Demirel Nasıl Hatırlanacak?

Süleyman Demirel, cumhurbaşkanlığı makamındaki görev süresini tamamlayarak 16 Mayıs 2000’de Güniz Sokağı’ndaki evine döndü. Bunun kendisi için çok buruk ve hazin bir gidiş olduğu hem son zamanlardaki söz ve hareketlerinden ve hem de yüzündeki ifadeden anlaşılmaktaydı.

Her ne kadar ikide bir böyle olmadığına dair ifadeler sarf etti ise de, davranışları, içinde yanan iktidara daha uzun süre (mümkünse ölünceye kadar) sahip olma ihtirasını tevil edilemez biçimde ortaya sermekteydi. Bu ihtiras onu görev süresinin her ne şekilde olursa olsun uzatılması için pek de şık olmayan arayışlara itti. Beş artı beş formülüne hararetle sarıldı. Bu formül işlemeyince, kendisinin bu doğrultuda bir talebinin olmadığını, her şeyin hükümetin tasarrufunda cereyan ettiğini söyleyerek vaziyeti kurtarmaya çalıştı. Dediğine bakılırsa görevden kaçmayı istemediği için hükümetin teklifine rıza göstermişti. Demirel fanatikleri dışındakilerin gördüğü ve müşahitlerin gözlediği ise yaşlı politikacının iktidara bütün gücüyle sarıldığıydı. Fakat muvaffak olamadı ve makamı Sezer’e, muhtemelen içi kan ağlayarak devretti.

Şimdi artık Demirel’in bütün siyasi kariyerini değerlendirme zamanıdır. Bu son derece ilginç ve bir hayli de zengin bir olaydır. O kadar ki, akademik çalışmalara konu olması mümkündür. Nitekim, bir akademisyen olarak bendeniz ileride bu konuda bir yüksek lisans tezi hazırlatmayı düşünmekteyim. Demirel’in siyasi serüveni, başkalarına attığı siyasi çalımlar, sözleriyle davranışları arasındaki tutarlılık ve çelişkiler, etkilendiği fikir kaynakları, ünlü aforizmaları hep birlikte veya ayrı ayrı ele alınarak değerlendirilebilecek konulardır. Benim bu kısa yazıda yapmak istediğim, Demirel tipi politikacılık ve Demirelvari politikayı ilkesel muhteva ve tutarlılık açısından kısaca değerlendirmektir.

Demirel portresine bakış…

Bir politikacının başarılı olup olmadığına karar vermekte kullanabileceğimiz ölçülerden biri, onun uzun süre parti içinde iktidara yani genel başkanlık koltuğuna hakim olması veya ülke çapında siyasi iktidarı yıllar boyu elinde tutması ise Demirel’in bu bakımdan hayli başarılı olduğuna kuşku yoktur. Demirel, yaklaşık kırk yıllık siyasi hayatı boyunca partisinde tartışmasız lider olmuş, muhaliflerinin çoğunun siyasi hayatını bitirmiş, kendisine karşı çıkma gaflet ve cesaretini gösterenleri adeta ezmiştir. Defalarca başbakan olmuş ve yıllarca iktidarın otoritesini kullanmış, devletin elindeki iktisadi kaynaklardan taraftarlarının cömertçe yararlanmasını sağlamıştır. Bu sayede bugün Demirel’in etrafında her hal ve şart altında onunla beraber hareket etmeye ve kendisine her türlü desteği sağlamaya hazır bir network oluşmuştur. Bu network önümüzdeki aylarda Demirel’in ne yapacağının belirlenmesinde son derece etkili olacaktır. Mevcut ve bundan sonra gelecek hiçbir politikacının bu tarz bir network inşasında Demirel kadar başarılı olamayacağına inanmak için pek çok sebep vardır.

Siyaset eğer bir beşeri faaliyet çeşidiyse ve politikacılar ayrı bir varlık türü değil insan ise diğer beşeri faaliyetlerde etkili olan unsurların şu veya bu şekilde politikada da etkili olması gerekir. Bu unsurların en başında ise ilkesel tutarlılık ve temel ahlâki değerlere bağlılık gelir. Politikacıların bu bakımdan diğer insanlardan biraz geride olmasını, içinde bulundukları şartlardan ve siyasi faaliyetin doğasının özelliklerinden dolayı makul bulabiliriz. Nitekim, bir politikacı, seçmenine, bir satıcının müşterisine, öğrencinin hocasına, borçlunun alacaklısına söyleyeceğinden daha fazla yalan söylemeye yatkın ve yakındır. Ama politikacıların siyasi faaliyetlerinde ilkelerden, ilkesel tutarlılıktan ve kuşatıcı ahlâki değerlerden tamamen uzak olmalarını hiçbir şekilde kabul edemeyiz. Edemeyiz, zira sıradan insanlarda bulunmaları halinde onlara acımamıza sebep olacak ve başkalarından ziyade sahiplerine zarar verecek bu olumsuz özellikler, iktidar koltuğuna oturan, kamu gücünü kullananların elinde yıkıcı, tahrip edici araçlara dönüşmektedir. Bunun en iyi örneği Demirel’in siyasi hayatı ve özellikle cumhurbaşkanlığı makamındaki eylem, tavır, davranış ve sözleridir.

Kendisini sırf teoriyle sınırlandırmamaya, siyasetin işleyiş biçimini her seviyede gözlemeye ve anlamaya çalışan bir siyaset bilimi hocası olarak bütün bilgi ve birikimimle Demirel’in hayatındaki temel ilkenin ne olduğunu keşfetmeye çalıştığımda ulaşabildiğim tek ilkenin ilkesizlik olduğunu görüyorum. Benim bildiğim Demirel’in hayatındaki temel ilke herhangi bir ilke sahibi olmamaktır. Çünkü Demirel’in başlıca değil yegâne amacı iktidarda olmaktır, gücü elinde tutmaktır. Bu amaç her türlü aracı meşru kılmakta ve her türlü kalıcı ilkeyi berhava etmektedir. Politikacıların, diğer insanlar gibi, melek olmadıklarının farkındayım. Ayrıca, iktidar sahibi olma arzusunun, diğer insanlar gibi politikacılar için de meşru ve hatta lüzumlu olduğunu idrak ediyorum. Gündelik hayatta da birçok insanın iktidarı amaç haline getirdiğinin farkındayım. Ama bir politikacının iktidarı yegâne amaç haline getirmesinin ve iktidara ulaşmak için her yolu meşru ve her aracı mubah görmesinin korkunç derecede zararlı olabileceğini de biliyorum.

Süleyman Demirel’in politika anlayışının ve politika yapış tarzının her türlü ilkeden azade ve temel ahlâkî değerlerin birçoğundan tamamıyla kurtulmuş olduğunu onu iyi gözleyenler zaten biliyordu. Fakat hayatı boyunca onun siyasi hamallığını yapmış kitlelerin bunu anlaması 28 Şubat sürecinde oldu. Onlar adeta bir rüyadan uyanır gibi oldular. Sahi, Demirel’in hangi sözleri doğrudur? Hangi demeçlerine itibar edilmelidir? Din-devlet ilişkileri, din özgürlüğü, laiklik, ordunun sistemdeki yeri, milli ve dini değerler, çağdaşlaşma ve demokrasi konularında on-yirmi yıl önceki Demirel’e mi itibar edilmelidir, yoksa 28 Şubat sürecindeki Demirel’e mi? İmam hatipleri, Kur’an kurslarını teşvik eden Demirel mi gerçek Demirel’dir yoksa kapatan Demirel mi? Bence gerçek ve kalıcı, tanınabilir ve teşhis edilebilir bir Demirel yoktur. Her anın ve her ortamın Demirel’i, istediği her kalıba girebilecek ve her meşrebe bürünebilecek bir Demirel vardır. Bu Demirel gün gelir ülkenin hastalıklı laiklik pratiğinin en büyük eleştiricisi, gün gelir onun en büyük savunucusu olur. Allah ömür verir ve politikaya dönerse 28 Şubat Demirel’inin övdüğü icraat ve söylemleri kıyasıya eleştiren bir Demirel görmek sürpriz olmayacaktır. O yüzden Demirel’in Türk siyasetine en büyük ve en kalıcı katkısı ilkesiz ve temel ahlâkî değerlerden azade siyaset mirası olacaktır. Kısaca Demirelvari siyaset adını verebileceğimiz bu siyaset tarzı her zaman sorgulanmalı ve mahkûm edilmelidir. Türkiye’nin daha iyi bir ülke olmasında siyasetin bir payı olacaksa bu Demirelvari siyaset alanının daraltılması ve Demirelvari siyasetçilerin sayısının azalmasıyla at başı gidecektir.

Önder mi, idare-i maslahatçı mı?

Süleyman Demirel’in bir diğer özelliği bir demagoji üstadı olarak temayüz etmesidir. Aslında birçoğuna meziyet gibi görünen bu özellik ilkesizliğin hem doğal bir sonucu hem de en büyük sac ayağıdır. Birbirini nakzeden iki fikri aynı aşk ve heyecanla ve aynı azimle ve de muhtemelen aynı samimiyetle savunmak bazı durumlarda psikolojik bir bozukluk işareti bile olabilir. Demirel’in demagogluğunun bir ilginç yönü, olayları ve olguları kolayca ve rahatlıkla çarpıtabilmesidir. Demirel, hayatımda gördüğüm en ihlaslı doğrunun tersini söyleyicidir. Bunun harika örneklerinin sonuncusunu ve ihtimal en ilgincini beş artı beş olayında sergilemiştir. Bu formüle razı olmasını eleştirenlere, ‘hizmetten kaçmam, hükümetin teklifini reddetseydim yine şapkasını aldı kaçtı derlerdi’ mealinde cevaplar vermiştir. Oysa yakın siyasi tarihimizle ilgili asgari seviyede bilgi sahibi kimseler bile 12 Mart döneminde ortaya çıkan bu sözle kastedilen şeyin Demirel’in ordunun haksız ve anti-demokratik muhtırası karşısında halkın kendisine verdiği yetkiye hıyanetlik ederek tası tarağı toplayıp gitmesi, hiçbir şekilde direnmemesi olduğunu bilmektedir. Dolayısıyla, Demirel aslında 28 Şubat’ta da şapkasını alıp gitmiştir. Dayatmacılara teslim olmuş, daha önceki sözlerini yutmuş, bu sözlerin onda birini söyleyenleri hapishane ve mahkemelere taşıyan bir mekanizmaya gururla eklemlenmiştir.

Demirelvari politikanın bir diğer özelliği kritik ve tavır gerektiren hiçbir meselede söz sanatının ötesine geçmemek, tavır sergilememek, taraf olmamak, bekleyip dengenin nasıl oluştuğunu görmek ve ancak ondan sonra renk vermek ve şaşmaz biçimde güçlünün yanında yer almaktır. Demirel bir önderden ziyade bir idare-i maslahatçıdır. Teknik bilgisi eğer gerçekten yerinde ise, normal şartlarda işgal edebileceği en büyük makam kamu bürokrasisinde bir üst seviye memurluktur. Demirel, vasatlar cenneti Türkiye’de cumhurbaşkanlığına kadar tırmanmıştır, ama benim gözümde hiçbir zaman ilham verici, yol açıcı, sürükleyici bir lider olamamıştır. 28 Şubat sürecindeki tavrı ve sözleri, onu lider zannedenlere de ibret alınacak birçok olayla öyle olmadığını kanıtlamıştır.

Süleyman Demirel, 28 Şubat sürecinde demokrat olmadığını ve demokrasinin ne olduğunu bilmediğini de göstermiştir. Bütün siyasi kariyeri incelendiğinde, Demirel’in kendisinin iktidar makamında oturmasıyla demokrasiyi özdeşleştirdiği anlaşılmaktadır. Demirel’e göre, kendisi iktidarda değilse ülkede demokrasi yoktur, iktidardaysa ülkede demokrasi bütün kurum ve kurallarıyla işlemektedir. Demirel, demokrat olmaması yanında ahde vefa diye bir ilkeyle ilişkisi olmadığını da hepimizin gözüne batıra batıra anlatmıştır. Yıllarca sırtından siyaset yaptığı DP geleneğini bir aksesuar olarak taşıdığını, yarayışlı bir araç olarak kullandığını tekrar tekrar ispatlamış, sonunda o geleneğe ve o geleneğin kitlelerine sırtını dönerek devletçi CHP geleneğine teslim olmuştur. Üstelik bu teslimiyet onu pek mutsuz etmişe de benzememektedir. Aksine, çok yakışmış, şıp diye üzerine oturmuştur.

PROF. DR. ATİLLA YAYLA
GAZİ ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir