Cenazelerinde Dua Edemeyenler

Türkiye’de değerler tartışması ve zıtlaşmalar, insanları gruplaşmalara ve kopmalara itiyor.. İnsanlar ya modern, ya gerici, ya milliyetçi, ya hain, ya dindar, ya da dinsiz gibi birçok zıt kamplar arasında yer almaya zorlanıyor..

Ülkemizin beton değerleri Türklük ve Müslümanlık karşısına bile değerler oturtulup temel yapı zedeleniyor..
Halk bütün zorlamalara rağmen, bu iki temel özelliğini korumayı aydınlarımız ve yöneticilerimizden daha iyi başarıyor.
Geçenlerde öğretim üyesi olduğum okulumda üç kız öğrencimle mülakat yaparken, aslında halkın yönetenlerden ve aydınlardan daha ileri olduğunu bir defa daha tespit etme imkânı buldum. Öğrencilerimden biri sol görüşlü, biri türbanlı, üçüncüsü de laikliğiyle övünen bir öğrencimdi.. Okula başladıklarında birbirlerine kuşkuyla bakan ve birbirlerini ağır şekilde suçlayıcı düşünceleri olan öğrencilermiş.. Şimdi ise birbirleriyle kanka olmuş, ortak projeler üreten, birbirlerinin değerlerine saygı duyan ve hep beraber yaşayan bir grup olmuşlar..
– Ben Seda’yı sınıfta peruğuyla gördüğümde “bu gerici, okulumuzda problem olacak” sanmıştım. Şimdi ise onun kafasında ne kadar önemli bir beyin olduğunu, yeniliğe ne kadar açık olduğunu gördüm. Minibüs kullanan küçük türbanlı bir kızın sempatik olacağını fark ettim.
– Ben sınıfa ilk girdiğimde “Tuğçe’yi sınıfın en çalışkanı, ama aynı zamanda da bizi ezenlerin başı” gibi gördüm. Oysa o bana yaklaştı ve birbirimizle ne kadar ortak yanlarımız olduğunu gördük ve yaşadık.
– Ben ikisini de gördüğümde, “tamam Funda bu sınıfta mücadele edecek iki grup da var” diye düşündüm.. Ama zamanla bizim Türkiyenin birer parçası olduğumuzu ve beraber olunca nasıl güzel şeyler yapabileceğimizi keşfettim.
Biri diğerinden dini, ötekisi modern anlayışı, bir diğeri de toplumla bütünleşirken herkesin değerlerine saygının esas olduğunu öğrenmiş.
Peki bunu yöneticilerimiz ve aydınlarımız öğrenemiyor mu?Ya da bal gibi bilmelerine rağmen bu çelişkileri körükleyerek onlardan besleniyor olmasınlar..
Her zaman içimi sızlatan bir görüntüyü geçen hafta bir daha yaşadım.. Yakın arkadaşlarımdan biri, 84 yaşındaki annesini kaybetmişti.. Cenazesini kaldırırken saf durduk.. Arkada duruyordu. İmam efendi ön safa geçmesini isteyince, “Gereği yok” dedi.. Aslında çok iyi biliyorum. Öne geçmek değil, en öne geçmek isterdi. Annesini öteki dünyaya uğurluyordu.. Ama nasıl dua edeceğini, nasıl cenaze namazı kılacağını bilmiyordu.. Kendi de 55 yaşındaydı..
Ne acıydı ki, annesini uğurlarken ona bir “Fatiha” okuyamıyordu..
Bugün İstanbul’un birçok camiinde görüyorum.. Cuma günleri cemaat namaza dururken, hayatını kaybedenlerin tabutları da önümüzde cenaze namazı için bekler.. Bizler dualarımızı okurken, cenazeye gelen çok sayıda erkek ayakta bizi seyreder. Cenaze namazında da kenarda beklerler.. Gözlerinde kesinlikle hüzün vardır, ama aynı zamanda yakınlarını uğurlarken bir-iki dua edememenin ezikliğini de fark edersiniz.
Bunu Ankara Kocatepe Camii´ndeki şehit cenazelerinde bile görürsünüz. Sanki insanlar dua edince makamlarından, mevkilerinden, sosyal statülerinden olacaklar, ayıplanacaklar gibi davranıyorlar.. Cumhurbaşkanımız bile bazen böyle davranış gösteriyor.
Ben laik bir insanım. Ama laikliği dinimin gereklerini yerine getirmemek veya dinimi inkâr etmek olarak görmüyorum. Hem kendi dindaşlarıma, hem de öteki dinlere saygılıyım. Laikliği Allah’a inanmamak olarak algılamıyorum. Ama Türkiye de laiklik Allah’ı inkâra dönüştü ve adeta bir din gibi sunulmaya başlandı.. İşte buna karşıyım.
Türkiye de Diyanet İşleri Başkanlığı´nın görevlerinden biri de dinimizi modern ve herkesin seveceği bir şekilde öğretmek değil mi? Ulu Önderimiz, Diyanet İşleri Başkanlığı´nı niye kurdu?. Laikliği dinsizlik olarak düşünseydi, Diyanet İşleri´ni kurmasına gerek kalmazdı..
Yine aynı cenaze töreninde hocalarımızın da artık hocalıktan tüccarlığa geçtiklerini, bir dua etmenin karşılığında 100 YTL talep ettiklerini gördüm.. Dua para karşılığı olur mu?. Hele hele müteveffa biri için edilen dua için para istenir mi? İnsanlar kendi cenazelerini kaldıramaz ve dualarını edemez hale gelince, tabii ki tüccar hocalara da gün doğar..
Bir milleti, milliyeti ve dininden uzaklaştırmak, o milletin temel direklerini sarsmaktan farklı değildir. ABD ve Avrupa´da dini değerler yükselirken, bizde yozlaşmanın hızlandırılması tesadüf olmasa gerek.
Bu milletin; bir taraftan Allah inancını taşırken, öteki taraftan dua bile edemez hale getirilmesi kadar büyük bir çelişki olabilir mi? Daha da ilerisi, Allah’a inanmanın ne sakıncası ve kötülüğü var ki? Bir gün hepimiz Allah’a dönmeyecek miyiz? Öyleyse niye iki yüzlü davranıyoruz.. Niye, neysek o gibi davranmıyoruz? Niye laik, dinci birleşmiyor?. Laiklik buna aykırı değil ki.. Bunu sağlamanın tek yolu halkımızın da seçimlerde ister lehte, ister aleyhte din ile ilgili argümanlara dayalı oy kullanmaktan vazgeçmesidir.. Politikacıların da artık dini alet olarak kullanmaya son vermesi gerek.. Dine karşı çıkmak kadar, dini kullanarak siyaset yapmak da günahtır…

Muzaffer Baca

AYGAZETE

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir