Bu Röportajı Neden Okumak Gerek

Abdullah Argun Çetin ismi bir takım kişiler için çok önemli çağrışımlar yapmıştı. Yapılan işler hala tartışılmaya devam ediyor. Aksiyon’da yapılmış eski bir röportajı tekrar önemine binayen size aktarıyoruz.

Abdullah Argun Çetin, Umut Operasyonu’ndan evvel Uğur Mumcu’yu öldürmek iddiası ile tutuklanan tek sanıktı.

Bu iddia ile 23 ay hapiste yattı. Umut Operasyonu çerçevesinde yürütülen soruşturmalarda ismi geçmeyince tahliyesine karar verildi. Kendisi bir dış ülke adına çalışan ve ‘Trafo’ tabir edilen bir görevli olduğunu iddia ediyor. Açık görevi belli konularda basını ve kamuoyunu manipüle etmekmiş.

Amerikan Büyükelçisi’nin ifade ettiği ‘Türkiye bağırsaklarını temizliyor’ sözüne aynen katılıyor ve çok ilginç açıklamalarda bulunuyor. Hele tahliye olduktan sonra bir istihbarat yetkilisinin hayatında hiç görüşmediği Fethullah Gülen ile alâkalı bir görev havalesi istemi gündem değiştirecek cinsten bir suçlama. Argun Çetin’e göre Hizbullah, Mumcu, Sabancı Suikasti, Umut Operasyonu ve Susurluk Kazası tamamen yabancı istihbarat ajansları ile irtibatlı. Truva adı verilen genel bir operasyonun parçaları bunlar. Sözde İslamcı ve diğer yasa dışı örgütlerin içine sızma operasyonu. Şimdi görev tamamlandı ve Mikado (Japonyada üste zarar vermeden alttakini çekme oyunu) adı verilen yeni bir operasyon yürütülüyor. Büyük bir temizlik avı var ama bazen av ile avcı yer değiştiriyor.

Serbest kaldıktan sonra ilk kez Aksiyon’a konuşan Argun Çetin’in ne demek istediği ve ne kadar bildiği ‘lego’ları birleştirince ortaya çıkacak.

* * *

— Ne iş yaparsınız?

1983 yılında Almanya’ya Goethe Enstitüsü’ne okumaya gittim. Orada ‘etki’ altına aldılar. Yaptığımız iş tıpkı İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın zikrettiği gibi nüfuz ajanlığı. Sayın Tantan boşuna konuşmadı. Çok erken bir konuşmaydı. Sonra bana bir uyarı yaptılar, konuşmayı kesmek zorunda kaldım, sayın Tantan da bu konuyu kapattı. Etki ajanlarının bir yerlere sızması çok kolaydır. Rahmetli Akman Akyürek’in Susurluk Komisyonu’nda söylediği bir söz var. Diyor ki, ‘Derin devlet filan yok. Sadece devletin her köşesine sızmış yabancı ülkelerle irtibatlı ne olduğu belli olmayan gruplar var’. Akman Akyürek’in ölümü kesinlikle bir kaza değildi ama niçin öldürüldüğüne gelince; Akman Akyürek operasyonu satmaya çalışıyordu. Ben kendisi ile görüşüyordum, telefonu bende vardı, benimki de onda. Kayıtlara âdi trafik kazası diye geçen bir kazada öldü. Kazadan üç beş gün evvel görüşmüştük. Daha ileri gideyim: Ertuğrul Berkman var. Eski MİT mensubu. 1997 yılında trafik kazasında öldü. Çok enteresandır, adamın asli görevi Türk örgütleri ile yabancı istihbarat örgütleri arasında incelemeler yapmaktı. İbrahim Şahin’in trafik kazası yaptığı aynı yerde kaza geçirdi ve öldü. Cenazesine bir tek Mahir Kaynak gitti. Ben de oradaydım. Ertuğrul Berkman’ın ölüm sebebi Fikri Sağlar ile konuşmasıydı. Sağlar’a ‘Uğur Mumcu konusunu biliyorum ama bu iş çok tehlikeli’ dedi ve iki gün sonra öldü. Fikri Sağlar bunu biliyor.

— Bu işin içine siz nasıl girdiniz?

Eymür CIA Başkanı’nın çok yakın dostu, bunu çok iyi biliyorum. Müttefik bir ülkeye kolay kolay laf söyletmezler. Eymür bizim ne olduğumuzu çok iyi biliyor. Çünkü zaten boğazına kadar girmiş bu işe. Bakın 96 yılında MİT Müsteşarı bizim kendi aramızda ‘artistin kocası’(Filiz Akın ile evli olduğu için) dediğimiz Sönmez Köksal’dı. Çiftlik denen yerde başbakana yakın bir isimle toplantı yapıyor.

Ben 1983’te angaje oldum. 1986’da eğitimimi tamamladıktan sonra Türkiye’ye döndüğümde beni direkt Türkiye’deki moda tabiriyle Ergenekon’a götürdüler. Ama öyle bir şey yok. Aslında resmi adı Yöresel Savunma Birlikleri’dir.

Yaşar Kaya(HADEP), Necmi Polat ve Şefik Polat(İslami Hareket), Mahir Welat(PKK Moskova sorumlusu) bunların hepsi net bir şekilde söylüyorum kullanılıyor. Güneydoğu’da her şey 1988’de Halepçe’ye dayanıyor. Her şey. Türkiye’deki ölümlerin hepsi, Cem Ersever de dahil hepsi Halepçe’ye dayanıyor.

— Halepçe hangi açılardan milat?

Halepçe’nin en önemli neticesi dünyaya Kürt meseleseni göstermesi oldu. Zaten amaçlanan da buydu. Dikkat ederseniz Saddam hiç bir zaman kabul etmedi Halepçe katliamını. Mitterand’ın hanımının bölgeyi ziyareti, Kürt çocuklarını Fransa’ya getirmesi bu katliamın ertesinde olmuştur. Hardal gazı ile ölüm çok korkunçtur, ciğerlerinizi yakar ve çırpınarak ölürsünüz. Ama resimlere bakın çocuğuna sarılmış anneler, yerde yatıp ölümü bekleyen insan manzaraları vardır. Oysa hardal gazı ile bu türden bir ölüm mümkün değildir. Bunu herkes bilir ama kimse bunu dillendiremiyor.

Görevim kamuoyunu manipüle etmekti

— Uğur Mumcu’yu siz mi öldürdünüz?

Açık ve net söylüyorum benim Uğur Mumcu olayı ile yakından uzaktan herhangi bir ilişkim yoktur. Benim yaptığım tek şey karşı istihbarat, yani basını manipüle ile görevlendirildim.

— Kim bu görevi veriyor size? Yani kim adına çalışıyorsunuz?

Bakın Ulusal Güvenlik Örgütü diye bir dış örgüt var. Bu kuruluşun Türkiye’deki uzantıları beni Uğur Mumcu için kullanmak istedi ve kullandı. Çünkü Uğur Mumcu olayı bir dönüm noktası. Uğur Mumcu’unun ölmeden önce yazdığı bir yazısı var. ‘Kürt halkını kışkırtan yabancı istihbarat servislerini açıklayacağım’ diyor ve on altı gün sonra öldürülüyor. Yani 8 Ocak 1993 yılındaki bir yazı bu. Tam olarak diyor ki; “Birileri Türk halkını Kürt halkına, Kürt halkını ise Türk halkına düşman edici bir kanlı tuzak kuruyor. Yakında yayınlanacak bir yayınımda Kürt milliyetçileri ile istihbarat ajanları arasındaki ilişkilerle ilgili ilginç belgeler açıklayacağım”. 9 Ekim 1992’deki bir yazısında ise şöyle diyor: “Bugün PKK içinde kaç ajan var? Yalnızca MİT ajanları da değil, Ortadoğu ajan kaynıyor. Bu örgüt içine sızmış kim bilir kaç CIA ajanı görev yapıyor?” Bakın bu adamın derdi hiç bir zaman radikal İslâm’la olmadı. Ben bunları mahkemeye de söyledim. Ama mahkeme de öyle ağır baskı altındaki. Mahkeme bana ilişkin telefon konuşmalarımı MİT’ten istiyor. İstenecek makam orası mı? Eğer sen telefon dökümlerini isteyeceksen Türk Telekom’dan isteyeceksin, MİT’ten istenir mi?

— Uğur Mumcu cinayetinin arkasında sizi kullanan örgüt mü var?

Böyle bir sonuca varabilirsiniz ama, bakın problem şuradan kaynaklanıyor: Bu işin içinde içeriden kimseler de var. Bakın eskisi gibi insanları parayla satın almıyorsunuz. Oğlunu kızını alıp yurtdışına eğitime götürüyorsunuz ve tüm masraflarını da karşılıyorsuz. Bu yolları deniyorlar, artık rüşvet yok.

Bizi kullananlar benim gibi adamlara ‘trafo’ adını veriyor. Neden trafo? Alım ve dağıtım işini yaparım. Yani diyelim DİE’den bir bilgi alınacak arkadaki güçlerin bilinmemesi için bu iş ile ilgili bilgileri ben getirip götürürüm siz beni bilirsiniz, ben de sizi bilirim. Bağlantılar o yüzden koptu. Beni öldürmüyorlarsa sırf bu yüzdendir. Bu bağlantıları bilmedikleri için beni öldürmüyorlar. Mesela DİE ve DPT’deki şahısları bilmiyorlar, ulaşamıyorlar. Çünkü koordineyi ben kuruyorum. Sayın Tantan erken konuştu ve mahvetti her şeyi. Beklemesi gerekiyordu. Şimdi belge isteyin vermezler. Çünkü bir kere açıklama yaptı bakan. Devlete sızmış onlarca ajan var. Etki ajanlarının anlamı Hümanittir İngilizce. Yani sızdığınız kurumu kendi amaçlarınız çerçevesinde kullanırsınız. Bakın Susurluk Komisyonuna girdim bana bir tek kişi itiraz etti. Kimdi biliyor musunuz: Yaşar Topçu.

1993 ile 2000 yılı arasında gelişen olaylara baktığınızda Uğur Mumcu konusunda nasıl bir manipülasyonun olduğunu görürsünüz. Susurluk Kazası’na kadar herkes bu konuda İran’ı suçluyordu. Ama sonra yörünge değişti. O dönemden sonra Amerika ile İran arasında normalleşmeler yaşandı. Ama ne zamana kadar? 1999 yılına kadar. Bu tarihten sonra ise İran’la bir sertleşme başladı ve Uğur Mumcu olayı tekrar ilişkilendirilmeye çalışıldı. Ajanların filan yakalanması hep oyunun bir parçasıydı. Çünkü ne zaman İran ismi öne çıksa, ben basına gidip manipüle ediyordum. Tam tersini söylüyordum, derin devlet diyordum, Azerbaycan diyordum. Yani tam tersini söylüyordum.

— Şu anda bizi nasıl manipüle ediyorsunuz?

Hayır manipüle filan etmiyorum, şimdi tam gerçekleri söylüyorum. Zaten kafamda taşları yerli yerine oturtmuş durumdayım. Bunları mahkemede de söyledim. Gizli celse olduğu için kimse duymadı. Uğur Mumcu’nun karısına veya kardeşine gidin, benim ne kadar bu işin içinde olduğumu söyleyeceklerdir size. Mahkeme çok büyük bir baskı altında. Mehmet Ali Tekin CIA ajanı diye Çeçenistan’da yakalandığında devreye Sönmez Köksal girdi. MİT kurtardı Mehmet Ali Tekin’i. Diğer yakalanan sade vatandaşları neden kurtarmadı? Mehmet Ali Tekin’in şu an ölmesi gerekiyordu Atakan gibi. Uğur Mumcu dosyasını benimle kapatmak istiyorlar. Devletin içinde destekler ve köstekler var.

Benim telefon görüşmelerimi çıkartmıyorlar. Amerika ile görüşmelerim olduğu için ortaya çıkartmıyorlar. MİT’in derdi şu; eğer telefon görüşmelerimin dökümü ortaya çıkarsa benim kimlerle ve kim adına çalıştığım ortaya çıkacak. Çünkü benim neler bildiğimi biliyorlar.

— Umut ve Hizbullah operasyonları başladığı zaman Amerikan Büyükelçisi, “Türkiye bağırsaklarını temizliyor” dedi. Gerçekten bağırsaklar temizlendi mi?

Türkiye’nin farklı bir ortama girmesini istiyorlar. Bence, Umut ve İslâmi Hareket operasyonlarının tümü Avrupa Topluluğu’na, “Radikal İslâm’ı bastırıyoruz” demek için yapıldı. Çünkü istihbaratçı olan herkes bilir ki, bir gün içinde bu denli büyük operasyonlar yapılamaz. Seneler sürer bu operasyonların istihbaratının toplanması. Hüseyin Velioğlu İstanbula bir kere geliyor ve o gelişinde de operasyon yapılıyor. Ve o evde bir kişi de sağ yakalanıyor. Çelişki burada. Etimesgut’ta bulunan silahlar. İtalyan menşe’li silahlar. İtalyan jandarmasının kullandığı silahlar. Bu silahlar İran envanterinde yoktur. C—4 kimyevi bir patlayıcı. Kimyevi patlayıcı dediğiniz zaman belli bir süresi olan patlayıcıdır. Bayatlar çünkü. Şimdi onu emniyet bilerek açıkladı. Dedi ki C—4’ler İran—Irak Savaşı’nda Amerikalılar tarafından İran’a verildi. Ama hatırlarsanız bu savaşta ABD Irak’ı tutuyordu. Ama 86’da İrangate patladığında anlaşıldı ki; ABD İran’a da silah vermiş. Emniyet bunu bilerek açıkladı. Birilerine mesaj vermek istedi ama bunu açıkca söyleyemiyor. Çünkü devlet güvenliği ile ilgili bir konu. Eğer açıklarsa devletin sarsılmaz bütün kurumları sarsıntı geçirir o zaman.

Yeşil yaşıyor!

— Bazı şeyler de emniyetin istihbaratını çökertmek için yapıldı herhalde?

Osman Ak operasyonu ayrı bir konu. Özellikle emniyetin bazı istihbarat kadroları tehlikeli olmaya başlamıştı. Ankara’daki Osman Ak grubu çok tehlikeliydi.

— Nasıl bir tehlikeydi bu?

Çok güçlü bir yapılanma kurmuşlardı. Yapılanma içinde bu grup kendilerine Alt İstihbarat ismini takar. Osman Ak’ların grubu bu alt istihbaratı tamamen ele geçirmişlerdi. Zaten Mahmut Yıldırım’ı (Yeşil) herkesin ölü sandığı bir dönemde, onların yaşadığına inanmalarının sebebi o. Hakikaten de yaşıyor.

— Yaşıyor mu gerçekten?

Tabii yaşıyor. Ben 9/11/1998’de Yeşil’le Köstence’de görüşme yaptım. Bu biliniyor.

— Niye yakalanmıyor peki?

Yakalanamaz çünkü 1988 Halepçe patlar o zaman. Çünkü elinde Ahmet Cem Ersever’in elinde bulunan doneler var. Laboratuvar testleri ve kimyasal maddenin dökümü çıkar ortaya.

— Halepçe olayını kim yaptı öyleyse?

Valla, Saddam’ın yapmadığı kesin. Yüzde bin beşyüz Saddam’ın yapmadığı kesin. Bakın o dönemler Paul Henze hemen Güneydoğuya üç tane Kızılhaç görevlisiyle gitti. Bu tespit edilip rapor haline de getirildi o dönemler. Ve ne büyük tesadüf, dediler ki, “Kızılhaç görevlileri bölgeye yardım amaçlı olarak gitti”. Şimdi sorulacak soru şu; “Kızılhaç tek başına gidemiyor muydu ki, CIA İstasyon Şefi onları götürdü?”

— Niye gittiler peki?

Çünkü analiz yapmak zorundaydılar. Kullanılan kimyasal maddenin etki alanında ne kadar kaldığını bilmiyorlardı, bunu öğrenmeleri gerekiyordu. Ordu herşeyin farkında. Çevik Bir’in “ben bu işi bitireceğim” deyip Güneydoğu’ya gitmesinin sebebi de bu. Eşref Bitlis’in uçağının düşme sebebi de bu. Yalnız Bitlis değil ki harcanan, iki—üç kişi daha var. Bu da biliniyor. Bana, “bunu karıştırma” diyorlar. Çünkü bunu karıştırdığın zaman Türkiye’nin Güneydoğu politikası zarar görür. Güneydoğu’ya ABD’liler gitti, Almanlar gitti, İngilizler gitti ve habire gidiyorlar. Güneydoğu’da istenilen yapıldı. Şu anda bunu İran’da da yapmaya çalışıyorlar.

Uğur Mumcu’ya bilgiyi Eymür sızdırıyordu

— Peki tüm bu anlatılanlar içinde Uğur Mumcu Suikasti’ni nereye koymak lazım?

Tam göbeğine. Adam ölmeseydi dış bağlantıları ve yapılanmanın iç yüzünü anlatacak, yazacaktı. O sırada kayıp yüzbin silahtan ve Amerikalıların ikamet ettirdiği Peşmergelerin durumundan da hiç bahsetmiyorum. Uğur Mumcu bu kayıp silahları da çözmüştü. Eymür, Uğur Mumcu’ya bilgi sızdırıyordu. MİT daha sonra bunu ‘Bizim bilgimiz dahilinde görüşüyorlardı’ diye teyid etti. Bu arada Eymür 97 Mart ayı idi galiba, gitti Uğur Mumcu Komisyonu’na ‘Bu işi Amerikalılar yaptı. Eğer yapmadılarsa bile mutlaka haberleri vardır’ dedi. Tutanaklarda var. Sonra Hanefi Avcı gitti ve o da benzer şeyler söyledi. Kimse bu Eymür’ün Mumcu ile görüşmelerinden bahsetmiyor. Kendisi bile. Çünkü kendisi istediğini elde etti. Yoksa Yavuz Ataç gibi alâkasız bir yere gidecekti. ’Artistin kocası’ da Fransa’ya gitti. Şimdi burada harcanan tek kişi Ataç’tır. Bakın Eymür’ü Susurluk’ta yargılayamadılar ama Ataç yargılandı. Çünkü Ataç asker kökenli. MİT her zaman asker ve sivil kökenli kavgası yapmıştır.

Yavuz Ataç Çakıcı ile bağlantılıydı

Yöresel Savunma Birlikleri’nin içinde Çatlı ile Çakıcı da vardı. Uyuşturucu işini körükleyen kim? Ama Çatlı olayı gördü. Baktı ki uyuşturucu trafiğinde PKK ile birliktelik oluyor. Gidin hanımına sorun o dönem şu sözü söylemişti: “Kimin dost kimin düşman olduğunu kestiremiyorum” Bunları ben anlatıyorum ama, gidin Mahir Kaynak’a sorun, o da aynı şeyleri söylecektir. MİT kendi ismini bu işe karıştırmak istemiyor. O yüzden benimle iletişime dolaylı yollardan geçiyor.

— Siz Yeşil ile birlikte çalıştınız mı?

Çalıştım tabii. Bakın Yeşil gösterildiği gibi büyük bir adam değil. Yeşil elindekilerden dolayı büyük. Biliyorsunuz benim yakalanmam Uğur Mumcu ile ilgili değildi. Berna Yılmaz, Emin Çölaşan, Ali Balkaner’in oğlu ve Cavit Çağlar’ın oğlu Mustafa Çağlar gibilerine suikast hazırlağında bulunduğum gerekçesiyle yakalandım. Mahmut Yıldırım ile birlikte çete kurmuşuz ve bu isimleri öldürecekmişiz. Ama çetenin ismi yok ortada ve ne tuhaftır ki bulamıyorlar da! Uğur Mumcu olayında da öyle. Uğur Mumcu olayında da ismi bilinmeyen çete kurmaktan yargılanıyorum. Yeşil Güneydoğu’da iken temasa geçtim. Yeşil’in o kadar büyük operasyonu yok. O meşhur on milyon marklık Yaprak olayında da net bir rolü yok. O kaçırdı ama onun emri ile yapılmadı. Mehmet Ali Yaprak listede olan birisiydi. Kürt işadamları listesinden bahsediyorum. O dönemde meşhur Sakarya Üçgeni de gündemdeydi. Yaprak olayında birileri parayı daha cazip gördüler. Yaprak’ın yaşaması da o birilerinin parayı çok cazip görmelerinde yatıyor. Yöresel Savunma Birlikleri’nin çalışma teknikleri var. Sizi bir bölgeye götürürler, siz orada kendi ekibinizi kurarsınız. Ya da kendinize mali kaynak sağlamaya çalışırsınız. Benim görevim Trafo’ydu. Ben resmi daireler ile ilgiliydim.

Birdal olayını ihbar ettik ama

dikkate almadılar

— Peki Uğur Mumcu’yu kim öldürdü?

Seri numaraları silinmiş yüz bin silah var. Uğur Mumcu bütün bunları biliyordu. Bu bilgisinden rahatsız olanlar onu öldürdü. Onun sonunu bu hazırladı. Bunu Uğur Mumcu’ya bir albay bildiriyor. İşte MİT ile asker arasındaki kavga da burada başlıyor. Askerler bazı şeylerin ortaya çıkmasını istiyorlar, MİT ise adının karışmamasını istiyordu. Zaten Cemal Kulaksızoğlu da bunun için harcandı.

— Kulaksızoğlu’nun görevi neydi?

Ataç’ın adamı ve Birdal olayına karıştığını kesin olarak biliyorum. Ben Akın Birdal olayını dört gün önce ihbar ettim. Çünkü Amerikalılar bu suikasti istemiyorlardı. Önce Eyüp Aşık’ın danışmanına gittim. Aşık bunu Emniyet’e söyledi ama onlar da ciddiye almadı. Olay oldu ve olaydan sonra suikastçiler yakalandı ve başarılarıymış gibi göstererek… Halbuki yakalanma bizim verdiğimiz ihbarla gerçekleşmişti.

— Uğur Mumcu suikastinde siz yer almadınız mı?

Hayır net olarak operasyonda bulunmadım

— Göreviniz devam ediyor mu?

Etseydi şu an sizinle konuşamazdım. Ben cezaevinde boşu boşuna 23 ay yattım. 1999’un Haziran’ında alacaklardı ama vazgeçtiler. 2000 yılının Şubat ayında gizli celse istedim ve kabul ettiler. Ben bu gizli celsede yabancı devlet adına çalıştığımı itiraf ettim. Hemen üstü örtüldü ve yayın yasağı konuldu. Savcı ile hakim soru soramadılar donup kaldılar.

Etki ajanları her yere nüfuz etmiş durumdalar

— Siz casusluk mu yaptınız?

Hayır, casusluk değil benim yaptığım. Eymür de başka ülke adına çalıştı. Biz Türkiye Cumhuriyetinin bölgede en güçlü devlet olması için yardım ediyoruz. Onların söylemi de bu. Teknik ve askeri yardımın yanı sıra, psikolojik ve istihbari yardım yapıyorduk. Bunu herkes biliyor. Etki ajanlarının nerelere nüfuz ettiğini herkes biliyor. APO operasyonunu CIA niye MİT’e verdi sanıyorsunuz. Beş sene ya da on sene önce değil de Apo neden Mustafa Duyar öldürüldükten hemen sonra yakalandı?

— Siz söyleyin?

Apo devrini tamamladı. Bakın Nurcan Derya, bizim örgütteki biri, bakıyorsunuz Apo’ya Rum pasaportunu veren aynı kadın. Ben Moskova’da Mahir Wellat ile oturup konuşmuş adamım, ama onun PKK sorumlusu olduğunu bilmiyordum. Peki, bu adam nasıl hem bizle hem PKK ile ilgili olabilir? APO bu oyunun bir parçasıydı ama o istemeden dahil oldu. Bana İranlılar teklif ediyor ‘Gel hangi televizyon kanalına istiyorsan çık konuş, seni istediğin ülkeye götürelim garantiye alalım’ diye. Çünkü onlar Uğur Mumcu konusundan sıyrılmak istiyorlar.

— Umut operasyonu fos çıktıysa sizi neden tekrar içeri almak istiyorlar o zaman?

Aslında beni kurtarmaya çalışıyorlar. Beni 168’den yani örgütten yargılayamadılar ismi belli olmayan çeteden yargılıyorlar. Bu ne demek ne ceza alırsam en ufak bir afta çıkardım. 168 affa tâbi değil. Onlar aftan yararlanamayacaklardı ama ben yararlanacaktım. Ama devlet içindeki Amerikan karşıtı grup bunu istemedi.

Resmi muhbir olarak kaydedildim

— Ne kadar para alıyordunuz?

Belli bir aylığımız vardı, ekstra tatile gittiğiniz zaman otel masraflarınız da ödenirdi. İyi bir standartta yaşatıyorlardı. Aylık beş bin dolar alıyordum. Bu işe girenlere kötü alışkanlıklar kazandırırlardı. Benim kötü alışkanlığım ise kumardı. Çatlı’yı yakından tanıyordum. Kumarhaneden aradığım zaman ‘Git patrona selamımı söyle, sana şu kadar para versin’ diyordu. Fakat 97 yılında iş sarpa sarmıştı.

— Ali Balkaner bu işin neresinde?

Ali Balkaner’in kimliği ortada ama oğlunun ismi neden ortaya atıldı orasını anlayamadım? Balkaner’in oğlu öldürülecekti, böyle bir hazırlık vardı, bundan yüzde yüz eminim. Ama daha sonra devreden çıktı, bunda da benim payım büyüktür. Ben eğer elçiliğe sığınmasa idim böyle bir eylem olacaktı. Ve bu eylem de PKK’nın üstüne yıkılacaktı. Mahmut Yıldırım ve PKK ilişkisi çok derindir. Mahmut Antalya’da arandığı dönemde Mersin’de PKK’lılar tarafından saklanıyordu. Mahmut Yıldırım’a Güneydoğu’da kimse Yeşil demezdi. Sakallı ve Hacı idi onun lakabı. Mahmut’a Yeşil lakâbını başkaları lanse etti. Gerçekten Yeşil denen biri vardı; Ahmet Demir.

Bende Yeşil’in kardeşinin ev ve iş telefonu var. Bu önemli bir noktadır, yani onlar da bizim ‘etkilenmiş’ dediğimiz grup içindedir. Bizim isteklerimizi yerine getirirler.

— Türkiye’nin içinden geçtiği 28 Şubat süreci ile bu olaylar arasında bağlantı var mı?

Tabii bağlantılı. 28 Şubat’ın mimarı Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya’dır. Güven Erkaya MİT’e başkan olacaktı, ama yapamadılar. Şaibeli bir kanser teşhisi önünü kesti. Mesut Yılmaz Başbakan’dı o dönemde. Boğazlar’dan sorumlu danışman yaptılar. Yılmaz’a bastırdılar. Ama MİT’in içinde asker—sivil çatışması olduğu için ve siviller asker istemediği için engel oldular. Bunun üzerine Güven Erkaya’nın ağzını kapatabilmek için bayağı geniş yetkilerle Boğazlar’dan sorumlu danışman yaptılar. Ama asli görevi Tansu Çiller’in 1996’da yapmaya çalıştığı Amerika’daki FBI ve diğer istihbarat birimleri gibi birbirinden ayrı çalışan iç istihbarata dönük birimin başında olmaktı. Boğazlar danışmanlığı işin kamuflajı idi. Fakat ömrü vefa etmedi.

Velioğlu ile görüşüyordum

— Yöresel Savunma Birliği şu anda da aktif mi?

Yöresel Savnuma Birliği işini yaptı. Güneydoğu’da iş biti. Güneydoğu’da PKK temizlenince Hizbullah sap gibi ortada kaldı ve göze battı. Hüseyin Velioğlu’nun İstanbul’a gelmesini tesadüf mü sanıyorsunuz? Ben Velioğlu ile üç kere görüştüm. Adam İstanbul’un kenarından bile geçmiyordu. Çünkü hakimiyet bölgesi Güneydoğu, niye bırakıp gelsin ki İstanbul’a? Biliyorsunuz, İran Hizbullah’ı Türk Hizbullah’ını hiç kabul etmedi ve hep dışladı. Çünkü İranlılar Türkiye’deki Hizbullah’ın kontrol altında olduğunu biliyorlardı. Yoksa bakın nerede olursa olsun, radikal İslam kimliğine bağlı bir yapılanma oluşturmuşsanız, İran size hem maddi hem manevi destek verir, ama hiçbir zaman İran Türk Hizbullah’ına destek vermedi.

Türkiye ne zaman ABD’nin bu işlerin arkasında olduğunu anlayıp Amerika’ya sırtını dönmeye başladı, işte o sırada MİT, MOSSAD’a doğru kaydı. Ana sebeb budur işte. O süreci çok iyi izlemek gerekir. Tarihinde ilk defa 1996 yılında ABD, “istasyon görevlisi”ni resmi siyasi ataşe olarak atadı. Christen Wood da yardımcısı idi. Bu kadın da enteresan bir kadındı. Açık konuşmak gerekirse, onlar ne derse o olur. Kimilerini para ile, kimilerini güç ve makam vererek, kimilerini de tehdit ile bu işlerde kullanırlar.

Yeni Demokrasi Hareketi lideri Cem Boyner’e suikast yapılacaktı ihbar ettik. 1995’te Sabancı Suikastı’nın hemen ardından da denediler. DHKP—C kullanılacaktı bu işte. Bu sizin de çek ettirebileceğiniz bir olaydır.

— Kim adına yapılıyordu bu iş?

DHKP—C’nin başında Dursun Karataş vardır ve Dursun Karataş’ın yaptığı her iş şaibelidir bana göre. Sabancı Suikastini sanki sadece DHKP—C mi yaptı?

— Siz ihbarları neye göre yapıyorsunuz?

Aynı Akın Birdal olayında olduğu gibi oldu. Cem Boyner’in Güneydoğu ile ilgili söylediği anlatımlar ABD ile örtüşüyor. Cem Boyner boş bir adam değil, Yeni Demokrasi Hareketi tesadüfen kurulmadı, yönlendirme vardı. Suikast planını öğrenir öğrenmez, bizzat ben Cem Boyner’i bilgilendirdim. Üç ay sonra denemeye kalktılar ama yakalandılar.

Sabancı suikastindeki 3. kişi nerede?

— Sabancı Suikasti’nde göreviniz ne idi?

Fehriye Erdal’ın 1997 yılında Almanya’da postanede çalıştığını biz ihbar ettik. Anladığımız kadarı ile Alman Gizli Servisi’nin bu işte parmağı var. Bakın Suikast görünürde üç kişi tarafından işlendi. Hep Fehriye Erdal ve Mustafa Duyar isimleri gündemde idi ama üçüncü kişiden hiç bahseden yok. Bizim ‘marangoz’ olarak tabir ettiğimiz İsmail Akkol’dan kimse bahsetmiyor. 1997 yılında Fehriye Erdal ile birlikte İsmail Akkol’un yeri de tespit edildi. Belçika’da idi. Kimsenin günahını almak istemem ama bu şahıs şu anda Türkiye‘de bir cezaevinde kontrol altında.

Burada iki önemli nokta var. Sabancı suikastinde Fehriye Erdal’ı o binaya sokan temizlik şirketi eski Dev—Yol itirafçısı. İkincisi hiç basına hareketli görüntü vermediler. Halbuki o katta da güvenlik kamerası vardı. Girişte verdikleri görüntüde tarih yanlıştı. Güvenlik kamerasını görüntüleyen eleman daha sonra ortadan kayboldu. Susturdular adamı. Herşey bir tarafa. Bir suikast düzenlenecek ise gerçek kimlik bırakılır mı? Birkaç hafta evvel de Fehriye Erdal ve Mustafa Duyar basit bir gösteride yakalanıp fişleniyorlar, gözaltına alınıyorlar. Ne büyük tesadüf! Normalde bu adamlar böyle bir gösteriye katılmasa, DHKP—C’li militan oldukları bilinemeyecek! Ve gerçek kimliklerini bırakıyorlar. Böyle bir salaklığı akıllı bir örgüt yapmaz. Ya da o şahısların kim olduğunu açıkça bırakmak istiyorsanız, açık adres vermek istiyorsanız ancak bırakırsınız.

Cezaevinde Mustafa Duyar öldürüldü. Bana, ‘Liste var kardeşim ve öldürülecekler arasında ikinci sırada sen varsın’ dediler. O tarihte Pişmanlık Yasası ile ilgili başvur demişler ve başvurmuştum. Mustafa Duyar pişmanlıktan yararlanamayacağını anlayınca, avukatı aracılığı ile gerçekleri açıklayacağını söylemişti ve o sırada öldürüldü. Apo Türkiye’ye getirilince de olay gündemden düştü.

Sabancı çok büyük paralar verdi bu işe. ABD’den özel dedektifler tuttu. Ve Sabancı her defasında bunun arkasındakiler önemli deyip duruyordu. ABD Sabancı Suikasti’ne çok büyük önem verdi. Hem ABD’nin ekonomik sıkıntıları vardı hem de Alman Gizli Servisi Türkiye üzerinde daha etkili olmak istiyordu. BND Türkiye’de çok güçlendi son dönemde. Ben iddia ediyorum, Fehriye Erdal’ı hiçbir üçüncü ülkeye gönderip sağ ele geçiremeyecekler. Çünkü ABD’nin yardımı ile Apo olayında olduğu gibi Türkiye’ye geri getirebilirler. Almanya buna izin vermez. O kadının konuşması lazım, söyleyecekleri çok önemli. Bu olay ile Almanya iki kuş vurdu. DHKP—C’nin ikinci adamı büyük bir ceza ile içeriye alınıp Dursun Karataş rahat ettirildi. Dursun Karataş’ın yerini ben bile biliyorum.

— DHKP—C’yi kim kullanıyor?

Bakın dünyada kullanılan örgütler her yerde vardır. Ama Türkiye’de bu haddinden fazla. Tevhid dergisini devlet kapattı, ama bu dergi Superonline’ın bir alt şubesinde yayınına devam ediyor. Türkiye’de taşeron olayı bitmez, kimin ne olduğunu bilmiyorsunuz ve sürekli kontrol altındasınız.

— Siz kontrolden çıktınız mı?

Çıktım ama tehlikeli değilim ve üç haftadır basınla görüşmüyorum. Onların gözünde ihanet edecek olsa idim, ikinci günü televizyona giderdim. Uğur Dündar çekim yapalım dedi, kabul etmedim.

— Şu anda konuşuyorsunuz. Bu sizi tehlikeli hâle getirmeyecek mi?

Getirecek, ama artık ne olacaksa olsun. Mahkemeden sonra benim cep telefonu dökümlerim ortaya çıkarsa bu benim kamuoyuna lanse edildiğim gibi bir kişi olmadığımı gösterecek. Türkiye’deki ABD Büyükelçiliği ile görüşmüşüm ve bunlar uzun uzun konuşmalar. Eymür’ün cep telefonu ile görüşmüşüm.

— Eymür ile ne görüştünüz?

Ben Eymür ile ara sıra görüşüyorum. Eymür’ü “bağırsak temizleme operasyonu”nda kullanıyorlar. Sitesinde Perinçek ile Apo’nun resimleri var Bu kendi başına yapacağı bir iş değil. Türkiye’de Eymür’ün çok sağlam kayıtları var.

e—mail: [email protected]

e—mail: [email protected]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir