Demo-Krasi’den Demokrasiye

11 Eylül 2001 rotası belirsiz kalkan uçaklar, yıkılan kuleler, ilk zamanlar insanlar “o anı o dakikaları”dehşet ve acımazsız sözcükleriyle zihinlerine yerleştirdiler. Ama sonraları” o anının” uzun sürecek bir filmin başlangıçı olacağını anlamaya başladılar. Korku,Kaos ve Dehşet kavramlarının ileri ki günlerde ortaya çıkacak daha büyük vahşetlerin habercisi olacağını kimse bilemiyordu.Birileri hariç. Onlar sanki önceden olacakları tahmin ettiler.Birilerine göre tüm bunları onlar planlamıştı. Kimin planladığı aslında belli idi.11 Eylülde ikiz kulelerin yıkılmasından en karlı kim çıktıysa o işin direkt ve endirekt sorumlusudur.Olayın üzerinden 5 yıl geçti.Aslında bu olayın sonuçları bize daha büyük oyunun bir parçası olduğunu yavaş yavaş anlamamızı sağladı.Olay neydi sorusuyla filmi taa başa bu olayların başladığı iktidar savaşlarında insan hayatlarının önemsiz olduğu dünyayı tekel elden yönetme macerasının kurgulandığı 20.yy başlarına dönmek gerekir.

Tarih 1919,Yer Paris.Versailles sarayının karanlık odalarında hızlı hızlı yürüyen bir adam, elinde kağıtlarla bir odadan ötekine giriyor.İlerliyor. Az insanın olduğu odaya geliyor ve elindeki kağıtları masada oturanlara gösteriyor. “Efendiler 19.yy bitti yeni yüzyıl karşınızda” diyor. Sözü söyleyen İngiltere başbakanı masadakilerin önüne attığı kağıtta ise yeni dünya haritası var. Masadakilar sigara dumanı kaplamış havasız odada haritanın üstüne eğilip bir noktaya odaklanıyorlar. Kimi elinde pipo ile kimi gözlükleriyle kimide parmaklarıyla bir noktayı gösteriyor. Onların baktıkları nokta başbakanın sözleriyle adı konuyor. O noktanın adı “Ortadoğu”dur. İngiltere dünyanın 7 kız kardeşine(Petrol ve Silah Şirketlerine) bu bölgedeki şekillendirmesini kabul ettirip, onaylarını almaya çalışıyor. Masadakilerin hepsi Başbakanı dinliyorlar.Başbakan, “bu coğrafyada bizim çıkarlarımıza hiçbir zaman zarar gelmeyecektir.Azınlığın çoğunluğa hüküm edeceği, halkın iktidarda olmayacağı yapı kuracağız”der. Ve adını koyar. “Mandater yapı.” Önce bölgedeki ana renkler “kazınıp” alttaki renkler üstü çıkarılması, söylemi 20.yyda şekillenen Ortadoğunun ana çerçevesini oluşturur.

Bir mizansen içinde anlatmaya çalıştığımız Ortadoğu haritası 1915 Sykes Picot’la gizli 1919 Paris Barış antlaşmasıyla resmi olarak şekillendirilir. İngiltere tarafından yapılan bu şekilde, tek adam yönetimleri azınlığın çoğunluğu yönettiği yönetimler kurulur. Bölgedeki ana renk olan Türk-İslam çizgisi düşman, kurtarıcı ve dosta görüntüsüne ise İngilizler oturturulur. 1950 sonrası ise bölgeden Arap milliyetçiliği sosyalizm enstrümanlarıyla renklendirilerek soğuk savaş süreçine kadar devam eder.Mandater yapı değişmeden 21.yy başlarına kadar gelir.Bu yapı 11 Eylül 2001 de değişmeye başlar. 1989 Berlin Duvarının yıkılmasıyla beraber iki kutuplu dünyanın bir tarafı olan SSCB ler artık tarih olur.ABD ve NATO yeni düşman arayışlarını akademik platformda Samuel Hungtinton’la yavaş yavaş söz ederlerken çizecekleri düşmanın şeklini yine Ortadoğudan alırlar.Ortadoğulu Hıristiyan Filisitinli Edward Said 1980lerde Filistinlilerin batı basınındaki görüntüsünü değerlendirdiği “haberlerin ağında islam” kitapında çizdiği poşulu bir elinde kalanişkof bir elinde kuran olan kişilik, 11 Eylül 2001 sonrası ABD aradığı imajla örtüşür.Tip Ortadoğulu USA’me Ladendir. 11 Eylül sonrası ABD Başkan Bushun ağızıyla “haçlı seferleri şimdi başlar” sözleri bize 21.yy nın nasıl şekillenileceğinin sinyallerini vermeye başlar. Bush 21.yy da tek güç olmak ister.Bu bölgelere girerken yaptıklarını dünya kamuoyuna anlatması gerekir ki 11 Eylül ona güzel bir maske sağlar. Demokratik olmayan ötekilere medeniyet ve demokrasi götürülecektir.Ve bu ABD yeni görevidir. Aslında yapılan 21.yy küresel güç olmaya çalışan ABD’nin imparatorluğunu kurma hayallerinden başka bir şey değildir.Minareyi çalacak olan hırsız kılıfını bitirmek üzeredir.Kılıf “demokrasi,insan hakları”dır.
ABD,Demokrasiden ne anlıyor veya nasıl algılıyor sorusuna bu kısımdan sorup,cevaplamak lazımdır. Demokrasi kabaca farklı görüşlerin birbirine saygı içinde uyum içerinde yaşaması olarak tanımlanır Kısaca farklılıkların uyumudur. Ötekiye yaşam hakkının tanınmasıdır.Peki bu dünyada niye sağlanamaz Başka bir ifade ile niye farklı farklı demokrasiler var sorusunun cevapı da batının anladığı ve algıladığı demokraside onun genlerinde armak gerekir. Genlerin özdünde Eflatun’un Devletini veya Aristotelesin Politikasını görmek mümkündür. Garip olan her düşünüründe eleştirdiği rejim demokrasidir.Eflatun’un ifadesiyle rengarenk bir bezdir demokrasi, herkesin sesini çıkardığı bir uyumsuzluk rejimidir. Her kafadan bir ses çıkan yerde demorkasi olmaz Çözüm baskın olanın sesini diğerlerine kabul ettirmesidir.Aristoteles yapıyı biraz daha şekillendirerek yaşam alanı hukuk devletinde sadece yurttaşlara verir.Onun tanımladığı toplumda yönetenler ki yurttaşlardır birde köleler vardır. Yani piramit iki parçadır.İlk parçada olan siyasi,askeri gücü olanların dünyasıdır. Diğeri ise insan bile değildir.Bizler ve Öteki si vardır.Ötekisine yaşam hakkı yoktur.Yaşamak istiyorsa tabi olmak zorundadır.Yurttaşlar için hak, hukuk, adalet vardır. Burada hakim unsur güçtür.Aristotelesin tanımladığı dünyayı ilerleyen asırlarda Machivellinin acımasızlığıyla (“ben merkezci” liği) dahada belirgin çizgilere sokar.Bu çizgiler Rousseau’nun Halkçı(?) söylemiyle “ben bizleştirilmeye” çalışalır.Fakat temel anlayış değişmez.
11.Eylül sonrası ABDnin tanımladığı Dünya Aristoteles’in tanımladığı dünya’ya doğru insanlık sürülmektedir.Bu dünyada demokrasi ben merkezlidir. Ötekine yaşam hakkı yoktur. Öteki ki Oryantalizm çizgisinden bakarsak İslam ve Türk dünyasıdır. Marks’ın ifadesiyle “Doğulular kendini idare etmeyi dahi beceremeyen aşağılık varlıklardır” ifadesi Bush’un söylemiyle örtüşür.
Demokrasiyi Ortadoğuya getirmek düşüncesinin esası İngiltere’nin tanımladığı 20.yydaki mandater yapının yerine 21.yyde demo-kratik yapılar kisvesiyle bölgedeki ABD hegemonyasını kurmak mıdır?
Demo-krasinin bölgeye getirilmesinde iki yöntem uygulanır Biri direk işgal, diğeri dalgalanma hamlesi. Direk işgal örneği Afganistan ve Irak’la gösterilir.Dalgalanma örnekleri ise Gürcistan, Ukrayna, Kırgisiztandır. ABD işgali sonrası Afganistan halkı (uzun süre ABD Bush’la aynı şirketle çalışan )Karzai Başkan olarak seçer. Seçimi Dick Cheney kutsar. Afganistan’a demokrasi gelir Ülke çağdaş ileri bir hale gelir. Her yerde şantiyeler kurulur. Afganistan bir sihirli değnek dokunmuş gibi bir andan gelişir(!)Sıra Irak’a gelir. Diktatör Saddam işgalle düşürülür.Yerine belirsiz bir Irak görüntüsü konur. Petrol fiyatları yükselir. ABD askerleri dünyanın en büyük petrol sahalarını demokratik(?) bir şekilde ele geçirirler.Irak’ta seçimler olur. Ülkenin başına ülke nüfusunda en az olan Kürt bir kişi Talabani başkan seçilir iken son seçimlerde Sünni,Şii ve Kürtlerin tam katılımı sağlanarak demokrasi meşrulaştırılır.Şiiler seçimi kazanır. Irak anayasası şekillendirilir.Irak halkı demokrasi ile tanışır. ABD sihirli dokunuşu ile Irak’a demokrasi gelir. Irak’a 2003den bu yana hergün kalkınır.Ölen Iraklılar,Ebu’l-garib cezaevi görüntülerini dünya seyrederken Petrol akışı kesilmeden devam eder.Herşey başta kurgulanan senoryaya uygun giderken bölgede Demokrasi kazaları yaşanmaya başlar.Demokratik kazanın meydanda geldiği yer Ortadoğuda en çok kazaya sebebiyet veren Filistindir.
Filistin Teodor Herzl’in Siyonist Kongresinde haritada gösterdiği nokta. Ortadoğu’da petrolun, suyun olmadığı kuru bir nokta mı ? evet ama kuru nokta değil 1948 tarihinden itibaren kanın gözyaşının aktığı nokta Filistin. Bu nota dünyanın en kutsanmış kenti Kudüs’le şereflenir.Üç dince kutsanan bu şehir şimdi yeni olayların odak noktasıdır.İsrail’in Filistini işgaliyle başlayan mesele FKÖ ve Arafat’ın ortaya çıkmasıyla 20.yy üzerinde en çok kafa yoğrulan sorun olur. 2000’lerde bölgenin efsanevi kahramanının Fransa’da ölmesiyle Filistin belirsizliğe doğru gider.Seküler yapılı Mahmud Abbas’ın Filistin’in başına geçmesi kendi halkından çok Batıyı ve özellikle İsrail’i sevindirir.Abbas statükoyu devam ettiren bir kişidir.Oslo görüşmelerde ön plana çıkan Abbas, Ariel Şaron için kontrol edilebelecek bir liderdir.Kısaca herkes memnundur. Hatta Şaron kendisinde beklenmeyen davranışlar içine girer. Gazzeyi boşaltmak gibi ama bu hamleleri Ocak ayında geçirdiği beyin kanamasıyla durur.Onun için mesele artık sona ermiştir.Şaron siyasi bir mevta durumdadır.
21.yyda Filistin meselesinde bölge yeni yüzleri sahneye itmeye başlar.Bu yüzlerden biri de kimilerine göre terörist, kimilerine görev Filistininin bu yüzyılda Kudüs’le buluşturacak harekettir. Bunun adı Hamas’tır.

Hamas Nasıl Doğdu

Hamas İslam dünyasındaki Sünni İslami hareketin öncüsü olan Mısır merkezli Müslüman Kardeşlerin Filistin versiyonudur. Hasan El Benna tarafında kurulup, Seyyid Kutup’un söylemleriyle yayılan Sünni İslam muhalefeti demokratik yöntemlerle Ortadoğudaki iktidarları zorlamaya başlar. Hareket zaman zaman silahlansa da Mısır için söylersek önümüzdeki yıllarda Mübarek sonrası Mısırda en güçlü hareket olarak karşımızda durur.Filistin meselesi Ortadoğunun kanayan yarasıdır. Bir vücudda yara varsa orada ateş yüksek demektir. Yara kabuk bağlamadan ateş ve tansiyon düşmez. Kanın olduğu yerde duygusallık vardır. Duygusallığın olduğu yerde akıl geriye çekilir. Aklın ortaya çıkabilmesi için kanın durması yaranın kabuk bağlaması gerekir. Filistin meselesinde ise yara hiç kabuk bağlamamıştır.Bağladığı vakit birileri gelip yarayı deşmiştir.Meselede her iki tarafta görünmeyen kirli savaşdan kazançlar sağlamaktadır. Bu kirli savaş Hamas’a giden yolu açmıştır. Filistin meselesi gerek İsrail ve gerekse Filistin tarafından kazançlı bir savaşa dönüştürülmüştür.

Kirli Savaş

Filistin tarafından olaya baktığımızda, mesele genelde İslam dünyasının özel de Arap aleminin “yüksek tansiyon”lu hastalağıdır. Herkes tansiyonu dengede tutmak için meselede bir taraf durumundadır. Meselede üç grup vardır. İlk öncü grup “savaşanlar”, bunlar Filistin halkıdır.Arkadan “destek grupları” gelir. Bunlar kendi içinde ikiye ayrılır. İnsani ve para destekçileri; insani olanlar Mısır, Suriye, İrandır. Ana veya para destek grup; bunların başında Suudi Arabistan,Irak (Saddam zamanında) Kuveyt, Körfez ülkeleri gelir.Devasa paralarla olayda tansiyonu artırmadan ve de bitirmeden devamından yanadırlar.Zira artan tansiyon kendi halklarının hareketlenmesi varolan sistemlerinin yıkılmasına sebeb olabilir. Para akışı burada başlayarakFilistin yönetimine yani FKÖ gider.Gelen para filitreden geçerek Filistin halkına ulaşır.Filitre esnasında para Filistin yöneticilerine oradan FKÖ üyelerine taraftarları vs. zincir uzayıp gider. En sonunda Gazze mülteci kamplarında şehid oğlu küçük Hasanın eline fazla bir şey gelmez. Benzer durum İsrail tarafındanda geçerlidir. Cephede İsrailli yerleşimçiler onların arkasında ara ve ana sponsorlar devrededir. Ana sponsor ABD ara sponsorlar AB ülkeleri ve Rusya gelir.Meseleden siyasi rant sağlayan her iki ülke yöneticileridir. Şaronun Kudüs baskınıyla iktidara gelişi dün gibi herkesin hafızasındadır.Filistine geri dönersek meselesede akan kandan ziyade herkesi ilgilendiren paralardır. Milyon dolarlık bütçeler, Filistin sokaklarına gelmeden buharlaşan paralardır.İşte bu buharlaşmanın doğal sonucu HAMAS’dır.
Hamas halkın içindedir, cephededir, kamplardadır. Aç insanların şehitlerin yanında dindar, mütevazi, halka ekmeği bölüp veren bir örgüt görüntüsü çizer.

ABD Demokrasisi Sınavında

11 Eylül ile ABD Ortadoğuya demo-krasi getirme mücadelesinde tarihin garib bir cilvesiyle karşı karşıya gelir Filistin seçimleri ABD açmaza sokar. Ortadoğu demokrasinin en güzel örneğini Ocak 2006 seçimleriyle Filistin halkı verir.Filistin Arafat sonrası belirsizlik ve sarhoşluğa girmiştir. Aradığı yapıyı Mahmud Abbasla bulamaz. Yolsuzluk halka ulaşmayan paraların hesabını sorma zamanı gelmiştir.Kudüs ne zaman başkent olacaktır? Gerçek Filistin devleti ne zaman kurulacaktır? gibi sorularına meydanlarda cevap veren Hamas meclisde çoğunluğu sağlamıştır. Hamasın iktidara yaklaşmasıyla ABD ve Batının demokrasi algılayışı veyahud iki yüzlülüğü devreye girmiştir.Irak’taki seçimleri modern demokratik, halkın tercihleri olarak yorumlayan Batı basını, Filistindeki seçimleri “halk teröristleri seçti” diyerek gerçek yüzünü gösterir.Demokrasi halkın rejimi ise çıkan sonuçlara herkes razı olmalıdır.Bu mantığın Hamas için işlemediğini görüyoruz.Filistin seçimleri bize demokrasi konusunda ABD samimi olmadığını bir kez daha göstermiştir.

Hamas Yetkililerin Türkiye Ziyareti

Hamas’ın tek başına iktidara gelecek kadar milletvekilliğini alması kendilerini bile şaşırtmıştır.Bu şaşkınlık arasında Abbas Hamas’a hükümeti kurma görevini vermiştir.Şimdi ABD demokrasi sınavından geçmektedir. Niyeti bölgeye “Demokrasiyi ben getiririm, oyunun kurallarını ben koyarım, ona göre oynayacaksınız.” ise Hamas’ın iktidar olması sorunu ilerleyen günler Ortadoğunun birinci gündem meselesi olur. Hükümeti kurmasını engellemek için önce içeriden ardından İsrail, dünyadaki uluslararası örgütler son olarakda ABD devreye girecekdir. ABD Niyeti gerçek demokrasi ise Ötekiyle yaşamayı öğrenerek Hamas’ın iktidar olmasını ve sonuçlarına katlanmak zorundadır.Hamas muktedir yapılmazsa siyasi söylemlerini sertleştirerek daha radikalleşecek ve silahlı söyleme yönelecektir.Ki bu durum uzun vadede iki tarafı yıpratır.Hamas devamlı ayakta kalmak istiyorsa meşrutiyetini inançlarından ödün vermeden çözmek zorundadır.İşte bu durumda Hamas liderlerinden Meşal’ın Türkiye ziyareti önemlidir.Ziyaretin iki önemli boyutu vardır. İlki Türkiye’nin Ortadoğudaki sorunlarda taraf olup bölgesel güç çıkışlarında bulunması gerekir.Bu ziyaret yerinde bir hamledir.Yeterki bu hamlenin devamı gelsin.Bu ziyarette esnasında İsrail Hükümet sözcünün yakışsıksız sözleri İsrail’in Hamas’la çalışmaya daha hazır olmadığını gösterdiği gibi İsralin Türkiyeye olan niyetini de ortaya koymuştur.İkinci boyut Hamas’a ilk davet Rusya’dan gelmiş olmasına rağmen ziyaretinTürkiye’ye yapılması Türkiye’ye verilen önemi gösterir. Hamas siyasi meşrutiyet arayışları içindedir.Zor durumdadır.Bu günlerde yapılacak hamleler ilerki yıllarda politika iyi takip ettirilirse meyvelerini verir. “Türkiye’nin artık ABD veya İsrail ne der” psikolojisinden kurturulup, Türkiye Cumhuriyeti neler söylemeli politikasını geçmelidir.21.y.y. da “Küresel güç Türkiye” oluşumu için bırakın Ortadoğu’yu Dünyanın neresinde bir sorun varsa Türkiye’nin o bölgede ilgisinin olması bir zorunluluktur. Hele tarihi misyonu olan Ortadoğuda Türkiye’nin Filistin meselesinde duyarsız kalması beklenemez.Öte yandan Hamas eninde sonunda siyasallaşacaktır. Çünkü Hamas’da Filistin’in ve kendisinin yaşayabilmesi için akan paraya ihtiyaçı vardır.
Sonuç açısında Filistin halkı aldatılmadan gerçekten kendi hayatlarındaki sorunu Demokratik yollar çözmek istediğini dünyaya bildirmiştir.Şimdi Dünyanında özellikle ABD bu demokratik açılımı “Demo-”laştırmadan doğal yollarla büyümesini sağlamalıdır.ABD eğer gerçek demokrasinin Ortadoğuya gelmesini istiyorsa ötekisini kabul edip yaşamasına imkan vermelidir. Irak benzeri demokrasi hamlelerini bölgede yapmaya devam ederse İngiltere’nin mandater yapısının başına gelen ilerleyen yıllarda kendi başına gelir.

Yrd.Doç.Dr.Bekir Günay

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir