DABBE Filminin Yönetmeni Hasan Karacadağ

HASAN KARACADAĞ, Japon sinema tekniği kullandığı filmini bir İSLAM KORKU filmi olarak tanımlıyor. Bu güne kadar yapılanların ilki, işlenmemiş bir konu. Çok konuşulacağa benziyor.

NEML-82: Onlar hakkında söz vaki olunca, onlara yerden bir DABBE çıkaracağız ki, o insanlara muhakkak bizim ayetlerimize yakin hasıl edemediklerini söyleyecek.

İşte Kuran-ı Kerimde Neml suresi 82 ayetinde Allah, zamanı gelince (kıyamete yakın bir zaman olduğu bilinir) yerden bir DABBE çıkartıp insanları onun ağzı ile uyaracağını bildirir. Bu konu çoğu yorumcular tarafından bir arz hayvanı olarak ele alınmış hatta bazı kıyamet alametleri anlatılan kitaplarda resmi bile çizilmiş olmasına rağmen pek bir kesinlik kazanmış değildir.
Yerden çıkıp göklerden konuşacağı söylenen DABBET-ÜL ARZ’dan esinlenerek bir film çeken HASAN KARACADAĞ, Japon sinema tekniği kullandığı filmini bir İSLAM KORKU filmi olarak tanımlıyor. Bu güne kadar yapılanların ilki, işlenmemiş bir konu. Daha vizyona girmeden çok konuşulacağa benziyor.

Bize kendinizi tanıtabilir misiniz?

Japonya’da genetik ve sinema üzerine eğitim aldım. Japonca biliyordum, bu benim kişisel merakımdı. Sinema eğitimimi Bunkacho’da tamamladım. Bunkacho, hem bir okul hem de bir eğitim sisteminin adıdır. Reklâmlar, kısa filimler derken piyasanın içine girdim. Normal çektiğim filmlerimde dahi hep mistizmi kullandım.
Sırlı filimler vardır ya, Samanyolu televizyonunun yaptığı.. “Sır Kapısı” diye yayınlanan “Suç” diye bir film vardı. Çok iş yaptı, formatı değiştirip Sırlar Dünyası yaptılar. İşte o diziler benim ilk projelerimdi. Uzak doğu kültürlerinde mistizm canlı hayatın içindedir, onlara sır gibi gelmez. Biz de mistizim daha ikinci sınıf geliyor insanlara.

Mistizm merakınız nereden kaynaklanıyor?

Aslında fizik ve fizik ötesine eskiden beri hep ilgi duymuşumdur. Değişik rüyalar görürüm, onları hemen filme aktarırım. DABBE, benim ilk uzun metraj filmim. Ben de kendimin neler yapıp neler yapamayacağımı görmek istedim.

Bu filmde Japon sinemasıdan etkilendiniz mi?

Bizim yaptığımız, insanlara ulaşacak sinema. Bu film de ben Türk malzemesi kullandım. Kamera olarak Panasonik’in sinema için ürettiği özel bir kamera kullandık. Dünyada teknikler genellikle aynıdır, önemli olan kamerayı kullananın hakimiyeti. Tabi ki Japon sinemasından etkilendim, ama neticede TÜRK İSLAM KORKU tarzı diye bir dili var filmin.
Sinema öyle akımlara önce tepki gösterir ama bu ilk adım için çok önemli bence. Türkiye’de korku filmi yapılamamasının sebebi; Türk korku filmi diye düşünülüyor. İslam korku filmi diye düşünülürse çok güzel malzemeler çıkabilir. Hikaye benim korku filmime hizmet ediyor. Eğer benim filmim malzemeye hizmet etseydi o zaman politik bir film alacaktı.

Filmi seyrettiğimiz zaman DABBE ye ait göreceğimiz ne var?

Filmi seyrettiğinizde direk DABBET-ÜL ARZ’ı anlatan bir film göremeyeceksiniz

Filmin konusu nasıl?

Gençler var. Devamlı garip olaylar yaşıyorlar, korkunç şeyler oluyor. İnsanlar ölüyor, dünyada salgın şeklinde intiharlar oluyor. Bu esnada olaylar Türkiye’ye de sıçrıyor. Filmin en büyük iddiası şu: DABBE Türkiye’den çıkacak. Konuşlanacağı yer olarak Türkiye’yi seçecek ve internet kullanan bir varlık olacak. Çok korkunç, insanlar onu görünce dehşete kapılacaklar. İnsanın beynine kümelenecek ve ona hükmedecek. Bunun üzerine Mehdi göreve gelecek. Deccal’in de orduları Mehdi’ye karşı örgütlenecek..

Yani DABBE için internet veya uydu diyebilir miyiz?

Direk olarak demiyorum. Bu tür kavramlarda kesinlik kullanmanın tehlikeli olduğunu düşünüyorum. Eğer internet veya uydudur dersem kesinlik kazanır. Zaten internet sanal olduğu için fikir üretmesi de mümkün değil. İnterneti kullanan bir mahluk olması daha mantıklı olmaz mı? Tabii bu film dizisi üç bölüm olduğu için hepsini anlatmıyorum. Birincisi, DABBE. İkincisi MEHDİ ve DECCAL, üçüncüsü Mesih İSA olacak.

Bu bilgileri edindiğiniz kaynakların güvenilirlik dercesi nedir? Bir mürşit ile istişare ettiniz mi?

Araştırdım, ne kadar İslam âlimi varsa onların kitaplarını okudum, Yabancıları da araştırdım..Yahudilerde de Dabbetül arz var. İncil’de de var, hatta Budistlerde de var. Onları dışlamıyorum, çünkü neredeyse dünyanın yarısı Budist.

Ama Budizm Allah’tan inen bir din değil.

Japonya’ya gittiğiniz zaman senin dinin ne diyorsun? Budist diyor. Sen ona “bu din değil ” dediğin zaman o adamı öldürürsün. Adamın bütün değerlerini altüst edersin. Çünkü o da Allah’tan indirildiğine inanıyor. Kitapları var, Buda’yı peygamber olarak görüyor. Budizm’in bizde yansıması yanlış. Mesela hiç uzak doğuya gitmiş Peygamberden bahsedilmez. Sadece ihtimallerden bahsedilir. Sokrates, Konficyus acaba onlarda Peygamber miydi bilinmez.? Bütün tarih boyunca hiç mi peygamber gitmemiş oralara diye düşünüyorsunuz. Mutlaka gitmiştir. Gitmemesi mümkün değil. İşte şu anki onun karşılığı Budizm doğru veya yanlış. Şu an Budanın bir kitabı var. Nasıl biz Müslümanlar Kur’an’ın korunduğuna inanıyorsak, onlarda o kitabın korunduğuna inanıyorlar.. İşte peygamberleri var kitapları var ve din olduğuna inanıyorlar

Filminizde DABBE harekete geçince insanlar o olduğunu anlayacaklar mı?

Neml suresi 82. ayete baktıklarında gördükleri şeyi kullanmadım ben. Çünkü kullansam kesinlik vermiş olurum. Ben filmde bir deliye söylettim bunu. Bir meczup geliyor ve bu DABBE’dir diyor.. Şimdi bizim filmimize baktığınızda DABBE’yi flu olarak göreceksiniz, ikinci filmde netleşecek.

Filimde korku öğesi olarak başka neler kullandınız?

Mesela filmde cinler de var. Cinler internet vasıtası ile insanlara görünmeye başlıyorlar. Onlarda da teknoloji var. İnterneti kullanarak varlıklarını belli ediyorlar. Belirli şifreleri kullandığınız zaman onları görebiliyorsunuz. Bunu da yine yapan DABBE.

Filmde DABBE nin Allah tarafından görevlendirildiğine dair bir mesaj var mı?

Film şu mesajı veriyor. “DABBE harekete geçti” diyor.. Bir tohum düşünün harekete geçiyor ve bir şeyler başlıyor. Bir kıpırtı…

DABBE kelimesi, dabuci’den dabbe olarak çıkmış. Bunun kelime kökü ağ anlamına geliyor. İşte o sistemin adı DABBE

DABBE Allah’tan bir mesaj getiriyor. Neden onu korkutucu bir mahlûk olarak gösterdiniz?

Aslında bu film, malzemesini gerçek hayattan alan bir hayâl, bir fantazi. Bu benim hayalim. Sinema’nın zaten tanımı bu!.
Hayallerinizi katabilirsiniz, sunulan şey hayaldir, malzemesi gerçektir. Kur’an ve internet gerçek, hikâye kurgu. Bu bir belgesel değil ki. Ben DABBE şudur diyemem. Siz de diyemezsiniz, zaten çok saçma olur bu. DABBE, insanları öldürmüyor. DABBE harekete geçiyor. Arkasında Mehdi ve Deccal var. Ama bu filme gelen olumlu veya olumsuz eleştirilere göre davranacağız.

İkincisi MEHDİ dediniz. MEHDİ için nasıl bir açılım düşünüyorsunuz. Onu da hayal ürünü olarak mı ele alacaksınız?

MEHDİ için sadece şunu söyleyebilirim İstanbul’dan çıkacak. Şu an yaşamakta olan biri, kim olduğu söylenmiyor ama ilimle uğraşan biri olacak. Daha fazla açmak istemiyorum, bir anlamda da insanlara fikir vermeyelim ama açarsak çok derin bu konular…

MEHDİ ile ilgili alametleri kullanmayı düşünüyor musunuz?

Bir çok hocanın yazdığı kitapları okudum ama o onların yorumu. Benim için en önemli kısmı bekli de bu filmi yapmama sebep olan şey, Mehdi’nin kıyametin en önemli işaretinden biri olması ve İstanbul’dan çıkması ve dinlerin birleşmesi konusunda çalışmaları olması.

Yani kısaca diyorsunuz ki bu benim hayalim, benim kurgum. Araştırmada yaptım, yola çıkışım gerçeklerden ama böyle yapmak istiyorum.

Tabii tabi zaten benim fikirlerimde şu var.. Kendi fikirlerime eleştiri olarak bakabiliyorum. Bazı şeyleri bire bir veremezsiniz. Doğru mesajı vermek istiyorsanız o zaman bu dili kullanmayacaksınız. Bir de şunu istiyorum. Bu filmi herkes izlesin, konuya ilgi duyanlar yorum yapsınlar, fikir üretsinler. Yani insanlar film üzerinde düşünsünler. İnsanları düşünmeye zorluyorum.

İnsanlar bu filmde DABBE’den korkacaklar değil mi?

Orada uyuşmadığımız bir nokta var. Ben onun çok korkunç olduğuna inanıyorum ve kâinatta bu güne kadar görülmemiş bir şiddet uygulayacak diyorum..

O dediğiniz Deccal olmasın

Hayır, tam tersine Deccal çok sistemli bir şekilde eğitilmiş orduları ile çok zekice savaşacak. Burada şu çok önemli, kıyamet korkunç olacak değil mi? Kur’an’daki kıyametin ve cehennemin anlatımını dinlerken ürperiyoruz ama kıyameti Müslümanlar yaşamayacak öyle değil mi?!

Evet, çünkü bir tek mü’min kalmadığı zaman kıyamet kopacak.

Bir kere DABBE ne olursa olsun korkunç bir varlık. Ama korkunçla kötü aynı şey değil. Burada bir kavram karmaşası var. Benim DABBE yorumum bu, görenler dehşete düşecek.
Bir kere internetin kendisi korkunç bir şey.. Filimde birazda internet eleştirisi de var. İnternet şu anda yüzde elli kötü işler için kullanılıyor. CIA’nın internet raporların bakın. Cinayetler, fuhuş,.. aklınıza gelebilecek bütün kötülükler var. Bekli de bu internet git gide daha tehlikeli hale gelecek. Siteler var, intihar siteleri.., toplu intiharlar yapılıyor. Onun için internetin korkunçluğu da vurgulanmalı.
Kötü olmakla korkunç olmak farklıdır. Mesela cehennemi ele alalım. Cehennemi Allah yarattı, çok korkunç bir yer. Kötülerin cezalandırıldığı bir yer. Aslında kötüleri cezalandırmak adaletli bir iştir. Sistem iyidir ama korkunçtur. Onun gibi. Korkunçlukla kötülük bir değil.

Filmin neticesi ikinci bölümde mi belli olacak?

Biz asıl açıklamayı ikinci filimde yapacağız. DABBE’nin ne olduğu daha doğrusu ne olabileceğini orada açıklayacağız. Ben bir Dabbet-ül arz belgeseli yapsaydım bambaşka bir şey çıkardı ortaya ama bu bir sinema filmi olduğu için böyle işlendi. Sinemanın kuralları vardır. Sinemayı bulanlar Yahudilerdir. Kurgu dediğimiz kuralları koyanda onlar. Ona göre bir şey yapmazsan ismi sinema olmaz o zaman yeni bir şey bulmuş olursunuz.

Kumandası kimde yani kendi bilinci ile mi hareket ediyor Allah tarafından mı?

Tabi her zaman her şey Allah’ın kumandasında, benim de kumandam onun elinde. Şu filmi çekmem de Allah’ın kumandasında. Kur’an’da geçiyorsa, Allah ben çıkaracağım diyorsa, ayette bir tehdit unsuru var. Tabi ki onu kullanan Allah. Ama bilinci olan bir elektronik alet.

Mehdi gelmiştir ve onu rüyaya yatıp Allah’tan talep edenler görecek diyorsunuz. Siz gördünüz mü?

Valla ben yattım ama hiç rüyamda göremedim. Ama DABBE ile ilgili iki tane rüya gördüm. Gece internete giriyorum birden benim bilgilerimi ele geçiren korkunç bir varlık olarak geldi. Aslında tekim ama bakıyorum tek değilim biri bana bakıyor.

Çıkış noktanız bu oldu galiba.

Muhakkak. İnternette tek bir kelime dahi silinmiyor data dediğimiz şey silinmez. Bir yerde ağ içinde duruyor. İnternete yazılan her şey delildir. Hatta şifreli mailler, hot mailler bile bir yere kaydediliyor. Şimdi bilgisayarlara görülmeyen virüs gönderiyorlar. Virüs bir yerlere yerleşiyor, senin bütün bilgilerini alıyor bir dosyaya gönderiyor, ne yaptığından haberdar. Bunu duydum, bu çok korkunç geldi bana, burada tek kontrol Yahoo’nun elinde zaten adından da anlaşıldığı gibi Yahudilerin kontrolünde olan bir sistem. Onun için böyle bir şey rüyama girdi çok korktum. Ve bunu mutlaka filmlerde kullanabileceğimi düşündüm

Seyirci sınırınız nedir, beklentiniz nedir?

Sınır en az 200 bin, eğer o seyirciyi yakalayamadıysan demektir ki insanlar bunu merak etmiyor veya sen yapamadın, o da olabilir. Siz bu filimle benim fikrime katılmıyor olabilirsiniz. Ama bu film size fikir verip kendi fikirlerinizi nasıl aktarabileceğinizi gösterebilir. Benim burada keşfettiğim bir şey yok. Japon sinemasının korkuyla ilgili bazı unsurlarını kullanıp film çevirebiliriz. Adamlar bu konuda duayen.. Mesela filmde çocukların isimleri Tarık, Şeyma, Sema, Süleyman, Hande, Cem. Bunlar DABBE ile ilgili ama onu orada açıklamak zorunda değilim. Detayı yakalayabilen araştırma yapar.

Sinemaya bakış açınız nedir? Neden Türk sineması kimliğini bulamıyor?

Yurt dışından bakan biri olarak, Türk sineması diye bir şey var aslında. Türk sinema dili diye bir şey yok. Mesela ben bir İtalyan sineması, Fransız sineması dediğim zaman gözümün önüne bir şey geliyor. Holyvood dediğim zaman gözümün önüne çok şey geliyor. İran dediğim zaman çok şey gelir, Japon dediğim zaman da geliyor ama Türk sineması denildiği zaman gelmiyor. Bana göre sebebi şu, sinemacıların ortak bir dil arayışına girmemeleri. Bu bilinçli bir şey değil, hadi gel beraber bir dil bulalım demekle de olmaz. Sadece kendi özünü aramak, kendi özündeki hikayelerine yöneldiği zaman bir dil oluşur. Türkiye’de kendi özünden, kendi kültüründen çok uzak filimler yapıldı. Mesela; İran sineması neden kimlik bulmuştur. Sadece kendini anlatır. Mesela, bir pizzacıyı anlatmaz veya GORA gibi bir şey denemezler. Tabii onlarda yapılmalı, yapılmasın demiyorum. Ama sorun milletin sorunu değil.

Teknoloji yerine iç dünyaya yönelik diyebilir miyiz?

Evet, duyguya yönelik kent hikâyeleri ama bize has öyküler, bizim dertlerimiz… Rekabet silsilesinden kaynaklanan kaygılar var. Bir de çok önemli bir sebep var devletin sinemaya destek olmaması. Japonya’da öyle fonlar var ki sinemaya, belgesellere, kendi kültürü ile yapılan her şeye inanılmaz bir fon aktarılıyor. Mesela; Kore’de şöyle bir kural var ve bu yüzden Kore dünya sinemasına hâkim oldu. Yerli filmler bir ay salonlarda gösterilmek zorunda tutsun, tutmasın. Her sektör destek veriyor.. Böyle bir olayla yerli filmlerin kalitesinin artması sağlanmış.

Siz kendi adınıza bu konuda ne yapmayı düşünüyorsunuz, en azından uzak doğudan gelen, Japon sinemasını bilen bir yönetmen olarak?

Özellikle bunu belirtmenizi istiyorum, dünyada hedefim İslam korku sineması yapmak. Bu bir idealdir. Çok ütopik de değil. Olabilir bir şey. Korku filmi, korku sentezi denen bir sentez oluşturabiliriz. Mesela dünyada Japon Horror diye bir kavram varsa, İslam korkusu diye bir şey neden olmasın. Bütün Araplara da seyrettirilebilir.

Böyle bir film çektiğiniz için tepki aldınız mı?

Özellikle dini kesimden geliyor. Ne gerek var böyle bir filmi çekiyorsunuz diye. Ama ne kadar yanlış daha hiçbir şey bilmiyorsunuz. Hiç başarısı olmasa bile bu kavram çok önemli. Selçuk’ta filmi çekerken herkes bir ağızdan “Dabbe”, “Dabbe” diye bağırdı. Bir kere böyle bir ayet olduğundan insanlar haberdar olacak, gerçekten böyle bir şey var mı diye Kur’an-ı açıp araştıracaklar..

Aslında gerçekçilik aramadan seyredilmelidir diyorsunuz.
Bu bir İslam korku filmidir, insanlar bunu bu şekilde değerlendirsinler. Seyrederken doğruluk aramasınlar. Seyirci bir belgesel izlemeyecek veya Dabbetül Arz’dan bir şeyler bulacaklarını sanmasınlar. Ama DABBE ile sürprizler de var.

Yönetmenlerden en beğendiğiniz, etkilendiğiniz kimler var?

Birinci sırada zaten sinemaya başlamama da vesile olmuştur. Akira Kurusawa, sonra Martin Scorsese, David Lynch ve Jim Jarmush diyebilirim.

Yerli yönetmenlerden kimler var?

Kendi kimliğini bulmuş yönetmen olarak Ömer Kavur. Yenilerden kendine bir tarz oluşturmuş başarılı bir şekilde ilerleyen Bilge Ceylan var. Sıkılmadan seyrediyorum. Mayıs Sıkıntısı, Uzak ve Kasaba, Japonya’da gösterilmişti, Tokyo’da ödül almıştı. O zaman ben de oradaydım.. Kendine kurduğu dünya çok özgün.

Filminiz ne zaman gösterime giriyor?

Film 9 Aralık’ta vizyona girecek.. İzleyince göreceksiniz. Çok büyük bir bütçe ile çekilmedi. Hepsini ben karşıladım, büyük bir riske girdim. Mütevazi şartlarda çekildi. Eğer korkutabiliyorsa mesele yok. Öyle çok sanatsal kaygılarım yok.. Sinemayı sanatın bir parçası olarak görmüyorum, sanatı sinemanın bir parçası olarak görüyorum. Sinemanın kendisi zaten özel bir olgu. Büyük bir riske girdim.. Mütevazi şartlarda yapılmış ama bir korku filmi, eğer korkutabiliyorsa mesele yok.

Bu film İslam camiasından tepki çeker mi acaba?

Çekmemesi lazım, çünkü kesinlik kullanmıyorum.. Ben o ayet üzerine yorumumu söylüyorum.İnanmadığın bir şey üzerine film yapabilirsin, ama ben inanıyorum. Her şeyden önce inanç açısından aynı saflardayız. Ha. işleme biçimi eleştirilebilir, hepsine açığım, biliyorum çok eleştiri gelecek. Şimdiye kadar Dabbet-ül Arz’la ilgili yapılan açıklamaların tam aksine kesinlik getirmiyorum.Yaşar Nuri Öztürk dedi ya Stephen Hawking diye. En azından öyle komik bir duruma düşmüyorum. Onlar öyle derken ben de internet üzerinden insanlara ulaşan bir varlık deme hakkına sahibim herhalde.
Bu film baştan sona fantastik, ben bir yönetmenim,
Bu benim KURGUM.
Bu benim HAYALİM.
Bu benim YORUMUM

Güzin Osmancık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir