DAHİLER VE DELİLER

Ünlü matematikçi John Nash, geçen hafta İstanbul’da idi. Aslında çoğu insan onu sinemadan tanır. Hayatından esinlenerek çekilen “A Beautiful Mind” filmi meşhurdur. Oysa John Forbes Nash Jr, bilim dünyasında zaten bir yıldızdı. Zira Nash’in teorisi, “şans” faktörünün yorumlanmasına ve gündelik hayattaki karmaşık “seçim” süreçlerini anlamamıza yardımcı oldu. Pazar ekonomisinden yazılıma, evrim biyolojisinden muhasebeye, yapay zekâdan politikaya kadar pek çok alanda kullanıldı oyun teorisi.


Kendisi gibi Nobel Ödüllü üç bilim adamı (Eric Maskin, Reinhard Selten ve Roger Myerson) ile birlikte ‘Oyun Teorisi Dünya Kongresi 2012’ kapsamında İstanbul’a gelen Nash, üzerinde durulması ve ibret alınması gereken bir kişilik.


Nash denince hemen akla “Oyun Teorisi” gelir. Başlangıçta uygulamalı matematik dalında zorlu bir alan olarak geliştirilen Oyun Teorisi, geçen yüzyılın ikinci yarısı itibarıyla ekonomi için de esaslı bir araç haline geldi. Günümüzde Bilgisayar Bilimi, Siyaset Bilimi, Yönetim Bilimi, Sosyoloji, Nörolojik Bilimler, Felsefe ve Biyoloji gibi çeşitli alanlarda uygulanıyor.


Ünlü matematikçi John Nash, Türkiye’nin matematikte dünyada sondan ikinci olduğunu öğrenince büyük tepki göstermiş. Büyük dehaya göre böyle bir durumda çocukları hiç okula yollamamak, evde eğitmek bile daha iyi sonuçlar verebilir. Yine şu ilginç tespiti yapmış: “İyi matematik bilmeyen toplumlarda adalet yoktur.” Farabi, İbni Sina, Ömer Hayyam, Uluğ Bey, Musa kardeşler, Nasreddin Tusi, Harizmi, Cabir, Ebul Vefa ve Alı Kuşçu gibi bilim tarihinde unutulmaz izler bırakmış matematikçiler yetiştirmiş bir medeniyetin çocukları olarak bu durumda olmamız son derece üzücü. Nash, kendisiyle yapılan bir röportaj sırasında mesela ezan saatinin neye göre belirlendiğini soruyor. Cevaba göre de kafasından hemen hesaplar yapıyor…


John Nash, daha ilkokuldayken matematiğe olan ilgisini keşfetmiş. “Diğer öğrenciler iki-üç basamaklı sayılarla hesap yaparken ben daha büyük rakamları tercih ediyordum” diyor. Ona göre, sayıları sevmek için illa matematikçi olmaya da gerek yok.


30 yaşındayken, yabancıların kendisi ile iletişim kurduğunu ve özel mesajlar aldığını iddia etti . Bunun üzerine hastaneye kaldırıldı ve burada paranoid şizofreni teşhisi kondu kendisine . Hastanede bulunduğu sırada bile sayılara ilgisi azalmadı.


Bu tarihten sonra yaklaşık 30 yıl boyunca zaman zaman akıl hastanesine girip çıktı. Zira 20 yaşındayken üzerine çalışmaya başladığı bir konu modern ekonomi teorisinin temellerini kökünden sarsacaktı. Bu çalışmasıyla 1994 yılında Nobel Ekonomi ödülünü aldı . Ve bir anda yaşadığı bütün olumsuzluklar unutuldu.


Bugün bildiğimiz anlamıyla oyun teorisi, aslında iki teoreme dayanır. Bunlar, Von Neumann’ın 1928 tarihli minimum-maximum teoremi ile John Nash’e Nobel kazandıran 1950 tarihli denge teoremi. Nash, oyuncuların kendi aralarında işbirliği yaptıkları ve yapmadıkları oyunlar arasına ciddi bir mesafe koyar. Nash’in teoremi, tamamen gerçek hayatı izaha yöneliktir. Poker tarzı oyunlardaki kısır bir döngü gibi uzayıp giden fikir yürütme biçimini Nash, bir döngü olmaktan çıkartıp bir kare gibi düşünmeyi önerdi. Nash’ın önerisi tam olarak şuydu: Bütün oyuncuların kendine göre en yüksek kazancı getirecek bir stratejisi var ama bu ‘dominant strateji’ oyundaki yegâne oyuncu o olmadığı için uygulanamaz, o yüzden de bir ‘denge’ durumuna razı olunur. Bu, gerçekten büyük bir fikri sıçramayı ifade ediyordu.


“Deha ile delilik arasında ince bir çizgi var.” derler. John Nash bunun en tipik örneği aslında. Şimdi bu kanaat bilimsel olarak da ispatlandı. Macar bilimciler üstün yaratıcı becerilere sahip insanlarla psikopati ve depresyondan mustarip hastalarda ortak genetik özellikler keşfetti.


Araştırmaya göre beyinsel gelişim üzerinde çok etkili olduğu belirtilen Neuregulin 1 adlı genin bir varyasyonu kişilerde deha ve yaratıcılığı artırırken aynı zamanda şizofreni ve kişilik bozukluğu gibi ruhsal hastalıkları da tetikleyebiliyor. Macaristan’daki Semmelweis Üniversitesi’nden araştırmacılar, kendini çok yaratıcı ve başarılı olarak gören bir grup denek üzerinde çalıştı ve ilginç sonuçlara ulaştı.


Yaratıcılık düzeyini tespit için bir dizi tuhaf soru ve durum karşısında deneklerin tepkisi ölçülürken, bir taraftan da biyolojik testler yapıldı. Sonuçta Neuregulin 1 geninin belirli türevlerinin varlığı, kişinin yaratıcılık düzeyiyle doğrudan bağlantılı çıktı. Aynı gen varyasyonuna sahip deneklerin yaratıcılık düzeyleri, farklı türevlere sahip deneklerden belirgin ölçüde daha yüksek. Ancak benzeri varyasyonlar kişide şizofreni, kronik depresyon, bipolar düzensizlik gibi ruhsal hastalıkların doğmasını da kolaylaştırabiliyor. Araştırma ekibine göre, Sylvia Plath ve Vincent Van Gogh gibi “hem deli hem deha” kabul edilen sanatçılar Neuregulin 1 varyasyonunu taşıyorlar.


Nitekim bu konuda yazılan çeşitli kitaplara da rastlıyoruz. Alman asıllı ünlü doktor ve bilim yazarı Gerhard Venzmer tarafından yazılan “Deliler ve Dahiler” bu tür kitapların en önde gelenlerinden. Buna göre Vincent van Gogh, Guy de Maupassant, Robert Schumann, Friedrich Nietzsche, Friedrich Hölderlin gibi dehaların eseriyle onların “psikiyatrik hastalığı” arasında doğrudan ilişi var. Öyleyse akıllı deliler olduğu gibi, deli akıllılar da var.


Nice şer gibi görünen şeyde hayır, hayır gibi görünende şer vardır. Erzurumlu İbrahim Hakkı ne de güzel söylemiş:


Hak şerleri hayr eyler


Zannetme ki gayr eyler


Ârif anı seyreyler


Mevlâ görelim neyler


Neylerse güzel eyler


Sen Hakka tevekkül kıl


Tefviz et ve rahat bul


Sabreyle ve râzı ol


Mevlâ görelim neyler



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir