BU ÜLKENİN AYDININA SAYGI

Orhan Pamuk`un Nobel Edebiyat Ödülü alması üzerine (yeniden ve yeniden) başlayan tartışma esnasında, Orhan Pamuk`u kayıtsız şartsız destekleyenler yanında, meseleye sadece “Bu ülkenin aydını” cephesinden bakanlar da çeşitli görüşler sergilediler, yazdılar, çizdiler…*

Orhan Pamuk meselesine “Bu ülkenin aydını” cephesinden bakanlar, aslında çok haklıydılar. Nitekim, Hrant Dink Cinayeti ile artık bu haklılık tescillenmiş oldu.

12 Eylül öncesi varlıkları ortadan kaldırılan onlarcasına ilâveten, 1990-1993 arasında neredeyse bir o kadar aydın da, bu ülkenin hâlâ ortaya çıkarılamayan karanlık güçleri tarafından öldürüldü.

Bu insanların neden öldürüldüğü, neden hedef seçildiği halen tam olarak bilinmemekle birlikte, çeşitli açılardan öne çıktıkları, fikrî bakımdan sivrildikleri, çoğunluğunun, resmî görüşlere muhalif görüşler, davranışlar ve eylemler sergileyip gerçekleştirdiği hemen dikkati çekmektedir.

“Bu ülkenin” karanlık güçleri, “bu ülkenin” kolay kolay yetişmeyen aydınlarını sinek avlar gibi ortadan kaldırmakta beis görmez iken, “bu ülkede” yaşayan, havasını soluyan, ekmeğini yiyip suyunu içen bizlerin, bu cinayetlere neden yeterli ve gerekli büyük tepkiyi gösteremediğimiz ayrı bir araştırma konusudur.

Şahsen, Türkiye`nin insan kaynaklarının kolay yetişmediğini göz önüne alan ve bir şekilde bu ülkenin ekmeğini yiyerek sağda solda yazan çizen biri olarak, bu tip cinayetleri ve en son Hrant Dink Cinayeti`ni de, BÜYÜK KARANLIK HALKAnın bir düğümü olarak lanetliyor ve bu ülkenin ekmeğini yiyen herkesin de lanetlemesini istiyorum.

Türkiye`nin çıkarına hizmet etmeyen ama “sözümona” böyle bir amacı bulunduğunu hissettiren bu tip aptalca eylemlerin arkasında, 12 Eylül öncesinde ve 1990-1993 döneminde olduğu gibi, yine Türkiye`nin yeminli düşmanlarının olduğunun bilinmesini, bu komplonun ortaya çıkarılmasını istiyorum.

(Aydın cinayetleri ile ilgili olarak iks Yayınları sitesindeki dosyamız, herkese açık olarak okunabilir: Kriz öncesi karanlığı)

Her cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi, böylesi elektrik akımlarına kapılmamız, gereksiz yere gerilmemiz şart mı?

Danıştay cinayetinin çözülememesinin, bu eylemi tetiklediği görülemiyor mu?

İç ve dış politikadaki beceriksiz çizginin, bizi bu noktaya sürüklediğini ne zaman tartışabileceğiz?

Olur olmaz ortaya atılan “kırmızı çizgiler”, bu çizgileri korumak için verilen sözlerin iki dakika sonra unutulduğu, büyük güvenlik erozyonlarının yaşandığı bir Türkiye, kendi insanına “güven” veremediği yerde, bitmiştir, efendiler, bitmiştir!

“Aydın” meselesine gelince… Aydın insanın her zaman resmî görüşleri serd etmesinin istenmesi, kendi fikirleri yerine kendisine ezberletilen bir takım şablonları papağan gibi tekrarlamasının beklenmesi, sadece onun kişiliğine ve “aydın”lığına değil, aynı zamanda Türkiye`ye de HAKARET niteliği taşımaktadır.

Aydın insan, bir “kişi”dir. Hâkim ideolojiden de yana olur, onun karşısında da… Yanılabilir de, yanılmayabilir de… Yanılıp, “Ben hata etmişim, doğrusu buymuş” diyebilecek noktalara gelebilir zamanla.

Nitekim, böyle aydınlar da vardır. Ancak onların kişiliğini yok sayan, onların sadece ve sadece fikirlerini kamuoyu ile paylaşan insanlar olduklarını göz önüne almayan, onlara şiddet uygulamaya cesaret edenler, aydınların böylesine yanılgılarını da kamuoyu ile paylaşmasını, doğruyu hep birlikte bulmamızı engelleyen BEYİNSİZ ve Türkiye`ye hizmet etmeyen varlıklardır, o kadar.

Hrant Dink`in Türkiye`nin karşısında olduğunu, Türklere düşman olduğunu sanan cahiller, işte böylesine (geri kalmış, azgelişmiş) bir Türkiye ile bizi yeniden karşı karşıya getirmişlerdir.

Ayrıca, Murad Topalyan isimli, ta 1970`lerden beri Türk diplomatlarına, temsilciliklerine yapılan saldırılardan birinci derecede sorumlu, Ermeni terör örgütlerinin silah depolarına ev sahipliği yapan biri, dünyada (özellikle ABD`de) elini kolunu sallayıp dolaşırken, sırf fikirlerini açıkça, mertçe çekinmeden yazdı diye Türkiye`de Ermeni kökenli bir aydının vahşice katledilmesinin, hiç bir izahı yoktur.

(Murad Topalyan ile ilgili olarak iks Yayınları sitesindeki dosyamız, herkese açık olarak okunabilir: Ermeni terörist yakalanıyor, bizimkilerin ruhu duymuyor)

Ermenilerin, Türk kültürünün çok önemli bir parçası, unsuru olduğunu, Dink Cinayeti vesilesi ile hatırlamak zorundayız:

1- Ermeniler ve özellikle İstanbul Ermenileri, Fâtih Sultan Mehmed`in bu kutlu şehre ve bu ülkeye miras bıraktığı en önemli unsurdur.

Ermeniler, Fâtih dönemine gelinceye kadar Bizans tarafından zulmedilen, Ortodoks olmaya zorlanan, İstanbul`dan sürülen ve şehre girmelerine izin dahi verilmeyen bir toplumdu. Fâtih, Birinci Hovagim`i Ermeni Patriği olarak atayıp, İstanbul dışından pek çok Ermeni`yi İstanbul`a getirip yerleştirmiş ve Osmanlı başşehrinin ekonomik ve kültür hayatını canlandırmıştır.

Ayrıca, İstanbul`u kuşatan Osmanlı ordusunun içinde, bin kadar Sırp atlısı ile birlikte, Ermeni unsurların da olduğu bilinmektedir (H. İnalcık`a göre).

2- Levon Panos Dabağyan`a göre, 1071 Malazgirt Savaşı`nda zorla Bizans saflarında yer alan Oğuz ve Peçenek kuvvetleri ile birlikte, üç Ermeni prensi ve bağlı askerî kuvvetleri de Selçuklu Sultanı Alp Arslan`ın saflarına geçerek Türklere Anadolu kapılarını açan zaferde önemli bir katkı sağlamışlardır.

Ayrıca yine Dabağyan`a göre, Timur ile Yıldırım Bayezid arasındaki 1402 Ankara Savaşı`nda, karşı saflara geçmeyip Osmanlı`ya sadık kalan dört bin Ermeni süvarisi, Timur tarafından diri diri toprağa gömülmüştür.

3- Özellikle İstanbul`daki Ermeni cemaati içinde, Türk kökenli unsurlar bulunmaktadır.

Fâtih tarafından 1475`de Kırım`ın Osmanlı`ya bağlanması ve Kefe ile diğer Ceneviz kolonilerinin Osmanlı`ya ilhakından sonra İstanbul`a getirilen Latin ve Ermeni unsurlarından bazıları, aslında Kırım`da Müslümanlığın yayılmasından önce Hristiyanlığı kabul eden Kıpçak Türkleri idi.

Bu Hristiyan Kıpçaklar, daha sonra Kırım`da ticaret kolonileri yoluyla yayılan Ermeniler ile kaynaşmış ve Fâtih`in Osmanlı ordularının Kırım`a çıkmasından az önce, kültürel bakımdan Ermenileşmişler ve Ermenice konuşmaya başlamışlardı (A. Garkavets ve M. Kutalmış`a göre).

20 Ocak 2007

http://www.iksyayinlari.com

*Orhan Pamuk ve ondan da önce “Ermeni Meselesi`nin Avrupa kökenleri” konusunda çeşitli defalar bu köşeye yazmak istediğimi, bu yüzden bazı araştırma çabaları içine girdiğimi, sonunda araya yetiştirilmesi gereken bazı önemli projeler girdiği için bu yazılarımı Netpano`ya yetiştirip gönderemediğimi, dolayısıyla köşemde birkaç ay süren zorunlu bir boşluk yaşandığını hatırlatmak isterim.

Böylelikle, sevgili Baki Günay ve Netpano okuyucularını da belki biraz sıkıntıya sokmuş oldum, özür dilerim.

İnşaallah, bundan sonra daha düzenli olarak Netpano`daki yazılarıma devam edeceğim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir