Cemaatte infaz ve cemaate infaz

İtiraf etmeli ki medyanın, özellikle de iki büyük gazetenin -adeta birbirlerinin eksiklerini tamamlarcasına- bu cemaat aleyhine polisçilik oynamaları ve yargısız infaz kurumu gibi çalışmaları sıkı bir kampanya izlenimi verince, içeriden gelen bazı senaryo ve teorileri çöpe atmak zorlaşıyor.

İSLAMİ çizgisinin keskinliği ile tanınmış bir cemaatin merkezinde cinayet işlenmesi ve katilinin de hemen öldürülmesi olayını değerlendirmek için acele etmedim. Önce tozun dumanın dağılmasını bekleyerek polisin ve yargının görevini sağlıklı biçimde yapmasını izlemek istedim.
Ne var ki ’yükseltilen değer’ medyasında daha birinci günden itibaren olaya büyük bir şehvetle balıklama atlayarak hem polis, hem savcı, hem de yargıç görevini üstlenmeye çalışanlar fazla öne çıktılar.
Doğrusu polis bu hadisede şimdiye kadar çok kötü bir sınav vermiştir. Fakat bunda, gazeteci geçinen ahkamcıların kurcaladığı ’bazı görevlilerle cemaat arasındaki dayanışma’ türünden gerekçe birincil etken değildir. Asıl sebep, İstanbul’un pek yetersiz bir mülkiye ve emniyet zirvesine sahip bulunmasıdır. Şüphesiz az veya çok İslami duyarlılığı bulunan birtakım resmi görevliler, söz konusu cemaatle ilgileri yüzünden değil, camide işlenmiş bir cinayetin ve arkasından yaşanan infazın içerdiği vahametten ötürü dallanıp budaklanmasını istemeyebilirler. Böylece kamu vicdanı yaralanabilir, medya da polisi ve savcıyı eleştirebilir… Esasen kamu vicdanı, merkezinde cinayet işlenen bir cemaat için bazı kuşkularla zaten rahatsızdır. En sivrisinden en ılımlısına kadar bütün dindarlar, böyle bir vaka yüzünden kendilerine de mutlaka bir pay kesilmek isteneceğini bilirler.
-İşte cemaatler böyledir… İşte kapalı yapılar… İşte dinciler… İşte sarıklılar… İşte sakallılar…
Böyle başlayan sayısız yakıştırma ve kakıştırma ile olayı istismar edip suret-i haktan görünerek İslam’a sataşma fırsatı arayanlara gün doğması hangi mümini huzursuz etmez ki?
Hem de neye rağmen? Bu cemaatten bazılarının başka İslami camiaları neredeyse peşinen cehennemlik saymalarına rağmen… Nitekim içlerinden öyleleri ile karşılaşmışımdır ki, kendileri gibi algılayıp kendileri gibi giyinmediğim için beni de ’öbür yaka’ içinde görürler. Lakin böylesine köktenci çizgilerine rağmen bu olaydan sonra her Müslüman gibi ben de iki boyutlu bir üzüntüye yaşadım:
Birincisi cemaatin ortasına bu olayla düşen fitnenin, siyasi, sosyal ve ruhsal yönlerini tahmin edebilmekten kaynaklanıyordu. İkincisi de sırf İslam’a karşı iflah olmaz düşmanlık güdenlerin olayı fırsat bilip yapacakları yayınları daha birinci dakikadan neredeyse kelimesi kelimesine görebilmekten doğuyordu.
Bu şartlarda cemaatin içinden de bilgi edinmeye çalışarak olayın ayrıntılarını öğrenmek istiyordum. Kendi mensuplarına olayın nasıl açıklandığını tespit etmeye, bu yönde senaryolarını anlamaya, hatta varsa komplo iddialarını da öğrenip yorumlamaya gayret ediyordum…
İtiraf etmeli ki medyanın, özellikle de iki büyük gazetenin -adeta birbirlerinin eksiklerini tamamlarcasına- bu cemaat aleyhine polisçilik oynamaları ve yargısız infaz kurumu gibi çalışmaları sıkı bir kampanya izlenimi verince, içeriden gelen bazı senaryo ve teorileri çöpe atmak zorlaşıyor.
Bunlardan biri şöyle:
-Patrikhane semte doğru genişlemek için her fırsatı değerlendirmeye çalışmaktadır… Oysa cemaatin varlıklı insanları manevi bir heyecanla ’merkez’e yakın olabilmek için oralarda satılık her gayrimenkulü alıvermekte, rayiçleri yükseltmekte, Patrikhane’yi kızdırmaktadırlar.
Olay üzerine bazı gazetecilerin polisçilik ve yargıçlık oynamasını ille de bu senaryo ile açıklıyor değilim. Ancak medyamızda oldum olası her türlü çıfıt kampanya için pek kullanışlı nice işbirlikçi ve tetikçi gördüm ki, öküz altında buzağı arayanları yadırgamıyorum.

ÖMER LÜTFİ METE/TERCÜMAN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir