DEMOKRATİK AÇILIM NE GETİRİR, NE GÖTÜRÜR?

“Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz; gelmişiz dünyaya insanlık nedir öğretmişiz”.



Mehmet Akif böyle diyordu. Üstelik bunu yazan kişi Arnavut asıllıydı ama göğsünü gere gere “biz” diyebiliyordu. Çünkü o da kendisini bu medeniyetin bir mensubu olarak görüyordu. Peki bize ne oldu da şimdi kendi içimizdeki farklı renklere tahammülümüz kalmadı. İnsanların etnik kökeninden veya anadilini konuşmasından korkar hale geldik.



Oysa dünyada on binlerce etnik köken var. Yine bir o kadar farklı dil var. Ama Birleşmiş Milletler’e kayıtlı ülke sayısı 200 bile değil. Yani ülkeler dillere göre oluşmuyor. Bugün Çin’de, Hindistan’da ve Endonezya’da yüzlerce dil konuşulur. Ama herkes bir bayrak etrafında toplanmış. İsviçre’de 3 tane resmi dil var ama dünyanın en huzurlu ve zengin ülkelerinden biri. Mesela Fransızca konuşan İsviçrelilerin ayrılmak veya Fransa’ya bağlanmak gibi bir düşünceleri yok. Yine Almanca ve İtalyanca konuşan İsviçreliler müreffeh bir ülkede yaşamanın tadını çıkarıyorlar. İngiltere’de Keltçe konuşanlar var. Gal ve İskoç dilini konuşanlar var. Ama kimsenin bağımsız bir devlet kurma düşüncesi yok. Kuzey İrlanda’daki durum ise biraz daha farklı. Zira orada her şeyden önce din farklı ve tabii başka sebepler de var.



Elbette ayrılıkçı hareketlerde dış sebepler vs. gibi çok değişik faktörler etkilidir ama işin püf noktası şu: Huzur olan yerden kimse kaçmak istemez. İnsanlar kendilerini evlerinde hissettikleri zaman ayrılmayı düşünmezler. Dış güçlerin propagandaları da bu insanlar üzerinde etkili olmaz.



600 yıllık Osmanlı geleneğinden gelen bir toplum, nasıl olur da farklılıklara tahammül edemez? Çünkü Cumhuriyetin Osmanlı mirası üzerinde kurulduğunu unuttuk. Adeta topluma bir deli gömleği giydirdik ve herkesin bizim gibi düşünmesini bekledik. Farklı olanları ise yok etmeye çalıştık veya yok saydık.



Tek parti döneminde uygulanan varlık vergisi ve daha sonra 6-7 Eylül olayları yüzünden Türkiye’deki gayrimüslim azınlıkların bu ülkeden kaçmasına sebep olduk. Oysa onlar bu toplumum önemli renklerini oluşturuyorlardı. Böylece çok değerli sanat ve ticaret adamını elimizden kaçırdık. Eminim onlar ayrılmasaydı Türkiye şimdi daha gelişmiş olacaktı. Yine tek parti döneminde Milliyetçi aydınlar yargılandı, bir kısmı yurt dışına gitmek zorunda kaldı. Daha sonra komünist avı başladı. İnsanlar düşüncelerinden dolayı hapishanelerde çürütüldü, işkencelere maruz bırakıldı.



Sonra Özal geldi. 141 ve 142. maddeleri bir anda kaldırıverdi. Gördük ki Türkiye’ye komünizm gelmedi. 163. madde kaldırılınca irtica da hortlamadı. Şimdi Türkiye’de insan hak ve hürriyetleri arttırılsa ne olur? Kimse endişe etmesin, daha çok özgürlük yüzünden bu ülke parçalanmaz. Bilakis vatandaşına güven veren ülkeler içeride ve dışarıda daha güçlü, daha itibarlı olurlar.



Bu hakları talep edenlerin kimliği de hiç önemli değil. Eğer talep edilen şeyde bir haklılık varsa, onun kimler tarafından dile getirildiği durumu değiştirmez. Bu talepleri dile getirenlerin bir kısmının kötü niyetli veya vatan haini olması bizi adaletten alıkoymamalı.


Zira İmam Gazali der ki; “Hakikat bizatihi hakikattir, kimin söylediği onun gerçekliğini değiştirmez.”.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir