ÇARMIHA GERİLMEK Mİ?

Çarmıha gerilmiş gibi hissediyormuş… Neden? İslamiyet’te kin yoktur. Tam tersi kinin yerine af ve hoşgörü vardır. İstanbul’un işgali sırasında yapılanları unutmuyoruz ama biz kinci olmadığımız için İstanbul’un işgali sırasında Rumlar şunları şunları yaptı diye gündeme getirmiyoruz? Biz Patrikhane gibi kin kapıları açmıyoruz, ya da kin kapıları yaptırmıyoruz… Patrikhane, Fener`de kıyı yolunun hemen paralelinde bulunan eski adıyla Sadrazam Ali Paşa Caddesi’nde yeni adıyla Dr. Sadık Ahmet Caddesinde mütevazı(!) bir kilise ve idari binalar topluluğu içinde yer alıyor. Peki, kim bu Sadrazam Ali Paşa? 1821`de Yunan ihtilalı sırasında II. Mahmut, Patrik Grigorios`u Patrikhane`nin ana giriş kapısında idam ettirdi. Rumlar da Patriğin önünde asıldığı kapıyı o gün bugündür açmıyorlar… Bugün İstanbul’da yaşayan İstanbullulara sorun bakalım İstanbul’un işgali altında neler oldu diye kimse hatırlamaz… Neler mi oldu? Gelin kısaca hatırlayalım.



İstanbul’a İtilaf filolarının ve bunlar arasında yer alan Yunan harp gemilerinin İstanbul’a girişi, şehirde bulunan Hıristiyanlar ve özellikle Rumlar arasında taşkınlıklara yol açmıştır. İtilâf Devletleri filosunda bir Yunan gemisinin de bulunacağı yolundaki haberlerin Kasım ayı başından itibaren İstanbul’daki Rum gazetelerinde yer alması Beyoğlu Rumları arasında sevinç gösterilerine sebep olmuştur. Osmanlı basınının sükûna davet eden yazılarına rağmen Rumlar, yakalarına önceden hazırlanmış rozetleri taktıkları gibi, Beyoğlu’nda dükkân ve mağazalarını Yunan bayrakları ile donatmışlardır. Özellikle Rumların kışkırtması ile gayri Müslim çocukların sık sık saldırıya geçtikleri bilindiğinden bu husus Meclis-i Vükela’da dahi gündeme getirilmiş; Fener Patrikhanesinin uyarılması konusunda karar alınmış ve Adliye ve Mezahip Nezareti vasıtasıyla bu kararın tebliğ edilmesi istenmiştir. Diğer taraftan Yunan gemilerinden çıkarılan silah ve cephane yerli Rumlara dağıtılmak üzere kiliselerde muhafaza edilmeye başlanmıştı. Polis Müdüriyetinin Dâhiliye Nezaretine gönderdiği bir raporda Aya Dimitri kilisesine sandıklar içerisinde silah ve cephane taşındığı belirtilerek önlem alınması istenmekte idi…



Neyse yazımda eski günleri tekrar gündeme getirmek, acıları tazelemek istemiyorum. Ama bir konu hakkında da bilgi vermeyi gerekli duyuyorum. 12 Şubat 1821 tarihinde, Yunanistan’daki Rumlar, idaresi altında yaşadıkları Osmanlı Hükümetine tekrar isyan ettiler. Başlarında önderleri olarak piskoposları vardı. Rumların isyan ateşi kısa zamanda bütün Moraya yayıldı. Avrupanın yolladığı silah ve cephaneler bir bir ortaya döküldü. O gün ve ertesi günlerde Müslüman aileler, Piskoposlarının önderliğindeki Rum isyancılar tarafından toptan katledildiler.



Haber babıaliye ulaştığı an, Sultan ikinci Mahmud Han derhal hükümeti topladı. Herkesin aksine padişah çok sakindi. Çünkü bunu bekliyordu.”Yıllarca bağrımızda beslediğimiz azmış Rumlar nihayet Rus çarıyla anlaşmışlar. Devletimizi yıkıp köhne Bizansı ihya etmeyi kararlaştırmışlar. İstanbulun adını Çarigrad yapacaklarmış. Hâlbuki asırlarca Rumlar devletimizin mümtaz tebeası idi.”İkinci Mahmud Han bunları söyledikten sonra sordu.?


”Bizim Fener Patrikhanesi ne alemdedir.Uyurmu?,uyanıkmıdır?.Hani Rum isyancıları aforoz edecekti.?”


Reisülküttab cevap verir;



”Tam aksine hünkârım… Moradaki ahaliye yayılan bir safsataya göre yakında İstanbul kurtarılacak, Bizans tekrar hortlatılacakmış… Dedi”



Padişah bu sefer İstanbul Kadısına döndü;



”Kadı efendi! Nimetini yediği devlete silah çeken,reaya ve berayanın cezası kitapta nedir.?”



”Kanı helaldir devletlüm”



”Öyleyse bizde hükmettik ki; asırlarca kıral gibi muamele ettiğimiz Patrik Gregorios ve adamları Fener Patrikhanesi orta kapısında asılalar. Ve cesetleri dahi ibreti âlem için üç gün teşhir oluna…”Sultan İkinci Mahmudun bu emri 22 Nisan 1821 de yerine getirildi.



Osmanlı Devletinde uzun yıllar Rus sefiri olarak çalışan İgnatief hatıralarında şöyle yazmaktadır; Sultan İkinci Mahmud Hanın idam ettirdiği Rum İsyanının baş planlayıcısı Patrik Gregoriosun Rus Çarı Alexandra gönderdiği mektubu açıklamaktadır. Mektup ibret vericidir;



”Türkleri maddeten ezmek ve yıkmak mümkün değildir. Çünkü Türkler Müslüman oldukları için çok sabırlı ve mukavemetli insanlardır. …Maneviyatları sarsıldığı gün Türklerin kendilerinden çok kuvvetli ve zahiren kalabalık hakim kuvvetler önünde zafere götüren asıl kudretleri sarsılacak ve maddi vasıtaların üstünlüğü ile yıkmak mümkün olabilecektir. Bu sebeple Osmanlı Devletini tasfiye için mücerret olarak harp meydanlarındaki zaferler kâfi değildir. Hatta sadece bu yolda yürümek Türklerin haysiyetini ve vakarını tahrik edeceğinden hakikatlerine nüfuz etmelerine sebep olabilir.’‘YAPILACAK OLAN; TÜRKLERE BİR ŞEY HİSSETTİRMEDEN BÜNYELERİNDEKİ TAHRİBATI TAMAMLAMAKTIR.




Biz yıllarca kardeşçe yaşadık, hoşgörü bizim dinimizin en önemli özelliğidir. Ama şimdi durup dururken birilerinin çıkıp da “…kendimi çarmıha gerilmiş gibi hissediyorum” demesini çok ama çok garipsiyorum… Aslında biz arkamızdan hançerlenmemiş miydik?


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir