’Burada tanrı yok’ yazısı nereye asılmalı?

Hasılı; o yazı şövalyeler tarafından mı yazıldı, işgüzar bir müdür tarafından mı bilmiyorum; ama o tabelayı Bodrum Müzesi’nden çok daha fazlasıyla hak eden bir yer biliyorum bu ülkede: Medya plazaları!

Güler misin ağlar mısın’ tabiri bile yetersiz kalıyor bazı durumlar için. Tartışmayı biliyorsunuz: Bodrum Müzesi’nde bir yerlerde üzerinde ‘Buralarda Tanrı yoktur’ anlamına gelen (ki sonradan çevirinin de yanlış yapıldığı söylendi) yazının olduğu bir levhanın söküleceği söylendi.



Medya kıyameti kopardı. Aslında tipik bir saflaşma güdüsünden başka hiçbir şey değildi bu. Malum; medyanın içeriği önemsemeden saflaştığı, kendini doğal taraf hissettiği durumlar vardır. Bu da onlardan biriydi. Yoksa ‘Böyle bir yazı var mı? Bir değer ifade eder mi?’ gibi sorular çok fazla ilgilendirmez necip matbuatımızı.

Olaya iki noktadan parmak basmak isterim. Diğer noktalar zaten ziyadesiyle parmaklanmış durumdadır.

Birincisi; şaşırdım. Çünkü duvara bir şeyler kazımak alışkanlığının sadece biz Türklere has bir durum olduğunu düşünürdüm. Bu nedenle sadece Bodrum Müzesi’nde değil, örneğin; Anemas, Yedikule Zindanları’nda da, tam olarak bu çeşit olmasa da birtakım kazılar, çakıyla tarihe not düşmeler mevcuttur. İçerikte bir miktar farklılık vardır, o kadar. Mesela, ‘Ayşe sana vurgunum. Sensiz hayat çok bayat. Hayat kısa değmez bir kıza… Ölürüm sana… Levent Hayriye’yi seviyor’ türü tarihsel tutanaklar vardır tarihî mekânlarımızın duvarlarında. Kimler tarafından yazıldığı net olarak bilinmese de, aday kitle segmenti aşağı yukarı bellidir: Varoş gençleri! Enteresandır, Katolik şövalyeler ile İstanbul varoşlarından gençlerin aynı ruh halinde olmaları… Haddizatında sadece zindan, han, hamam duvarı olmasına da gerek yoktur. Otobüs koltuğundan ağaç kovuğuna kadar bir dolu yerde bu tür tarihsel çakı yazıları vardır. Hatta ofisimin olduğu binanın asansörüne bir arızalı kardeşimiz tarafından sürekli ‘Sarıyerliyiz’ yazılıp durmaktadır.

Olayın şaşılacak bir yönü yoktur yani… Bu nedenle medyanın verdiği tepki abartılıdır.

Ancak işin bir de bambaşka bir boyutu var ve -ne yazık ki- bu kadar mizahi de değildir. Şöyle ki:

Türk medyası ya farkında değildir ya da umursamıyor. Taraf olduğu olaylara ve cephelere bakınca garip bir ‘Tanrısızlık’ takıntısı son derece aşikâr bir şekilde görünmektedir. Çok basit bir olmayana ergi yapalım misalen: Eğer o tabelada ‘Tanrı burada ikamet etmiyor’ türünden bir cümle değil de, ‘Allah’a inanın’ gibi bir şey yazsaydı, medya kaldırılması için bakanlığa kırk pare top atışı yapardı. İnanç ve inanca dair her şeyden rahatsızlık duyulmaktadır bu ülke medyasının kahir ekseriyetinde. Şüphesiz bunun bir jenerasyon ve yetişme kültüründen kaynaklandığı bellidir. Belki de bu nedenle doğal bir inançsızlık tarafı söz konusudur. Mesela alkolden taraftır medya, (burada ‘bir kısım’ parantezi açmanın faydası olacaktır), cinsellikten taraftır, çıplaklık ve uygulamalarındaki serbestlikten taraftır. (En azından ahlaki konularda. Yoksa özgürlük ve haklar konusunda benzeri bir gözü karalık ile tutuculuk da mevzubahistir.) Ve bir karşıtlık vardır: İnanca, inançlıya. Oruca sözgelimi, namaza, başörtüsüne, kurbana, zekata, din dersine ve dahi birçok şeye… Hiç kimse homurdanarak inkar edip, analarının örtüsünden, babalarının sakalından, dedelerinin müftülüğünden dem vurmasın. Halep orada ise yayınlar da buradadır, adamın tepesine gazete balyasını indirirler! Ve enteresan bir şekilde bu tarafgirliğin farkında olmama yahut umursamama durumu vardır. Adına teori denen Darwin yazıtlarına tuhaf ve seküler kutsiyet atfederler de, yaradılışa sözgelimi ‘masal’ derler.

Açın bakın sayfalarını, kanallarını. Bin tane aksi örnek vardır dinin, dindarın aleyhine, haber ve diğer formatlarda yapılan yayınlarla ilgili de, bir tek numune dahi yoktur aksi yönde. Kedi, köpek haberlerine bile dindar insanlardan daha çok önem verirler. Hayvan sayfası yaparlar büyük bir hümanizma ile de bir tek sızlayan vicdan olmaz. İnanç açısından yapılan densizliklere. Bunu yüzlerine söyleyince de bozulurlar, alınırlar. ‘Ateistiz’ diye artistlik taslarlar da, ‘cehenneme gider ateistler’ deyince kızarlar, saldırırlar!

Hasılı; o yazı şövalyeler tarafından mı yazıldı, işgüzar bir müdür tarafından mı bilmiyorum; ama o tabelayı Bodrum Müzesi’nden çok daha fazlasıyla hak eden bir yer biliyorum bu ülkede: Medya plazaları!

Böyleyken böyle işte…

M. NEDİM HAZAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir