DELİK AYAKKABI


DELİK AYAKKABI



İlk Yazı da bahsettiğimiz gibi olaylara, insanlara farklı bir bakış açısı ile bakmaya çalışacağız.



Seçimler oldu bitti ve herkes kendine göre bir “galip” ilan etme çabasında.


Gandi’nin duruşunu; felsefesini anlamayan “imaj şaşkınları” İstanbul mağlubundan bir efsane yaratmaya çalışırken, kartel medyası aklınca 13 maddelik ( çoğunluğu ) AK Parti ye yönelik ders çıkarmış. O yazıyı okudunuz mu bilmem ama aslında AK Parti’nin “hala ve her türlü çabaya rağmen” galip olduğunun farkında hepsi.



Bizde mahalli seçimler hangi şartlarda gerçekleşir hepimiz biliyoruz aslında. Genelde “oy veren” profili 3 şekilde ortaya çıkar:



Birinci grup: “takım tutar gibi” kendi partisine babadan kalan mantıkla oy verenlerdir.



İkinci Grup : “Bu aday bu beldeye en çok hizmet edecek kişidir“ diye oy verir.



Üçüncü grup: En tehlikeli olan da budur ve sayıca en kalabalık olan da bunlardır ki memleketimin en çok çektiği de bunlardan olur. O grup – her partiden- bizim adayımız kazansın diye ve kazansın ki; ihaleler bizim olsun, avanta kazanalım, arsa kapatalım, gecekondumuza af getirsin, ruhsatımı kolayca alayım vb düşüncelerle oy verir. Ömrü boyunca kanunsuz, ruhsatsız, rüşvetli işi olmamış “namuslu” hak bilir insanların hakkını gasp ettiğini düşünmeden…



Onlar ki genelde bir dikili ağaçları olmadan göçüp giderler. Kimsenin hakkının kendilerine geçmesini istemezler. Her gelen onların hakkını gaspederken… Bu zulme sessiz kalmanın yükümlülüklerini başka bir yazımızda işleriz ancak, kim aslında kazanır ve asıl kaybeden kimlerdir?



Pako’nun babası buyurmuş: “Memlekette her dört kişinin üçü AK Partiyi görmek istemiyormuş…”



Bu saf mantıkla yürürsek; mesela Bekir Coşkun’ u Hürriyet almayarak okumayan 69.500.000 kişi( altmışdokuzmilyonbeşyüzbin) de Bekir Coşkun un yazmasını istemiyordur diyebilir miyiz? Ya da çok beğendikleri parti, bir önceki seçimlerde baraj ın altında kaldığında hiç kimse CHP yi siyasi arena da görmek istemiyor diyebilir miydik?



Bu sağlıklı olmayan ( hasta demiyorum) düşünce yapısının ülkenin en çok satan gazetelerinden birinin –bir şekilde- yazarlık görevini yürüten biri tarafından seslendirilişi ne kadar üzücü.



Kaybedenlerin sesinin bu kadar çok çıkmasının sebebi biraz da; kazananlardaki beklentinin çok büyük olmasıdır.



Seçimlerde hepimizin dikkatini çekmiş olması gereken bütün adayları kapsayan bir durum daha var: Hepinizin kulaklarını sağır eden, çevresini kirleten, gözlerinizi yoran bir gayretkeşlik görmediniz mi? Kaçınız bu çabaların;



· “Ben mahalleme, şehrime, beldeme çok hizmet etmek istiyorum”.


· “Gece gündüz demeden çalışmak istiyorum”,


· “Kul hakkı ve her türlü riske rağmen öyle düzgün bir adamım ki ben , bunların hepsini göze alıyorum”,



· ”Aldığım maaş az olacak ama olsun, ne gam! Memlekete hizmet etmiş olacağım ya” Diye yapıldığını düşünüyorsunuz?



Yok! Gerçekten soruyorum kaçınız böyle düşünüyor?



Selam ile…



[email protected]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir