DEPREM SİLAHI İSTANBUL’DA DENENİR Mİ?

17 Ağustos 1999 yılında yaşadığımız deprem acaba doğal olmayan yollarla gerçekleştirilmiş olabilir mi? Hele bazı ülkelerin elinde tektonik silah teknolojisinin bulunduğu da biliniyorsa,bu sorumuza cevap olarak; neden olmasın? Diyebiliriz.


Bazılarının; elektromanyetik dalgalar yolu ile iklimleri değiştirme, depremler yaratabilme , volkanları harekete geçirebilme yeteneğine sahip silahlar geliştirdiğini biliyoruz.”

ABD Savunma Bakanı William Cohen; 1997, Georgia Üniversitesi
“Terörizm, Kitle İmha Silahları, Kitlesel İmha ve ABD Stratejisi” üzerine konferansta yaptığı konuşmadan.



17 Ağustos 1999 yılında yaşadığımız deprem acaba doğal olmayan yollarla gerçekleştirilmiş olabilir mi? Hele bazı ülkelerin elinde tektonik silah teknolojisinin bulunduğu da biliniyorsa,bu sorumuza cevap olarak; neden olmasın? Diyebiliriz.

Bunu rahatça dile getirmemizin elbette bilimsel izahı var.Bu konuda Behiç Gürcihan’nı şu makalesi sizlere olayın bilimsel yönlerini açıklaması bakımından oldukça önemli bilgiler içermektedir.Şimdi bu makaleden kısa bir alıntı yapalım.Ancak siz bu raporun tamamını okuyun. http://www.acikistihbarat.com/Jeo-Kritik/Jeokritik-ozel-deprem.doc

“1800’li yılların sonlarında yaşayan Sırp asıllı bilimadamı Tesla; “kayıp bilimin” dehaları arasında sayılır. Günümüzdeki elektrik teknolojisinin temeli olan “dönen manyetik alan”ı keşfeden Tesla; elektrik enerjisinin iletimi konusunda çığır açtı ve kendi adına 700 patent kaydettirdi. Tesla’nın “ucuz üretilen ve iletilen elektrik/enerji” teorilerinin ve motorlarının (yarattığı bir türbin, elde tutulabilecek büyüklükteydi ve 10 beygir gücü büyüklüğünde enerji üretebiliyordu) zamanın yeni yeni palazlanan enerji baronlarının pek hoşuna gitmediği ve Sırp asıllı bu bilim adamının tarihin karanlıklarına itilmesinin sebebi arasında olup olmadığı ayrı bir tartışma konusu.

Tesla’nın tarih karşısında uğradığı haksızlıklara bir örnek olarak; radyo’nun mucidinin Marconi olduğunun zannedilmesini gösterebiliriz. Halbuki patent kayıtları Tesla’nın radyoyu Marconi’den daha önce keşfettiğini açıkça göstermiştir ve ABD Anayasa Mahkemesi Tesla’nın ölümünden iki yıl sonra aldığı kararla bu gerçeği yasal olarak tescil etmiştir.

Bu yazının içeriği açısından bilinmesi gereken; Tesla’nın 1890’lı yıllarda “teleforce”; enerjinin kablosuz olarak doğal ortamlar üzerinden dünyanın herhangi bir yerine iletilmesi ve “telegeodynamics”; herhangi bir uzaklığa mekanik enerji transferi prensiplerini deneyleri ile gerçekleştirmesi ve bu deneylerin sonuçlarının bilimsel dergilerden; zamanın New York gazetelerinde kendisi ile yapılan röportajlar aracılığı ile kamuoyuna duyurulması.



1934 yılında New York gazeteleri 78. yaş gününde Tesla’nın; kilometrelerce öteden orduları ve uçak filolarını bir enerji dalgası ile yok edebilecek silahın temelini oluşturacak teknolojiyi geliştirdiğini duyuruyorlardı. Bir sene sonra; Tesla’nın 79. doğum gününde, gazeteler bu sefer bilim adamının dünyanın katmanları üzerinden enerji iletimi sorununu çözdüğünü ve bunun “kontrollu depremler” yaratmak için askeri anlamda kullanılabileceğini duyuruyordu.

Kısacası; bizim medyamızın 1900’lerin sonlarında deli saçması olarak nitelediği teknolojinin varlığı; 1890’larda keşfedilmiş 1900”lerin başında ABD Basınında yer almaya başlamıştı bile.
Tesla; bilimsel kişiliği, buluşları ve enerji/elektrik teorisi ile tarihin sayfalarından silindi. Ta ki; birileri bu teknolojinin aktif olarak kullanımında bir artış olduğunu keşfedene kadar.

Tesla’nın prensipleri üzerine geliştirilen bir diğer dal ise MagnetoHydroDynamics (MHD)

Bu dal; “iletken bir sıvı ile manyetik alanın” etkileşiminin incelenmesi olarak özetlenebilir.

MHD’nin en büyük avantajı; mekanik parçalar olmadan verimli enerji sağlaması ve bu sıvı bir doğal yakıt ile ısıtılıp plasma haline dönüştürüldüğünde oluşturulan enerji ise, normal santrallerden elde edilenden çok daha verimli hale geliyor. Örnek olarak; 1000 Megawatt’lık bir MHD jeneratörü 42.000 pound ağırlığında olabiliyor ki; bu rahatça hava taşıtları ile kaldırılabilir bir büyüklük.



Günümüzde bu prensibi kullanarak enerji üreten jeneratörlere yönelik araştırmalar yapılmakta olup; bu araştırmalardan bir tanesinin başlığı aynen şöyle :

“MHD Jeneratörlerin Yarattığı Elektromanyetik Etki Sonucu Oluşan Sismik Faaliyetler”




Araştırma; MHD jeneratörlerin yarattığı elektromanyetik darbenin yarattığı deprem dalgasının incelenmesini ve bu dalganın; küçük depremler yaratarak büyük depremleri önleme yolunda kullanılıp kullanılmayacağını incelemeyi hedefliyor. Araştırmanın; ön sonuçları MHD jeneratörünün çalıştırılmasından 2-7 gün sonraki aralıkta yerel depremlerde ciddi bir artış gözlemlendiği yönünde.



Elimizde bir başka araştırmanın metni; Gürcistan Bilim Akademisi’ne ait. Akademide; Tamaz Chelidze başkanlığında yapılan ve ilk periyodik raporu 2001 Mayısında sunulan proje hayli teknik ayrıntılara girerek; fay hattına sahip kayalar üzerinde etkilli deneysel ekipmanların nasıl yapıldığından, “Electromanyetik Depremlerin Laboratuvar Modellemesi” gibi başlıklara kadar bir çok ilginç alt başlığa sahip.



Sizlere sadece özetleyebildiğimiz bir kaç bilimsel kavram, bir bilim adamı ve çeşitli araştırmaların açıkça ortaya koyduğu gerçek; dünyada tektonik ve elektromanyetik silah teknolojisinin en az yüzyıl öncesinden konuşulmaya başlandığı ve Gürcistan dahil bir çok ülkenin bu teknoloji üzerinde çalışmalar yapmaya başladığı.

Böyle bir ortamda; “deprem silahı” kavramını saçmalık olarak ilan eden bilim adamlarının literatür olarak neyi takip ettiklerini; etseler bile anlayıp anlamadıklarını; anlasalar bile doğruları konuşma cesaretine sahip olamadıklarını ciddi anlamda sorgulamamız gerekiyor.”



Çin Provası:



Şimdi gelelim 12 Mayıs 2008’de Çin’de meydana gelen 7.8 şiddetindeki depreme.Bir defa depremin meydana geldiği yer olan; Sichuan bölgesi Çin’in Havacılık ve Uzay üssü.Yani oldukça stratejik bir öneme sahip.ABD ile uzay araştırmalarında yarışan Çin, bu depremden sonra üstünlüğü tekrar ABD’ ye kaptırmış oldu.Bu bizim için oldukça önemli.İkincisi o bölgede Çin’in bir çok askeri silah sanayisinin olması. Çin’deki deprem; silah, tank ve uçak fabrikalarını da yerle bir etti.Bu da bizim için takip edilmesi gereken önemli bir konu.



Bu depremden sonra Çin uzay araştırmalarında ABD’nin en az 10 yıl gerisine düştü.



Çin’deki depremde de bazı ilginç olaylar yaşandı:1999 Gölcük depreminde,17 Ocak 1995’te Japonya Kobe depreminde,7 Aralık 1988 Ermenistan’daki depremde de buna benzer olayların yaşandığını hatırlatalım.



Çin’deki depremde neler yaşanmıştı:



Depremden yaklaşık yarım saat önce, deprem merkezinden 450 km uzaktaki Tianshui’de cep telefonuyla çekilen görüntülerdeki renkli bulut formları oluştu.



Benzer bir bulut formasyonu, depremden tam 10 dakika önce, deprem merkezinden 550 kilometre uzaklıktaki Meixian şehrinde de görüntülendi.



Depremden sadece 24 saat önce, gece vakti yaşanan ve Mianzu kentinin sakinlerinin tüylerini diken diken eden gökyüzündeki garip ışıklar belirmişti. Ve ayrıca gök gürültüsü gibi gürültüler oldu. Ama gökyüzünde bulut yoktu.



Güçlü bir patlama sesi duyuldu.(Ermenistan depreminde de Erivan’dan bile duyulan güçlü bir patlama sesi gelmişti.)



Enşi kasabası yakınlarında bulunan göletteki 80 bin ton suyun, bir gecede dibinde ortaya çıkan bir çatlaktan boşaldı.



Buna benzer pek çok ortak olay meydane gelmişti.Bütün bu ortak yönlerin anlamı ne?



İstanbul Depremi



Şimdi bu alıntılarla yazıyı hazırlamamızın asıl sebebi; olası İstanbul depreminde de aynı teknolojinin kullanılacağına yönelik düşüncelerimizdir.İşin psikolojik boyutu çoktan halledilmiş olduğu için( bu da ayrı bir yazının konusu) bu teknolojinin kullanılarak deprem oluşturulmasında,halkımız işin geri planına bakmayacaktır.Deprem hocalarımız İstanbul’da deprem olacağı konusunda halkımızı çok güzel ikna etmişlerdir.Olası bir depreme halk çoktan psikolojik olarak hazırlanmıştır.Psikolojik savaş aşağı yukarı tamamlanmıştır.



Bu yazıyı bugünlerde yazmamızın sebebine gelince; yani asıl söylemek istediğimiz; bu sıralarda İstanbul Boğaz’ında yapılan çalışmaların artmasıdır.Önümüzdeki günlerde bu silah boğazın derin sularında denenmeye kalkılırsa…



Allah hepimizi bu gözü dönmüşlerin elinden korusun.Planları Boğazın derin sularına gömülsün inşallah.



Konunun önemine binaen: Behiç Gürcihan’ın yazmış olduğu deprem raporunda gündeme getirdiği aşağıdaki sorular hala önemini korumaktadır.Bakın neler yazıyordu o raporda:



“Depremin olduğu gece Gölcük’teki donanma üstünde, devir teslim töreni ile ilgili bir yemek/eğlence vardı. Bu eğlenceyi düzenleyen kuruluşun bütün elektronik sistemleri saat 11:00 civarında bozuldu. Çalışanlar; elektronik sistemleri bozulurken; havai fişekleri kontrol eden mekanizmaların kendiliğinden ateşlendiğini gördüler. Bu; bölgede depremden çok önce ciddi bir elektro manyetik alanın varlığının en büyük kanıtı idi.



Depremler öncesinde, elektromanyetik dalga alanları oluştuğu ve bölgede görülen ışık ve elektrik fenomenlerin “doğal” olduğu tezi ilk başta çok mantıklı gelmektedir. Depremlerden önce elektromanyetik alan oluştuğu tezi doğrudur ama ve çeşitli bilimsel araştırmalar bu tür elektromanyetik stresin deprem öncesi göstergesi olup olamayacağı üzerine yoğunlaşmaktadır.( Örnek : Physical Review; Volume 65, “Guternebrg-Richter type relation for laboratory fracture-induced electromagnetic radiation”). Halkın yanıltıldığı nokta; bu tür bir elektromanyetik stresin, bölgede görülen garip elektrik/ışıma efektlerinin sebebi olduğudur ki, bu tezin arkası bilimsel olarak boştur. Bu tarz bir elektrik ışıma/plazma etkisine neyin neden olabileceğini “Bilimsel Gerçekler” başlıklı bölümde okuyabilirsiniz.



Sözkonusu gecenin organizasyon hizmetlerini sunan şirketin elinde o gecenin videosu bulunuyordu.Bu video; o gece yaşanan gariplikler açısından bir belge niteliğindeydi. Bir gazeteci o videoyu almak için şirkete başvurduğunda şirket ilk başta bunu kabul etti ve ertesi gün videoyu vermek için gazeteci ile sözleşti. Fakat nedense şirket bu kararından vazgeçti ve gazeteci ile yaptığı konuşmayı bile inkar etme noktasına geldi.



Bölgedekiler radyolarının kendiliğinden kanal değiştirmesi gibi fenomenlere depremden saatler önce tanık oldular. Deprem sonrası ise bölge balıkçıları, denizden çektikleri ağlarının yanmış olduğunu tespit ettiler. Depremden önce dikkat çeken bir diğer fenomen; depremden iki gün önce Büyükada semalarında gözüken mavi ışık topuydu.

Donanma üssünün yanında oturanlar; deprem sırasında, gemilerin üzerinde bir elektrik arkının oluştuğunu, yıldırım ışığına benzeyen bu ışığın göğü yarar gibi, “dizel motor” sesi gibi bir ses çıkararak bir süre ilerledikten sonra gemilerin tam üstünde denize doğru büyük bir gürültü ile boşaldığını gördüler.



Bu gözlem; “Bilimsel Gerçekler” başlığı altında geliştirdiği teknolojiden bahsettiğimiz Tesla’nın; atmosfer üzerinden transfer edilen elektrik enerjisinin istenildiği anda herhangi bir noktaya öldürücü bir güçle nasıl indirilebileceğini anlatan ve kanıtlayan çalışmaları biliyorsunuz daha bir anlam kazanır.



Depremden önce; Karl Buckthought isimli bir Kanadalı uzman’ın 10 Temmuz’da Saroz körfezi açıklarında 6 şiddetinde bir deprem yaşanacağı yolundaki tahmini Aktüel dergisinde yeraldı. Bu haber “deprem profesörü” Işıkara’yı, “halkı paniğe sürüklediği” için çok kızdırmış olacak ki; o gün Saroz’a gidip halkla birlikte sabahladı. Buckthought medyada Kanada Toronto Üniversitesi’nden profesör olarak tanıtıldı. Halbuki kendisi bu üniversitede profesör değil, sadece mezunu. “Deprem hezeyanını” başlatan bu isim; depremden hemen sonra ortalığa çıkmaz oldu ve kendisi ile temas kurmayan gazetecilerin hiç bir isteğine cevap vermedi.



Aktüel dergisinde bu haberi yapan muhabirleri Buckthought’a kim yönlendirdi?

Deprem öncesinde bölgede bir tatbikat yapılıyordu. Tatbikata; İngilizler ve İsrail’liler de katılıyordu. Tatbikat için bölgeye bu devletlerin denizaltıları da gelmişti. Kritik sorular şunlar :



Bu tatbikatın konusu neydi ve tatbikat sırasında özel bir teknoloji denendi mi?



Denendiyse; bu teknoloji denenmesi Türk yetkililerin bilgisi dahilinde miydi?



Yabancı denizaltılar bünyesinde bölgeye bu teknolojiye dair özel bir cihaz getirildi mi?



Bu denizaltılarla birlikte bölgeye bir MHD jeneratörü sokulma ihtimali nedir?



O günlerde “deprem silahı” tezini ortaya koyanlara “komplo teorisi” suçlaması ile deli muamelesi yapılıyor ve “bilimadamı” kisvesi altında isimler teknik olarak böyle bir şeyin mümkün olamayacağı şeklinde ahkam kesiyorlardı. (Benzer bir mantıksal perdeleme; ilk yıllarında cep telefonları teknolojisinin dinlenip dinlenemeyeceği tartışmaları sırasında da yaşandı Bkz. Bilimsel Temeller başlığı) Fakat aynı günlerde; ABD Savunma Bakanı’nın 1997 yılında Georgia Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada bizzat kendi ağzından “tektonik silahların” varlığını kabul ettiği konuşma açık kaynaklardan tespit edilmiş ve ilgili makamlara iletilmişti.



İstedikleri zaman basında her türlü konuyu önplana çıkarabilme yeteneğine sahip bu makamlar; bu bilginin üzerine neden yattı ve medya bu somut kanıtı neden görmezden geldi?



Depremden iki saat sonra bölgeye İsrail’in ordu bağlantılı kurtarma ekipleri geldi. Trakya’daki birliklerin bile bölgeye 24 saat sonra intikal edebildiği düşünülürse; İsrail’li kurtarma ekiplerinin bu kadar hızla bölgeye intikal etmesinin arkasında bilmediğimiz bir ön hazırlık nedeni mi mevcut?



Bu kadar devasa bir depremin sismografi kayıtları ilk günlerde kimseye gösterilmedi. Bu kayıtlar çok sonraları toplumun önüne getirildi. En ufak depremden sonra bile medya malzemesi yapılan bu kayıtların bu kadar uzun süre saklanmasının nedeni neydi?.



“Deprem Profesörü” Işıkara bu kayıtların saklanması konusunda ne rol oynadı?



Depremden hemen sonra Cumhurbaşkanı Demirel, “deprem profesörünü” Kandilli’de ziyaret etti. Demirel ile Işıkara’nın basına kapalı görüşmesinin konusu ile yukarıdaki maddenin bir alakası var mıydı?



Gölcük’teki deprem öncesinde bölgede başka depremler kaydedildiği halde bunlar Rasathane’nin kayıtlarında yer almıyor. Afet İşleri Genel Müdürlüğü’nün ve TÜBİTAK’ın kaydettiği depremleri Kandilli’nin es geçmesinin bir nedeni var mı?”



Doğrusunu Allah bilir….



Konuyla ilgili Aydoğan Vatandaş’ın şu makalesine de bakılabilir:



http://arsiv.zaman.com.tr/2002/02/18/yorumlar/default.htm





Erol DERMAN



buulkem@gmail.com


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir