Büyük Güçlerin Küresel Soykırımları

Dünya, üzerinde insanoğlu denilen bir canlıyı üzerinde barındırmaya başladığından bugüne kadar, başı dertten hiçbir zaman kurtulmamıştır. Kıskançlık ve başkalarından üstün olma isteği, insanoğlunu acımasız olmasına neden olmuştur. Acıma duygusunu kaybeden insanlar, dünyayı kan gölüne çevirmiştir.


Dünya insanları teknolojik yönden gelişmeye başlamasıyla birlikte, kıskançlık ve başkalarından üstün olma istekleri, daha da artmış ve dünyada “Tek Devlet, Tek Para, Tek Din” sloganı yaygınlaşmıştır. 20.Yüzyılın başlarından itibaren yeryüzünde yükselmeye başlayan bu slogan, Dünya Yahudilerinin “Yeni Dünya Düzeni” söylemlerine dönüşmüştür. Ana hatları ile, Yahudilerin hâkim olduğu bir dünya oluşturmak olan Yeni Dünya Düzeni, 19.yüzyılın ikinci yarısından itibaren sistemleştirilmiştir. Özellikle güçlü devletler içinde hâkim güç konumuna gelen dünya Yahudileri, dünyada Yahudilerin hâkim olduğu tek bir dünya devleti kurma hayallerine kapılmışlardır. Hayallerinin gerçekleşmesi için küresel boyutta çalışmalarına başlamışlar ve küresel planlar hazırlamışlardır. Küresel planlar zamanı geldikçe gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Hazırlanan ilk plan Fransa’da uygulamaya konmuş ve Fransız Devrimi gerçekleştirilmiştir. Fransız devriminin dünyada hâkim olması için, diğer ülkelerde yoğun faaliyetler başlamıştır. Özellikle hedef alınan ülkeler arasında, İngiltere, Almanya, Rusya ve Osmanlı devletleri baş sıralarda yer almıştır. Çalışmalar sonuçsuz kalmamış ve 1917’de Rusya’da ikinci devrim gerçekleştirilmiştir. Rusya’da gerçekleştirilen Bolşevizm devriminden sonra, Tek Dünya Devleti kurma hayalinde olan Yahudiler, iyice cesaretlenmiş ve dünyanın diğer ülkelerinde farklı çalışmalara girmişlerdir. Özellikle A.B.D ve Avrupa ülkelerinde yoğun çalışmalar sonucunda yönetim kadroları ele geçirilmiş ve ülke ekonomileri ipotek altına alınmıştır. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’nda, bu çalışmalar zirveye ulaşmıştır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Birleşmiş Milletler Teşkilatı kurularak, “tek dünya devleti kurulması” hayali gerçekleşmiştir. Birleşmiş Milletlerin kurulmasıyla birlikte, beş güçlü ülke (A.B.D, Rusya, İngiltere, Fransa ve Çin) dünyanın ağaları ilan edilmiştir. Birleşmiş Milletler’in kurulmasıyla birlikte Dünya ağaları, güvenlik gücünü kurmuşlar ve dünyada yoğun sömürgeleştirme faaliyetlerine girişmişlerdir.





Nükleer Denemeler Güç Gösterisi mi?



Dünyanın ağası olan beş ülke, teknolojik gelişmeleri dünyada güç gösterisi olarak görmüşlerdir. Bu nedenle teknoloji, en fazla silah sanayinde gelişme göstermiştir. Uzaktan fırlatılan ve toplu ölümlere yol açan silah çeşitleri üretilmiş ve bunların öldürücü güçleri her geçen yıl artırılmıştır. Dünya aniden büyük bir kitle imha silahları deposu haline gelmiştir. Dünyanın beş ağası, sömürgeleri olan diğer ülkelere güçlerini göstermek için nükleer deneme yarışına girmişlerdir. A.B.D ve İngiltere; dünya çöllerini ve okyanuslarını ( Pasifik, Atlas ve Hint okyanusları) nükleer deneme sahası olarak kullanırken, Rusya; Kazakistan’ı, Çin; Doğu Türkistan’ı, Fransa; Güney Amerika ve Okyanusya’daki Yeni Kaledonya adalarını, nükleer deneme sahası ilan etmişlerdir.



ABD, Arizona çölünü nükleer yeraltı denemelerinde hallaç pamuğu gibi atmıştır. A.B.D, 1946–1962 yılları arasında Pasifik Okyanusu’nda 200’ün üzerinde nükleer silah denemesi yapmıştır. A.B.D bu denemelerle yetinmemiş ve yine 1950–1960 yılları arasında atmosferde 180 nükleer deneme gerçekleştirmiştir. Bu denemeler Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan bombalardan en az on kat daha güçlü bombalarla yapılmıştır. A.B.D, nükleer silah denemelerini, günümüzde de bütün hızıyla devam etmektedir. Fransa, Pasifik Okyanusu’ndaki Yeni Kaledonya adalarında ve Hint Okyanusu’ndaki Mercan adalarında nükleer denemelerine devam etmektedir.



Çin`in en büyük nükleer merkezi ve deneme alanı Doğu Türkistan’dadır. Hükümet hiçbir koruyucu tedbir almaksızın, bölgede nükleer denemeler yapmaktadır. Çin, 1964 yılından bu yana, 11`i yeraltında olmak üzere 46 nükleer deneme yapmıştır. 22 Eylül 1969 yılında ise 250 kilo ton ağırlığında TNT ihtiva eden 10 uncu Atom bombasını patlatmışlardır. 29 Eylül 1969 yılında yine 3 Mega ton gücünde ilk Hidrojen bombası patlatılmıştır. 1984 yılındaki Nükleer denemede, gücü 150 kilo ton civarında olduğu sanılan bomba kullanılmıştır. 15 Mayıs 1995`te Doğu Türkistan`ın Lop Nor bölgesinde yaptığı nükleer denemede kullandığı bomba, ABD`nin Hiroşima`ya attığı atom bombasından 70 kat daha güçlüydü. Bombanın gücü, 1 megaton yani 1000 kilo ton olduğu belirtildi. En son nükleer deneme ise 1996 yılının Ağustos ayı içinde gerçekleştirilmiştir.



Birleşmiş Milletler’in beş ağasının nükleer yarışına, güçlü başka ülkeler de katıldılar. Beş ülkeyi, İsrail, Hindistan ve Pakistan izlemiştir. Kuzey Kore’nin de nükleer gücünün olduğu söylenmektedir.



Hindistan, 1974’te Poharan şehrinde ilk nükleer denemesini yapmıştır. Hindistan’ın 10 Mayıs 1998’de gerçekleştirdiği 3 nükleer denemenin ardından Pakistan nükleer deneme yapacağını duyurmuştur. Pakistan, 28 Mayıs 1998’de, Balucistan eyaletinde, 7 nükleer deneme gerçekleştirmiştir. Pakistan; ABD, Rusya, Fransa, İngiltere ve Çin gibi imtiyazlı nükleer kulübün üyesi olmamasına rağmen, Hindistan’ın ardından dünyanın yedinci nükleer gücü olmuştur.





Dünya’da 2000’den Fazla Nükleer Deneme Yapılmış



Nükleer silahlarla ilgili uluslararası düzen, dünya sistemindeki çarpıklığı sembolize eden bir yapıya sahiptir. Bu sisteme göre, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyesi 5 ülke olan ABD, Rusya, Çin, Fransa ve İngiltere, meşru olarak nükleer silah sahibi güç olarak kabul edilmektedir. Bu ülkeler nükleer silahların yayılmasını önleme anlaşması (NPT) çerçevesinde bu imtiyazlarını başka ülkelerin de elde etmesini önlemeye çalışmaktadırlar. Ancak Hindistan, İsrail ve Pakistan gibi ülkeler bu sisteme katılmadan nükleer güç sahibi olmuşlardır.



Bugüne kadar, dünyada 2.000`den fazla nükleer bomba “deneme” adı altında patlatılmıştır. 1963`te yasaklanıncaya kadarsa bu denemeler yerüstünde yapılmaktaydı. Yasaklamanın ardından denemeler yeraltında ve atmosferde yapılmaya başlandı. Ancak tehlike daha da artmış oldu. Çünkü kıta levhalarının ve atmosferin dengesi bozuldu.



Nükleer denemeler, özellikle dünya üzerinde bulunan kıta levhalarını, zedelemekte ve kayma hızlarını artırmaktadır. Bu nedenle, dünyada büyük depremler meydana gelmektedir. Çünkü kullanılan nükleer silahların gücü akıl almaz boyutlardadır. Nitekim İsveçli uzmanlar, Çin’in Doğu Türkistan’da yaptığı 1984 yılındaki Nükleer denemede, gücü 150 kilo ton civarında olduğu sanılan bombanın richter ölçeğine göre 8.8 şiddetinde olduğu tespit edilmiştir. 1996 yılında yine dünya basınında çıkan haberlere göre Avustralya Başbakanı John Howard, Çin`i 8 Haziran 1996 tarihinde gerçekleştirmiş olduğu Nükleer denemeden dolayı sert bir dille eleştirmiştir. Canberra’daki sismolojik Araştırma Merkezi ile Avustralya’daki Jeolojik araştırmalar Kurumu yetkilileri de, 20 ile 80 Kilo tonluk ve orta güçte sayılabilecek bir yeraltı Nükleer Denemesi kaydettiklerini bildirmişlerdir. 1997 yılında Fransa’nın Hint Okyanusu’ndaki Mercan Adalarında gerçekleştirdiği nükleer yeraltı denemelerinin ardından peş peşe pek çok yer sarsıntıları meydana gelmişti. Yakın zamanda Afganistan’da meydana gelen depremlere ise Hindistan’ın yaptığı nükleer denemelerin yol açtığı ileri sürülmektedir.





Nükleer Denemeler Dünyanın Dengesini Sarsıyor



Dünyanın hemen her köşesinde yapılan bu nükleer denemeler, dünyanın dengesini sarsmakta ve dünya hızla kıyamete yaklaşmaktadır. Öte yandan nükleer, kimyasal ve biyolojik atıklar dünyanın yeraltı ve yerüstü dengesini ve atmosferi bozmaktadır. Her geçen yıl Dünya’da doğal afetlerin sayısı artmakta ve dünya büyük bir felakete doğru sürüklenmektedir. Yapılan araştırmalara göre, can kaybının 100`ü aştığı afet sayısı 1960`lı yıllarda 80-90, 1980`lerde 150`nin üzerinde, günümüzde ise 200`ü aşmış durumdadır. 1960–2000 yılları arasında, son 40 yılda, can kaybının 100`den fazla olduğu afetlerin bilançosuna göre, 202 sel, 153 tropikal fırtına, 21 kuraklık, 102 deprem, 54 heyelan, 12 volkan patlaması ve 9 tsunami meydana gelmiştir. Afetler, en çok az gelişmiş ülkelerde can kaybına neden olmaktadır. Son 40 yılda meydana gelen afetlerde 1,5 milyon insan hayatını kaybederken, bunlardan yaklaşık 1.1 milyonu, yani %73’ünü, az gelişmiş ülkelerde yaşayanlar oluşturmuştur. Diğer bir ifadeyle, dünyanın doğal dengesini bozanlar, gelişmiş büyük devletler olmasına rağmen, bunun acısını az gelişmiş ülkeler çekmektedir. Dolaysıyla büyük güçler, küresel soykırım uygulamaktadır.





Nükleer Denemeler Depremleri Tetikliyor



Nükleer denemelerin tetiklediği afetler dünyayı büyük üzüntülere sokmaktadır. 2004 yılının son günlerinde olan Güney ve Güneydoğu Asya Depremi ve ardından gerçekleşen Tsunami felaketinde 150 binden fazla insan hayatını kaybetmiş ve bir o kadar da insan okyanus suları içinde kaybolmuştur. Ancak Pasifik okyanusunda tsunami izleme şebekesi olan ABD`nin, neden ülkeleri uyarmadığı tartışma konusu olmuştur. Pasifik Okyanusunda tsunami gözlem ağı bulunan ABD`nin tsunamileri daha ortaya çıkmadan belirleyecek kabiliyetteki bu ağa sahip olmasına rağmen Asya ülkelerini uyarmadığı ortaya çıkmıştır. Hint Okyanusu`ndaki ABD üssü Diego Garcia`da hasar ve can kaybı olmaması, komplo teorilerine neden olmuştur. Buna göre, kendisi önlem alan ABD, diğer ülkeleri uyarmadığı gibi, yardım konusunda da kasten ağır davranmıştır. Aslında buna komplo teorisi demek yanlış olur. Çünkü her yerde Müslümanlara karşı düşmanca tavır alan ve Irak`ı haksız yere işgal eden A.B.D, bu kez de dünyada en kalabalık Müslüman nüfusun yaşadığı bölgenin ciddi boyutlarda zarar görmesine göz yumması gayet doğal bir gelişmedir. Gerçi, A.B.D`li yetkililer, söz konusu ülkelerde muhatap bulamadıkları için bir uyarı da bulunmadıklarını açıklamaktadır. Ancak Endonezya ve Malezya’daki İslami hareketler A.B.D`yi rahatsız ediyordu ve bu ülkeleri terörist ülke olarak görüyordu. Öte yandan Tsunaminin oluşmasında küresel ısınmanın etkisi çok fazla olduğu bilinmektedir. Sera etkisi yaratan gazları atmosfere en fazla salan ülke olan A.B.D`nin küresel ısınmadaki payı inkâr edilemez bir gerçektir. Felaketin ardından A.B.D`nin sergilediği tavır da zararın boyutlarının büyümesini istediğini göstermektedir. A.B.D, önce komik boyutta bir yardım sözü vermiş, sonra eleştiriler üzerine bunu artırmıştır. Ve yine A.B.D medyası, son yılların en büyük felaketi olmasına karşın olaya gereğince ilgi göstermemiştir. Olaylar zinciri, birbiri ardına incelendiğinde ve gerekli ilişkiler kurulduğunda, A.B.D’nin bölgede deprem olacağını önceden bilmesi ve kasten ülkeleri uyarmaması, komplo teorisi değil gerçeğin taa kendisidir.


Yardım Bahanesi ile Küresel Hakimiyet


Asya depreminin Küresel soykırım olduğunu gösteren bir başka örnek, deprem sonrası bölgede yaşanan gelişmelerdir. Nitekim deprem sonrasında bölgede, A.B.D ve İngiltere’nin askeri yığınak yaptığı gözlenmiştir.


İngiltere, tsunami felaketinde yardım bahanesi ile Endonezya`ya “Gurkalar” denen, 1960’lı yıllarda Endonezya Ordusu ile savaşmış ve halen Brunei Sultanı tarafından finanse edilen askerlerini yollamayı teklif etmiştir. Endonezya hükümeti ise “Bizim askere değil, doktora ve paraya ihtiyacımız var“yanıtını vererek teklifi geri çevirmiştir. Endonezya hükümeti ayrıca, “Aceh`te olanlar, tamamen bir insani krizdir. Endonezya, bunun bir askeri sorun gibi görülmesine karşıdır. Eğer İngiliz hükümeti yardım etmek istiyorsa asker değil, doktor yollasın“ açıklamasını yapmıştır.


A.B.D, 26 Aralık 2004`de meydana gelen deprem ve tsunaminin etkilediği Endonezya, Tayland ve Sri Lanka`daki insani yardım çalışmalarına destek vermek üzere bölgeye uçak ve savaş gemileri, uçaklar, helikopterler ve 16 bin asker göndermiştir. Siyasi gözlemciler, Asya`da Vietnam Savaşı`ndan sonraki en büyük operasyonunu başlatan A.B.D`nin bölgede 6 ay kalabileceğini söylemektedir. Asya uzmanı Profesör Robert Sutter şunları söylemiştir: “Amerikalıların ordularıyla yapabildikleri şeyler çok etkileyicidir. Bu operasyon uygun bir şekilde ve dikkatle yönetilirse A.B.D bölgeyle daha fazla işbirliği içeren bir askeri ilişki kurabilir. A.B.D`lilerin oralara sadece teröristleri yok etmeye gitmediği mesajının yayılacağını umuyorum. Onlar başkaları için kaygılanıyorlar ve askeri yollarla da yardım edebilirler.“


Tuğamiral Doug Crowder; “iki ülkenin ortak çabasının kapsamlı bir askeri işbirliği başlatacağını umuyorum” demiştir.


Amerikan Heritage Foundation kurumu analistlerinden Dana Dillon da; “Bu yardım operasyonu Endonezya ile daha büyük bir askeri işbirliğinin göstergesi olabilir“ diyerek yardımı operasyonunun askeri işbirliği olduğunu doğrulamıştır.


A.B.D, Sri Lanka`da da 1500 asker konuşlandıracağı belirtilmiştir. Dillon; “Sri Lanka Tamil Kaplanları`na karşı A.B.D`den askeri destek istemişti.Ama Washington buna yanaşmamıştı“ diyerek, A.B.D’nin Sri Lanka’ya asker konuşlandıracağını doğrulamıştır.


ABD, Tayland ve Filipinler müttefikleri olsa da Malezya ve Endonezya`nın kuşkulu yaklaşımları nedeniyle bölgeyi tamamen etkisi altına alamıyordu. Ancak 26 Aralık Asya Depremi ve Tsunami felaketini bahane ederek, bölgede tamamen hakimiyet kurmayı planlamış ve bu planı uygulamaya koymuştur. Sanırız önümüzdeki yıllarda, A.B.D ve İngiltere, Güney ve Güneydoğu Asya’da, tsunami nedeniyle yapılan soykırımdan daha şiddetli, ikinci büyük soykırım uygulayacaktır.


Nükleer silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması Nedir?



Dünyanın dengesini bozan ve kıyamete hızla yaklaştıran nükleer denemeler hakkında, dünya ülkeleri maalesef hiçbir şey yapamamaktadırlar. Gerçi 1 Ocak 1967 tarihinde Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması yapılmıştır. Ancak bu antlaşma, Nükleer silahların yasaklanması yönünde değil, dünyayı yöneten beş ağanın dışında kalan ülkelerin nükleer güce sahip olmamasını amaçlamaktadır. Çünkü Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması`ndaki en temel bir sorun, 1 Ocak 1967`den önce nükleer deneme yaptığı için nükleer silah üretme hakkını halen elinde tutan ve kısıtlamaya tabi olmayan ABD, Rusya, Çin, Fransa ve İngiltere’nin bulunduğu 5 ülkenin varlığıdır. Diğer ülkeler anlaşmayı imzalayarak kendilerini kısıtlama altına almışladır, ama bu 5 nükleer ülkenin varlığı bazı diğer ülkelerin anlaşmaya karşı çıkması sonucunu doğurmuştur. Başta karşı çıkanlardan bir tanesi Hindistan olmuştur. Aynı şekilde Pakistan`da Hindistan`ı takip etmiştir.


Nükleer silahların sınırlandırılması konusunda 17 Nisan -12 Mayıs 1995 tarihinde A.B.D`nin New York şehrinde geniş çaplı bir toplantı yapılmıştır. Toplantıda o yıl süresi dolan Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması (NPT)`nın uzatılması konusu üzerinde durulmuştur. A.B.D anlaşmanın süresiz olarak uzatılmasını istemiştir. Bazı ülkeler buna karşı çıkmışlardır. Başta Hindistan ve İsrail olmak üzere birtakım ülkeler ise anlaşmayı imzalamaya hiç yanaşmamışlardır. İsrail, nükleer silahlanma alanındaki araştırmalarını 1968`den çok önce başlattığı halde, o tarihten buyana söz konusu anlaşmaya imza koymamak için direnmektedir.


Peki, böyle saçma sapan bir antlaşma olur mu? A.B.D’nin toplantılara katılıp ahkâm kesmesi ve ardından büyük bir hızla nükleer denemelere devam etmesi nasıl açıklanabilir? Dünyanın büyük güçleri olan A.B.D, Rusya, İngiltere, Fransa, Çin ve hatta İsrail, Hindistan ve Pakistan’ın nükleer silah denemesi yapması serbest, diğer ülkelere yasak. Pes doğrusu. Sanki nükleer silah denemelerini, güçlü ülkeler yaparsa zararsız oluyor da, diğer küçük ülkeler yaparsa zararlı olacak. Bu nasıl akıl yürütme doğrusu, anlaşılamıyor. Hem de böyle saçma sapan uygulamayı yapanlar, kendilerini dünyanın en modern ve medeniyet sahibi olduklarını iddia ittikleri ve insan haklarına saygılı olduklarını söyleyen büyük devletleri yönetenler.


Peki, küresel güçlerin küresel soykırımlarını durduracak bir güç yok mu? Küresel güçlerin yaptıkları soykırım uygulamaları sona ermeyecek mi? Sanırız bu soruların cevapları oldukça güç. Ancak biz bu soruyu cevaplamadan önce hayvanlar âleminden bir hikâye anlatalım ve ondan sonra sorulara cevap vermeye çalışalım.



Kurt ile Köpek Hikâyesi



İnsanların dünyada olmadığı zamanlarda dünyada hayvanlar âleminde huzur ve mutluluk varmış. Bütün hayvanlar özgürlük içinde yaşıyorlarmış. Aradan yıllar, asırlar geçmiş. Dünyaya insanoğlu gelmiş. İnsanlar, sayıca azmış ama akılları sayesinde dünya üzerinde diğer canlılar üzerinde hâkimiyet kurmaları gecikmemiş. İnsanlar hem ot ve hem de et ile beslendiklerinden, avcılık ve tarımla uğraşmaya başlamışlar. İnsan nüfusu fazlalaştıkça, ot ve et ihtiyaçları artmış. Av sahaları daralmış ve tarım alanları az gelmeye başlamış. Bu yüzden insanlar avcılık ve tarım tekniklerini geliştirmişler. Avcılık yerine hayvanları ehlileştirmeye başlamışlar. Öncelikle sığır, koyun, keçi gibi hayvanları evcilleştirmişler. Ancak bu hayvanlarla beslenen diğer hayvanlar yiyecek sıkıntısı çekmeye başlamışlar. Bu yüzden insanların besledikleri koyun sürülerine saldırarak yiyecek ihtiyaçlarını karşılama yolunu seçmişler. Bu yolu tercih edenlerin başında kurtlar geliyormuş.


Kurtlar, gece vakitlerinde savunmasız oldukları için koyun sürülerini saldırarak yiyecek ihtiyaçlarını karşılamaya başlamışlar. İnsanlar, koyun sürülerine büyük zarar vermelerinden dolayı, kurtların saldırılarına karşılık çare aramışlar ve sonunda kurt yavrularını ehlileştirmeye karar vermişler. Ehlileşen kurt cinsine de, köpek adını vermişler. Artık her sürünün başında güçlü kuvvetli çoban köpekleri geziyormuş. Ehlileşmeyen kurtlar ise, gıdasız kaldıkları için birer birer açlıktan ölmeye başlamışlar.


Ve bir gün. Issız bir köşede ölmek üzere olan açlıktan kemikleri sayılan bir bozkurt ile sahibi tarafından iyi beslenmiş iri yarı bir köpek karşılaşmış. Kurt, açlıktan o kadar zayıf düşmüş ki, yürümeye takati kalmamış. Zar zor yürüyormuş. Yiyecek bulmak için tüm umutları tükenmiş. Bir ağaca yaslanmış ve ayakta kalmaya çalışıyormuş. Yanına gelen iri yarı köpeği bile güçlükle fark etmiş. Köpek, kurda demiş ki;


-“Ey kurt, çok kötü görünüyorsun. Uzun zamandır yiyecek bir şey yememiş gibisin” demiş. Kurt, köpeğe bakmış ve;


-“Doğru söylüyorsun. Sen ve arkadaşların koyun sürülerini çok iyi koruduğunuz için uzun zamandır açım. Açlıktan güçsüz kaldım. Yiyecek bulma konusunda umudum kalmadı. Sanırım yakında öleceğim” demiş. Köpek, kurda karşı kasılmış ve şöyle söylemiş;


-“ O halde neden bize katılmıyorsun. Bak, ben düzenli olarak çalışıyorum ve karnımı doyuruyorum. Sen de aynısını yapabilirsin. Bana yardım edersin ve beraber koyunları koruruz. Böylece biz de senin koyun çalmandan korkmayız. Sen de aç kalma konusunda endişelenmezsin. Bu hepimiz için iyi bir anlaşma olur.”


Kurt, birkaç dakika düşünmüş ve köpeğin haklı olduğuna karar vermiş. Birlikte köpeğin yaşadığı kulübeye doğru ilerlemeye başlamışlar. Fakat yürürken kurt köpeğin boynundaki tüylerin azalmış ve boynunun incelmiş olduğunu fark etmiş. Köpeğe bunu sormaya karar vermiş ve sormuş.


-“Boynundaki tüyler neden döküldü? Boynun incelmiş bunun sebebi nedir?” Köpek umursamadan cevap vermiş;


-“Boynumdaki incelme ve tüylerimin dökülmesi, tasmamdan dolayıdır. Sahibim beni geceleri bağlar ve boynuma tasma takar.” Kurt, köpeğe acı acı bakmış ve hayret ederek;


-“Tasma mı dedin. Sen geceleri bağlandığını mı söylüyorsun? Öyleyse seninle gelirsem benim de boynuma tasma takıp bağlayacaklardır.”demiş. Köpek;


-“Evet doğru. Fakat buna alışacaksın. Ben bunu düşünmüyorum bile.” demiş. Kurt;


-“Fakat tasma ile bağlanırsam istediğim gibi yürüyüşe çıkamam ve koşmak istediğim zaman koşamam. Eğer seninle gelirsem özgür olamam.”demiş ve başlamış koşmaya. Köpek, kurdun arkasından bağırmış;


-“Bekle, geri dön. İstediğim zaman istediğim her şeyi yapamıyorum. Ama ben sağlıklıyım ve uyumak için sıcak bir kulübem var. Sen hayattan zevk alarak yaşamak için çok endişeleniyorsun. Ben senden daha özgürüm.” Kurt, köpeği dinlemeden oradan koşarak uzaklaşmış ve ağaçların arasından kaybolmuş. Bahar mevsimi geldiğinde, karlar erimiş ve ormanlarda av bulmak kolaylaşmış. Diğer av hayvanları ile beslenen kurt iyice güçlenmiş ve boynu kalınlaşmış. Yine köpekle karşılaşmış. Köpek;


-“hayrola, bu sefer çok iyi görünüyorsun. Yoksa sen de benim gibi köpek mi oldun?”diye sormuş. Kurt;


-“Hayır, köpek olmadım. Özgürce dağlarda gezdim ve bahar geldi. Beslenmek için gerekli av buldum ve iyice beslendim” demiş. Köpek;


-“Ensen de çok kalınlaşmış. Bunun sebebi nedir?” diye sormuş. Kurt;


-“Ensemin kalınlığı, kendi işimi kendim gördüğümdendir. Hayatım boyunca kimseye kul köle olmadım. Özgürlüğümü kimseye vermedim.” demiş.


Evet, hikâye böyle. Şimdi Dünya Siyasi Coğrafyasına geçelim. Dünya ülkeleri için, kurt ile köpek hikâyesinden alınacak dersler var. Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın veto hakkı olan beş üyesi (beş ağa; A.B.D, İngiltere, Rusya, Fransa ve Çin), hikâyedeki koyunları ve köpekleri evcilleştiren insanları temsil etmektedir. Evcilleşmiş koyun sürüleri ise, dünyanın yeraltı ve yerüstü zenginliklerini oluşturuyor. Dünyanın beş ağası, dünyanın yeraltı ve yerüstü zenginliklerini korumak ve kendi menfaatleri için kullanmak amacıyla, evcilleştirdiği ülkelere dünyada bekçilik yaptırıyorlar. Bekçiliğin karşılığında karnını doyuruyorlar ve ilkel kulübelerde besliyorlar. Eğer bekçilik görevlerini tam anlamıyla yapmazlarsa, gıdalarını kesiyorlar ve açlığa mahkûm ediyorlar. Öyle görülüyor ki, bu düzene karşı koyabilecek ülke kalmamış gibi. Tüm ülkeler sömürgeleştirilmiş. Hepsi esir hayatı yaşıyor. Dünya, özgürlük ve bağımsızlık için mücadele eden, hiçbir kimseye boyun eğmeyen, ensesi kalın ülkelere muhtaç. Dileriz, dünya muhtaç olduğu, özgürlükçü ülkelere bir an önce kavuşur da, büyük güçlerin küresel soykırımları sona erer.



Prof. Dr. Ramazan ÖZEY

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir