Bu Ülkeyi Soysuzlara Bırakamayız

Prof. Dr. Yalçın Küçük ilginç açıklamaları ile panomuzun konuğu oldu.Arkadaşımız Bekir Fuat küçük ile çarpıcı bir röportaj yaptı.Gerçekler bu kadar açık olmamıştı…

Sabatayistlik ve Yahudi lobileri karşısındaki duruşunuzu bir yana bırakırsak nasıl bir Yalçın Küçük portresiyle karşı karşıyayız?



Öcalan’ın getirilişinin Türkiye’ye hiç bir faydası olmadı. O çizgimden zerre kadar dönmüş değilim ve Kürt devletini bugün daha da yanlış buluyorum. Öcalan buraya geldiği zaman da şu anda da, Öcalan’a bağlı olan ne kadar güç varsa Kuzey Irak’ta kurulmakta olan devlete karşı seferber etmek gerektiğine inanıyorum.


İnsanın kendi portresini çizmesi çok zor. Ama bu soru da benim açımdan sevindirici. Çünkü ben bu çalışmalarla tanınmak istemem. Benim kültürümüzdeki, düşüncelerimizdeki sapmalarla ilgili mücadelem eskidir. Mücadele ve devamlı savaş halinde bir insanım. Bir de Öcalan’la görüşmem gündeme getirildi hep. Ben bu görüşmenin gerekli olduğuna o zaman da inanıyordum, şimdi de inanıyorum. Ama bazen kendime Yalçın Küçük sana mı düştü bu iş dediğim de olmuştur.


Gerçekten Öcalan’la görüşmek size mi düştü?


Evet, çünkü hiç kimse yapmadı. Keşke birisi yapsaydı, ben başkasının yaptığı hiçbir işi yapmadım. Ben hep yapılmayan işleri yaptım. Aydın, sınırlarda yaşayan adamdır.


PKK’nın mesajlarını Türkiye’ye, Türkiye’nin mesajlarını PKK’ya taşıdığınız söyleniyor. Böyle bir göreviniz var mıydı?


Bu sorunun cevabı benimle ilgili iddialarda var. Abdullah Öcalan İmralı’da konuştuğu zaman Yaşar Kaya, diğerleri, hepsi… ‘Yalçın Küçük konuşuyor’ dediler. ‘Öcalan’ı bozan Yalçın Küçük’tür’ dediler. Benim böyle bir iddiam yok ama kan gövdeyi götürürken ‘APO kardeşim’ dedim, ‘Kürtler kardeşim’ diyordum. Bu sorunuz bugün beni çok sevindirdi, çünkü ben haklıyım. Bütün bunları söyleyen ben ‘Barzani ve Talabani’nin İbrani kökenli’ olduğunu, orda kurulmakta olan devletin bir Kürt Judaik devlet olduğunu söylüyorum.


Öcalan’ın yakalanıp Türkiye’ye getirilişi sizi memnun etti mi? Türkiye’nin lehine oldu mu?


Öcalan’ın getirilişinin Türkiye’ye hiç bir faydası olmadı. O çizgimden zerre kadar dönmüş değilim ve Kürt devletini bugün daha da yanlış buluyorum. Öcalan buraya geldiği zaman da şu anda da, Öcalan’a bağlı olan ne kadar güç varsa Kuzey Irak’ta kurulmakta olan devlete karşı seferber etmek gerektiğine inanıyorum. Ben bugün K. Irak’ta iki Kürt karargahına bombalı saldırı olduğu zaman yas tutan Diyarbakır belediye başkanını Siyonizme yakın görüyorum. O benim Kürdüm değil. Öcalan’a giden de benim, bunu söyleyen de benim. Abdullah Gül tıpkı Diyarbakır belediye başkanı kadar acı çekiyor. Hangi kavim nerede devlet kurmak istiyorsa bizim o kavmin devlet kurmasına karşı çıkmamız diye bir şey yok. Ama biz Amerikanın, İsrail’in himayesinde hiçbir hareketi desteklemeyiz, hepsini hain görürüz. İster Kürt olur, ister Türk olur. Burada bence önemli olan Türkiye devletinin sonu gelmiştir.


Öcalan’ın Türkiye’ye getirilişinde sizin dahliniz var mıydı?


Yoktu, ancak Cenk Duatepe benim bacanağım olur. O zaman Şam büyükelçisiydi. Bazı Kürt kaynakları ‘iki bacanak bu işi ayarladı’ dediler. Hikmet Çetin de ‘bütün sorun bu iki bacanaktan çıkıyor biri bir tarafa çekiyor, biri bir tarafa çekiyor’ diyordu. Benim bu ayarlamada hiçbir rolüm yok. Ancak şu olabilir, ben 1995’ten bu yana kanı durdurmaya çalışıyordum. Çünkü benim açımdan Kürtler alacaklarını almışlardı, hala da aynı görüşteyim. Benim görebildiğim, Türkiye Kürtlerinin -bu yeni durum hariç- Türkiye’den ayrılmak gibi bir vizyonları yoktu. 1995’ten itibaren bu işin artık hiçbir yararı olmadığını, bu silahlı çatışmanın iki tarafa da yararı olmadığını söylüyorum.


Şimdi kan durdu. Sizin de rolünüz bitti, öyle mi?



Öcalan’ı Amerika getirtti. ABD ve İsrail Öcalan’ı bulunduğu yerden Türkiye için çıkartmadı. İsrail’in ayakta kalabilmesi için büyümesi şarttır.


Benim öyle bir şeyim olmadı. Ancak şu tarafı doğrudur, Öcalan bu işi daha vahim taraflara götürmek istemedi. Ben Kürt olsam, bir Kürt devrimcisi olsam, Öcalan’ı çok beğenmem. fazla Türkiyelidir, aşırı Mustafa Kemal hayranıdır. Ve en beğendiğim yanı da kendi halkını çok iyi eleştiriyordu. Karşılaştırmıyorum ama bizim paşamız, Kemal paşamız gibi ‘Ey Türk sen şöyle en yüksek, böyle en iyisin’ filan demiyordu. Daima alçaksınız, ezilmişsiniz diyordu. Ben de tepkili olurdum sorularımda, hiç mi sevmiyorsun bu halkı derdim.


Cenk Duatepe ile hala görüşüyor musunuz?


Tabii. Cenk Duatepe Türk devletinin Kürt politikasında en kritik zamanlarda en yüksek devlet memuru oldu. Ve bana göre çok yanlış yaptılar. Irak’taki bu devleti onlar kurdular. Belki de devletin açıklanmayan, kağıda dökülmeyen gizli bir doktrini vardı, bu bir Kürt devleti kurmak olabilir. Ben şimdi bunu yazacağım ve bunu son derece tehlikeli buluyorum.


Öcalan’ı Türkiye’ye kim hangi amaçla getirtti?


Öcalan’ı Amerika getirtti. ABD ve İsrail Öcalan’ı bulunduğu yerden Türkiye için çıkartmadı. İsrail’in ayakta kalabilmesi için büyümesi şarttır.


Bu PKK’nın meşrulaştırılması için söylenen bir gerekçeye benziyor…



Türkiye’yi Osmanlı çevresinden koparmak. Bugün İslamcı kesim önümüzdeki yıllarda bana daha da büyük düşmanlık yapacak. Çünkü ben İslami tarikatların çoğunun içindeki adamların İbrani asıllı olduklarını, daha da önemlisi hala İbrani olduklarını göstereceğim.


Hayır hayır, bu İsrail’in yaptığı iş değil. İsrail çıkarına Amerika ile yapılan iştir. Bakın 11 Eylül olayında Afganistan önemli değil, ABD Saddam’ı yakalamadan onurunun düzeldiğini düşünemez dedim. Öte yandan hala İsrail için bir Suriye savaşına ihtiyaç var. Irak yetmez, Türkiye ile Urfa ile bağlantı kurabilmek için Suriye şarttır. Türk-İslam sentezi de bir İsrail projesidir.


Türk – İslam Sentezinden kastınız ne?


Türkiye’yi Osmanlı çevresinden koparmak. Bugün İslamcı kesim önümüzdeki yıllarda bana daha da büyük düşmanlık yapacak. Çünkü ben İslami tarikatların çoğunun içindeki adamların İbrani asıllı olduklarını, daha da önemlisi hala İbrani olduklarını göstereceğim.


Sizin yazdıklarınızı okuyan kendinden de şüphe ediyor?


Ben bildiklerimin milyarda birini yazdım. Şimdi kendi ailemde de İbrani’leri tespit ediyorum. Benim en sevdiğim eniştem hiçbir kuşkum yok Sabatayist asıllı. Ancak ben kimsenin ne asıllı olduğuyla uğraşmıyorum. Ben gizli bir örgüt gibi çalışıp subaşlarını tutmaları, başka kimseyi geçirmemeleri ve bu ülkeye sadakatlerini yitirmiş olmalarıyla uğraşıyorum. Yazısız Anayasa var. İbrani kökenli olmayan Cumhurbaşkanlığı özel kalem müdürü olamaz. İşte derin devlet budur. Derin devlet İbrani kökenlilerin devleti ele geçirmesinin adıdır.


Bu konuyu deşifre eden Sabatayist Ilgaz Zorlu ve sizin çalışmalarınız tersinden Sabatayistlerin birleşmesine ve daha da güçlenmesine vesilesi olmuyor mu?


Ilgaz Zorlu Sabataizme karşı mücadele veriyor. Onlarla kavga etti, onları ahlaksız buluyor. Benim çıkışımsa İsrail’in oyununu bozdu. Mesela İsrail, Cumhuriyetin kurucusunun Yahudi kökenli olduğunu deklârasyona hazırlanıyordu. Türkiye’nin çok önemli ölçüde Yahudi inisiyatifiyle oluştuğunu deklere etmeye hazırlanıyordu. Benim çalışmalarım bunları sekteye uğrattı.


İki Yalçın Küçük çıkıyor karşımıza. Biri entelektüel, aydın, yazar, diğeri karanlık ilişkiler içinde. Yoksa siz MİT ile ilişkili biri misiniz?



Benim söylediğim Abdullah Gül’le Tayyip Bey çok geçici. Bunlar Kenan Evren’in en hakiki çocukları. Ben 4 Kasım’da yüksek bürokrasinin en çok istediği hükmet geldi dedim..


Bu ülkeyi soysuzlara bırakamayız. MİT’in içinde gücüm olsun isterim. Benim hangi karanlık ilişkim olabilir? Devlet bana bir üniversiteyi bile çok görüyor. Sonradan dost olduk, Şevket Eygi, benim için Genelkurmay veriyor, yazıyor dedi. Genelkurmay Doğu’ya veriyor, bana niye versin? Ben hiç kimsenin beklemediği şeyleri yazdım, son kırk yıl içinde benim yazdıklarımı çıkarın adam gibi hiçbir tartışma bulamazsınız. Yalçın Küçük’ün çıkardığı yasalara göre İbrani asıllı olmayan dış işleri bakanı da olamaz diyorum.


Abdullah Gül de mi İbranî asıllı bu durumda?


Çok büyük ihtimalle. Ama her bilimsel yasa bir eğilim olarak vardır. İstisnaları olabilir. Siz bana, ‘Abdullah Gül öyle mi’ demeyin, ‘en yakın arkadaşınız Hikmet Çetin öyle mi’ diye sorabilirsiniz. Ben size cevap olarak ikinci bir Yalçın Küçük yasasını koyarım ortaya. Şu sırada Amerika İbrani bağlantısı olmayanları atamaz. Eğer Kürt görüntüsü varsa tercihen atar. Biz bilimle çalışıyoruz, dolayısıyla benim karanlık görünmem çok normal.


Siz geçmişte Aydın Doğan’la aynı safta Erbakan’a karşı 28 Şubatı desteklediniz. Şimdi ise Erbakan’la aynı şeylere karşı çıkıyorsunuz…


Bir defa 28 Şubatçılarla hiç birlikte olmadım. Ama ben Refah Partisinin kapatılmasını istedim. Çünkü Erbakan iktidara geldi, Türkiye aydınıyla gulu gulu diye alay etti. Türkiye’de İsrail yanlısı üç büyük karar alınmıştır. Bir, İsmet paşa zamanında İsrail tanınmıştır. İki, Erbakan Hocanın başbakanlığında stratejik anlaşma yapılmıştır. Üç, Devlet Bahçeli zamanında, Arap kardeşlerimizin ezildiği zaman tank anlaşması yapılmıştır. Ben söylediklerimden hiçbirini geri almıyorum. Bizim dine karşı saygımız var. Ama din esasına karşı bir devlet istemiyoruz. Fransa’da Yahudilerle komünistler işbirliği yaptı, o zaman ezene karşı onlar eziliyordu. Ben şu anda İslâmın bir kısmıyla işbirliği yaparım çünkü eziliyorum. Erbakan iktidarda olduğu zaman ben işbirliği yapmam. Hatırlayın, ölüm oruçları vardı, Adalet Bakanı Şevket Kazan ‘bu gece Kadir gecesi’ dedi. ‘İstediklerini kabul ediyorum.’ Bakın orada ölümlerine ağladığım insanlara hayat veriyordu ama kamu kararı Kadir Gecesine bağlanamaz. O meşhur Andıç’taki üç adamdan biri benim. Ben Aydın Doğan’lar, şunlar bunlar, hem Kanal D, hem ATV bana teklif etti, Paris’ten beraber gelelim dediler. Hayır dedim. Sonra sizin benimle ilgili bir yanlışınız var. Aydın Doğan’ı, şunları bunları eleştirmeye yeni başlamadım. Biz hep savaş ediyoruz.


Refah -Yol’un yıkılmasında da İsrail’in büyük etkisi olduğu söylenmişti…


Bundan hiç kuşku duymuyorum. Çünkü Erbakan ele avuca sığmayan bir adam. Her şeye rağmen Erbakan Arap dostluğu diyordu. Refah-Yol’un yakılışının sebebi Erbakan’ın başbakanlıkta adam toplaması değildi. Asıl sebep Erbakan Hocanın bedelsiz ithalatı açmasıydı. Yani Rahmi Koç’un otomobilleri satılmayacaktı. Bugün Türkiye, birinci dünya savaşının sonunu son üç ayda kabul etti. Türkiye, Abdullah Gül ve Tayyip Bey misyonuna kadar Osmanlı’nın bittiğini ve birinci dünya savaşında yenildiğini kabul etmemişti. Şimdi siz Kuzey Irak’ta ne olursa ‘Bush amca bizi dövdüler’ diyorsanız, orda artık iktidarınız kalmamıştır. Kıbrıs’ta da bir iddianız kalmayacak.


Abdullah Gül’le Tayyip Erdoğan şimdi Osmanlı’nın yıkılışını mı ilan ediyorlar?


Benim söylediğim Abdullah Gül’le Tayyip Bey çok geçici. Bunlar Kenan Evren’in en hakiki çocukları. Ben 4 Kasım’da yüksek bürokrasinin en çok istediği hükmet geldi dedim. Bir şey daha var, bu hükümet gelmeden evvel her cuma camilerde çok büyük kalabalıklar çıkıp büyük tepkiler gösterirlerdi. Şimdi camiler de sustu. Hiçbir tepki yok Türkiye’de. Her şey yıkıldı. Kendimi de katayım, bunu önleyemiyorsam ben de onun bir parçasıyım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir