Çorum Olaylarında Amerikalılar

Karışık bir işi daha karmaşık hâle getirmeden iz takibi yapmaya çalışacağım. Bu yüzden bu skandalda kimin rolü nedir, onu ortaya koymak istiyorum.

Jeo WilsonABD’nin eski büyükelçilerinden. Bir ajanla evli olduğunu evlenme cüzdanını aldıktan çok sonra farkeden Wilson, Saddam Hüseyin’in Nijer’den nükleer silah üretimi için uranyum aldığını kanıtlamak üzere gönderildiği görevinden, “Yalan rapor düzenleyemem” diyerek döndüğü için, tarihin kendisini onayladığı ancak başkan Bush’un cezalandırdığı bir isim.

Valerie Plame Eşi Jeo’nun Saddam aleyhine sahte rapor düzenlemeyi reddetmesinin bedelini, CIA Ajanı olduğu ifşa edilerek ödeyen bir kadın.

Lewis Libby Kendi adına bir skandalın kahramanı olan Libby, Saddam Hüseyin nükleer silah üretmek için Nijer’le Uranyum alıyor şeklinde bir rapor hazırlamadığı için Jeo Wilson’u cezalandırmak için eşi Plame’nin CIA Ajanı olduğunu medyaya sızdıran kişi.

Marc GrossmanABD’nin eski Ankara Büyükelçisi, ABD’nin Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı görevinden ayrıldıktan sonra İhlas Holding’de Enver Ören’in danışmanı olan kişi. Ancak bu olayın ne Enver Ören’le ne Seda Sayan’la bir ilgisi yok. Grossman, Libyy’e, doğrucu Davut Jeo’nun eşinin VIA Ajanı olduğu bilgisini veren kişi.

Eric Edelman Haziran ayında ülkemizden ayrılan ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi. Şimdi ise ABD Savunma Bakanlığı’nın üç numaralı ismi.

Peki bu Edelman’ın rolü ne? Libby’e, Grossman’dan aldığı bilgiyi basına sızdırmasını öğütleyen kişi. Eğer Grossman sarışın aptal rollerini oynayan ajanımız Plame’nin CIA Ajanı olduğu bilgisini Libby’e vermese, Edelman devreye girip bu bilgiyi basına sızdırması için Libby’i teşvik etmese başkan Bush’un koltuğunu sarsan bir skandalımız olmayacaktı.

Eski Büyükelçi Jeo, Saddam’ın nükleer silah üretmek bir yana hala elinde kılıçla, belindeki simit wesson tabanca ile savaşmayı düşünecek kadar maceracı biri olduğunu yazmayıp, istenilen raporu verse biz yine bunları tartışmayacaktık.

Biz ABD’deki gelişmeleri tartışırken her nedense bunların Türkiye’ye yönelik uzantılarını teğet geçmeyi tercih ederiz.

Örneğin Türkiye’de görev yapan büyükelçilerin ABD’yi karıştıracak, skandallara neden olacak şekilde Ankara’dan oturup ülkelerinin içişleriyle uğraşmalarını biliriz de, Kavaklıdere’deki Büyükelçilik binasından Kızılay’daki bakanlıklarda neler çevirdiklerine dikkat çekmeyiz.

Onlar uslu uslu dururken, bizim ülkede ihtilaller olur, hükümetler devrilir, terör artar, bölücülük güçlenir ama onlar uslu büyükelçiler olarak yerlerinde otururlar. Öyle mi? Öyle olsa, Türkiye’nin başına bu çoraplar örülür müydü?

Biz her nedense ABD’nin bizdeki iç karışıklıklardaki rolünü biliriz de, belgeli, tanıklı olarak bunları yazmayı tercih etmeyiz. Amerika’daki skandalın hesabını sorar da bizdekilerin kaydını bile tutmayız. 26 Aralık 1982 tarihli Güneş Gazetesi’nden bir haber aktarmak istiyorum.

Aktaracağım haber 12 Eylül’den bu yana tam 25 yıldır devam eden ancak bir türlü sonuçlanamayan DevYol davasıyla ilgili.

Haber, “Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1.Numaralı Askeri Mahkemesi’nde devam eden 78 sanıklı DevYol davasında, mahkemeye bir dilekçe veren Mahmut Kök isimli sanık” diye başlıyor. Mahmut Kök dilekçesinde başta Kahramanmaraş ve Çorum olayları olmak üzere, birçok olayda ABD’nin Ankara Büyükelçiliğinde görevli diplomatların parmağının bulunduğunu ispatlayacağını söylüyor.

“İdam isteği ile yargılanan Mahmut Kök, cezaevinde aynı hücrede kaldığı Cahit Polat adlı sanığın 12 Eylül öncesi Amerikan elçilik görevlileriyle birlikte Türkiye’nin duyarlı bölgelerinin saptanması çalışmasına katıldığını söyledi. Mahmut Kök dilekçesinde Cahit Polat adlı hükümlünün Amerikan elçilik görevlileriyle harita üzerinde çalışma yaptığını belirttikten sonra bu kişinin ifade vermek için Ordu eski Valisi Reşat Akkaya ile Emniyet eski Genel Müdürü Rafet Küçüktiryaki’nin yurt dışına çıkışlarının yasaklanması şartını koştuğunu belirtti.”

Kök’ün dilekçesi devam ediyor. Takip etmekte fayda var: “Görmek istediğim tanık Cahit Polat, ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nde 197880 yıllarında görev yapan Müsteşar Mr. Roberts, 1.Sekreter Alexander Robert Brek, 2.Sekreter Gene Christy, 3.Sekreter Eugemle Pries ile ilişki kurup ABD’nin Ortadoğu politikasına uygun olarak Türkiye’de etnik grup ve mezhepçi çatışmalar doğrultusunda eylemlerin planlanmasına katılmıştır.”

Kök bununla da yetinmiyor. İşin köküne kadar iniyor: 1979’da ABD elçiliğinde görevli sekreterler Eugemle Pries, Alexander Robert Brek’in Alevi köylerinde araştırma yaptığı için sınırdışı edildiğini ileri sürüyor.

Türkiye’nin sağsol çatışması ve AleviSünni kavgası sonucunda 12 Eylül’e gittiği günler. Ve 12 Eylül’ün iki önemli kilometre taşı. Uzağa bakarken biraz da yakınımıza bakalım istedim.

Serdar Murat

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir