Çankaya’nın tek ‘icraatı’: Veto

Türkiye’nin alıştığı kabına sığmayan cumhurbaşkanı profili son dönemde büyük değişime uğradı.

Selefleri Süleyman Demirel, Turgut Özal ve Kenan Evren’in dinamik performasından eser yok Sezer’de; biraz 80 öncesinden Fahri Korutürk’ü andırıyor.

Ülkenin uluslararası hareketli gündeminin altından hükümetin tek başına kalkabilmesi mümkün değil, Başbakan’a Cumhurbaşkanı’nın da omuz vermesi gerekiyor. Nice zamandır gezi yapılmaması sonucunda, birçok dost ülkenin yolunu unuttuk. Çevremiz olağanüstü hareketli günler yaşarken Türkiye’nin bahtına maalesef kendisini Çankaya’ya kapatan bir cumhurbaşkanı düştü. Sabırla süresinin tamamlanmasını beklemek durumundayız, başka seçenek yok.

Cumhurbaşkanı Sezer bu hafta sessizliğini bozdu. Türk Ceza Kanunu’nda son dakika değişikliklerinden iki maddeyi uzun gerekçe yazarak Meclis’e iade etti. Ayrıca üç ay önce bürokrasideki vekil atamalar üzerine Başbakan Erdoğan’a yazdığı şikayet ve uyarı mektubunu kamuoyuna duyurdu.

AK Parti iktidarına en büyük muhalefet Çankaya’dan geliyor, hiçbir dönemde hükümetlerin talepleri cumhurbaşkanlarından bu oranda olumsuz karşılık bulmamıştı. Aynı güne sığan bu iki çıkışıyla gündeme damgasını vurdu Sezer. Tarihi Amerika gezisi öncesi Başbakan’a şok oldu.

Vetoya muhatap olan maddelerden biri izinsiz eğitim kurumu açanlara ceza indirimi sağlayan, bir ucu Kur’an kurslarına dokunan düzenleme. CHP sözcüleri ile bazı medya organları 10 gündür Çankaya’ya veto mesajları gönderiyordu, istediklerini aldılar.

İlginç olanı, aynı gün TÜSİAD da açıklama yaptı; Ermeni meselesiyle ilgili konferansın iptaliyle Kur’an kurslarının önünü açan düzenlemeyi eleştirdi; manidardır, birine özgürlük diğerine yasak istedi. Cumhurbaşkanı Sezer’in veto gerekçesini satır satır okudum, açıkçası, hukuki olmaktan ziyade siyasi nitelik taşıyor. Metinde Milli Şef döneminin ideolojik izlerini bulmak mümkün.

Gerekçeyi okuyunca Kur’an öğretmenin yasak olduğu, camilerin başka amaçlarla kullanıldığı günleri hatırlıyor insan. Cumhurbaşkanı Sezer’in halk deyince Cumhuriyet Halk Partisi’nin ‘halk’ını veya Cumhuriyet Gazetesi’nin okuyucularını anlamaktan vazgeçmesi lazım.

Toplum sadece bu kesimden ibaret değil, farklı düşünen başkaları da var. Laiklik nedense Türkiye’de sürekli dindar kesimin taleplerine karşı bir kalkan olarak kullanılıyor. Uygulama dindarları korumaktan çok uzak.

Halbuki laiklik dini tüm yönleriyle yaşamaya zemin hazırlamalı, kutsal kitabımız Kur’an’ı öğrenme ve öğretme işinin laiklikle karşı karşıya getirilmesi kadar anlamsız tablo olabilir mi? Laiklik çatışmanın aracı değil, aksine uzlaşmanın ve hoşgörünün zemini, dindarların da garantörü.

Daha önce de yazmıştım, Cumhurbaşkanı Sezer’in meşruiyet zemini tartışılabilir. Kendisini Çankaya’ya taşıyan partilerin tümü halk tarafından tasfiye edildi. Olumlu oy veren milletvekillerinin büyük bölümü pişmanlık içinde. Mevzuat kazanılmış hak olarak görse bile siyaset, Sezer’in koltuğunu bırakmasını öngörüyor. Bu yönde bir karar hem kendisini hem de Türkiye’yi rahatlatır.

MUSTAFA ÜNAL

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir