CESUR SAVCILARA IHTIYACIMIZ VAR

Mersin’de bir dernekte yaşanan yemin töreni, tüyler ürperticiydi. Türkiye’nin daha başka yerlerinde de benzer örnekleri alenen yaşanıyor. Adeta toplumun kaidelerine dinamit döşeniyor göz göre göre… Dünyanın en hoşgörülü toplumu barut fıçısına döndürülmek isteniyor böylece. Ve bu tehlikeli gidiş her geçen gün biraz daha tırmandırılıyor.

Ama buna “dur !” demesi gereken savcılarımız, emniyet kuvvetlerimiz onların üzerine gitmiyor, gidemiyor. Çünkü cesaret edemiyorlar. Zira ülkemizde cesur savcılar için her türlü yıldırma politikası mevcut. Nitekim geçmişte bu tür konularda cesaret gösterenler ya sürüldüler ya da meslekten men edildiler. Adeta görev yapmak suç bu ülkede. Hele hele bildiklerini yazıya döken veya kitap yayınlayan savcılar hiç istenmiyor.

Oysa bir savcı için düşünmek, araştırmak, okumak ve yazmaktan daha tabii ne olabilir? Nerede kaldı yargının bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü? Böylelerini ödüllendirmek yerine cezalandırıyoruz, caydırıyoruz. Adeta doğduklarına pişman ediyoruz onları. Örnek mi istiyorsunuz: İşte Gültekin Avcı… Ne yapmış? Zamanını klüplerde, kafelerde geçirmemiş.

Mesaisinden artan zamanda bir savcı titizliğiyle araştırmış, kitaplar yazmış. Çok da güzel bir kalemi var. Ama mensup olduğu adliye camiası tarafından ödüllendirilmek bir yana, istenmeyen adam ilan edilmiş. Oradan oraya sürülmüş.

Zaten Türkiye’de görevini yapmadığı için soruşturma geçiren veya hesap vermek zorunda kalan bürokrat hemen hemen yoktur. Ama işini doğru yaptığı, cesur olduğu için hesap vermeye zorlanmış, hatta ceza almış olanlar çoğunluktadır.

Her melek erbabı arasından çürük yumurtalar çıkar. Mesela bugüne kadar mafya ile işbirliği yapan,rüşvet alan çok sayıda hukuk adamı oldu. Hatırladığım kadarıyla onların hiçbiri meslekten men edilmedi. Ama sadece görevini yaptığı için meslekten men edilen çok sayıda hakim, savcı var bu ülkede.

Şimdi düşünelim. Savcısından korkan cumhuriyet, öğretim üyesinden korkan YÖK, memurundan korkan elitler, öğrencisinden korkan okullar, milletvekilinden korkan bürokrasi, azınlığından, çoğunluğundan korkan devlet… Kısacası halkından korkan bir devlet… Oysa devlet, herkesi potansiyel suçlu görmek yerine, halkına güvenmeli ve ona sahip çıkarak motive etmelidir.

Öte yandan müsamaha göstermeden, ayırım yapmadan suç işleyenin üzerine gidilmelidir ki düzen sağlansın, insanlar devlete güvensin. Bunun yolu ise daha çok demokrasiden ve açıklıktan geçiyor, yasakları genişletmekten değil.

Unutmayalım ki, bir zamanlar 7 düvel çullanmıştı üstümüze. Ama o badireden, halkımızın birlik ve beraberliği sayesinde kurtulmuştuk. O zamanlar bir avuçtu, fakirdi Anadolu insanı. Ama muazzam bir moral ve motivasyonu vardı, ortak değerler etrafında toplanmasını başardığı için dünyanın en acımasız güçleri onu yok edemedi. Bugün ise nüfusumuz çok; 7-8 katına çıkmış. Üstelik genç ve dinamik bir toplumuz…

Köklü bir tarih ve medeniyetimiz var. Bunu arkamıza alıp ilerlemek, dünya ile yarışmak varken; gölgemizden korkarak yerimizde saymak, kendi gölgemizle kavga etmek kime ne kazandırır?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir