Dertleri Medeniyet Çatışması!

Hz. Peygamber’e (sas) hakaret karikatürlerini yayınlayan Danimarkalı Jyllands Posten gazetesinin 2003 yılında Hz. İsa ile ilgili bir karikatürü yayınlamadığı ortaya çıktı.

Avrupa ülkelerinde, özellikle de Fransa’da basın yoluyla Müslümanları “tahrik” eden yayınlar yapma geçmişten gelen bir alışkanlık olarak devam ediyor.

Öyle ki bu alışkanlık uğruna bu ülke ile Müslüman devletler arasındaki ilişkilerin geçmiş yıllarda iyice gerginleştiği yıllar oldu.

Osmanlı Devleti aleyhinde Fransız basınında çıkan yazılar içinde o dönemin devlet adamlarını en çok uğraştıranlar aynen bugün olduğu gibi özelde İslam’a, genelde ise dinlere karşı kaleme alınanlardı. XIX. yüzyılın ikinci yarısında Paris’te Osmanlı Devleti’ni temsil eden sefirleri en çok uğraştıran konulardan birisi de İslam karşıtı çıkan yazıların yayınını durdurmak için Fransa Hükümeti nezdinde girişimde bulunmaktı.

1896-1908 yılları arasında Paris Sefiri olarak görev yapan Salih Münir Paşa, daha Paris’e adım atar atmaz derhal bu konuyla ilgilenmek zorunda kaldı. Çünkü Fransız basınında başta Osmanlı Padişahı İkinci Abdülhamid olmak üzere, Osmanlı Devleti aleyhinde, İslam dinine hakaret eden, hatta Hazreti İsa’ya karşı ağza alınmayacak ifadeler içeren yazıların yayınlanmasını engellemekle uğraştı, durdu.

Bundan bir asır önce bu kıymetli Osmanlı devlet adamının Paris’te yaptığı tespiti bugün de aynen geçerlidir. Ona göre Fransa’da Cumhuriyet rejimi kurulduğu günden itibaren basına tanınan hürriyet daima kötüye kullanıldı. Göreve başlamasının üzerinden henüz bir yıl geçmeden Fransız gazetelerinde ve matbu kitaplarında Osmanlı Devleti aleyhine aralıksız yazılar çıkmaktaydı. İstanbul’dan gelen emirler bu yazıların sıkı bir şekilde takip edilerek derhal engellenmesi yönündeydi. Salih Münir Paşa bu konudaki emeklerinin boşa gitmesine üzülüyordu. Ama sadece kendisinin değil, diğer Avrupa ülkelerinin büyükelçilerinin de ülkelerine karşı Fransız basınında çıkan haberler karşısında çaresiz kaldıklarını görüyordu. Ona göre herkes istediği gibi kimseden izin almadan kitap bastırmakta, ağzına gelen her şeyi “edep ve terbiyeye” uysun veya uymasın, gerçeği ifade etsin veya etmesin yazıp yayınlamaktaydı. Bu durumdan bizzat Fransızlar bile zarar görmekteydiler.

Basın özgürlüğü gerekçesi ile işlenen rezalet

Osmanlı’nın son dönemdeki kıymetli diplomatlarından olan Salih Münir Paşa, Fransızların herhangi bir konuda ifrata kaçmalarının tabiatlarının gereği olduğunu biliyordu. Yeni göreve başladığı günlerde basın-yayına verilen hürriyetin iyice kötüye kullanıldığını ve hatta “rezalet” seviyesine ulaştığını İstanbul’a gönderdiği raporlarda ısrarla vurgulamıştı. Çünkü onun ifadesiyle “birtakım azgın ve müfsit ve edepsiz adamlar” bu serbestlikten istifade ederek kendi ülkelerinin önde gelenleri ve hatta devlet başkanları aleyhinde “ırz ve namus ve haysiyete dokunacak fena şeyler bile yazıp bastıkları gibi” diğer Avrupa ülkelerinin önde gelen devlet adamlarının tamamını, özellikle “İngiltere kraliçesi, Almanya imparatoriçesi, İtalya kralı (…) aleyhinde resimli ve resimsiz gazeteleriyle, kitap ve risâleleriyle (…) edebe muvafık olmayacak surette” oldukça hakaret içeren yayın yapmaktan çekinmiyorlardı. Öyle ki Hazreti İsa’ya karşı bile ağza alınmayacak ifadeler kullandıklarını ve bunların bile engellenmesi için Fransız bakanlarıyla görüştü. Onların da kanunlar karşısında ellerinin bağlı kalmasından şikayetçi olmalarına şaşırdı. Diğer Avrupalı devlet adamları aleyhinde yazdıkları Osmanlılar hakkında yazdıklarından daha ağırdı ve onların sefirleri yıllarca bu yayınların önüne geçmek için boşuna uğraşmışlardı. Fransa’nın o dönemdeki dostlarından Rusya imparatoru hakkında yazılanlar bile Rus sefiri tarafından engellenemediğine göre Salih Münir Paşa’ya “Avrupa düveli muazzaması süferâsının önünü alamadığı bir fenalığı bendeniz hangi kuvvet ve salahiyetle izale edebilirim?” demekten başka söz kalmamıştı.

Fransa’da başlayan bu sözümona basın serbestliği geçen asırda dalga dalga bütün Avrupa’ya yayıldı. Günümüzde herhangi bir ülkenin basını aleyhinde içeriden veya dışarıdan sıradan bir açıklama yapılsa hepsi aynı anda tepki veriyor. Geçen asır boyunca dönemin önde gelen devlet adamlarına karşı yapılan yayınlar yanında, Hazreti Muhammed ve Hazreti İsa’ya hakaret ihtiva eden yazılar çıkıyordu ve bunlar tamamen engellenemezse bile belli bir seviyede önü alınıyordu. Çünkü hem Fransa’nın, hem de İngiltere, Hollanda, Belçika, İtalya gibi ülkelerin sömürgelerinde milyonlarca Müslüman yaşıyordu ve onların toplu başkaldırılar yapmasından çekiniyorlardı. 1950’li yıllardan itibaren Avrupa sömürgeciliğinden kurtulan çoğu İslam ülkesi artık rahat hedef olacak hale gelmeye başlamıştı. Sovyetler Birliği’nin yıkılma sürecine girdiği 1980’li yılların sonunda İslam’ı bir tabu gibi göstermeye başlayan Batı medyası yeni malzeme arayışındaydı. İlk olarak Selman Rüştü imdatlarına yetişti ve uzun müddet onu gündemde tutarak İslam dünyasının ona devamlı tepki duymasını sağladılar. Ardından Bangladeşli Teslime Nesrin’i öne çıkararak bu konudaki maharetlerini bir kere daha gösterdiler. Ancak onlardan sonra bir üçüncü kişi bulamayınca bu defa karikatürlerle ortamı germeyi denediler.

30 Eylül 2005 tarihinde Danimarka’nın önde gelen gazetelerinden Jyllands-Posten gazetesi “Muhammed’in Yüzleri” başlığıyla 12 karikatür yayınladı. Bunların tamamında İslam Peygamberi ile terör arasında bir ilişki kurulmaya çalışılıyordu. Özellikle içlerinde bir tanesinde İslam Peygamberi’nin başında bulunan sarık fitili ateşlenmiş ve üzerinde “Kelime-i Tevhid” yazan bir bomba şeklinde çizilmişti. Diğer karikatürler de benzeri konuları işliyordu. Danimarka ile sınırlı kalan bu olay 10 Ocak 2006 tarihine kadar bu ülke ile İslam ülkeleri arasında gerginliğe sebep olmuştu. Fakat 10 Ocak’ta Norveç’te Magazinet gazetesinin aynı karikatürleri yayınlaması gözleri İskandinavya bölgesine çevirdi. Günümüzde demokrasi ve insan haklarının en yaygın olduğu iddia edilen bu ülkelerin bulunduğu Kuzeybatı Avrupa bölgesi aslında bugün İslam dünyasının pek çok noktasında misyonerlik faaliyetlerine önem vermeleriyle biliniyor. Fakir Afrika ülkelerinde çok sayıda misyonerlik faaliyetini yürütmektedirler. Yani bir taraftan Müslümanları rencide edecek karikatürler yayınlayan bu ülkelerin medyası diğer taraftan Müslümanları kendi dinlerine çekme gayretlerinden de vazgeçmiş değiller.

Olaylar nasıl gelişti?

Dünya gündeminde birinci sıralarda yer alamayan bu ülkelerin imdadına Fransa derhal yetişti ve bir anda tarihteki iflah olmaz basın serbestliği hastalığı şahlanışa geçti. Genelde akşam baskıları satılan ve daha çok insanların yoğun olarak yürüdükleri güzergahlar üzerinde satılan France-Soir Gazetesi, Danimarkalı karikatüristin çizgilerini olduğu gibi yayınladı. 1944 yılından bu tarafa yayınlanan France-Soir Gazetesi 425 bini bulan günlük tirajını her sayfasına koyduğu birkaç büyük resmin altına yerleştirdiği bir iki satırlık yazıyla okuyucularına sunmaktadır. Özellikle Fransızca konusunda hassas olan kimseler bu gazetenin okunacak değil, bakılacak gazete olduğunu ısrarla ifade ederler. Dinî değerleri de karikatürize etme hakları olduğunu iddia ederek Danimarka’daki karikatürlerin üzerinden tam dört ay geçtikten sonra sayfalarına koyan France-Soir gazetesinin derhal Fas ve Tunus’a girişi yasaklandı, Cezayir’de ise dağıtımı durduruldu. Son yıllarda gazetenin patronu olan Mısır asıllı Raymond Lakhar, derhal yayın müdürünü görevden aldı ve başka bir çalışanını vekaleten gazetenin yayın müdürü yaptı. Bu kişi de hem arkadaşının görevden alınışını hem de görevlerinin yoğunluğunu bahane ederek görevi 24 saat dolmadan bıraktığını açıkladı.

Ne var ki France-Soir’ın açtığı yolda bütün karikatürleri yayınlama cesareti gösteremeyen diğer gazeteler bazı küçük alıntılar veya konuyla ilgili yazılar yayınlamakla yetindiler. Ancak Nouvel Observateur ve Corrier International isimli haftalık dergiler internet sitelerinde bu karikatürleri Danimarkalı meslektaşlarını desteklemek için yayınlamaya devam ediyorlar. Bu arada diğer Avrupa ülkelerinden İtalya’da, İsviçre’de, İspanya’da pek çok gazete aynı anda bu karikatürleri yayınladı. İngiltere ve Almanya ise bir iki ufak istisna hariç henüz bu karikatürlere yer vermediler.

İslam Peygamberi’nin karikatürlerinin bu tarzda veriliş biçimine en büyük tepkiyi Fransa’daki beş milyon Müslüman’ı temsil eden İslam Konseyi Başkanı Delîl Ebubekir (Dalil Boubakeur) yaptı ve bunun İslam’a karşı “gerçek bir tahrik” olduğunu bildirdi. Bununla da yetinmeyerek Danimarka’nın Paris büyükelçisini Paris Büyük Camii’nde kabul ederek bu konuda duydukları rahatsızlığı dile getirdi. Fransa’daki Yahudi toplumumun hahambaşısı, Katolik Kilisesi ve Protestant Kilisesi temsilcileri, özellikle bu kiliselerin Müslümanlar ile münasebetleri geliştirmekle görevli din adamları da bu karikatürlere karşı Müslümanların tavrını yerinde bulduklarını açıkladılar. Genel olarak hepsinin ortak kanaati basın serbestliği adına başkasının inancına saygısızlık gösterilemeyeceği yönündeydi.

Fransa’da karikatürlerin yayılmasıyla birlikte bütün İslam ülkeleri her gün yeni açıklamalarda Danimarka, Norveç ve Fransa’ya karşı açıkça tavır alıyorlar. Suudi Arabistan ve Suriye, Danimarka’daki elçilerini bilgi almak için geri çekerken Libya, Kopenhag’daki sefaretini kapattı. Filistin’deki el-Aksa Tugayları ise her üç ülke 48 saat içinde özür dilemezse bu ülkelerin vatandaşlarının açık hedef olacaklarını ilan etti. Özellikle bu hafta sonunun Avrupa başkentlerinde çok hareketli geçeceği ve pek çok şehirde gösteriler düzenleneceği tahmin ediliyor.

Gerçek amaçları ne?

Avrupa’da İslam’ın giderek cami, okul, kültür merkezi gibi önemli kurumlarıyla yerleşmeye başlaması, son yıllarda özellikle kadınlar arasında İslam’a girenlerin sayısında büyük artış olması pek çok kesimin bu dine karşı tavır takınmalarına sebep olmaktadır. Hazreti Muhammed ile bugün İslam dünyasındaki bazı şahısları ve hareketlerini özdeşleştiren karikatürler çizmelerinin altında yatan temel sebeplerden birisi bu olsa gerektir. Yani İslam’a yakınlık hissedenleri ürkütmek mümkündür. Zaten Danimarka’da yapılan bir ankette katılımcıların % 70’inin Müslümanlardan özür dilenmemesi yönünde görüş bildirmesi dikkatlerden kaçmamaktadır.

Bir diğer sebep Birleşmiş Milletler’in yönlendirmesiyle başlayan Medeniyetler Buluşması’nı etkisiz kılmak için bazı gizli hesap peşinde koşanlar mutlaka vardır. Çünkü bu buluşma çerçevesinde Müslümanların ne kadar etkili oldukları tartışılırken Avrupa’da bu dine inananların bir din mensubu olarak muhatap alınmasından rahatsızlık duyanlar, “Bakın dünyadaki basın serbestliği karşısındaki tavırları… Bunlarla hiçbir konu görüşülmez” deyip kendi inananları üzerinde bir tür manevî baskı kuracaklar.

Kısacası bütün Müslümanları rencide eden bu karikatürler Avrupa’nın başını henüz ciddi manada ağrıtmadı. Arap ülkelerine süt mamulleri satan Arda Foods isimli Danimarka firmasının bütün satışlarının sıfır seviyesine düşmesi Avrupa Komisyonu’nu harekete geçirdi ve derhal Dünya Ticaret Örgütü’nden boykotu teşvik eden ülkelere karşı tavır almasını istedi. Avrupalı işadamları bu boykotların yayılması karşısında ne kadar çaresiz kalacaklarını hesap ederken basın mensupları ise Batı ile İslam dünyası arasında ortamı germeyi kendileri adına bir başarı olarak sunmaktadırlar

DOÇ. DR. AHMET KAVAS

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir