Büyük İsrail Projesi ve Türkiye

Editörlerimizden Emin Cemal Kunt, İsrail`in GAP ile olan ilişkisini sizin için araştırdı.Gerçekten İsrail için vaatedilmiş topraklar arasında gözüken GAP`de neler oluyor. İşte GAP`ta oynanan oyunlar rapor ve belgeleri ile…

İkinci dünya savaşı sonrasında Ortadoğu bölgesinde kurulmuş olan Yahudi devleti İsrail, yarım yüzyıllık geçmişi arkada bıraktıktan sonra bütün dünya ülkeleri gibi yirmibirinci yüzyılda geleceğini aramaktadır. Yeni dünya düzeni sürecinde her ülke daha iyi bir konuma sahip olabilmek için birbirleriyle yarışırken hem büyümenin hem genişlemenin hem de güçlenmenin yollarını aramaktadır. Böylesine bir süreç içinde zayıf ve küçük devletler daha da gerileyerek diğer devletlerin avlanma sahasına girerken güçlü bir merkeze ve geleceğe yönelik sağlam bir projeye sahip olan ülkeler yanıbaşlarındaki küçük ve zayıf ülkelere göz koymaktalar ve bu doğrultuda o ülkeler üzerindeki etkinliklerini geliştirmenin arayışı içine girmektedir. Küreselleşme döneminde dünyanın çeşitli bölgelerinde bu tür gelişmeler gündeme gelmiş ve kendini güçlü gören devletler bölgelerinin merkezi konumuna kendilerini getirerek çevredeki ülkeleri bazı antlaşma ve ittifaklarla bölgesel yapılanmalara doğru sürüklemektedirler. Avrupa kıtasındaki ülkelerin bir kıtasal birlikteliğe yönelmeleri ile Avrupa Birliğinin gündeme gelmesi gibi, Kuzey Amerika’da NAFTA. Güney Amerika’da MERCOSUR ve Asya’da ŞANGAY İTTİFAKI gibi bölgesel antlaşmalar bölgenin güçlü merkez devletlerinin öncülüğünde ve çevresinde gündeme gelmektedir.

Orta Doğu bölgesi, Birinci Dünya Savaşı sonrasında Osmanlı İmparatorluğunun yıkılışından sonra çeşitli devletlere bölündüğü için 20. yüzyıl boyunca parçalı bir yapı içinde kalmış ve günümüze kadar eski imparatorluk arazisinde güçlü bir merkezi yönetim kurulamamıştır. Bu yüzden bölge bir çok emperyalist saldırıya maruz kalmıştır. İsrail, ikici dünya savaşı sonrasında kurulmuş olan bir bölge devleti olduğu için önce bölgede tutunabilmenin yollarını aramış daha sonra da bölge ülkeleri üzerinde dolaylı yollardan etkinliğinin artırarak tarihten gelen Siyonist proje olan Büyük İsrail projesini gerçekleştirebilmek için kesin ve kararlı politikalar uygulamıştır. Önce Lübnan bir terör merkezine dönüştürülmüş, İsrail’in bekası için Lübnan’daki beka vadisi bir terör üssü haline dönüştürülmüş ve soğuk savaşın son dönemlerinde bölgedeki bütün ülkelere terör ve anarşi Lübnan üzerinden ihraç edilmiştir. Böylece Birinci Dünya savaşı sonrasında oluşturulmuş olan yeni devletler düzeni sarsılmaya başlanmış ve daha sonra bu ülkelerin parçalanmasına giden yol alt kimlikler ile cemaatlerin ve yerel toplulukların kışkırtılması ile açılmaya başlanmıştır. Bu girişimlerin sonuçları Sovyetler Birliğinin yıkılmasından sonra ortaya çıkmış ve bölgenin bütün ülkeleri Türkiye dahil olmak üzere dağılma sürecine sürüklenmiştir. Daha önceden hazırlanmış olan belirli plan dahilinde Büyük İsrail projesinin uygulama alanındaki devletler çökertilerek bölge arazisi yeni yapılanma için elverişli bir konuma getirilmek istenmiştir.

Bölgenin en küçük ülkesi olmasına rağmen , İsrail’in bölgesel yeniden yapılanma projesini kesintisiz olarak uygulanmasında ABD ile Türkiye Cumhuriyetinden de yararlandığı görülmüştür. Bölgenin merkezi ülkesi olan Türkiye’den bir şemsiye olarak yararlanan İsrail Türkiye’nin rejimini ve konumunu Arap ve İslam dünyasına karşı bir şemsiye olarak kullanarak kendini korumuş ve Türkiye’yi bölgeye giriş kapısı yaparak Orta Doğu’nun bütününe yönelik politikalarında Atatürk’ün Cumhuriyet’inden yararlanmıştır. Böylesine bir sonuç elde edebilmek için Türkiye’de tıpkı batı ülkelerinde olduğu gibi ciddi bir Siyonist lobi oluşturulmuş ve bu lobinin üyeleri Türk devleti ile toplumunun en üst yerlerine getirilerek İsrail’in çıkarları doğrultusunda politikaların Türkiye için üretilme ve uygulanmaları sağlanmıştır. Bunun sonucunda Türkiye Arap ve İslam dünyasından kopmuş , ABD ve NATO zorlamaları ile doğudaki komşuları ile düşman konumuna sürüklenmiştir. İsrail’in çıkarları doğrultusunda Türkiye için politikalar bu lobiler aracılığı ile uygulamayla aktarılırken, diğer yandan da Türkiye Büyük İsrail Projesi doğrultusunda dönüştürülmeye çalıştırılmıştır. Özellikle Avrupa Birliği süreci ve bu doğrultudaki uyum paketleri Türkiye’nin İsrail’in istediği yapıya dönüşmesini sağlamak için kullanılmıştır. Ayrıca küreselleşme programları ve bu doğrultuda Türkiye’ye zorla kabul ettirilmek istenen IMF ve Dünya Bankası reçeteleri de Türkiye’nin Atatürk’ün kurmuş olduğu ulusal , üniter ve çağdaş cumhuriyete dayanan devlet yapılanmasından uzaklaşması için ısrarlı biçimde kullanılmıştır. Yirminci yüzyıl boyunca bu tür çeşitli yöntemlerle Türkiye’yi Büyük İsrail politikasına uygun bir biçime dönüştürmek isteyen İsrail, bu durumun açığa çıkması nedeniyle eskisi gibi bu yolları uygulayamaz bir duruma gelmiştir.

Yeni dönemde çökertilen Türk ekonomisi özelleştirme yolu ile tasfiye noktasına geldiğinde, İsrail ile bağlantılı ve uluslararası Yahudi lobilerinin denetimi altında bulunan çeşitli büyük firmalarının alıcı olarak devreye girdikleri görülmektedir. GAP bölgesinde İsrail’li firmalar Türkiye’deki ortakları aracılığı ile büyük arazileri satın alarak kapatırlarken , özelleştirme listesine alınan eski kamu iktisadi kuruluşlarının ise gene İsrail bağlantılı büyük çok uluslu şirketler tarafından satın alındıkları görülmektedir. Bir anlamda siyasal süreçte Büyük İsrail Projesinin duraklama aşamasına geldiği bu noktada aynı projeye ekonomik yönden devam edildiği ve bu doğrultuda Türkiye ekonomisinin önde gelen kuruluşlarının ve Türkiye’nin zenginliğini temsil eden büyük ekonomik şirketlerin ya da bankaların hızla özelleştirme aracılığı ile uluslar arası Yahudi lobilerinin denetimi altına girdiği ve bu yoldan Büyük İsrail Projesine devam edildiği anlaşılmaktadır. Küreselleşmenin ekonomi politikaları Türk devletini küçültürken, Türk kamu iktisadi kuruluşlarını özelleştirme ile küresel sermayenin güdümüne teslim ederken , ülkemizde Atatürk’ün Cumhuriyeti geride kalmakta ve Büyük İsrail Projesinin önü açılmaktadır.

Özelleştirme ile yabancılara satılan bütün Türk şirketleri , bankaları ve kamu iktisadi kuruluşların yeni sahiplerinin bir an önce dökümleri yapılmalı ve yeni patronların sermayesinin yüzde kaçının İsrail bağlantılı Siyonist lobilerinin denetimi altında olduğu kesin rakamlarla ortaya konulmalıdır. Türkiye’nin bütün sahilleri haraç mezat yabancılara satılırken , ülkemizin bütün su kaynaklarına dönük İsrail projeleri uygulama alanına getirilirken , Anadolu’nun verimli toprakları yabancıların eline geçerken , dünyanın en değerli madenleri bu alandaki çok uluslu tekellerin eline geçerken , Atatürk Cumhuriyeti’nin açıkça satıldığı görülmektedir. İsrail Orta Doğu’nun en küçük devletidir ama sahip olduğu lobiler aracılığı ile dünyanın en büyük ekonomik ve siyasal gücüdür. Burada dünyanın en büyük gücü bölgenin en küçük devletine sahip çıkmakta ve bu devleti büyültürken, Türkiye’yi sahip olduğu bütün zenginlikleri ile satın almaktadır. Bu aşamadan sonra hiçbir yabancı kuruluşa Türkiye’nin hiçbir şeyi satılmamalıdır. Aksi takdirde küçücük İsrail’in bütünüyle sömürgesi durumuna Türkiye’nin sürüklenmesi önlenemeyecektir.

Kaynak : YANKI DERGİSİ / ANIL ÇEÇEN

Soru: ABD ve İsrail`in ortak Irak operasyonu gerçekte Türkiye`nin yararına dönüştürebilirmi? Yoksa Türkiye`nin her girişimi İsrail`in lehinemi
Evet burada Batı, tehlikenin büyüğü küçüğü olmaz, tehlike tehlikedir. Mikrobunda büyüğü küçüğü olmaz. Güneydoğu Anadolu bölgemizde, Kuzey Irak diye bilinen yerde, evvela şunu düzeltmek gerekiyor. Uluslararası literatürde Kuzey Irak diye anlaşılan yer Kerkük, Musul. Musul ve Kerkük, Kuzey Iraktır. Barzani ve Talabaninin bulunduğu bölgeye Kuzey Irak denmez, Yukarı Irak denir uluslar arası literatürde. O Hürriyet Gazetesinin gündelik hayattaki ,Kuzey Irak diye bir laf ortaya , işte öyle gidiyor.
Şimdi orada İsrail`in etkisi büyük, İsrail biliyorsunuz orada kendisine küçük bir İsrail daha istiyor. Yani ikinci bir İsrail olmadığına göre o bölgenin Hindistan`a kadar olan o bölgenin, kontrol altındatutulması mümkün değil , onun için İsrail`in orada projesi var. İsrail`in gerçek projesi ise Kuzey Irak, yani burada sözünü ettiğimiz Talabani bölgesi için kendi modelini oraya teklif ediyor. İsrail modeli nedir, İsrail kendi kutsal kitabına dayanarak dünyada kurulmuş tek devlettir. Yani bir kutsal kitabı getirip sınır göstermeden, coğrafi sınır vermeden, Birleşmiş Milletlere müracat ederek, Birleşmiş Milletler tarafından devlet yapılmış bir, ülke. Buda dünyada bir tek örnektir. Demekki sınırları belli değil İsrail`in, İsrail`in sınırları belli olmadığı için Filistin`in sınırları belli olamıyor. Filistin`in sınırları belli olmadığı için Filistin Devleti kurulamıyor. Çünkü İsrail`in sınırı belli değil, İsrail sürekli olarak benim sınırım şuraya buraya diyor. Başlangıçta 49-51 idi bu iş . Şimdi 94-6 kaldı. Adamları yüzde 6`lık bir yere sıkıştırdılar, ona bile hayır diyor. O bile yetmiyor. Peki daha ilersinde ne var, GAP var. GAP`ta bugün kaç tane yabancı şirket, 81 şirket var. 73`ü ne şirketi yahudi şirketi. Bu yahudiler kim fasik kürtçe konuşan yahudiler. Kim bu kürtçe konuşan yahudiler, kürt yahudileri. Türkiye`de pek çok kürt yahudisi, hepsi de toplumun en tepesindeler. Kimisi yazar çizer takımından, kimisi A gazetesinin yöneticisi, İşte Kürtçülük propagandası bu sayede yapılıyor. Kimisine nobel verdirilmeye çalışılıyor, ötekine yamukluk yaptırılıyor, birtanesine pamuk toplatılıyor. Vesaire.
Burada dikkat edilmesi gereken husus, 1948 senesine kadar Urfa, Harran, Mardin, Diyarbakır bölgesinde en eski yahudiler, kadim yahudiler, Türklerden çok önce orada yaşayan yahudiler var idi bunlar Ek… yahudileri tevratta yer alan, Nebukatnazar`ın sürgüne gönderdiği yahudiler yaşıyorlar idi.
Bu insanlar, 1948`de Kuzey Irak yani Talabani, Süleymaniye bölgesinden, Erbil bölgesinden İsrail`e gittiler. İsrail`de, Telaviv`de , bende gördüm gezdim, Kürdistan Yahudileri Müzesi var. Bu müzeye dünyanın en zengin yahudileri para vermişler. İnanılmaz güzellikte bir müze, bizden giden 7000- 8000 yahudi ve Kuzey Iraktan gitmiş olan yaklaşık 40000 yahudinin kurmuş oldukları bir müze. Bunlar kendilerini Kürdistan`lı Yahudi kabul ediyorlar, Türkiye`de isimleri Orhan, Selim Yaşar, Kemal var vesaire. Bu insanların çoğu Kürt ve yahudi . Şimdi o bölgede 1999 yılında 19 eylülde Kürdistan Yahudileri partisine girildi, Süleymaniye`de ve Avrupa Birliğinin ilerme raporlarına göre Kürt kimliğinin açıklanması mecburiyeti getirildi Türkiye`ye ve o bölgeye. Şimdi onlar Kürt kimliğini açıklayarak yönetimi yönlendiriyorlar anayasa çalışmaları, parlemento çalışmaları hep İsrail desteği ile yönetiliyor. Kuzey Irak ta Kürdistan dedikleri bölgede model İsrail modeli bunu unutmayın çok önemli oradaki model İsrail`e tanınmış olan Birleşmiş Milletler statüsü modelidir. Sınırları belli olmasın ama burada bir devlet olsun modeli.
Evet Yahudilerde siyonist kelimesinin ekonomik paylaşımdan bahsederken İsrailde ekonomik bir paylaşım olduğunu söylerken yahudi siyonistler diye bahsediniz, siyonist kelimesi dini bir kavram değilmidir? Süleyman tapınağının bulunduğu yerin adı Siyon tepe oradan mı gelmektedir, çelişki olmuyormu?
Orada nasıl söylediğimi hatırlamıyorumama ben anlatayım onu. Siyonizm bildiğiniz gibi milliyetçi bir harekettir. Seküler yani. Bunun içinde de üç tane ayrı akım var. Dinci Siyonistler var Muhafazakar Siyonistler var, Sosyalist Siyonistler var. İşçi partisi, solcu ve yahudilik dinine bağlı kalmama çabasında olan bir siyonist grup. Muhafazakarlarda, muhafazakarlarında tamamının düşüncesi, efendim tabiiki dinimizi koruma zorundayız ama uymak zorunda değiliz. Birde dinci siyonistler var tıpkı Türkiye`de olduğu gibi , hayatını ya ona göre organize edersin yada yaşamazsın. Bu üçü de İsrail`de şeriat yasaları bulunduğu için İsrail dünyada Vatikan gibi olan bir ülke yani Hem Şeriat var gündelik hayatta hem seküler hukuk var, uluslararası hukuk var. Siyonistlerin üçüde siyonist . İsrail Devletinin gerçek adı nedir. İsrail Siyonist Devletidir. İsrail Devleti diyoruz kısaca ama İsrail siyonist devletidir gerçek adı, yahudi devleti değil. Şimdi siyonizm bir milliyetçi akımdır. Bir devlet kurabilmek içine gerekli olan akımdır. Çıkış yeri ve çıkış sahipleri çok farklı yalnız çıkış sahiplerinin başında da Sabatay Sevi hareketi gelir. Yani bizim dönme dediğimiz hareket gelir. Dönme hareketi başladığı için Avrupa`da, 17 yüzyıldan itibaren milliyetçi akımlar, yahudiliğin içinde kök salmaya başladılar. O milliyetçilik akımının sonucunda biz kendimize bir toprak bulup devlet kuralım dediler. Özellikle ikinci dünya savaşında da sonrasında dediler bizim kendimize ait devlet olsaydı, Hitler bizi öldüremezdi. Siyonist ekonomiden söz edilir mesela çünkü adı İsrail Siyonist Devletidir.

Kaynak : Aytunc Altındal

Güneydoğu’da 3 bin ajan var, 13’ü sınır dışı edildi
Devletin üç önemli kurumu Genelkurmay, MİT ve Emniyet, Güneydoğu bölgesindeki yabancı ajanları, neler yaptıklarını, hangi ülkelerin istihbarat servisleri adına faaliyette bulunduklarını içeren bir rapor hazırladı. Ay sonunda yapılacak Milli Güvenlik Kurulu toplantısında gündeme gelmesi beklenen rapora göre, bölgede değişik ülkelerin istihbarat servisleri adına çalışan 13 ajan son üç ayda sınır dışı edildi.
Rapora göre aralarında ABD, Rusya, İngiltere, Almanya, Yunanistan, İsrail, Mısır, Belçika, İsveç, Birleşik Arap Emirlikleri, İran ve Ermenistan’ın da bulunduğu 40 civarında ülkenin istihbarat servisleri adına çalışan 3 bin ajan Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde faaliyet gösteriyor. Bu kişilerin bir bölümü Kürt ırkçılığını körüklemek için çalışıyor, Kürtçülük ve ayrılıkçılık niyetiyle kurulan dernekler ve sivil toplum kuruluşlarına maddi ve manevi destekte bulunuyor. Genellikle arkeolog, sivil toplum kuruluşu temsilcisi, gazeteci, sosyolog, diplomat, yazar gibi kimlikler taşıyan istihbarat elemanları bütün bölgeye yayılmış durumda. Ajanların en çok olduğu iller ise sırasıyla Diyarbakır ve Mardin.
Raporda belirtildiğine göre, ülkelerinin istihbarat birimleri adına çalıştıkları tespit edilen 40 civarında gazeteci de sürekli olarak bölgede bulunuyor. Dosyadaki ilgi çekici bilgilerden biri de her iki Körfez savaşıyla birlikte Türkiye’deki yabancı ajan sayısının artması. Bölgeye bu yılın ilk yarısında gelen yabancı diplomat ve gazeteci sayısı, 2002 yılına göre yaklaşık iki kat arttı. Ziyaretler en çok Diyarbakır’a yapıldı. Diplomat sıfatını kullanarak Diyarbakır’ı ziyaret eden yabancı sayısı geçen yıl 55 iken, bu rakam 2003’ün ilk 6 ayında 105’i buldu. Diyarbakır’a aynı dönemde 57 gazeteci, 67 de resmi heyet geldi. Diyarbakır`dan sonra en çok ilgiyi Mardin ile Batman çekiyor. Mardin’e geçen yıl 36, bu yılın ilk 6 ayında 41 diplomat geldi.

İSRAİL FİRMALARININ GAP`A YÖNELİK FAALİYETLERİ
GENEL:

1.) gap, fırat ve dicle nehirlerinin arasında kalan geniş sahayı içine alan ve barajların hidroelektrik santrallerini, tünelleri, sulama tesislerini, her çeşit alt yapıları, tarım, sanayi, turizm ile ilgili tesisleri, ulaştırma, eğitim ve sağlık ile ilgili bütün hizmetleri içine alan büyük ve geniş projeler demetidir. gap`ta yedi büyük proje grubu vardır. bunlar aşağı fırat projesi, dicle projesi, sınır fırat projesi, suruç-bazik projesi, adıyaman- kahta projesi, adıyaman-göksu projesi ve gaziantep projesidir. gap kapsamında 13 proje paketi halinde 22 baraj ve 19 hidroelektrik santral ünitesi vardır.
bu proje, 75.000 kilometrekare`lik bir sahayı içine alan dev bir projedir. gap`ın tamamlanması ile kurulacak olan hidroelektrik santrallerden, karakaya hidroelektrik santrali de dahil yılda 27.345 milyar KWH`lik enerji elde edilecektir. sulama tesisleri ile de 1 milyon 800 bin hektar tarım alanı sulamaya alınacaktır.
2.) ocak 1994`te yayınlanan tıme dergisinde dünyanın 7 harika projesi içerisinde GÜNEYDOĞU ANADOLU PROJESİ`de gösterilmiştir.
3.) israil`in ortadoğu politikası çerçevesinde;
a) israil`in eski ankara büyükelçisi david granit`in “gap gibi bilinçli bir bölgesel planlamayı öngören, yöre halkına refah getirecek bir projeye tam destek veriyoruz, israil`in sulama ve deniz suyunu kullanılır hale getirme teknolojisindeki üstünlüğü sayesinde gap için ideal bir ortak olabileceği” ni belirtmesi
b) israil`in ankara büyükelçisi zui elpelceg`in “israil`in suya ihtiyacının olduğu, türkiye`nin ise su açısından şanslı bir ülke olduğu, gelişmiş bir sulama sistemi kurulması ve bunun tarımda kullanılması durumunda gap bölgesinin bir kaliforniya haline geleceği” ni öne sürmesi
c.) türkiye`yi ziyaret eden israil cumhurbaşkanı ezer weizmann`ın da “gap projesine israil`in katılımı” nı önermesi
ç.) diğer yandan, ağustos 1995`te ankara büyükelçisi olarak atanan zui elpeleg`in “türkiye`de su da bol, toprak da, ancak bizde her ikiside yok” şeklinde beyan vermesi
d.) ayrıca, 2002 yılında israil hükümeti tarafından şanlıurfa ilinde yapılan/yapılacak çalışmalar hakkında suriye devletine ait bir TV kanalında programlar yayınlanması gibi hususlar göz önüne alındığında, israil`in gap projesine ortak olabilme çabaları açıkça ortaya çıkmaktadır.
4.) israil`in;
a.) kuruluşundan sonra güneydoğu anadolu bölgesinden göç ederek israil`e yerleşen kürt kökenli yahudi ailelerden bir kısmını şanlıurfa bölgesine yerleştirdiği ve onları finanse ettiği
b.) tarımda kendi uyguladığı kollektif tarım çiftlikleri modelini türkiye`de de uygulama gayretinde olduğu
c.) fırat sularını kontrol etmek için türkiye`ye ve gap projesine ilgi gösterdiği değerlendirilmektedir
İSRAİLLİ FİRMALARIN GAP KAPSAMINDA ŞANLIURFA İLİNE YÖNELİK FAALİYETLERİ
1.) konu ile ilgili elde edilen bilgilerin bir çoğu duyum niteliğinde olup teyide muhtaç bilgilerdir. ancak teyid edilmesine yönelik olarak çalışmalar sürdürülmektedir.
2.) açık kaynakta yer alan israil sanayi ve ticaret bakanlığı tarafından eylül 2000`de yapılan bir açıklamada; “gap kapsamındaki 6 baraj ve sulama projesi için açılan ihaleyi israil`de inşaat ve mühendislik alt yapıları alanında isim yapan ashtrom, merhav, soleh boneh ve tahal şirketlerinin kazandığı” hususları belirtilmiş, ancak söz konusu firmaların faaliyetleri ile ilgili bilgilere ulaşılamamıştır.
3.) ancak;
a.) “tei- ekinciler” isimli bir israil şirketi tarafından nisan 2001`den beri, gap kapsamındaki bozova- yaylak su projesine yönelik çalışmalar devam etmektedir. (muhtemelen şirketin asıl amacı, toprak analizlerini yaparak yeraltı kaynaklarını tespit etmektir)
b.) ayrıca, bozova ilçesindeki su kanalı projesi, taşeron bir firma olan “kolin” isimli bir ispanyol firmasına yaptırılmaktadır.
4.) araştırması devam etmekle birlikte gap projesinde ihale alan firmaların;
a.) MERIT INTERNATIONAL INC (İSRAİL)
b.) BERTI-BRUDO-JAKOB BEHAR (İSRAİL)
c.) ZINKAL (İSRAİL)
ç.) ARAT LTD (İSRAİL)
d.) PAL-YAL, MERAZ (İSRAİL)
e.) SORTEL B.V. (HOLLANDA)
f.) KOÇ HOLDİNG – SUMITOMO (TÜRKİYE – JAPONYA) olduğu yönünde bilgiler alınmıştır.
5.) öte yandan, şanlıurfa ilinin suriye ile olan sınır bölgesindeki toprakların mayından temizlenmesi konusunda bölgede yoğun derecede uğraşlar verilmektedir. söz konusu topraklar ile, önümüzdeki dönemde özelleştirme kapsamına alınan ceylanpınar tigem çiftlik arazisinin özelleşmesi durumunda, israil asıllı iş adamlarının; bu bölgelerde doğrudan veya dolaylı olarak toprak satın alarak/kiralayarak bölgede tarım ve hayvancılık çalışmaları içerisinde bulunacağı yönünde bilgiler alınmıştır.
6.) öte yandan;
a.) bazı yahudi asıllı kişilerin bölgemizde, ilimizin ileri gelenleri ile irtibat kurarak ve köyleri dolaşarak toprak alma yönünde girişimlerde bulundukları ve şanlıurfa ili nüfusuna kayıtlı vatandaşlar adına alınan toprakların israil şirketleri tarafından dolaylı olarak uzun süre için kiralandığı
b.) şanlıurfa il merkezinde bulunan bazı yahudi asıllı kimselerin, kendi adına il merkezindeki önemli görülen yerlerde yüksek fiyatlara arsa alma çalışması yaptıkları ve şanlıurfa nüfusuna kayıtlı bazı şahısların toprak alarak tarımsal araştırmalar yaptıkları yönünde teyide muhtaç bilgiler alınmıştır.
7.) israil ile bağlantısı olduğuna dair teyid edici bilgiler olmamakla birlikte
a.) k. şirketler grubuna bağlı olan “k. – a.” şirketinin;
1.) nisan 2003`de, şanlıurfa-mardin yolu üzerindeki hayvancılık ve besi çiftliği kompleksinin faaliyete başladığı, arazi hariç 17 milyon abd doları yatırım öngören bir projeyle, ortalama 1000 adet inek besiciliği, yılda 9 milyon süt üretimi ile besiciliğe hizmet verecek yem bitkileri tarımı için entegre bir tesis planladığı, bu maksatla fabrika alanı çevresindeki sulu tarım yapılabilecek toprakları alma yönünde girişimlerin olduğu, bunu da koç vakfı`nın imkanlarını kullanarak vakıf aracılığı ile gerçekleştirdiği
2.) kurulduğu zamanlarda şirketin yönetimine etki eden 10 – 15 yahudi asıllı kişinin bulunduğu, halen bu sayının iki kişi ile sınırlı kaldığı
3.) 2003 yılı içerisinde şanlıurfa ili merkez ilçeye bağlı bazı köy mezralarda tarımsal çalışma için yüksek fiyatlarda arazi satın aldığı, harran-siverek arasında sulu tarım yapılan bazı arazileri alma ve bu bölgede bir çiftlik projesi oluşturma yönünde girişimlerde bulunduğu, ancak sonuç alamadığı
4.) harran ovasında türkiye`nin en modern süt ve et entegre tesisleri kurma projesini hayata geçirme çalışmalarının devam ettiği, sulama konusunda dünya çapında deneyimli üretici firmalarla distribütörlük anlaşmaları yaptığı, bu firmaların; NAANDAN SULAMA SİSTEMLERİ (İSRAİL) ve VALLEY SULAMA SİSTEMLERİ (ABD) olduğu
5.) ayrıca, şanlıurfa ilinde biber fabrikası, trakmak ve borsan gibi iş sahaları kurduğu yönünde bilgiler alınmıştır

b.) şanlıurfa organize sanayi bölgesinde bulunan ve asıl sahipleri g.k.e. başkanı f.s ile israil`li bir ortağının olduğu “g.s.” tekstil firmasının;
1.) harran ve bozova ilçesinin bazı köylerinde tarım çalışmaları yürüttüğü
2.) şanlıurfa merkez haşimiye semtinde bir handa bulunan dükkanı, israil eski genelkurmay başkanı moşe dayan adına bir müze haline getirmek maksadıyla, 1 milyon dolar karşılığında almak istediği, ancak sonuçlanmadığı istihbar olunmuştur.
8.) ayrıca harran ilçesinde yaşayan yahudi ve ermenilere maddi yardımda bulunulduğu, yine israilliler tarafından harran ilçesindeki kutsal sayılan “yakup`un kuyusu” adlı yeri restore etme planlamaları yapıldığı yönünde teyide muhtaç bilgiler alınmıştır.

DEĞERLENDİRME;

1.) gap`ın önemi tüm devletler tarafından bilinmekle birlikte, ulusal menfaatler için israil`in de bu projede gözünün olabileceği kıymetlendirilmektedir.
2.) elde edilen teyide muhtaç bilgiler ile basında yer alan haberler çerçevesinde, israil devletinin;
a.) şanlıurfa ili bölgesinde bölge vatandaşları, bölgede faaliyet gösteren bazı şirketler adına toprak satın alarak bu topraklarda doğrudan veya dolaylı olarak bazı yatırımlar yapmak gayreti içerisinde olabileceği
b.) yeraltı ve yerüstü kaynakları konusundaki araştırma gayretlerini ısrarla sürdürerek bölgeye yönelik projeler içerisindeki yerini sağlamlaştırma düşüncesinde olabileceği
c.) su sorunu yaşadığı, kalıcı su temin etme yönündeki uğraşlarını daha da arttırarak bölgedeki mevcut su kaynaklarını kendi kontrolüne alma yönünde çalışmalarını devam ettirebileceği
ç.) bölgede kurulan veya kurulacak olan şirketleri kendi güdümünde çalıştırarak veya kendi güdümünde yeni şirketler kurarak bahsi geçen emellerine ulaşma yönünde planlamalar içerisinde olabileceği
d.) ayrıca bölgede yaşayan yahudi, ermeni azınlığı her yönden destekleyerek gap ve türkiye aleyhine değişik faaliyetlerde kullanma gayretlerinde bulunabileceği değerlendirilmektedir.
EK OLARAK;
ceylanpınar ilçesinde alınabilecek arazinin, tarım işletme müdürlüğü kontrolünde olduğunu, 2002 yılında israil firmalarının 10.000 dekar arazi kiralamak için tarım işletmeleri genel müdürlüğüne teklifte bulundukları, tarım işletmeleri genel müdürlüğünce kabul etmediğini
ceylanpınar tarım işletme müdürlüğüne ait arazinin özelleştirilmesi durumunda, en güçlü alıcının israil firmaları olduğunun değerlendirildiği, bununla ilgili ceylanpınar ilçesinde herhangi bir faaliyetin tespit edilemediği
İSRAİL BİLGİ NOTU (29 aralık 2003)
şanlıurfa ilinde israil adına faaliyet gösteren, israil adına arazi alan firmalar ile s.-t. , a. k. şirketinde çalışan israil asıllı müdürler ve ziraat teknisyenleri hakkında yapılan araştırma sonucunda elde edilen bilgiler aşağıya çıkarılmıştır
1.) şanlıurfa ilinde faaliyet gösteren ö.k. sahipleri a.ö. ile a.ö bunlar ermeni asıllı israil adına akziyaret ve harran tarafında arazi aldığını. (teyide muhtaç)
2.) şanlıurfa ilinde faaliyet gösteren m.o. sahibi ö.k. şahsın gayrimüslim olduğunu, israil adına şanlıurfa ilinde tarafından arazi aldığını. (teyide muhtaç)
3.) harran ve bozova bölgesinde yaşayan çiftçilerin israil adına toprak aldıklarını (teyide muhtaç)
4.) şanlıurfa ilinde başka firmalar adına satılan israil tohumlarının aşırı olduğunu, bu tohumların bir sefer kullanıldığını
5.) şanlıurfa ilinde faaliyet gösteren t.z. a. l. ş.`nin üç ortağının olduğunu, bunların i.k. – ş. m.k. ile s.k.`un araştırmaya devam ediliyor olduğunu arz ederim.
________________________________

31 ARALIK 2003

şanlıurfa ilinde israil adına faaliyet gösteren, israil adına arazi alan firmalar ile s.-t. -a. k. şirketinde çalışan israil asıllı müdürler ve ziraat teknisyenleri hakkında yapılan araştırma sonucunda elde edilen bilgiler aşağıya çıkarılmıştır.
1.) istanbul ili osmanbey`de ikamet eden şanlıurfa nüfusuna kayıtlı yahudi dönmesi i.y.n. adlı kişinin döviz büroları ile tekstil fabrikalarının, şahsın arap ülkeleri ile çalıştığını, eşinin yahudi olduğunu, eş çevresinin kuvvetli olduğunu, bu şahsın eşinin çevresini kullanarak israil adına bazı faaliyetlerde bulunduğunu, eşinin akrabası olan haim adlı kişinin 7 sene önce takriben (1997) senesinde s.k. ile şanlıurfada birlikte vakıf ve okul açtığını, vakıf aracılığı ile veya vakıf nüfuzunu kullanarak hazine arazilerinin veya özel arazilerinin (k.-a. b. ve t. ü. A.Ş) geri kalan bir kısım araziyi a. b. isimli şahsın satın aldığı ve bunu k.- a. şirketine sattığını, 2-3 yıl önce şirketin o zamanki müdürünün a. b. olduğunu ancak daha sonra işten atıldığını, şimdiki genel müdürün r. t. olduğunu, Haim`in şirketinin arazi bölümüne a. t. (mossad ajanı olabilir) şahsında hayvan bölümüne baktığını.

2.) işçilerin bir bölümü k. b. bir kısmıda h. bankasından maaş aldıklarını a. b. (rum) bölgenin ileri gelenleri ile irtibata geçerek eski şanlıurfa milletvekillerinden olan cenap gürpınar`ın oğlu kasım gürpınar`a ait olan 9 köyde arazi alarak bir çiftlik yapmaya çalıştıklarını (siverek – hilvan arası olabilir) geçen sene sedat bucak`ın da arazisini alma girişiminde bulunduklarını, ancak sedat bucak`ın kabul etmediğini, siverek belediye başkan yardımcısı hasan çelebinin hilvan`la siverek arasında 9 köyü bulunduğunu…….. köyün arazilerinde meyve bahçelerini istediklerini ancak hasan çelebi`nin henüz vermediğini, ayrıca diyarbakırda atik aileleri ile akyıllar ailelerinin kendi arazilerinin bir bölümünü bu şahıslara sattıklarını ve şu anda bu arazilerde pamuk ekimi yapıldığını.
s. şirketinde k.- a. ile ortak olduğunu, k.a. `nın ithalat ve ihracat bağlantıları, 15.000 hayvan 7.000 besi, diğerinin süt üretildiğini, etin bir kısmının marete gönderildiği.bütün toprak alımlarını s. k. v. ile yaptıklarını.
i. y.`ın (istanbul`da yaşıyor) ayrıca trakyada 700 dönüm sulu arazi aldığını, haim ve ibrahim`in samimi dostu olduğunu, s. firmasının israil abd ortaklı bir firma olduğunu, 2003 yılında a. b. tarafından k. a. `nın yanındaki arazi kiralanmıştır.
k. a. kurulduğunda 10- 15 yahudi çalışırken şu anda 2 ziraat yüksek mühendisinin çalıştığını .

02 OCAK 2004

1.) o.p. : suruç ilçesi nüfusuna kayıtlı doktor (harran ilçesinde görevli) ancak a. , k. köyü sağlık merkezi lojmanında oturur. tedaş ve devlet hastanesi ile merkez sağlık ocağındaki kürt kökenliler ile grup oluşturmaya çalışıyor, a. ilçesinde eczane işletir. israil bağlantılı s. b. fabrikanın sahibi ile bağlantılıdır. (il merkez mıntıkasında) ayrıca r. ve c. kuyumculuk dükkanlarının sahipleri ile bağlantılıdır.
2.) m.d. : h.`de g. hanın karşısında terzi dükkanı var. terzinin ismi şaron isimli yahudidir. o. p. ile beraber iki adamı ile birlikte yakınındaki on aile ile akçakale, harran ve şanlıurfa il merkezinde 476 parça başkalarının üzerine arsa alımları mevcuttur.
3.) r. d. : h.`de gümrükhanı (eski ismi hanedayan) bu şahsın dükkanı kumaş satan küçük dükkanın yanında, sakallı çaycının tam karşısında dükkanı var. bu dükkana moşe dayan`ın torunu 1 milyon dolar teklif etmiş sonuç belli değil.

4.) doktor i. b. : muhtemelen il merkez çukurdoruç köyünde (yahudi kökenli). bunun 6.000 dönüm arazisi var olup, arazisini korusunlar diye 100-150 kişiye para vermiştir. halen kendisinin avukatlığını ise şanlıurfa milletvekili adayı avukat i. n. isimli şahıs yapmaktadır.
5.) h. b. : adıyaman kahta ancus köyü nüfusuna kayıtlı o. b.`ın oğludur. ermeni kökenli olup, il merkez bölgesinde g.b. şirketinin sahibidir.
6.) ceylanpınar tigem`de daha önce yerleşen göçerler sekiz köy oluşturmuşlar, o köyde topraklar için zilliyetlik elde etmek maksadıyla girşimde bulunmuşlardır. MGK gündeminde bu konu vardır

KAYNAK: İSTİHBARAT RAPORLARINDA İSRAİL`İN GAP SENARYOSU
HASAN TAŞKIN

Y. Tuncay: A.B.D.`nin, Irak işgalinde, hep gündeme getirilen petrol dışında ne tarz kaynaklara yönelmesi söz konusu. Yani sadece petrol müdür hedef, yoksa başka kaynaklar da var mıdır burada?
Suat Parlar: Bizim bugün Irak olarak nitelendirdiğimiz topraklar, Ortadoğu`nun kalbi sayılan topraklar. Fırat ve Dicle nehirlerinin akış mesafesinin en önemli bölümü Irak`ta gerçekleşiyor. Şaddül Arap su yolunu da, Fırat ve Dicle oluşturuyor. Tarihte de burası verimli hilaldir ve insanlığın bütün kurumları bütün önemli kazanımları bu bölgede ortaya çıkmıştır. İslamın kurumlaşması bu bölgede gerçekleşebilmiştir. Irak son derece önemlidir. Ortadoğu`nun kalbi sayılan Irak`ı kontrol etmek demek, bu çok önemli su yolları üzerinde bir denetimi sağlamak anlamına gelir. Özellikle de İsrail`in bu bölgedeki varlığının mutlak güvenlik çerçevesi içerisinde A.B.D.tarafından garantiye alınması bir yanıyla bu su kaynaklarının İsrail`in su politikası doğrultusunda yönlendirilmesi anlamına da gelir. Fırat ve Dicle, Türkiye`den bakıldığında, aynı zamanda GAP gibi çok önemli bir projenin su güvenliğini, gıda güvenliğini garanti edecek bir projenin çerçevesini de ortaya koyuyor. Irak`la İran arasındaki savaşın en temel gerekçelerinden birinin Şaddül Arap su yolu olması düşünüldüğünde, verimli hilal açısından, Irak denilen, özünde Mezopotamya topraklarının kalbi sayılan topraklar açısından, suyun ve tarımın önemi bir kez daha anlaşılıyor. Bu görmezden gelinecek bir gerçeklik değil. Bugün ABD`de domatesin fiyatı, petrolün, daha doğrusu benzinin fiyatının dört beş mislidir. Bu bile önemli bir ölçü. Giderek bölge ülkelerinin hepsinin müthiş bir gıda güvenliği krizine düşmüş olmaları suyun önemini bir kez daha ortaya koyuyor. İsrail mutlak güvenliğini bölgedeki bütün su kaynaklarının kontrol edilmesi ve bu ölçekte kendi tarımsal potansiyelinin çok pahalıya malolmakla birlikte, bölgenin kıt su kaynaklarının aşırı derecede yağmalanması üzerine kuruyor. Irak`taki su kaynaklarına İsrail`in bigâne kalması düşünülemez. Bu çok önemli. Nasıl ki petrolün Türkiye`de, İsrail üzerinden artık taşınması söz konusu ise, Irak petrolünün suya yönelik olarak da bazı projeler elbette gündemde olacak. Çünkü önümüzdeki dönemde Ortadoğu`da savaş ve kriz gerekçesinin su olacağına dair İsrailli ve Amerikalı uzmanların saptamaları var. Aslında bu bölgenin su kaynaklarının doğru, eşitlikçi temelde paylaşımı, bölge halklarının çıkarlarıyla uyumlu paylaşımı, herhangi bir krizi herhangi bir savaşı çok rahat önler. Ama İsrail`in militarist politikası, su emperyalizmi, A.B.D. destekli olarak bölge ülkelerine dayattığı su krizi düşünüldüğünde ve suyun bu bölgede askeri stratejinin bir parçası olarak hem İsrail hem Türkiye tarafından değerlendirildiği düşünüldüğünde, geleceğe yönelik olarak bu senaryolar da çok haksız sayılmaz. Türkiye`nin bölge ülkelerine yönelik su politikasını, İsrail`le stratejik ilişkilerinden ve A.B.D. ile ortak bazı askeri stratejik hesaplara sahip olmasından bağımsız değerlendiremeyiz. Türkiye`nin bu bölgede bir su stratejisinden, su politikasından söz etmek pek mümkün değil. Türkiye`nin buna yönelik çok ciddi bir alt yapısı veya strateji geliştirebilecek bağımsız kaynakları yok. En önemlisi zaten Türkiye bu anlamda bağımsız değil. Ama bu bağımlılığa artık emperyalist merkezlerin baskılarının yanı sıra bir de İsrail`in stratejik baskıları eklenmiş durumda. Yani Türkiye`nin su politikasını, su stratejisini İsrail belirler hale geldi. Meseleye böyle bakıldığında A.B.D. ve İsrail`in Fırat ve Dicle nehirlerinin çok önemli mesafeler katettiği Irak`a yönelik olarak petrolün yanı sıra su ve tarım ölçeğinde de bazı projeleri gündeme alacağını söylemek mümkün. Gerçi o bölgeler inanılmaz ölçekte tahrip edildi. Şu anda Irak`taki tarımsal alanların büyük bir bölümü oraya yağdırılan uranyumlu mermiler nedeniyle müthiş ölçüde bir çevre felaketiyle karşı karşıya, ama gelecekte o bölgelerde bir takım teknolojik arındırma çalışmalarından sonra, grantasyonlar gündeme gelebilir. İsrail`in inanılmaz ölçekte toprak kapattığını biliyoruz. İsrail, bugün Musul`da, Kerkük`te özellikle Kuzey Irak`ta çok büyük ölçekte toprak satın aldı. Bu sadece petrolle ilgili değil, bunun önümüzdeki dönemde kolonizasyonla ilgili yönleri olabilir. Ayrıca İsrail`in kendi gıda güvenliğine ilişkin olarak burada bazı çalışmalar yapması söz konusu olabilir. Gözlerden hiç kaçırılmaması gereken bir nokta var o da şu, İsrail şu anda sahip olduğu su kaynaklarının %78`ini gayri safi milli hasılasına %7 oranında katkısı bulunan tarım sektörü için yapıyor ve İsrail şu anda bölgedeki en fazla tarım ithal eden ülkelerin başında geliyor. İsrail bu anlamda kendi dar tarım potansiyelinin zaten bilincinde ve ithalata dayanıyor. İsrail GAP`ın yanı sıra verimli hilalde de toprak kapatıyor ise, ki kapatıyor burada birçok soruyu sormak lazım. Yani yerleşim politikasını limitlerine vardırmış bir İsrail, Filistin`de limitlerine vardırmış bir İsrail sınırlarının da tarif edilmemesi, halen hukuksal açıdan tanımlanmamış sınırlarının olmaması avantajından da yararlanarak yayılmacılık faaliyetini sürdürecek gibi görünüyor. Elverir ki 8-10 sene sonra yazacağımız kitaplar, GAP bölgesinde ve verimli hilalde İsrail`in kolonizasyon faaliyeti üzerine olacak. İsrail buralarda toprak kapatıyor. Dolayısıyla A.B.D.`nin bölgeyi işgalini petrol kaynaklarının kontrolü dışında veya Amerika`nın stratejik ihtiyaçları veya euro-dolar çatışması ekseninde müttefiklerinin enerji kaynakları üzerinde ABD`nin veto yetkisini kullanma anlamının dışında başka özellikleri de var. Buradaki tarımsal potansiyel, buradaki muazzam su potansiyeli elbette, A.B.D. tarafından da, İsrail tarafından da görmezden gelinemez. En azından A.B.D.`nin, İsrail`in bölgedeki varlığını gelecekte güvence altına alacak ekonomik ve siyasi yeni bir Ortadoğu düzenini kurarken, bu kaynaklardan İsrail`in yararlanması konusunda bir takım mekanizmalar geliştireceği açık. İşgalin bölgedeki su kaynakları ve tarımsal potansiyel anlamında da yönleri olduğunu iyi akılda tutmalıyız. Bu çerçevede de GAP`ın değerini çok doğru algılamalıyız.
GAP`ı, bu işgalle boyutlanan, Ortadoğu`da yeni dünya düzeni çerçevesi içerisinde değerlendirmeliyiz. Çünkü şunu görüyoruz, İsrail`in bölgede bir su bankası kurulması ve suyun ticari metaya dönüştürülmesi ve su bankasına da en fazla Türkiye`nin sularının yatırılması doğrultusunda bir politikası var. Meseleye böyle bakıldığında, İsrail o kendi sahte barışını sağlarken, Türkiye`nin su kaynaklarını dayanmayı planlıyor ve kendi askeri yayılmacılığının stratejik desteği olarak Türkiye`nin su kaynaklarını görüyor. Meseleye böyle bakıldığında, önümüzdeki dönemde hem ABD, hem İsrail, hem Türkiye`de su konusunda yeni bir büyük oyunun tezgahlanmaya başladığını göreceğiz. Böyle baktığımızda da GAP`ın anlamı da daha netleşiyor, GAP şu anda rahatlıkla söylemek mümkün, İsrail`in sebze meyve sepeti haline ve askeri stratejik yapılanmasının doğal parçası haline gelmiştir. Bunun Suriye ile ilgili yanları da vardır ve İsrail Enerji Bakanı Paritski`nin açıkladığı gibi İsrail`le Türkiye arasında önümüzdeki süreçte kurulacak bir enerji koridorunun en önemli parçası GAP`tır. İsrail GAP`ı kendi projesi olarak değerlendirmektedir. Burada çok ciddi yatırımları vardır. İsrailli firmalar GAP`ta tarımsal işletmelerin yanı sıra enerji alanında da önemli yatırımlar yapmışlardır ve bunların hepsinin arkasında da İsrail hükümeti bulunmaktadır. İsrail hükümeti Türkiye ile yaptığı anlaşmalarda, bu bölgeye yapılacak yatırımların İsrail hükümetinin onay verdiği kuruluşlar tarafından yapılmasını şart olarak getirmişlerdir. Uzun zamandan beridir bu politika yürürlüktedir.

İsraili GAP a sevkeden neden

İsrail`i bölgede yatırım yapmaya sevkeden sadece elinde bulundurduğu tarım teknolojisi değil. Onu bölgeye yönelten bir başka neden ise ileride kendi ülkesinde doğması muhtemel tarım arazilerinin azalması tehlikesi. İsrail Tarım Bakanlığının tahminlerine göre 2020 yılında İsrail`in nüfusu yüzde 42 oranında artarak sekiz buçuk milyona ulaşacak. Buna bağlı olarak şehir nüfusunun artışı ile birlikte doğacak konut ihtiyacı sebebiyle tarım arazilerinin en az yüzde on sekizi kaybedilecek. Ayrıca bugün için de tarımda kullanılabilen yedi yüz milyon metreküp suyun da en az yarısının artık tarımda değerlendirilemeyeceği düşünülürse İsail`in tarım üretiminde gelecekte oldukça zorluklar çekeceği düşünülebilir. Uzmanlara göre 2020 yılına kadar ülke tarım üretiminin de en az nüfus artışı kadar artacağını tahmin ediyorlar. Ancak bugün ihracat gerçekleştiren İsrail`in sahip olduğu 360 bin hektarlık arazi ve yetersiz su potansiyeli göz önüne alındığında ileriki yıllarda ülke tüketimini karşılayamayacağı anlaşılıyor. Dış Politika yazarı Ferruh Sezgin de buna benzer bir tespitte bulunuyor. İsrail`in düzenli bir şekilde istediği nüfusa ulaşmak için gayret sarf ettiğini belirten Sezgin şöyle devam ediyor: “İsrail devletinin birtakım milli hedeflerinin olduğu kesin. Bu milli hedefleri Nil`den Fırat`a kadar büyük ülke şeklinde özetleniyor. Şimdi İsrail bugünkü askeri teknolojisi ve kabiliyetleri ile bu hedeflerin çoğunu elde etme kudretine sahip ama, ele geçirdiği bu hedefleri uzun süre elde tutma kudretine sahip değil, nüfusu ve ordusunun azlığı sebebiyle. Şimdi bunu gerçekleştirmesi için yapması gereken tek şey ordusunu büyütmek, peki ordusunu büyütmek için ne yapmalı? Nüfusunu artırmalı. Ne kadar sağlıklı bilemiyorum ama deniliyor ki yapılan optimizasyonlar neticesinde İsrail`in ele geçirdiği askeri siyasi hedeflerini elde tutacak orduyu kendisine çıkaracak nüfusu yirmi milyon olarak hesaplamış. Bunu yapmak dünya kapitaline, dünya iletişim organlarına sahip İsrail gibi bir ülke için çok kolay. Kritik noktaya gelelim. Bu kadar nüfusu topladınız peki nasıl besleyeceksiniz? Bu kadar nüfusun bugünkü İsrail sınırları içinde beslenme imkanları bulması mümkün değil. Nereden beslenecekler? Bakın çevreye bir tek GAP var. Önce altyapıyı hazırlayacak yani GAP bölgesinde toprak sahiplenecek, burada üretim elde edecek ve sonrasında ise istediği nüfusa ulaşmaya çalışacak.”
Urfa Valisi neden merkeze alındı?
GAP toprak alımının salt İsrail ile sınırlı olması sözkonusu değil. Toprakların belirli bir kısmının bazı engellemelere rağmen PKK yandaşları tarafından alındığı söyleniyor. Bir taraftan PKK, diğer taraftan İsrail, başka yabancı ülkeler ve Türk vatandaşı bazı Güneydoğulu azınlıkların toprak alımları karşısında devletin yetkili organlarını derin bir düşüncenin aldığı belirtiliyor. GAP çerçevesindeki etkinliğini doğal olarak kaybetmek istemeyen yöneticilerimizin henüz satılmayan bazı kamu arazilerini orada güvenebilecekleri Türkmenlere satmaktan yana tavır koydukları da dillendirilen bir başka görüş.
Yabancı devletlerin ve özellikle de İsrail`in bu ilgisine ilk anlamda bir teşhis koyamadığını belirten emekli binbaşı, stratejist ve dış politika yazarı Ferruh Sezgin bunu “hasımlarımız çok profesyonel davranıyorlar” sözü ile açıklıyor ve şöyle devam ediyor: “Profesyonel oldukları için de işi yapılması gerektiği şekilde yapıyorlar: Birtakım paravan Türk firmaları üzerinden toprak sahibi olmaya başlıyorlar. İşte bu durumda siz de şu ülkeler şu kadar toprak satın aldılar ve bu bizim bütünlüğümüzü tehdit ediyor diye kamuoyunun önüne bir belge de sunamıyorsunuz. Eliniz kolunuz bağlanıyor”.
Devamında ise şu çarpıcı iddiayı aktarıyor Sezgin: “Orada bu işleri engellemeye çalışan bir Urfa valisi vardı ama onu da merkez valisi olarak geri çektiler. Bu olayla bağlantısı var mı bilinmez? Ama kendi bölgesinde cereyan eden bazı işlere karşı çıktığı yolunda bilgiler geldi bize. Kendisinin Ecevit`in konvoyunu engellediği söylendi ama bu mümkün değil, hangi vali başbakanı bir şehre sokmak istemez ki? Düşünüyorum, acaba bu adam birilerinin tekerine çomak soktuğu için mi bu oyun oynandı da merkeze alındı?”
Urfa eski Valisi Şahabettin Harput da merkeze alınmasını bazı güç odaklarına bağlıyor. Bu odakların öteden beri kendisinden rahatsızlık duyduğunu belirten Harput şöyle devam ediyor: “Ben Urfa`ya gittiğim günden beri belli çevreler alınmam için ellerinden geleni yaptılar. Sayın Başbakan`ın gelişi ve orada kopartılan fırtına zahiri bir gerekçe sayıldı ve merkeze alındık. Demek ki hayırlısı böyleymiş. Ben bir misyonun temsilcisiyim, ideallerim var. Dün neysem bugün de oyum. Birileri beni hiç bir zaman hazmedememiş olabilir, bu ülkenin inancı ve mefkureleri karşısında olan gruplar var. Bu kimseler beni Urfa`da da bir tehlike olarak görmüş olabilirler, bu doğaldır da”. Merkeze alınma gerekçesini üstü örtülü bir şekilde açıklayan Harput, GAP`taki yabancı ülkelerin faaliyetleri ile ilgili sınırın çok iyi tanzim edilmesini de sözlerine eklemeden edemiyor: “Ben yabancı firmaların, özellikle İsrailli firmaların burada yüksek oranda yatırım yapmalarını ülke stratejisi açısından doğru bulmuyorum. Çünkü bölgenin stratejik durumu herkesin malumu. Özellikle İsrail`in bölge üzerindeki uzun vadeli politikaları ve stratejilerini de herkes biliyor. Türkiye herkes ile işbirliği yapmalı, İsrail ile de yapmalı. Ama bu arazi vererek, toprak vererek değil teknolojik manada olmalı. Bunun sınırı orada kalmalı. Biz bunu her zaman dile getirdik”.
Oysa bölgede gerek toprak satışı gerekse yatırım yapan yabancı devletlerin bu durumunu normal bulanlar da yok değil. Marmara Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Kamil Uslu bu isimler arasında. Yabancı firmaların bölgedeki faaliyetlerini ilk anda art niyetli değerlendirmemek gerektiğini belirten Uslu sözlerine şöyle devam ediyor: “Biz zaten yabancı sermayeye muhtaç bir ülkeyiz, yabancı sermayeyi istememe gibi bir lüksümüz olmamalı bence. Dünyanın tarımsal bilgi birikimi bakımından en gelişmiş ülkesi İsrail`dir. Atık suları dahi üç defa kullanan bir teknolojiye sahip, varın gerisini siz düşünün. İsrail kendi topraklarında elde ettiği bu bilgi birikimlerini aynı iklim koşullarına sahip olan GAP bölgesinde kullanmak istiyor. Çünkü kendi topraklarında kullanacağı alan kalmadı artık. Evet İsrail`deki bazı fanatiklerin düşüncesi İsrail topraklarını genişletmek ve Güneydoğu`ya kadar yaymaktır ama genel kanatin bu yönde olduğuna ben inanmıyorum.”
Son bir hatırlatma; peki sorun bu denli çetrefilli bir hal alırken, yani tabiri caizse toprak satışı bir nevi iş işten geçti noktasına gelirken Türkiye neden kılını kıpırdatmadı? Dış politika yazarı Ferruh Sezgin`e göre; “Çok yüksek stratejileri olan bir planlama. Türk devletinin bu plandan habersiz olması mümkün değil.”

ÜNLÜ BORSA SiMSARININ GAP`A iLGiSi

Dünyanın ünlü para simsarı George Soros`un eski ortağı ve Şubat 1999`da “Millennium GLK” adını verdiği dünya turu kapsamında Türkiye`yi de gezen Jim Rogers için de GAP Bölgesi çok şey ifade ediyor. Yahudi kökenli Jim Rogers`in eşi Paige Parker`la gerçekleştirdiği Türkiye gezisine ve 500 bin dolar değerindeki özel yapım aracına Türk medyası büyük yer vermişti. Rogers o günlerde internetteki sitesinde ve International Harold Tribune`de yayınlanan bir makalesinde ABD`li yatırımcıları GAP bölgesinde arazi almaya çağırıyordu.

GAP NEDİR?

Temel hedefi, Güneydoğu Anadolu Bölgesi halkının gelir düzeyi ve hayat standardını yükselterek, bu bölge ile diğer bölgeler arasındaki gelişmişlik farkını ortadan kaldırmak, kırsal alandaki verimliliği ve istihdam imkanlarını artırarak, sosyal istikrar, ekonomik büyüme gibi milli kalkınma hedeflerine katkıda bulunmak olan GAP, çok sektörlü, entegre ve sürdürülebilir bir kalkınma anlayışı ile ele alınan bir bölgesel kalkınma projesi niteliği taşıyor. Proje alanı Fırat ve Dicle havzaları ile yukarı Mezopotamya ovalarında yer alan 9 ili kapsıyor (Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Mardin, Siirt, Şanlıurfa, Şırnak).
1970`lerde Fırat ve Dicle nehirleri üzerindeki sulama ve hidroelektrik amaçlı projeler olarak planlanan GAP, 1980`lerde çok sektörlü, sosyo-ekonomik bir bölgesel kalkınma programına dönüştürülmüş durumda. Kalkınma programı, sulama, hidroelektrik, enerji, tarım, kırsal ve kentsel altyapı, ormancılık, eğitim ve sağlık gibi sektörleri kapsıyor. Su kaynakları programı 22 baraj, 19 hidroelektrik santrali ve 1.7 milyon hektar alanda sulama sistemleri yapımını öngörüyor. Toplam maliyeti 32 milyar ABD doları olan Proje`nin, enerji santrallerinin toplam kurulu gücü 7476 MW. Yılda 27 milyar kilowatsaat enerji üretimi öngörülüyor.
Proje, gelecek kuşaklar için kendilerini geliştirebilecekleri bir ortam oluşturulmasını amaçlayan sürdürülebilir insani kalkınma felsefesi üzerine kurulu. Kalkınmada adalet, katılımcılık, çevre korunması, istihdam, mekansal planlama ve alt yapı geliştirilmesi GAP`ın temel stratejileri arasında.

DÜNYANIN EN BÜYÜK 9 PROJESİ

24 Ocak 1994 tarihli TIME dergisi
Dünyanın dokuz büyük projesini şöyle sıralamaktaydı.

1- Manş Tüneli, İngiltere-Fransa

2- Yangtze Elektrik Santrali, Çin

3- Asma Köprü, Hong Kong

4- Narmada Vadisi Projesi, Hindistan

5- Akashi Kaiyko Köprüsü, Japonya

6- Büyük Yapay Nehir Projesi, Libya

7- Kuala Lumpur İkiz Kuleleri, Malezya

8- Güneydoğu Anadolu Projesi, Türkiye

9- Hibernia Petrol Platformu, Kanada

Dünyanın yedi harika projesi ise şöyle sıralanmakta;

1- Metro Sistemi, Los Angeles, Amerika

2- Güneydoğu Anadolu Projesi, Türkiye

3- Büyük Yapay Nehir Projesi, Libya

4- Taipei Transit Sistemi, Tayvan

5- James Körfezi Kompleksi, Kanada

6- Manş Tüneli, İngiltere-Fransa

7- Hong Kong Havaalanı, Hong Kong
Yasin YAĞCI

Tablo I – GAP`TA DIŞ KREDİ KULLANILAN PROJELER (TOPLAM 2.1 Milyar dolar)
KREDİ VEREN KURULUŞ – HÜKÜMET PROJE ADI KULLANILAN KREDİ
ABD EXIMBANK ATATÜRK BARAJI VE HES 111 Milyon ABD Doları
İSVİÇRE BANKASI KARAKAYA BARAJI VE HES 468 Milyon ABD Doları
DÜNYA BANKASI KARAKAYA BARAJI VE HES 120 Milyon ABD Doları
AVRUPA YATIRIM BANKASI KARAKAYA BARAJI VE HES 104 Milyon ABD Doları
İTALYAN HÜKÜMETİ KARAKAYA BARAJI VE HES 85 Milyon ABD Doları
AVRUPA KONSEYİ SOSYAL KALKINMA FONU (ESDF) KRALKIZI – DİCLE PROJESİ 69 Milyon ABD Doları
BATMAN PROJESİ
ÇINAR-GÖKSU PROJESİ 76 Milyon ABD Doları
17.75 Milyon ABD Doları
ÇAMGAZİ BARAJI
BİRECİK BARAJI VE HES 22 Milyon ABD Doları
ŞANLIURFA-HAVİ KIRSAL ALAN SU TEMİNİ PROJESİ 31 Milyon ABD Doları
GAZİANTEP ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ İNŞAATI 6 Milyon ABD Doları
GAZİANTEP II. ORGANİZE SANAYİ BÖLGESİ 6.7 Milyon ABD Doları
TOPLAM 184 Milyon ABD Doları
TÜRK-ALMAN MALİ PROTOKOLÜ GAZİANTEP İÇME SUYU PROJESİ 25 Milyon DM
ATATÜRK BARAJ GEÇİŞ HATLARI PROJESİ * 705 Milyon DM
(* 2.1 Milyon ABD dolarına dahil DEĞİL)
TÜRK-FRANSIZ FİNANSMAN PROTOKOLÜ GAZİANTEP ATIK SU ARITMA TESİSİ PROJESİ 120 Milyon Fransız Frangı
DİYARBAKIR ARINMA TESİSİ 60 Milyon Fransız Frangı
AVUSTURYA HÜKÜMETİ KARKAMIŞ BARAJI VE HES 200 Milyon ABD Doları
İSVİÇRE-ALMANYA TİCARİ İŞBİRLİĞİ ATATÜRK BARAJI VE HES 782 Milyon ABD Doları
Tablo II- GAP’TA DIŞ KAYNAKLI HİBE KULLANILAN PROJELER
KURUM – KURULUŞ PROJE ADI HİBE MİKTARI
ABD TİCARET VE KALKINMA AJANSI – TDA
TDA GAP ULUSLARARASI HAVAALANI

GAP COĞRAFİ ENFROMASYON SİSTEMİ 720,000 ABD Doları

377,000 ABD Doları
KANADA ULUSLARARASI KALKINMA AJANSI – CIDA
CIDA GAP BÖLGESİ HASAT SONRASI TEKNOLOJİLERİ

ATATÜRK BARAJ GÖLÜ ALT BÖLGE GELİŞTİRME PLANI 284,000 ABD Doları
= 399,000 Kanada Doları

249,000 ABD Doları
= 349,000 Kanada Doları
ABD ULUSAL SAĞLIK ENSTİTÜSÜ GAP’TA PARAZİTER HASTALIKLAR 150,000 ABD Doları
FRANSIZ HÜKÜMETİ KANAL DÜZENLEMELERİ VE SULAMA TEKNOLOJİLERİ 187,266 ABD Doları
= 1 Milyon FFr
WHO SITMA MÜCADELE 200,000 ABD Doları
MUSEVİ – AMERİKAN ORTAK YARDIM KOMİTESİ – JDC DİYARBAKIR’DA SOKAKTA ÇALIŞAN ÇOCUKLAR 45,000 ABD Doları
DÜNYA BANKASI – AVUSTRALYA HÜKÜMETİ ŞANLIURFA – HARRAN OVALARI TARLA İÇİ GELİŞTİRME PROJESİ
GAP KENTSEL SANİTASYON VE PLANLAMA 300,000 ABD Doları (Proje Hazırlık Çalışmaları)
664,000 ABD Doları
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GIDA VE TARIM ÖRGÜTÜ – FAO GAP-FAO SÜRDÜRÜLEBİLİR KIRSAL KALKINMA, PLANLAMA & YATIRIM TEŞVİK KONULARINDA KAPASİTE GELİŞTİRME 158,000 Milyon ABD Doları
AVRUPA BİRLİĞİ GAP BÖLGESEL KALKINMA PROGRAMI 47 Milyon EURO
BM KALKINMA PROGRAMI – UNDP GAP-UNDP SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA PROGRAMI – 29 ALT PROJE PROGRAM BÜTÇESİ 5.2 Milyon ABD Doları – 1.3 Milyon ABD Doları Kullanılmıştır.
İSRAİL SULAMA TEKNOLOJİLERİ 70,000 ABD Doları
İSRAİL ATIKSULARIN YENİDEN KULLANIMI 50,000 ABD Doları
İSVİÇRE HÜKÜMETİ – UNDP GENÇLER, DEZAVANTAJLI GRUP ve KENTSEL YOKSULLUK
(MARDİN`DE KATILIMCI KENTSEL REHABİLİTASYON PROJESİ) 2.2 Milyon ABD Doları

(350,000 ABD Doları)
FRANSIZ HÜKÜMETİ KÜÇÜK YERLEŞİMLERDE ATIKSULARIN YENİDEN KULLANIMI 540,000 ABD Doları
= 3.3 Milyon FFr
GAP’ın uluslararası ilişkileri aşağıdaki başlıklar altında değerlendirilebilir

Emin Cemal Kunt echakan@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir