CESETLER VE SİLAHLAR NEYİN HABERCİSİ?

“Orta yerde bir ceset varsa, tabii ki katil veya katiller de vardır.” Süleyman Demirel böyle diyordu. Abdi İpekçi’nin vurulduğu gün, gazetecilerin sorusu üzerine zamanın başbakanı bu açıklamayı yapmıştı.



Aradan geçen bunca zamana rağmen Abdi İpekçi olayı hala aydınlanmadı. Ve daha binlerce benzer olay karanlıkta kalmaya devam ediyor. Demirel’in ifadesiyle, “orta yerde çok sayıda ceset var”. Üstelik şimdi silahlar da orta yere çıktı. Hatta bu silahlar ile çeşitli olaylar arasındaki bağlantılar bile tespit edildi. Mesela Ümraniye’de ortaya çıkan bombalar ile Cumhuriyet Gazetesi’nin bombalanması arasındaki ilişki biliniyor. Dahası, aynı bağlantı Danıştay saldırısına da uzanıyor. Ama katil veya katiller hala ortada yok.



İşin ilginç tarafı, herkesin merak ettiği bütün bu olayları aydınlatmak amacıyla yürütülen soruşturmalardan rahtsız olanlar var. Abdi İpekçi, Uğur Mumcu, Necip Hablemitoğlu ve Taner Kışlalı gibi aydınların ölümü üzerine toplumu galeyana getiren, bunları bahane ederek “Kahrolsun şeriat” sloganları atan ve ülkenin karanlığa gitmekte olduğunu ilan eden çevreler, şimdi gerçeklerin ortaya çıkarılmasını istemiyor. O zaman “vurun abalıya” kabilinden birilerini uluorta suçlayan, yargısız infazla bir takım insanları katil ilan eden zihniyet de şimdi gerçeklerin araştırılmasına karşı çıkıyor. Ve bunu hukuk, insan hakları adına yapıyorlar.



Oysa geçmişte düşüncelerinden dolayı binlerce aydın hapislerde çürüdü. Yazdığı kitaptan veya okuduğu gazeteden dolayı insanlar evlerinden alınıp meçhul yerlere götürüldü, baskı ve işkenceye maruz bırakıldı. Birçokları kayboldu. Hatta belli ülkelere giden, filan üniversitelerde okuyanlar bile peşinen suçlu ilan ediliyordu bir zamanlar ülkemizde. O zaman da bu itirazcıların hiç sesi çıkmıyordu. Şimdi ne oldu da birden bire insan hakları, demokrasi havarisi kesildi bunlar?



Elbette insan haklarının ve adaletin güçlendiği, insana saygılı bir ülke hepimizin özlemi. Ama halkın seçtiği başbakanların, bakanların, milletvekillerinin idam sehpasına gönderilmesi geçmişte normal karşılanırken, bir kısım insanların bugün mahkeme karşısına çıkmasına bile tahammül etmemek nasıl bir anlayıştır?



Herkes kanun önünde eşit değil mi? Acaba belli mahfillerin dokunulmazlıkları mı var ülkemizde? Yoksa Türkiye’de bizim bilmediğimiz bir kast sistemi mı geçerli?



Aslında herkesin memnun olması gereken gayet şeffaf bir soruşturma yürütülüyor. Zanlı oldukları düşünülen belli insanlar yasal şekilde gözaltına alınıyor. İfadeleri alındıktan sonra bunların bir kısmı tutuklanıyor, bazıları da serbest kalıyor. Bundan daha normal bir şey olabilir mi? “Madem serbest bırakılacaktı, o zaman neden bunlar gözaltına alındı?” şeklinde tuhaf itirazlar bile duyuyoruz. Bu nasıl bir mantık? Suçlu ile suçsuzun, haklı ile haksızın ortaya çıkması için adalete güvenmekten başka çare var mı?. Kimin suçlu, kimin masum olduğu başka türlü anlaşılabilir mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir