CIA’nin Ladin’i Öldürme(me) Operasyonları

Amerika, El Kaide lideri Üsame bin Ladin için koyduğu ödülü 50 milyon dolara çıkarıyor. 1996’da Ladin’i izlemek için CIA’de özel birim kurulmasına, 1998’den bu yana da öldürülme izni bulunmasına rağmen Ladin yıllardır neden yakalanamıyor?

Amerikan Kongresi, El Kaide lideri Üsame bin Ladin’i tutuklatana vereceği ödülü 25 milyon dolardan 50 milyon dolara çıkaracak kararı onayladı. Ladin için 50 milyon dolarlık ödül bu ay sonu itibariyle geçerli olacak. Bu rakam, Vahşi Batı’da “Wanted” (Aranıyor) ilânlarının uygulanmaya başladığından bu yana tek bir isme konulan en büyük ödül. ABD, Saddam Hüseyin için bile 30 milyon dolar ödül koymuştu.


CIA Başkanlığı’na Porter Gross’un atanmasından sonra Ladin’i yakalamaya yönelik faaliyetlerde bir artış gözleniyor. Ladin, yardımcısı Eyman el Zawahiri, Taliban lideri Molla Ömer ve diğer 11 zanlı için Peştun nüfusun yaygın yaşadığı Afganistan-Pakistan sınırında yayınlaman Jang gazetesine bu ay ilk kez ilânlar verilmeye başlandı. ABD istihbarat kaynakları Time dergisine, ilânlardan sonra günde ortalama 12 ihbar geldiğini ifade ediyor. Ladin başta olmak üzere aranan isimler ve ödülleriyle ilgili önümüzdeki dönemde, televizyon ve radyo reklamlarına da başvurulacağı kaydediliyor.


Suudi Kraliyet ailesi ile ters düştü


Ladin, 1993’ten bu yana CIA’nin takibinde bir isim. CIA içerisinde 1996’da, sadece onu takip eden bir birim oluşturulmuş. 1998 sonundan itibaren de, yakalanması veya öldürülmesi yönünde ABD Başkanı’nın talimatı var. Ve Ladin, tüm bu süre boyunca -ne ilginçtir- yakalanamıyor. Ladin bunca yıl kendisine yönelik operasyonlardan nasıl kurtuldu? Şu an nerede? Yakalanamıyor mu, yoksa yakalamak mı istenmiyor? Ladin operasyonları hakkında son dönemde yayınlanan haber, kitap, hatıra ve raporlar, bu konuda akıllardaki soruları cevaplayan bazen de soruları artıran önemli ipuçları veriyor.


1980’den 1989’a kadar Afgan Cihadı’nda etkin görevler alan Üsame bin Ladin, garip bir şekilde CIA raporlarına ancak 1996’da girmeye başlamış. Aslında onu, halen Dışişleri Anti-Terör Bölümü sorumlusu olan J. Cofer Black, 1993-1996 yılları arasında Hartum elçiliğinde diplomat kimliğinde CIA sorumlusu olarak çalıştığı dönemde keşfetmiş.


Ladin, 1991 sonunda Afganistan’dan yanında kalabalık bir heyet olduğu halde Sudan’a sığınmıştı. 1993’te, Pakistan, Arap mücahitlere operasyonlarını artırınca, Ladin para göndererek 480 tanesinin Hartum’a gelmesini sağladı. Çiftlik satın aldı. Ticaret yapıyordu. Zaman zaman da camide vaaz veriyordu. 1994’te Hartum’da bir camide silahlı saldırıya uğradı. Yara almadan kurtuldu. Saldırganların bazıları Ladin’in korumaları tarafından öldürüldü. Biri sağ yakalandı, yargılanıp idam edildi. Daha sonra, bu saldırının Suudi istihbaratı tarafından Yemenli militanlarca gerçekleştirildiği ortaya çıktı.


Zira, Ladin’le Kraliyet ailesi arasında ciddi bir sürtüşme vardı. Ladin, ABD askerlerinin Harameyn’in bulunduğu Arap Yarımadası’na çağrılmasını eleştiriyor, Suudi yönetimini “ihanet” ile suçluyordu. 1991 yılında, Afganistan’a gizlice kaçarak, ev hapsinden kurtulmuştu. Ladin, Londra merkezli Kraliyet muhalifleri ile de temas halindeydi. Saldırının hemen ardından, Suudi yönetimi Ladin’i vatandaşlıktan çıkardı. Kişisel mal varlığını da dondurduğunu açıkladı.


1994’te Çakal Carlos’un Sudan’da saklandığını keşfeden Cofer Black, Ladin’e yönelik çalışmalarını da artırdı. Black ve adamları, Ladin’in Hartum’un kuzeyinde 3 eğitim kampı olduğunu ortaya çıkardı. Black, o yıl Çakal Carlos’un yakalanmasını sağladı. Diplomat statüsünde görev yapan Black’in CIA ajanı olduğu anlaşılmış olmalı ki, kendisine suikast hazırlığı yapıldığı ortaya çıktı. Plutzer ödüllü gazeteci Steven Coll, “Ghosts War” yani “Hayaletler Savaşı” adıyla yayımlanan kitabında, Black’ın o dönemde Ladin’e “Sünni İslam’ın Terör İçin Ford Fonu” adını taktığını anlatıyor.


1995 yazında Ladin, Suudi Kralı’na, ABD askerini barındırılmasını kınayan bir açık mektup yazdı. Ve Kasım 1995’te, Riyad’daki ABD askeri merkezine bombalı saldırı düzenlendi. Saldırıda 5 Amerikan askeri öldü. Birkaç gün içinde Suudi yönetimi 4 zanlıyı yakalayıp, kısa süre içinde idam etti. ABD’lilerin zanlıları sorgulamasına fırsat verilmemişti. ABD’liler, saldırının azmettiricisinin Ladin olduğunu daha sonra öğreneceklerdi.


‘Manson Ailesi’ Ladin’i takipte


1 Şubat 1996’da Başkan Bill Clinton’ın onayı ile CIA Anti-Terör Merkezi kuruldu. Hedef, “terörün kabiliyetini azaltmak” ve “ülke içi ve dışından gelecek terör saldırılarını bertaraf etmek” idi. Savunma ve saldırı amaçlandı. Nikaragua’da gizli savaşı yöneten ajan Duane R. “Dewey” Clarridge, birimin başına getirildi. Clarridge, iki gizli vurucu tim kurulmasını önerdi. Böylece, saldırıları önlemek için “pre-emtive” yani “saldırıları gerçekleşmeden yok edecek” operasyonlar yapılacak, teröristler takip edilecek, gerekirse kaçırılacak ya da öldüreceklerdi.


1996’da CIA Anti-Terör Merkezi sadece Ladin’i takip için özel bir birim oluşturdu. “Alec” kod adı verilen birim elemanları, kendilerini “Manson Ailesi” adıyla anıyordu. Manson ismi, beyin kontrol ilacı LSD’yi bulan kişinin adından hareketle verilmişti. Birim oluşturulduğunda, Ladin halen Hartum’daydı. 1996’da, Ulusal Anti-Terör Koordinatörlüğü’nde görevli elemanlar, Ladin’in koruması olmadığını, özel bir operasyon ile kaçırılabileceğini öneren bir plan sundu. Dışişleri Bakanı Madeleine Albrihgt, Ulusal Güvenlik Danışmanssı Sandy Berger ve Ulusal Anti-Terör Koordinatörü Richard Clarke bunu onayladı. Ancak, operasyon bir türlü gerçekleşmedi.


ABD, Ladin’i teslim almadı


1998’den 2003’e kadar Ulusal Anti-Terör Koordinatörlüğü görevini yürüten Richard Clarke, “The War Against All Enemies (Bütün Düşmanlara Karşı)” kitabında bu olaya yer veriyor. Clarke, vazgeçilen plandan 2 yıl sonra, operasyonu planlayan kendi birimindeki özel kuvvetler subayı Mike Sheehan’ın, Özel Kuvvetler Merkezi Fort Bragg’de Yeşil Bereli iki arkadaşı ile karşılaşmasını anlatıyor. Yeşil Bereli iki arkadaşı, Sheehan’a, iki yıl önce Ladin’i yakalama fırsatının nasıl boşa gittiğinden bahseder. “6 kişilik tim, iki araçla sınırı aşacak, sonra da koruması olmayan Ladin’i yakalayıp, sınırdan geri dönecekti.” diyen arkadaşlarına, olayı bilmiyormuş gibi davranan Sheehan soruyor: “Neden vazgeçtiniz?” İki arkadaşı, “Beyaz Saray buna izin vermedi.” diyor. Clarke, gerçekte Pentagon’un (Savunma Bakanlığı) bu saldırıyı engellediğini belirtiyor.


Akim kalan Ladin’i kaçırma planları ile ABD’nin Hartum Büyükelçiliği’nin güvenlik gerekçesiyle kapatılması teklifi aynı dönemde gündeme geldi. Ancak, yeni Büyükelçi Timotjy Carney buna karşıydı. 6 Şubat 1996’da Carney, Sudan Başkan Yardımcısı Ali Osman Taha ile görüştü. “Sudan Ladin’i çıkarmalı, finans kaynakları ve Kuzey Afrika’daki faaliyetleri konusunda bilgiler vermeli. Aksi halde elçilik güvenlik gerekçesi ile kapatılacak. Bu size büyük zarar verir.” dedi. Bir ay sonra Sudanlı General el Fatih Erwa gizli görevle Amerika’ya gitti. 8 Mart’ta Virginia’da Carney ve CIA, kendisine, yapılması istenenleri madde madde sıralayan 2 sayfalık metin verdi. Maddelerden biri, Ladin ve adamlarının listesini, giriş ve çıkış tarihlerini istiyordu. İkincisi de, Cofer Black’a saldırı için elçiliği izleyen cip ve kamyonlar ile bunların amaçları hakkında detaylı bilgi istiyordu.


Aynı dönemde Ladin, ilk kez bir ABD medya kuruluşuna beyanat verdi. 6 Mayıs 1996’da Time dergisinde yayımlanan beyanatında Ladin, “Herkes, suçu ispatlanana kadar masumdur. Afgan Savaşçıları niçin değil? Onlar ‘dünya teröristleri’! Ama onları duvara sıkıştırmak, terörün artmasından başka fayda sağlamaz.” diyordu.


Sudanlı yetkililer, gizli görüşmelerin ardından, “Eğer hukuki bir suçlamanız varsa, Ladin’i size teslim edelim” teklifini Amerika’ya yaptıklarını, ama kabul görmediğini ifade ediyorlar. ABD’nin elinde o dönemde Ladin’i suçlamaya yetecek miktarda delil bulunmuyordu. Bu sebeple Suudi Arabistan, Mısır veya Ürdün’e yargılanmak üzere Ladin’i almalarını önerdiler. Ancak hiçbirisi bunu kabul etmedi. Beyaz Saray’ın o dönem geliştirdiği Ladin stratejisi, “hareket halinde bulunsun” şeklindeydi. Suudi Arabistan ise, “sıcak patatesi” eline almaya cesaret edemedi. Onlar da, “Teslim almayız, ama Sudan’la ilişkilerin gelişmesi için sınır dışı edin.” dediler. Suudi yönetimi yargılamak için de olsa, Ladin’i yeniden vatandaşlığa almak istemedi.


CIA ajanı yerine, Afganlar kullanıldı


Sudan lideri Ömer el Beşir, baskılar üzerine Ladin’den ülkeyi terk etmesini istedi. Ladin 19 Mayıs 1996’da özel uçakla Birleşik Arap Emirliği’nde yakıt ikmali yaparak Afganistan’ın Celalabad şehrine geçti. Ladin Ağustos 1996’da, Haremeyn’in işgaline karşı çıkan ilk Cihad bildirisini yayımladı. Amerikalıların Suudi Arabistan’ı terk etmesini istiyor ve Suud Kraliyet ailesini dinin gereklerine aykırı davranmakla suçluyordu.


Ladin Afganistan’a döndüğünde, CIA’nin Afganistan’da faaliyetleri durmuştu. 1995’te, Clinton CIA bütçesini kısınca, Afganistan bürosu tamamen kapatılmıştı. Afganistan içerisinde, ücretli ajan bulundurulmuyordu. CIA’nin İslamabad Şefi Gary Schroen, açığı kapatmak için Eylül 1996’da Savunma Bakanı Ahmed Şah Mesud ile Kabil’de görüştü. CIA, 1980 ve 1990 arasında ayda ortalama 200 bin dolar para yardımında bulunmuştu Mesud’a. Görüşmelerde kayıp Stinger füzeleri ile Ladin gündeme geldi. Mesud, onu Taliban’ın yanında tehlikeli bir potansiyel olarak gördüğünü söyledi. Ne var ki, Schroen’in ziyaretinden sadece bir hafta sonra, Şah Mesud o güne kadarki en ağır kayıplarını verdiği çatışmalarda Kabil’den çekilmek zorunda kaldı. Kabil, artık Taliban’ın eline geçmişti. Celalabad da aynı dönemde Taliban’ın kontrolüne girdi.


Mart 97’de Ladin bu kez CNN’e röportaj verdi. 1996 Harameyn bildirisini savundu ve Amerikalıların çekilmesi talebini tekrarladı. Taliban, kendilerinden habersiz verilen bu röportaj üzerine Ladin’den Kandahar’a geçmesini istediler. Ladin, Kandahar’a yerleşti. Burada, Taliban’a, Kuzey İttifakı lideri Şah Mesud ile savaşta destek verecekti.


15 Haziran 1997’de önemli bir gelişme yaşandı. Emir Khan Kansi, Karaçi’de yakalandı. Daha doğrusu Beluci aşiretinden birisi 2 milyon dolarlık ödül sebebiyle onu Pakistan tarafındaki Shalimar Otel’de tuzağa düşürüp CIA’ye sattı. Pakistan göçmeni Kansi, 1993’te Virginia’da CIA Merkez binasının girişini silahla taramış ve 2 CIA çalışanını öldürüp 3’ünü de yaraladıktan sonra yurtdışına kaçmayı başarmıştı. Kansi, CIA için bir onur meselesiydi ve ancak 4 yıl sonra yakalanabilmişti.


Tarnak Çiftliği’nden Ladin’i kaçırmak


Operasyon için Afganistan-Pakistan sınırında görev yapacak Afgan Cihadı’nda eğitilmiş bir grup aşiret mensubu CIA’ye eleman olarak alınmıştı. FD/TRODPINT adı verilen ajanlar, yerli insanlardı. Kandahar’a aileleri ile yerleştiler. Bölgede dolaşarak CIA’ye bilgi topladılar. Kansi yakalandıktan sonra, Pakistan yönetiminin göz yummasıyla, hazır beklemekte olan bir C-12 uçağı alınarak ABD’ye götürüldü. 1998’de ölüm cezasına çarptırıldı. 14 Kasım 2002’de de Virginia’da idam edildi.


Bu operasyonda kullanılan Afgan ajanlar, Kansi’den Ladin operasyonuna devredildi. FD/TRODPINT timi, para, saldırı silahları, kara mayınları, motosiklet ve kamyonetler, dinleme cihazları ve güvenli iletişim araçları ile desteklendiler. Ladin, “Afgan Çatışması” isimli bir operasyon ile kaçırılacaktı. Buna göre Ladin’in araç konvoyuna ani saldırı yapılacak, oluşan karmaşada korumalar saf dışı bırakılacak, ama Ladin canlı yakalanacaktı. Ardından da Ladin paketlenerek, ABD’ye ya da Mısır’a götürülecekti. ABD Taliban yönetimini tanımadığı için, CIA’nin operasyon yapabilmesi mümkündü. 1997’de, ajanlar rapor sundu. Başarısız bir operasyon gerçekleştirilmişti. Korumaları vurulmuş, ama Ladin kurtulmuştu.


23 Şubat 1998’de Ladin, ‘Yahudi ve Hıristiyan Haçlı Seferlerine Karşı İslami Cephe Bildirisi’ni beş örgütle birlikte yayımladı. CIA, “bildirinin ABD’ye saldırıyı kutsayan ilk dini fetva olduğu” tespitini yaptı. 9 Mart’ta ABD, Pakistan’a, tehditlerle ilgili protesto geçti. BM Büyükelçisi Bill Richardson da bölgeye ziyaret düzenleyerek, Ladin’i hatırlattı. Richardson, Nisan 1998’de Kabil’e de geçti. Taliban’dan Ladin’i ülkeden çıkarmalarını istedi. Cevap, “Yerini bilmiyoruz ve ABD için tehdit değil.” oldu.


Sızdırma olunca, Ladin telefonu bıraktı


1998 ilkbaharından itibaren CIA, Ladin’in Kandahar yakınlarındaki Tarnak Çiftliği’ne konsantre olmaya başladı. Ladin, eşleri ve çocuklarının yaşadığı bu çiftliğe zaman zaman ziyaretler düzenliyordu. CIA, TRODPINT Afgan timinin de aralarında yer aldığı 30 kişiyle bir operasyon planlıyordu. Birinci grup, gece 02.00’da operasyona başlayacak ve güvenliği yok edecek, ikinci grup cip ve kamyonetlerle gelip Ladin’i paketleyecekti. Bir ABD uçağı da alçaktan uçarak radara yakalanmadan Kandahar’a inecekti. Yakalanan Ladin kaçırılacaktı. Bunun için Afganistan’ın güneyine özel CIA timi koordinasyon için gizlice gönderildi. Ancak planlar tutmadı ve vazgeçildi. CIA’nin Ladin’i “evden alma” operasyonu da başarısız oldu.


1998 Haziran ortasında Suudi Arabistan İstihbarat Başkanı Prens Faysal el Türki, Taliban ile görüşmek üzere Kandahar’a gitti. Molla Ömer dahil Taliban liderleri ile görüştü. Onlardan Ladin’i istedi. Molla Ömer, iki ülke din adamlarından oluşan bir komisyonun buna karar vermesini istedi. Böylece, Taliban baskı altında kalmayacaktı. Temmuz 1998’de, komisyon bu konuda Suudi Arabistan’da çalışmalarını tamamlayıp döndü.


Ancak 7 Ağustos 1998’de, Kenya ve Tanzanya’daki ABD büyükelçiliklerine bombalı ikiz saldırı düzenlendi 224 kişi öldü, 4 bine yakın insan da yaralandı. Deliller bombalamaların arkasında Ladin’in olduğunu gösteriyordu.


Özel kuvvetlerle etkili askeri operasyon seçeneği Genelkurmay Başkanı Hugh Shelton’ın, çok asker gerektiğini belirtmesi ve hedefin net olmaması sebebi ile gündem dışı bırakıldı. Shelton temkinliydi; çünkü 1980’de İran’da, 1993’te Mogadişu’da az kuvvetlerle operasyonlar fiyasko ile sonuçlanmıştı. Tomohawk füzeleriyle, hedefi uzaktan vurma seçeneği benimsendi. CIA, Doğu Afganistan’daki Host civarında Zawhar Kili’de 20 Ağustos’ta Ladin ve diğer grupların toplanacakları istihbaratını iletti. Her biri 750 bin dolar değerinde 75 Tomehawk füzesi fırlatıldı. Ladin’in diğer kampları ve Tarnak Çiftliği de hedefler arasındaydı. Ama, Ladin saldırılardan yine kurtuldu. Bir süper gücü vurup intikam saldırısından kurtulmak Ladin’in popülaritesini daha da artırdı.


Sızdırılan bilgiler ve zorlaşan takip


Başkan Clinton’ın bu dönemde Monica Lewinsky skandalı ile başı dertte olduğu için saldırıların dikkat dağıtmaya yönelik olduğu tezleri gündeme getiriliyordu. 24 Ağustos tarihli Washington Times gazetesi, 20 Ağustos’taki saldırıda Ladin’in Host yakınlarındaki kampının bombalandığını yazdı. Gazete, saldırının Ladin’in telefon görüşmelerinin takibi ile yer tespiti yapılarak gerçekleştirildiğini de kaydetti. 22 yıl CIA’de istihbarat görevlisi olarak çalışan ve 1996-1999 yılları arasında CIA’nin Ladin Birimi’nin başında bulunan Michael Schouer, “Emperial Hubris (İmparatorluk Gururu)” kitabında bu sızdırmaların Ladin’in takibine büyük zarar verdiğini kaydediyor. Schouer, Ladin ve yakın çevresinin bu sızdırmalar sonrasında elektronik kulağa yakalanacak teçhizat kullanmadıklarını ve uydu telefonlarını da terk ettiklerini belirtiyor.


Eylül 1998’de Suudi Prens Türki, yanında Pakistan istihbarat teşkilatı ISI’nın Başkanı Nasseam Rana olduğu halde yeniden Kandahar’a gitti. Taliban’dan, Ladin’i iade edeceği sözünü tutmasını istedi. Ghosts War’ın yazarı Coll, Molla Ömer’in bu talebe; “Bunu niçin yapıyorsunuz? Niçin bu cesur insanları yok etmek istiyorsunuz? Niçin elinizi elimin üzerine koymuyorsunuz? Arap Yarımadası’nı imansızlardan temizleyelim.” cevabı verdiğini yazıyor. Prens Türki, “Bu yaptığınız sadece size değil, Afganistan’a da büyük zarar verecek.” deyip salonu terk ediyor. Taliban yönetimini ilk tanıyan ülkelerden Suudi Arabistan ertesi gün Kabil Büyükelçisi’ni geri çekti. ABD’de de aynı dönemde Taliban’ın mal varlığını dondurdu. Taliban’ın Ladin’i vermemesinde, “Sudan, Ladin’i sınırdışı ettiği halde bombalandı” düşüncesi de rol oynadı. Yani, ABD’ye güvenemiyorlardı.


Clinton, ‘füzeler gönderilsin’ diyemedi


Prens Türki el Faysal daha sonra Suudi Arabistan’ın Londra Büyükelçisi olarak atandı. Emperial Hubris kitabında Schouer, Suudi Dış İstihbarat Teşkilatı’nın çeyrek asrı aşkın başkanlığını yürüten Prens Türki’nin, Ladin’i birçok kez öldürmeye teşebbüs ettiklerini söylediğini kaydediyor. Ancak Sudan’da olduğu gibi, Suudi istihbaratı her zaman bu girişimleri başka ülke taşeronlara veya ajanlara havale etti.


1998’in sonlarında CIA’nin Afganistan’daki ajanlarından biri, Ladin’in hükümetin Konukevi’nin bir parçası olan Haji Habash Evi’nde o geceyi geçireceğini bildirdi. CIA İslamabad İstasyonu Şefi Gary Schroen, Virginia’daki merkeze “Bu işi bu gece bitirin. Bu fırsat bir daha ele geçmez.” mesajı gönderdi. Ancak hedef haritaları, vurulacak yerin yakınlarında cami olduğunu gösteriyordu. Clinton, 1993’te Irak’ta yaşanan tecrübe sebebi ile operasyona izin vermedi. 1993’te Irak İstihbarat Merkezi vurulmuş, ama tanınmış bir kadın artistin ölümüne de sebep olunmuştu. Clinton, bu acı tecrübeyi unutmadı. CIA raporuna göre, saldırıda 300 kadar insan yaralanabilir veya ölebilirdi. Füze kısa düşebilirdi. Ladin’in kalacağı yer de net değildi. Sonuçta, belirsizlikler ve korkular, operasyonu engelledi. Üstelik saldırı düzenleyip Ladin’i vuramamak ABD’yi zayıflatıyor, Ladin’i ise güçlendiriyordu.


Aralık 1998’de Clinton, Ladin’in yakalanması veya öldürülmesine izin veren kararı imzaladı. 1999 başında Pakistan sahilinde bir denizaltının konuşlandırılması ve hedefin tespiti halinde Tomehawk fırlatılması kararlaştırıldı. Başkan’ın onayı ile birlikte toplam 3-4 saat içinde saldırı gerçekleştirilebiliyordu. Ancak, istihbaratın birden fazla kaynakça doğrulanması şartı getirilmişti. Nitekim, Sırbistan bombardımanında yanlış istihbarat sonucu 7 Mayıs 1999’da Çin’in Belgrad Büyükelçiliği yerle bir edilmişti. Scheuer, Mayıs 1998-Mayıs 1999 arasında Ladin’e suikast için en az 10 fırsatın elde edildiğini, ancak her defasında kim tarafından kaçırıldığını anlamadığını söylüyor.


Özbekistan, işbirliğine onay verdi


1999 yazında Ladin’i Sudan’da yakından takip etmiş olan bir ajan Cofer Black, CIA Anti-Terör Merkezi’nin başına getirildi. Black, Ladin dairesi dışında Ladin’i takip ve yok etmek ile kendisi de ilgilenmeye başladı. Black, görevi devraldığında Ladin biriminde çoğunluğu kadın uzman yaklaşık 25 kişi çalışıyordu.


Black, ilk olarak Ladin’in Orta Asya örgütleri ile temaslarını tespit etti. Özbekistan ve Tacikistan ile güvenlik anlaşması imzaladı. Özbekistan’dan takip amaçlı malzemeleri koyabilmek için izin aldı. Black, Ladin’e karşı mücadelede destek bulmak için, Şah Mesud’un istihbarat alt yapısını güçlendirmek ve elemanlarını eğitmek üzere de bölgeye tim gönderdi. Bu, Kuzey’e 1997’den bu yana aynı amaçla gönderilen 5’inci tim oldu. JAWBREAKER adı verilen tim, Ekim 1999’da bölgeye ulaştı. Mesud’un adamları, Kabil ve Celalabad cephelerini denetlemeye gelen Ladin konusunda bilgilendirme yapabilirdi. Zira Ladin, 55. Tugay adını verdiği Arap Gönüllüler ile Taliban’a destek veriyordu ve onlara moral vermek için de cephe ziyaretlerinde bulunuyordu. Black’a göre, Taliban’a destek veren Ladin ortak düşmandı ve Şah Mesud önemli bir şanstı.


1999 sonunda yılbaşı öncesi USS Cole Uçak Gemisi’ne Yemen açıklarında saldırı gerçekleşti. ABD ordusunda görevli 17 denizci hayatını kaybetti. Saldırı, bomba yüklü bir botla gerçekleştirilmişti. Basit, ama etkili bir saldırıydı.


Şah Mesud’un adamları Şubat 2000’de CIA’ye Ladin’in Celalabad yakınlarında Derunda Kampı’nı ziyaret ettiği bilgisini ilettiler. Derunda’da, sadece Araplar eğitiliyor ve Afganlar’ın buraya girmesine izin verilmiyordu. Mesut bizatihi bir tim oluşturdu. Derunda Kampı’na, Rus yapımı Katyuşa roketleri ile saldırılar düzenledi. Daha doğrusu Mesud’un adamları böyle söylüyordu bağımsız kaynaklar ise hiçbir şey söylemiyordu.


Cofer Black sonuç alamayınca, 2000 yılı yazında Duşanbe üzerinden bu kez kendisi Mesud’u ziyaret etti. Hedef netti. Kuzey İttifakı güçlendirilecek, Taliban ABD ile işbirliğine mecbur bırakılacaktı.


Ajan yoksa, Predator uçak var


CIA ve Beyaz Saray, Ladin’in bir şekilde havada yakalarsa, uçağını düşürmeyi de hesaplıyordu. Bu arada “Predator” fikri de gündeme geldi. Madem insan gücü ile yeterli istihbarat alınamıyor, öyleyse insansız hava araçları bu işi yapabilirdi. Nitekim Predator uçakları Bosna’da bunu yaptı. The War Against All Enemies kitabında Clarke bu fikrin, Charlie Allen ve emekli General Scott Frey’e ait olduğunu, kendisinin kabul ettirdiğini söylüyor. İnsansız uçaklar görüntü alıyor, 25 bin fitte dolaşıyor ve 24 saat havada kalabiliyordu. 1995’te Bosna’da savaş suçlularını yakalamak için kullanılmıştı. CIA, her biri 3 milyon dolardan 5 tane satın aldı. Özbekistan, Predatorlerin uzak bir askeri üssüne “gizlice” konuşlanmasına izin verdi.


Eylül 2000’de Predator Ladin’i yakaladığında, Deniz Kuvvetleri Pakistan sahilindeki denizaltısını bakım bahanesi ile henüz çekmişti. Sonra kış şartları geldi. Predator uçuşları durduruldu.


George W. Bush 2001’de iktidara geldikten sonra, üzerine Hellfire füzesi eklenen Predator uçakları uçuşlarına yeniden başladı. Nevada Çölü’nde, Tarnak benzeri bir çiftlik inşa edilerek üzerinde çalışmalar yapıldı. Virginia’dan kontrol edilen Predator, bu kez Ladin’i tespit ettiği anda üzerindeki yüksek isabet kabiliyetine sahip Hellfire füzesini ateşleyecek ve zaman kaybetmeksizin Ladin’i yok edecekti.


Söz konusu dönemde Cofer Black, iki özel timi daha devreye soktu. Birisi, CIA eğitimli Tacik özel timinden, diğeri yine CIA eğitimli ve donanımlı Özbek özel timinden oluşuyordu. Her iki ülke o dönemde, Afganistan’da üstlenen ve büyük ihtimalle Ladin’le bağlantılı şiddet yanlısı örgütlerle mücadele ediyordu. Bu işbirliği onların da işine yarıyordu. Her iki ülkeye ait timler ayrı ayrı Afganistan’a sızdırıldı. Ancak Şah Mesud örneğinde olduğu gibi başarı elde edilemedi.


Şah Mesud, CIA ve eski düşmanı Ruslar’ın desteğine rağmen cepheden de sürekli geri çekilmek zorunda kalıyordu. Şah Mesud bu amaçla Rusya, İran ve Avrupa’ya yeniden destek ziyaretlerine çıktı. Gezi dönüşü Belçika’dan iki Arap gazeteci, Tacikistan içlerindeki Hoja Bahuiddin’deki merkezde Mesud’la görüşmek üzere izin aldı. 5 gün bekletildikten sonra, 9 Eylül 2001’de Şah Mesud’la görüştürüldüler.


Görüşme odasında kameraman hazırlık yaparken, teçhizat arasına gizlenmiş güçlü bir bomba infilak etti. Kameraman ve muhabirin intihar saldırısında, Şah Mesud göğsüne saplanan şarapnellerle olay yerinde hayata veda etti. Yıllarca Ruslara kök söktüren, Kabil’i Necibullah’tan kurtaran “Penşir Aslanı”, Taliban’la savaşının ortasında öldürüldü. Yani, 11 Eylül’den sadece iki gün önce.


11 Eylül sonrası El Kaide dağıldı


CIA başarısız kaldıkça, Ladin hedef büyütüyordu. Ve 11 Eylül 2001’de tarihin en büyük terör saldırısı gerçekleşti. Petagon ve New York’taki İkiz Kuleler, kaçırılan üç ayrı uçakla vuruldu. 3 bini aşkın insan hayatını kaybetti. Başkan Bush ve dünya şaşkındı. Oysa, yıllardır Ladin’in peşindeki anti-terör birimleri “ikiz intihar saldırılarının” Ladin’in imzası olduğunu biliyorlardı. Ulusal Anti-Terör Koordinatörü Clarke, kitabında yönetim içinde yaşanan paniğin ayrıntılarına yer veriyor. Clarke ve uzmanları, saldırıların Ladin’in işi olduğuna daha ilk anda kanaat getirdiler. Ancak, bunu yönetime anlatmaları, daha doğrusu Savunma Bakanlığı’ndan Rumsfeld-Wolfowitz ikilisini ikna etmeleri kolay olmadı. Onlara göre, böyle bir saldırı bir devlet desteği olmadan gerçekleştirilemezdi, o devlet de Irak’tı.


Bu tartışmalar sebebiyle 11 Eylül ertesi Taliban ve El Kaide’ye ani cevap verilmesi mümkün olmadı. Dışişleri Bakanı Colin Powell, “11 Eylül için Afganistan yerine Irak’a saldırmak, Pearl Harbour saldırısı sonrası Japonya yerine Meksika’ya saldırmak gibi olur.” demek zorunda kaldı. Bu gecikme El Kaide’nin işine yaradı. Schouer, 1998 tecrübesi ile saldırı olabileceğinin farkında olan El Kaide’nin büyük çoğunluğu, komşu ülkeleri de kullanarak saldırıdan önce ülkeyi terk ettiğini ileri sürüyor. ABD’nin, saldırıdan ancak 20 ay sonra 2003 ortasında Afganistan-Pakistan sınırını denetlemeye başladığına dikkat çeken Schouer, bunun El Kaide’ye toparlanma imkanı verdiği görüşünde.


ABD’nin Afganistan’a gönderdiği asker sayısı da çok düşüktü. Ama daha önemlisi, buradaki işi bitirmeden, yani Ladin ve Molla Ömer yakalanıp, alt yapıları yok edilmeden alelacele, üstelik hiçbir haklı gerçekçe olmadan Irak’a girildi.


Bütün bu süre zarfında CIA Ladin’in yerini tespit edip yok edememişti; ama, Ladin 1997-2001 arası Peter Bergen, Abdulbari Atwan, John Miller, Robert Fisk, Hamid Mir, Jamal İsmail, Peter Arnett ve Rahimullah Yusufzai gibi gazeteci ve televizyoncularla buluştu ve röportajlar verdi. Bunlar arasında, CNN ve ABC televizyonları da bulunuyordu. Hatta Amerikalı “muhtedi Taliban” John Walker Lindh de Ladin ile görüşebiliyordu. Dahası, 11 Eylül sonrası da Ladin, Pakistanlı gazeteci Hamid Mir ve El Cezire’den Taysir Alouni ile röportajlar yaptı. CIA ve diğer istihbarat birimleri her nasılsa Ladin’in yerini bir türlü, operasyon yapabilecek şekilde tespit edemediler.


Ladin’in yakın adamları bir bir tutuklandı


11 Eylül sonrası Ladin’in yakın çevresinde önemli isimlere de ulaşıldı. 28 Mart 2002’de El Kaide kamplarına eleman toplama işinden ve kamplardan sorumlu Abu Zubaydah Pakistan Faisalabad’da yakalandı. 10 Eylül 2002’de, 11 Eylül 2001 saldırılarında pilot olarak görev yapacak olan, ancak vize alamadığı için saldırılara katılamayan Remzi bin al-Shibh Karaçi’de yakalandı. Ekim 2002’de, Ladin’le Afganistan’da savaşmış, Yemen ve Afrika saldırılarında görev almış patlayıcı uzmanı Abdel Rahim al-Nashiri BAE’de yakalandı. 14 Mart 2003’te, Pakistan’ın Ravalpin’di eyaletinde de 11 Eylül’ün planlayıcılarından olan Khalid Şeyh Muhammed bilgisayarı ile birlikte yakalandı. 29 Nisan 2003’te Khalid Şeyh Muhammed’in yeğeni Tawfig bin Attash ve Amar al-Baluchi de Karaçi’de yakalandı. Attash, Ladin’in yakın arkadaşı ve onunla birlikte savaşmış bir isimdi. Al Baluchi ise, El Kaide pilotu Muhammed Atta’ya 120 bin dolar para havalesini yapan isimdi. 31 Mayıs 2003’te Ladin’in yakın arkadaşı ve El Kaide’nin ideoloğu Yusuf bin Salih al-Ayiri, bir çatışmada Riyad yakınlarında Suudi polisi tarafından öldürüldü. Ayiri, Ladin’le 1991’de Afganistan’dan Sudan’a birlikte uçmuştu. Ayiri’nin yardımcısı Abdullah al-Shabrani ise tutuklandı. Ama, bütün bu kilit isimlerden Ladin’in yerine dair bilgi alınamadı. El Kaide’yi bitirecek istihbarat her nasılsa toplanamadı.


CIA yıllardır Ladin için planladığı bir eylemi de 3 Kasım 2002’de Yemen’de gerçekleştirdi. CIA’nin insansız Predator uçağı, El Kaide’nin Yemen’deki lideri ve USS Cole gemisine saldırıyı onayladığına inanılan Sinan el-Harithi’nin yer aldığı araca Hellfire füzesi gönderdi. Saldırıda el-Harithi ile birlikte 6 kişi öldü. Ölenler arasında Ahmed Hijazi isimli Amerikan vatandaşı bir “El Kaide militanı” da vardı. CIA’nin füze donanımlı uçuşları, bugüne kadar Ladin’in yerini keşfetmeye ve Ladin’i yok etmeye yetmedi.


Peki bin Ladin nerede saklanıyor? Bu konuda en yaygın tahmin, 1640 mil uzunluğunda Pakistan-Afganistan sınırının 1200’den fazla aşiret ile saklanmaya veya sığınmaya en müsait alan olduğu şeklinde. Yine, Ladin’in sınır boyunca uzanan sarp ve karlı yüksek Tora Bora dağlarında Ruslar’a karşı inşa edilen sayısız yer altı mağarasında saklandığına inananlar da var. Zaten, ABD komandoları, bazen İngiliz Gurkalar’ı bazen de Pakistan Özel Timleri ile bu bölgeye yıllardır ardı arkası kesilmeyen operasyonlar düzenliyor.


CIA Aidid’i de yakalayamadı !


Bölgede araştırmalar yapan ve daha önce de Ladin’le röportaj yapan ABD’li gazeteci Peter Bergen, The Athlantic Monthly dergisinin 24 Aralık sayısında “Usame’yi Avlamak” başlıklı dosyasında farklı bir teze dikkat çekiyor. Bergen, daha önce Pakistan’da yakalanan isimlerin sınırlarda aşiret bölgelerinde değil, şehirlerde ele geçirildiğini kaydediyor. Karaçi, Peşaver, Quetta, Faysalabad, Gujrat ve Ravalpindi, daha iyi gizlenme imkanları sağlıyor. Özellikle 14 milyon nüfuslu Karaçi, saklanmak için yeterince büyük. Bergen, CIA’nin elinde bugüne kadar Ladin’in DNA örneğinin bile olmadığını belirtiyor.


Irak’ta Aralık 2003’te Saddam’ı yakalamayı başaran ABD, nedense Ladin konusunda halen başarısız. Ancak Ladin’in, dijital kulağa takılacak sinyallerden kaçınması, her şeyi zorlaştırıyor. Telefon kullanmıyor. E-mail kullanmıyor. Haberleşmede daha çok kurye kullanıyor. Ama, gündemi takip ettiği, zaman zaman doldurup gönderdiği video bantlarda ortaya çıkıyor.


Aslında, iyi gizlenen veya eleman desteğine sahip bireyleri bulmakta CIA birçok kezdir yetersiz kalıyor. 1993 Mogadişu baskınında ABD Delta Gücünden 18 askerin ölümüne sebep olan (Kara Şahin Düştü) savaş grubu lideri Muhammed Aidid de bir türlü yakalanamadı. İnsan kasabı Radovan Karadziç ve Ratko Mladiç de yıllardır aranıyor. FBI’nın ücret artırması da bir şekilde ihanete zorlamayı amaçlıyor. Mesela, Khalid Shaykh Muhamed’in yakalanmasında 25 milyon dolarlık ödül etkili olmuştu.


Vahşi Batı’nın koboyları da devrede


Ladin’i yakalamak için ABD, bazen meşrû olmayan yöntemlere de başvuruyor. Bunlardan biri, geçtiğimiz yıl Kabil’de ortaya çıkmıştı. Jonathan “Jack” Idema isimli eski bir yeşil bereli özel kuvvetler askeri, iki arkadaşıyla birlikte Kabil’de “özel hapishane” oluşturup, El Kaide ve Ladin hakkında bilgi toplamaya çalışırken yakalandı. Idema’nın, birçok insana “özel cezaevinde” işkence yaptığı, bazılarını da öldürdüğü belirtiliyor. Idema, 2004’teki mahkemesinde yaptıklarının “Pentagon’un izni ile” olduğunu açıkladı. ‘Vahşi Batı’daki ‘ödül avcıları’ Ladin için Kabil’e kadar uzanmışlardı.


10 yılı aşkın süredir Ladin’in yakalanamamış veya etkisizleştirilememiş olması, görüldüğü gibi birden fazla nedenden kaynaklanıyor. Bazen CIA yetersiz kalıyor, bazen de yönetimler kararsız kalıyor. Bazen de gizli bir el operasyonu engelliyor. Bazen Ladin çok iyi gizleniyor, bazen de şansı yaver gidip suikastlardan kurtuluyor. Ladin’i öldürme operasyonları bugüne kadar, öldürmeme ya da öldürememe operasyonlarına dönüşmüş durumda. Ancak sebep ne olursa olsun, Ladin CIA’nin en büyük fiyaskosu olarak öne çıkıyor. Yılda 28 milyar doları istihbarat çalışmaları için ayıran ABD, bakalım bu fiyaskoyu daha ne kadar sürdürecek.


AKSİYON DERGİSİNDEN ALINMIŞTIR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir