DEVRİM; DEVİRECEK NE KALDI, ERGENEKON’DAN BAŞKA?

Türkiye, insanı sürprizlerle her gün yeniden besleyen bir ülke. Avrupa’da olsa demokrasinin nimetlerinden, doğuda olsanız mevcut sistemlerin monotonluğundan canınız sıkılır. Bu hastalığa Türkiye’de solcular da yakalanmaya başladı artık. Mücadele alanlarını daraltan iktidar uygulamalarından rahatsızlıkları ve Ergenekonla ilgili davaya karşı çıkışları da bundan kaynaklanmaktadır.

Eski TCK.163. Madde kaldırıldı; İslamcılar; TCK 141,142 kaldırıldı sosyalistler Türkiye’de mücadele alanlarını kaybettiler diye düşünebilir, ama neticede İslamcılar 1994’ten beri iktidar olmanın sorumluluğu içindeler. Ellerini taşın altına koyuyorlar. Milliyetçi söylem Kürt ve güvenlik meselesinde her şeye hayır diyerek ve çözümün önünde engel olarak kendisine bir varlık alanı oluşturmaya çalışıyor. Peki, sol/sosyalistlerin bu ülke için önerdikleri bir çözüm var mı? Bütünüyle işşiz kalmadılar mı?

Sol/sosyalist biri “Nâzım Hikmet’in vatandaşlığı meselesi, Ahmet Kaya’nın mezarı tartışması ve son olarak 1 Mayıs’ın tatil ilân edilmesi” karşısında da Taksim inadı ve eylemler dışında ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar. Getirebildikleri yorum “tüm bunlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin sağlıklı işleyen bir burjuva demokrasisi olamamasından kaynaklanan sorunlardı ve bugün birer birer gündemden düşüyorlar. Bunlar birer birer gündemden düşerken, Türkiye solunun mücadelesini yükselteceği alanlar da git gide daraltılmış oluyor,” diye üzülenleri görüyoruz.

Demek ki özgürlüklerin alanı genişledikçe, sorunlar bir bir ortadan kalktıkça ideolojilerin mücadele alanları daralıyor. O zaman bu sorunlar olduğu gibi kalmalıdır. Kitlenin sorunları büyüdükçe, her alanda mücadele adamları, mücadele edecekleri bir vesile bulmuş olsunlar. Kanaat önderleri gizli çete yapılanmaları tarafından fail-i meçhullerle ortadan kaldırılmalı, cinayetler devam etmeli, kuyulara insanlar işkencelerden sonra atılmalıdır. Böylece mücadele alanımız genişliyor, var oluşumuz anlamlı hale geliyor diye ideolojik bir bencillikle bu sorunlar olduğu gibi kalmalı, hiçbir iktidar bu sorunları çözmeye uğraşmamalı, bizim iktidarımıza kadar sorunlar kanlı, işkenceli, çeteli ve darbeli müdahaleler olduğu gibi yerinde saymalıdır… diyenler var. Bu nasıl bir bakış açısıdır? Kendimize yeni alanlar açmak, mücadele alanlarımızı genişleterek ilgimize ülkenin ve halkın diğer sorunlarını katmak elbette yorucu bir iştir. Ezberlerimizi bozup, yeni gelişmelere yeni çözümler üretmek, sosyalizme yeni açılımlar getirmek, gündemimize İslam sosyalizmini katmak konforumuzu bozacak işlerdir. Sosyalistlerin işi ağlamaktır, acıyı bal eylemektir ve İslamcılar iktidar dışında (sanat, edebiyat, mimari vb. alanlarda) başka bir söylem geliştirmesinler mi? Aslolan sürüp gelen sorunlar çevresinde zihin jimnastiği yapmaktır. Hazır sorulara konserve cevaplar dillendirmektir.

Bu nasıl bir bakış açısıdır?

“Türkiye soluna mücadele edebilecek zemin bırakılmaz ve neoliberal üstyapı ile milliyetçi-muhafazakâr kimlikli bir altyapıya sahip bir ülkeye doğru, gittikçe geri dönüşü zor bir yola girilirken, “Daha fazla daha fazla!” ve “Genişletilsin genişletilsin!” yollu sevinç çığlıkları atanların korosuna katılmak mı; kabul etmiyorum” diyenler var.

Demek ki ülkenin varlığı, onurlu bir yaşam için mücadele gibi kavramlar halkın mutluluğunu, ülkenin düze çıkmasını sağlasa da bu gerçekleşmemeli ve sadece Türkiye soluna mutlu olacağı bir oyalanma alanı bulunması anlamlıdır.

Sol sosyalistler hiçbir zaman Türkiye halkının mutluluğunu öncelememiş ve onu “anlamak” istememiştir. Türkiye, ülke, halk,… gibi kavramlar, solculara anlamlı gelen bir hayatın mücadele nesneleri olarak önemlidir. Kendileri dışında bu halkın mutluluğunu, taleplerini gerçekleştirenler olursa hele bunlar milliyetçi-muhafazakâr kimlikli iseler arkasında mutlaka bir komplo vardır. ABD, AB vardır; bundan Graham Fuller mutlu olacaktır ama bizimkiler acı çekecektir. Bu ülkede Graham Fuller yaşamıyor, biz yaşıyoruz. Ve sol Graham Fuller kadar bu ülkenin sorunlarına ve halkın mutluluğuna kafa yormuyorsa; Türkiye’de solun oylarının azalan bir sürece kayması doğaldır. Solun nezdinde milyonlarca yoksulun tercihinin önemi yoksa Çankaya Nişantaşı Konak gibi eski alışkanlıklarla halkın oy verme lüksü yoktur. Sorunlarına çözüm bulmanın değeri ideolojiden de, alışkanlıklardan da önemlidir. (Buradan Graham Fuller’i olumladığım çıkarılmasın, elâlemin gâvuru politikası için ilgilenirken biz kendi varoluşumuzla ilgimizi sadece olumsuzluklar üzerine bir mücadele kurmak dışında bir çabamızın olmadığını ifade ediyorum)

Solcular, bu kafayla ancak “ne olacak bu memleketin hali” diye düşünüp mücadele alanlarının bir bir ellerinden kayıp gitmesinin üzüntüsü içinde, artık ülkenin sorunlarını değil kendi mutluluk alanlarının azalmasına dövünecek ve acıyı bal eylemenin yolunu Ergenekonla özgürlük ve hukuku birlikte tutmak da bulacaklardır. Bu nedenle onyıllardır Türkiye’de kontgerilla, gladyo, çete yapılanmalarını ortadan kaldıran milliyetçi-muhafazakar çabalar karşısında etkisiz eleman olarak yorum yapmakla, biz yapmıyorsak arkasında mutlaka bir hinoğlu hinlik vardır dövünmesi içinde olacaklardır. Ne diyelim, ellerinden mutluluk vesilelerini almak bu ülkede temel hak ve hürriyetler mücadelesinin neden milliyetçi-muhafazakârlar (sağ-muhafazakârlar) tarafından gerçekleştirilebildiğini açıkça gösterdiğini belirtmekle yetinelim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir