonomisinin oluşmaya başladığını gözlemliyoruz. Hediyelik eşya dükkânlarının vazgeçilmezi bakır kahve takımlarında cami, köprü, sebil gibi motiflerin yerini artık piramitler almaya başlamış. Piramit figürlü tişörtler, anahtarlıklar, kül tablaları, fincanlarla dolup taşıyor tezgâhlar. Birkaç gün önce adını ’Hotel Piramida Sunca’ (Güneş Piramidi Oteli) olarak değiştirmiş otelin önünden geçerken Visokoluların fırsatçı ve girişimci karakterlerine şapka çıkarıyoruz. Söylenenlerin aksine ülkenin piyasa ekonomisine geçişini tamamladığını düşünüyorum. Arabayı şehir merkezinde bırakıp Visocica Tepesi’ne doğru yürüyüşümüze başlarken Mahir uzaklardaki arazileri işaret edip yakında fiyatlarının çok artacağını söylüyor. Eşimle birbirimize bakıp gülüyoruz.
Piramitler, eğer hakikaten oradaysalar, savaş sonrasının sorunlarının üzerini örtebilir, milli geliri artırabilir ve uluslararası arenada Bosna Hersek’in savaşla özdeşleşmiş olumsuz imajını değiştirebilir. Boşnak, Sırp ve Hırvat toplumları arasındaki güvensizlik sorunu henüz yok edilememişken, politikacıların bir türlü uzlaşamayarak Avrupa Birliği’nin gerektirdiği reformları gerçekleştirmekte zorlandığı ülkede herkesin işin kolayına kaçmaya meyilli olduğunu, piramitlere giderek daha çok bel bağlandığını söylemek mümkün.
Meşhur Visocica Tepesi’nin önündeki meydana vardığımız zaman kazı çalışanlarının kendileri için bir ofis inşa etmiş olduklarını görüyoruz. Ofisin ön kısmındaki panolarda piramitlerin üçboyutlu teorik çizimleriyle birlikte çeşitli bilgilere yer verilmiş. Varsayımlara göre ’Güneş’, ’Ay’ ve ’Ejderha’ adı verilmiş piramitlerin tepe noktaları birleştirilirse kusursuz bir eşkenar üçgen elde ediliyor. Visocica Tepesi hakikaten tam bir piramit şeklinde; ama bu sadece tabiat ananın da bir eseri olabilir.
Öğrendiğimize göre çok yakında kazı çalışmalarına Mısırlı uzmanlar da katılacak ve altı ay içinde somut bilgilere ulaşılabilecek. İşin bir de tarih boyutu var tabii. Eğer bu tepe gerçekten altında bir piramidi gizliyorsa, bu piramidi hangi medeniyetin yaptığı sorusunun yanıtı Balkanlar ve Avrupa tarihi ile ilgili bildiklerimizi tamamen değiştirebilir. İlk olarak akıllara Visoko ve çevresinin bilinen ilk Bosna krallığının ortaçağdaki merkezi olduğu geliyor. Arkeolog Osmanagic ise bu piramitlerin tarihinin Slav kavimleri Balkanlar’a göç etmeden önce bu topraklarda yaşamış ve haklarında çok az şey bilinen ’Illyrian’lara kadar uzanabileceğini düşünüyor. Konuyu tarihçilere havale edip dönüş yoluna koyuluyoruz.
Saraybosna yolunda eşim iyice havaya giriyor ve kazı çalışmaları için ihtiyaç duyulan gönüllülere katılabileceğimizi söylüyor. Kendi adıma “Hayır,” diyorum. Öte yandan piramitlerin gerçek olmalarını canı gönülden istiyorum. Yakın zamanda büyük sıkıntılar yaşamış bu güzel ülkenin böyle bir mucizeye gerçekten ihtiyacı var.

Umut BarIŞ DÖNMEZ: Saraybosna’da yaşayan bir Türk bankacı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir