”BÜYÜK TÜRKİYE” NİN AGOB AĞABEYi

Yine salmışım kendimi birilerinin SATAN-BUL, birilerinin İSLAM-BOL olması için yüzlerce yıldır mücadele verdiği, iki denizin sırrını taşıyan şehrin sokaklarına…


Her ayakkabı aldığımda ruhunu da yanıma aldığımı bildiğimden, ayağımdaki potinlere zaman zaman içsel olarak seslenerek: “Eh artık, bugün sendeniz, göster artık eşyaya verilmiş hikmetini” diyebilirim.



Ruh nefis gözlüğüyle bakmadı mı bilenler bilir ki çok başka görür. Ezel de ebed de bir nebze de olsa beyaz bir kağıtta dümdüz bir çizgi gibidir…



***


Ortaköy’de metruk bir binanın önündeyim. Binanın yola bakan cephesinde üç işaret var. Sağ’daki işaret “HAÇ“, soldaki işaret “DAWİD MAGEN” (Siyon yıldızı), ya ortadaki işret ise hepsinden daha büyük kocaman bir “AYYILDIZ…”



Doğrusu şu ki; bakışlarım haç işaretinde neyse de siyon yıldızında harbi harbi bulanıyor. Fotoğrafını çekeyim diyorum cep telefonuyla nedense elim varmıyor. Konuşacak birilerini arıyorum. İlk gelen genç bir adama metruk binayı ve işaretleri soruyorum. Adamcağız bölgenin fahri rehberi gibi takır takır cevap veriyor. Sağolsun, neredeyse Bizans tarihine girecek.



Bu arada sözünü ettiğimiz metruk kilise vari binanın kapısını birilerinin açacakmış gibi kurcaladığı dikkatimi çekiyor… Gözleri kilitteyken kulaklarının bizde olduğunu yaydığı beyin dalgalarından anlayabiliyorum. Üstelik yüzde de hafif bir sarartı, belli ki bir ürperme var. Orta boyun biraz üzerinde iriyarı sakallı biraz bitirim vari bir kıyafet tarzı olmasına rağmen bakışlarında belirsiz bir gizem var. Derin Papazlardan olabilir mi? diye geçiriyorum içimden… Bu ülke çok kardinal ajan tanımıştır çok da eşkıya papaz.



Durduğum arkadaşla vedalaşıyoruz. Etrafa bakma bahanesiyle metruk kilisenin kapısının kilidiyle uğraşan bu adamı biraz daha tahlil ediyorum. Yavaş yavaş yanına yanaşıyorum, ilk işim gözlerinin tam bebeğine bakmak oluyor. Mümkün olursa ilk kimlik bilgilerini buradan okuyacağım. İlk taramada, İslam fıtratına yaklaşmış bir gayrimüslim barkodu görülüyor.



– “Burayı mı bekliyorsunuz” diyorum…


– “Evet, bir süredir bekçiliğini yapıyorum. Bir firma yakında burayı işletme haline getirecek.”


– Daha önce kilisede bulundunuz mu


– Evet, eğitim aldım…


– Adınız neydi..


– AGOP…



Yukarıda bu kadar kısa anlattığım diyalogun içinde aslında uzun bir sohbet yaşamıştık kendisiyle. Herkesin Allah’ın yeryüzündeki nizamı için vazifeli olduğundan başlamıştı da, bu nizamı şu ana kadar en uzun ve en güzel TÜRKLER‘in yaşattığına kadar içindeki her şeyi anlattı bana.



Akabinde, Osmanlı bakiyesi tüm ahvalinin haline ne kadar üzüldüğünü o kadar acı cümlelerle anlattı ki. Maddi ve manevi “SEFAHETLE-SEFALET’İN” atbaşı gitmesinden o kadar muzdaripti ki.



En önemlisi de yazının başında değerli okurlarıma aktardığım “o üç işareti” de kendisinin yaptığını söylemesi oldu. Evet, ben yaptım dedi ve ekledi.



HİÇ KİMSEDEN KORMUYORUM, EVET BEN YAPTIM. ÇÜNKÜ BAK DİKKAT EDERSEN HİLALİ ORTAYA KOYDUM ÇÜNKÜ BİLİYORUM Kİ HİLAL BİRGÜN YİNE DİRİLECEK VE TÜM DİNLERİN VE İNANÇLARI ADALETİYLE, İLMİYLE, VERİCİ GÜCÜYLE ÇATISI ALTINDA TEKRAR TOPLAYACAK. NASİBİ OLAN HAK DİNİN HAKİKATLERİNİ ALACAK ALMAYAN SAYGISIYLA EFENDİLİĞİYLE YİNE DİLEDİĞİ DİNİNİ YAŞACAK, BEN BUNA İNANIYORUM” dedi.



Ne o doyuyordu anlatmaya ne de ben onun söylediklerini tasdikleyip eklemeye…



Muhabbete başlamadan evvel oralarda olduğunu bildiğim ancak ziyaretine gitmeyeceğim Tarihçi bir ağabeyimin evini aradığımı söylemiştim kendisine,



– “Ha de gel gidelim yakında bir muhtarlık var oradan öğrenelim aradığın sokağı” dedi.



Muhtarlığa doğru ağır ağır yol alırken bazen dertten tıkanan konuşmalarını dinledim. Yolda yaşlı bir Ermeni’ye rastladı hürmetle selam verdi. Onun yanında benim kim olduğumu bilmeyen yaşlı Ermeni’de çatır çatır TÜRKÇE konuşuyordu. Yaşlı adamcağız, zamanın kötülüğünden insanların kötülük yarışından bazen isim vererek bahsediyordu. Onu avutup öyle düştü benimle yola.



Muhtarlığa geldiğimizde ben kim ipler YALOVA KAYMAKAMINI misali daldım muhtarın odasına, o ise daha kapıda çıkarmıştı başındaki eski takkeyi. Üstelik bu eski yün bereyi emir eri gibi neredeyse göğsü hizasında tutuyordu. Muhtar yardımcı olmaya kalkıştı ama benim sorduğum adres orada değildi, Beşiktaş’taydı. O yüzden Levent muhtarlığından daha detaylı bilgi alabileceğimi söyledi.Daha önce gitmiştim yine sorar bulurum deyip Agop ağabeyin benim için daha fazla uğraşmalarının önünü kesip oradan çıktık.



Çıkar çıkmaz:



– “Niye muhtarlığa girerken daha kapıda şapkanı çıkardın, muhtarın karşısında bu derece saygıda bulundun” dedim..



Kaybettiğimiz devlet sevgisini ve saygısını ben AGOP AĞABEY’de hatırladım..



ÖYLE DEME HAKAN AĞBİ ORASI DEVLET KAPISI…” deyip kısa kesti kıssadan hissemizi.



Demek ki Devlet-i Aliye’nin MİLLET-İ SADIKASI hala hayatta Elhamdülilllah..



Yok mu her milletin çiğ süt emmişi…. Var tabii, var elbet!…



TÜRKÜM DOĞRUYUM, ÇALIŞKANIM demekle olmuyor bu işler!..



ALİ GİBİ YAŞAMAYAN ALEVİ


ALLAH’IN RESULÜ GİBİ YAŞAMAYA GAYRET ETMEYEN MÜSLÜMAN


TÜRKÜM DEYİP KENDİNİ ALLAH’IN ORDUSUNA NEFER OLMAYAN…




HAKEZA KİM KENDİNİ NE TANITIRSA TANITSIN “AYNASI İŞTİR KİŞİNİN LAFA BAKILMAZ.”



O, 45 yaşında Hepimiz Allah’ın Rahmani varlıkları olarak O’NUN YOLUNA hadimiz, Küreselleşme adı altında gizlenen Siyon yılanını ezmekle görevliyiz, Hırant’da hangi ülkede yaşadığını unuttu yanlış yaptı. “YAZIK YAZIK Kİ, HIRANTIN CEZASINI BİR ERMENİ VERMELİYDİ. BÖYLE PROVAKASYONA GİTMEMELİYDİ” diyen zaman zaman hakkı için silahı da eline almış AGOP AĞABEYİM’di o benim…



O şimdi Ortaköy/ün bir sokağında AGOP olmadı AHMED diye bağırmamı bekliyor. Kadir Çöpdemir bile yolda kendisiyle yaptığı röportajda ismin ne diye sorunca 3 kere AGOP Kocaoğlu, demesine rağmen Ahmed Kocaoğlu deyince varsın Ahmet Kocaoğlu olsun demiş…



Dudaklarında gördüğüm te gülümseyişte bu oldu zaten.



FARAKLİT-AHMED olsa, JESUS- İSA… JOSEF-YUSUF…



ADAM ADAM OLURSA


HARFLER, KELİMELER KİFAYETSİZ KALIR…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir