Cep Telefonundan Türk İntikam Tugayı Çıktı

Geçtiğimiz hafta salı günü bütün Türkiye’de cep telefonu bayilerinin önünde kuyruğa giren kişilerden biri de devlet eski bakanı ve romancı Yılmaz Karakoyunlu idi. O da, yüzbinlerce cep telefonu kullanıcısı gibi şu mesajı almıştı: “Cep telefonunuz kayıt dışıdır.” 13 Aralık günü, kayıt dışı, yani kaçak olarak Türkiye’ye sokulmuş cep telefonlarını kayıt altına aldırmak için son gündü.

Bu mesajı alan herkes, 5 YTL ödemek zorundaydı, aksi halde telefonu görüşmeye kapatılacaktı. Oysa hem Karakoyunlu, hem de 40 milyon cep telefonu kullanıcısı içinde bu mesajı alan pek çok kişi telefonlarını karaborsadan veya faturasız satış yapan İstanbul Tahtakale gibi yerlerden almamıştı.

Örneğin Karakoyunlu, kendisine ve eşine Ankara’daki saygın bir şirketten aynı gün cep telefonu almıştı. İkisi de faturalıydı. Ama eşinin telefonu normal, kendisininki kaçak çıkmıştı. Çünkü, geçtiğimiz on yıl içinde Türkiye’ye 70 milyon cep telefonu cihazı girmişti ve bunların 29,6 milyonu kayıt dışı olarak, yani gümrükte deklare edilmeden getirilmişti. Üstelik bu işi cep telefonu piyasasının en büyükleri, çeşitli teknik hilelerle göz göre göre yapmıştı. Telekomünikasyon Kurumu’nun rakamlarına göre, 40 milyon abone içinde 18 milyon kişi, kaçak telefon kullanmaktaydı. Bunların 12 milyonu kayıt dışı, 6 milyonu ise “klonlanmış” telefondu. Klonlama, cep telefonunun kimliğini gösteren IMEI numarasının değiştirilmiş olmasıydı. Böylece aynı IMEI numarası ile binlerce telefon, tek bir telefonmuş gibi Türkiye’ye sokulmuştu.

İlginç bir kaçakçılık hikâyesi

Günlerdir herkesin tartıştığı “10 yıl içinde 29,6 milyon adet kaçak cep telefonu Türkiye’ye nasıl girdi?” sorusuna cevap ararken, daha ilginç bir hikâye ile karşılaştık. Dubai’den Türkiye’ye kaçak telefon getiren bir grup, elde ettikleri cep telefonu parasıyla Türkiye’de çeşitli eylemler yapmak için Türk İntikam Tugayı’nı canlandırmak peşindeydi. Bir diğer olayda, Atatürk Havalimanı’nda bir şahıs bagajlar dolusu cep telefonu ile yakalanmış, onu VIP salonunda karşılayan iki güvenlik görevlisi ise sırra kadem basmıştı. Şaşırtıcı bir başka hikâye, Kıbrıslı eski bir milletvekili ve bakanın da yine Atatürk Havalimanı VIP salonunda kaçak cep telefonları ile yakalanmasıydı. İşte ilginç bir hikâye, Türk İntikam Tugayı’nı canlandırma hikâyesi:

T.S., İstanbul Tahtakale’de 1992 yılından beri telefon ticareti yapmaktaydı. 1972 Almanya doğumluydu ve İstanbul’da liseyi ikinci sınıfta terk ettiğinden beri bu işle meşguldü.

İlk Dubai seferi

2001 yılı başlarında, yine Tahtakale’de saatçilik yapan İ.T., onu işyerine çağırır, “Biz seni araştırdık, sağlam bir çocuksun. Seninle bazı alışverişlerimiz olabilir.” der. T.S.’nin, “Ağabey, şu anda en iyi iş cep telefonu alım satımı.” demesi İ.T.’yi heyecanlandırır, “Nasıl oluyor bu iş?” diye sorar. T.S., “Dubai’den getirilen kaçak telefonlar burada satılıyor. Piyasanın çoğu bu şekilde para kazanıyor.” karşılığını verir. İ.T., hemen teklifini yapar: “Biz Dubai’den telefonları getirelim, sen de burada satarsın.” T.S. için bu kaçırılmayacak bir ticari fırsattır, teklifi hemen kabul eder.

İkilinin ilk Dubai seferi yaklaşık bir ay sonra gerçekleşir. T.S. bunu şöyle anlatıyor: “İ.T. beni çağırdı. 60 bin dolarla bu cep telefon işine başlayacağız, dedi. Biletleri ayarladığını, birlikte Dubai’ye gideceğimizi söyledi. Birlikte Atatürk Havalimanı’na gittik. Ancak getireceğimiz bu kaçak cep telefonlarını Türkiye’ye rahat sokabilmemiz için gümrükçülerle konuşmamız gerekiyordu. Daha önceden tanıdığım gümrük müdür yardımcısının yanına gittim. Gümrük müdürü beni daha önceden tanıdığı için, ’Siz gidin, bu iş kolay. Sen gönlünden ne koparsa verirsin’ dedi. İ.T. ile birlikte Dubai’ye gittik. Burada 200 adet Nokia 3310, 30 adet Nokia 5210 cep telefonu alarak Türkiye’ye döndük. Ben 200 adet telefonu gümrük müdür yardımcısının sayesinde geçirdim. İ.T. de sayısı az olduğundan bu 20 telefonu hediye getirdiğini belirterek rahatlıkla gümrükten geçirdi. Bu olaydan sonra gümrük müdür yardımcısına 500 dolar verdim. Telefonları ben ve İ.T. sattık.”

Gümrük memurlarına fırça atan adam

15 gün sonra tekrar Dubai’ye gidiyorlar. Bu sefer 300 tane telefon alıyorlar. Ama İstanbul’daki gümrük görevlisini aradıklarında, “Şu anda gümrük karışık, gelmeyin.” cevabını alıyorlar. Gerisini T.S., şöyle anlatıyor: “Bunun üzerine İ.T. babasını aradı. Dubai’de mahsur kaldığımızı, elimizde kaçak cep telefonları bulunduğunu, Türkiye’ye giremediğimizi söyledi. Babası da bir arkadaşı vasıtasıyla, daha önce Atatürk Havalimanı’nda çalışmış olan C.B.’yi bulmuş. C.B., uçağa binip gelsinler, bu iş kolay demiş. İ.T. ile birlikte 300 cep telefonuyla Atatürk Havalimanı’na geldik. Burada C.B. bizi karşıladı. Ben boş olarak çıktım. İ.T. cep telefonları ile C.B. sayesinde çıktı. Daha sonra İ.T. bana C.B.’den bahsetti. Bu şahsın, gümrük memurlarına bağırdığını, fırça attığını söyledi.

T.S.’nin, bambaşka bir dünyanın bambaşka insanları ile karşı karşıya geldiğini görmesi fazla sürmüyor. Çünkü İ.T. bir gün, “Ben ikinci Abdullah Çatlı olacağım, bana kimse dokunamayacak. C.B. ile Türk İntikam Tugay’ını kuracağız. C.B., JİTEM mensubu, Emniyet ve askeriye’de sözü geçen biri.” diyor. Zaten C.B.’nin sıra dışı bir kişi olduğu, o gün 300 telefon Türkiye’ye sokulurken, güçlük çıkaran gümrük memurlarını fırçalamasından da ortaya çıkıyor. T.S., “Daha sonra bir gün İ.T.’nin bürosunda C.B. ile tanıştım.” diyor. Bu tanışmadan sonra İ.T., C.B. hakkında ona daha da ayrıntılı bilgiler verip şöyle diyor: “C.B. bana, ’Türkiye’ye yeni bir Abdullah Çatlı lâzım. Komutanlarla görüştüm, seni Abdullah Çatlı gibi bir adam yapmak istiyoruz’ dedi.”

T.S.’nin bu anlattıkları, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ndeki bir dava dosyasında yer alıyor. Aynı dosyada, İ.T.’yi “yeni Abdullah Çatlı” yapmak isteyen komutanların, daha doğrusu komutanın kim olduğuna dair bir ipucu görüyoruz. Bu komutan, C.B.’nin arkadaşı Uzman Çavuş H.N. Dubai’den getirdikleri cep telefonları ile sağlayacakları parayla, Türk İntikam Tugayı’nı canlandırmayı düşünen ekip, aynı çerçevede yeni bir girişimde daha bulunuyor. Etrafındakilerle konuşmalarında tabanca için “küte” kodunu kullanan İ.T., 30 Haziran 2002 günü T.S.’ye, “Küte lâzım.” diyor. T.S., kabzası ahşap işlemeli 14’lü tabancasını çıkarıp kendisine veriyor. İ.T. bu tabancayı çok beğeniyor ve üzerinde taşımaya başlıyor.

Bir pazar günü T.S.’nin Gaziosmanpaşa semtindeki evine yanındaki kişilerle gelen İ.T., “Devleti dolandıran bir şahıs var. Bu şahsı iki gün senin evinde misafir etmeye karar verdik. Çocuklar birkaç gün senin evinde kalabilirler mi?” diyor.

İ.T. ayrıca, iki tane maske, bir boş senede de ihtiyaçları olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Şahsı kaçırdığımızda bir milyon dolar para alacağız, sana da pay vereceğiz.” Ertesi gün T.S., Beyazıt’tan bu maskeleri ve senedi alıyor. O akşam, “devleti dolandıran şahıs” yaralı olarak T.S.’nin evine getiriliyor. T.S., evdeki manzarayı şöyle anlatıyor: “Evde C.B., İ.T., Komutan diye hitap ettikleri H.N., G.K. ve Bakırköy’den kaçırdıkları şahıs vardı. Bu şahsı kendilerini JİTEM olarak tanıtıp kaçırmak istemişler, şahıs iri yapılı olmasından dolayı zorluk çıkarmış. Ancak G.K., şahsı zorla otomobile bindirmiş. G.K. bu şahsı, arabanın içinde benim İ.T.’ye vermiş olduğum tabanca ile bir el ateş ederek bacağından yaralamış. C.B. ve İ.T., benim getirdiğim maskeleri yüzlerine takarak odada bu şahsa boş senedi imzalattılar. İ.T., yaralı olan şahsın aşırı kan kaybından dolayı, bunu araba ile Avcılar’a götür dedi. Şahsı benim evimden alarak H.N. ile birlikte Avcılar’a götürürken, Dünya Ticaret Merkezi’nin yanındaki benzinlikte 10 milyon liralık benzin aldım. Yaralı şahıs, cüzdanımda para var dedi. H.N., şahsın cüzdanını aldı ve bir miktar para çıkardı. 10 milyon lirasını bana verdi, gerisini kendisi aldı. Daha sonra yaralı şahsı Avcılar’da bir hastanenin yakınlarına bıraktık.”

İki TİT arasında bir ilişki var mı?

Peki bu şahıs kimdi? Onu da dosyadan öğreniyoruz. Devleti dolandırdığı gerekçesiyle İstanbul Bakırköy’de arabasının içindeyken bacağından vurulup kaçırılan kişi, JETPA Holding’in sahibi Fadıl Akgündüz’ün avukatı Veysi Yaşar’ın kardeşi Emin Yaşar’dı. Devleti dolandırdığını düşündükleri kişiler Akgündüz ve avukatıydı. Avukatın kardeşini almalarının sebebi, JETPA’nın devletten kaçırdığını öne sürdükleri 13 milyon dolarlık paraydı. Fadıl Akgündüz’le igili soruşturma çerçevesinde devlet 19 Haziran 2000’de JETPA’nın malvarlığına el koyunca, vergi kaçırma ve devletten para kaçırma suçlamaları çerçevesinde JETPA’nın alacak kayıtlarının bir listesi çıkarılmıştı. C.B. ve İ.T., el konulmadan önce JETPA’nın çek-senet takibi işlerini yapan N.Ö. ile temas kurmuşlar, JETPA’nın 312 sayfadan oluşan bu muhasebe kayıtlarını elde etmişlerdi. N.Ö.’nün iddiasına göre Akgündüz adına devletten para kaçırma operasyonunu yöneten kişi Avukat Veysi Yaşar’dı. İ.T. ve arkadaşlarının avukatın kardeşini silahla yaralayıp kaçırmalarının sebebi işte buydu.

C.B., dosyadaki ifadesinde, “Askerliğimi yaparken, PKK kurşunları ile yaralandım. En büyük hayalim Türk İntikam Tugayı’nı aktif yapmaktı. Yeni bir yapılanmayla örgütü yeniden harekete geçirecektik. Bunun içinde paraya ihtiyacımız vardı.” diyor. C.B. ve arkadaşı İ.T.’den önce, bir başka Türk İntikam Tugayı’nı canlandırma olayı daha yaşanmıştı. İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı Akın Birdal’a 1998’de saldırı düzenleyen uzman çavuş Cengiz Ersever, Semih Tufan Gülaltay ve arkadaşları da Türk İntikam Tugayı’nı yeniden canlandırmak peşindeydi. Peki bu iki TİT arasında bir ilişki var mı? C.B. anlatıyor: “Cengiz’le Güneydoğu’da askerlik yaparken yaralandığım sırada tanışmıştık. Cengiz ile daha sonra yakın arkadaş olduk.”

Abdullah Çatlı hayalleri

Emin Yaşar’ın kaçırılması olayından sonra bu ekipteki kişiler, İstanbul Emniyeti’nin yaptığı bir operasyonla yakalandılar, 2002 yılı Ağustos ayında Devlet Güvenlik Mahkemesi’nce tutuklanarak cezaevine kondular. T.S. de bu kişilerle ilişkileri sebebiyle tutuklananlar arasındaydı. Eğer İ.T. ve C.B., yakalanmasalardı, muhtemelen Dubai-İstanbul kaçak cep telefonu trafiği bütün hızıylasürecek, belki de böylece C.B. Türk İntikam Tugayı’nı canlandırma ve İ.T.’yi ikinci Abdullah Çatlı yapma hayallerini gerçekleştirecekti. Ama hayatta her şey planlandığı gibi yürümüyor, yaşadıkları aksilikler TİT hayalinin de ikinci Çatlı olma sevdasının da sonunu getiriyor.

T.S.’nin anlatımlarından, İ.T.’nin, TİT ve ikinci Çatlı olma çerçevesi dışında başka operasyonlar da yaptığı anlaşılıyor. Örneğin bir gün, “10 yıl kadar önce babamı döven şahısların izini buldum. Bunlara bir güzellik düşünüyorum.” diyor. Ertesi gün ekip, İstanbul’un Esenler semtine geliyor. İ.T.’nin arkadaşlarından iki kişi bir pasaja giriyorlar. T.S., “İçeriden altı el silah sesi duyunca kimseye çaktırmadan bir taksiye binerek oradan kaçtım.” diyor. İçeride vurularak yaralanan baba-oğul, 10 yıl önce İ.T.’nin babasını döven kişiler. Dava dosyasındaki bilgilere göre bu olay 15 Temmuz 2002 günü gerçekleşiyor. Bu saldırı haricinde, aynı ekibin, yine 2002 yılı içinde Lüleburgaz’da bir işadamına zorla senet imzalattırma olayı da var. İ.T.’nin bu işleri organize ederken etrafındaki kişilere sahte pasaportlar temin ettiği, sahte nüfus cüzdanları düzenlettiği görülüyor. Yine C.B., bir gün T. S.’nin işyerine çek ve senetlerle geliyor. Toplam değeri 110 milyar lira olan bu çek ve senetleri saklamasını istiyor. Bir süre sonra bu senetler, İ.T. tarafından kendisinden alınıyor. Dosyaya göre, bu kişiler yakalandığında, 7 ruhsatsız tabanca, 2 kurusıkı tabanca, bu silahlara ait mermiler, bir av tüfeği, 3 video kaseti, 15 senet, bir araç tepe lambası, ikibine yakın faturasız saat, 800 faturasız pil, iki telsizle birlikte 25 adet sahte 100 Amerikan doları ele geçiyor. T.S., “Bu dolarları Bulgaristan’da cep telefonu alım satımı yapan Nurten isimli bayandan aldım.” diyor.

İstanbul adliyelerine intikal eden kaçak cep telefonu dosyalarına bakıldığında bir ucu Türk İntikam Tugayı’na kadar dayanan bu hikâye dışında ilginç bazı olaylar daha var. Örneğin, 2004 yılı Nisan ayında Dubai’den gelen A.A. isimli yolcunun, içinde 880 adet kaçak telefonu bulunan bagajları, iki güvenlik görevlisi tarafından VIP salonundan çıkarılmak isteniyor. Gümrük görevlileri bagajları arayıp bu telefonları görünce A.A. yakalanıyor, ama telefonları VIP’ten geçirmeye çalışan iki devlet görevlisi o anda ortadan kaybolmayı başarıyor. 2004 yılının ekim ayında, VIP salonundan iki valiz halinde bin adet cep telefonu geçirmek isteyen kişi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde milletvekilliği ve bakanlık yapmış olan Kenan Akın’dı.

Kenan Akın, “Telefonlar Malatyalı arkadaşım H.T.’ye ait. Bakırköy Sahil’deki Crown Plaza otelinde bana oda ayırtmıştı. Orada buluşacağız.” deyince, Akın’la birlikte otele gelen mali polis burada tertibat alıyor. Gerçekten de akşam saat 11’de H.T., otelin dördüncü katındaki 411 numaralı odaya geliyor ve orada yakalanıyor.

Hong Kong üzerinden Kıbrıs’a getirildikleri anlaşılan bu telefonlar incelenince, sadece Asya ülkelerinde kullanılmak üzere üretildikleri, AB serbest dolaşımına girmeleri ve Türkiye’ye sokulmalarının yasak olduğu anlaşılıyor. Dosyaya göre H.T., 1996’da da yine telefon kaçakçılığı suçlaması ile yakalanmış.

Uzanların yanında küçük kalıyorlar

Çarpıcı bir diğer cep telefonu kaçakçılığı olayının aktörü ise, ilkokul mezunu Mardinli A.D. Ağustos 2004’te Türkiye’ye TIR’larla 2,5 trilyon lira değerinde elektronik eşya ve 3,2 trilyon lira değerinde tonlarca peynir, pastırma gibi gıda maddesi getiren A.D.’nin yükünde 12 bin civarında cep telefonu çıkıyor. Bu cep telefonları, kameralar ve fotoğraf makineleri ile gıda maddelerini Singapur’dan Almanya Münih’e kargo ile getirten A. D., oradan da TIR’larla Türkiye’ye yönlendirmiş. TIR’lar İstanbul’a gelince de, Küçükçekmece’deki Yandım Çavuş benzin istasyonunda yakalanmış. A.D., 2001 yılında da 300 kaçak cep telefonuyla yakalanmış.

Şüphesiz, sadece Uzanlar’ın Türkiye’ye 6 milyon adet kaçak cep telefonu soktuğu ve Uzanlar haricinde de bu piyasada çok büyük isimlerin söz sahibi olduğu gerçeği karşısında belki T.S., A.A., H.T. ve A.D.’nin işleri parasal olarak nispeten küçük kalıyor. Ama, Dubai’den getirilen kaçak cep telefonlarının parası ile Türk İntikam Tugayı’nı canlandırma girişimine galiba ilk defa tanık oluyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir