Bunun Adı Gazetecilik Değil, Peygamber Düşmanlığı

Emin Çölaşan’ın bu ülkenin inananlarını nasıl rahatsız ettiği, nasıl rencide ettiği, hatta Müslümanların kendi canından daha aziz bildikleri Peygamberimize karşı nasıl bir düşmanlık içinde olduğu dünkü yazısı ile bir kere daha ortaya çıktı…

Bunun adı gazetecilik filan değil. Peygamber Efendimize karşı öyle bir yaklaşım içinde ki, bunun adını koymak gerekir: Bu olsa olsa resmen Peygamber düşmanlığı. Yoksa Peygamberimizin ilim öğrenmek ve güzel ahlakla alakalı hadis-i şeriflerinden rahatsız olup bunu sütununa alıp Müslüman bir toplumun karşısına öylece çıkmazdı, çıkmaya cesaret edemezdi.

Ankara’da Eryaman’da Bahar İlköğretim Okulu’nda okulun duvarlarında “İslam Güzel Ahlaktır”,”ilim öğrenmek kadın ve erkek bütün müslümanlara farzdır”, “Güzel ahlak sana küskün olanla barışman, sana kötülük yapanı bağışlamandır” sözleri yazılıymış da burası cami miymiş, burası Diyanet İşleri Başkanlığı mıymış!

Yoksa Peygamber’in sözleri Türk okullarında yasaklandı da haberimiz mi olmadı?

Türkiye’de öyle insanlar var ki, mezarlıkların kapısında yazılan “Her nefis ölümü tadacaktır” ayetine de karşı çıkarlar. Bir CHP’li milletvekili Ankara Mamak’taki bir caminin üzerindeki bir tabelada yazılı olan “İçki bütün kötülüklerin anasıdır” hadis-i şerifini oradan kaldırtmaya çalışmıştı, bunun “laikliğe aykırı” olduğunu iddia etmişti.

Doğrusu isterseniz, işi Peygamber düşmanlığına kadar getirebileceklerine hiç ihtimal vermiyordum. Ama somut biçimde görülüyor. Artık bunu da yapma cesaretini kendilerinde buluyorlar!

Ama bütün bunlara sebep olan gene biziz. O’nun yazdığı gazeteyi para verip alıyoruz. O’na kendi paramızla reyting yaptırıyoruz! Belki de şu “Çakallar ve sarı öküzler” masalını bir kere daha anlatıp, bundan kendimize pay çıkarmamızın zamanı yeniden geldi:

Bir ormanda çakallar ve öküzler beraber yaşıyorlarmış. Pek bir sorun yokken, günün birinde çakallardan bir heyet sarı öküzlere gelip “Bizim sizden şikayetimiz yok, gül gibi geçinip gidiyoruz, yalnız içinizdeki şu sarı öküz bize çok yan bakıyor. Onu verin bize, tekrar eskisi gibi yaşamaya devam edelim” derler.

Huzur ortamının bozulmaması için öküz verilir hayat bir müddet daha devam eder. Sonra çakallar yine gelirler ve ” Bizim sizden bir şikayetimiz yok ama şu köşedeki öküz bize karşı kuyruğunu çok kötü sallıyor, onu verin hayatımız eskisi gibi devam etsin” derler. Öküzler mutabakatla “Köşedeki öküz” ü de verirler. Çakalların talepleri bitmez, öküzlerin öküzlüğü de. Öküzler sonunda bir bakarlar bir avuç kalmışlar. Bu durumu kritik etmişler ve sonunda “İşte o sarı öküzü vermeyecektik” diyerek yaptıkları hatanın farkına varmışlar. Ama iş işten geçmiştir.

Şu ülkede olanlara bakın. Van Savcısı’nın hazırladığı iddianamenin doğruluğu ya da yanlışlığına mahkeme karar verecekken, iddianamesi neredeyse onu suçlu duruma düşürdü ve meslekten ihracına karar verildi. Sadece onu değil, bir dizi güvenlikle ilgili insanı. Van Savcısı, Emniyet İstihbarat Daire Başkanı … Domino taşı gibi değil mi?

Ya şu AK Parti Fatsa İlçe Başkanının başına gelenler. Pişmiş tavuğun başına gelmez. Ülkeyi kim yönetiyor, Fatsa Askerlik Şube Başkanı olan Binbaşı mı?

Atatürk’ün heykelinin karşısında sakız çiğnemek diye bir suç var mı yasalarda? Hadi bu kabahat işlendi diyelim, işlenmedi, yalan olduğu ortaya çıktı ya , farzedelim işlendi, bunu sadece oradaki Binbaşı mı gördü. Kameralar, diğer devletliler görmedi. Sadece bir binbaşının şikayeti ile bir insanı tutuklamak… Yoksa, kanunsuz suç ve ceza var mı Türk hukukunda?

Yazara ulaşmak için kullanabileceğiniz e-mail adresi:
nuhgonultas@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir