DİKKAT AKIL VAR ?







Aklın heykelini diktiler öldürdükten sonra. Ve bir hayalet olarak yaşamasına izin verdiler bahçelerinde.

Köpek kulübesinin yanına yeni bir kulübe yaptılar üzerinde “akıl” yazan. Köpek yeni komşusunu görünce acıyla havladı, kısa zincirini gerip. Aklın hayaleti fırladı kulübeden, koştu, izin verdiği kadar zincir. Hayaleti görünce köpek, kuyruğunu kıstırarak döndü yuvasına. Gözleri çılgınlar gibi döndü yuvasında. Perde açıldı, pencereden dışarı baktı efendi. Köpek hayaleti, hayalet köpeği tedirgin ettikçe, yolundaydı işler. Yeter ki hayalet geçmesin duvardan. Zihnin dehlizlerine dalmasın meşalesiyle. Tam alışmışken karanlığa, dikenli bir gürz gibi indirmesin güneşi kalbine. Işığın yandığını görüp atlamasın pencereden hırsız. Havlamasın köpek hırsızı görünce, yoldan geçenlere çemkirsin. Köpek havladıkça, sussun hayalet. Köpeğe aldırmasa da insanlar, ürpersinler yeni levhayla tepeden tırnağa: “DİKKAT AKIL VAR!”

Dikkat, çılgınlık var, William Blake’in Cehennem Meselleri’nde: “If others had not been foolish, we should be so.” (Eğer başkaları çılgınlık yapmasaydı, bize düşecekti bu iş.) Emin misin Blake, bizim yerimize mi çıldırdı onlar! Aklımızın kurbanları mıydı, bıçağımızı körelten? Fedailere karışıp Alamut kalesinden adımızı haykırarak bırakanlar kendilerini boşluğa. Yönetmen megafonla bağırıyor: “Bu kadar çılgınlık yeter! Başka roller de var!” Başka roller mi? Fakat kim akıllı olmak ister çılgınlık varken? Kim hesaba çekilmek ister aklından? Tamam, çocuklarca taşlandılar fakat bir ömür çocukça yaşadılar. Tamam, cenneti kaybettiler fakat kurtuldular cehennemden. Mecnunlara laf yok Leylaları var onların. Arasat’ta şehrâyin. Havai fişekler Leyla için patlıyor rengârenk. Mecnunlar göğe bakıp sıçrıyorlar durmadan. Akıllarına gelsek daha yükseğe zıplayacaklar fakat nerede akıl. Sahi akıl nerede? Hepimizin çılgın olduğunu düşünerek hayatı açıklayabilir miyiz Mark Twain! Sıyrılmak için ateş ehlinden.

Çılgın: “Aklî dengesini kaybetmişçesine davranan.” Sözlüğün ilk açıklaması bu. Çılgın: “Kontrolünü yitirmiş, gerçeklik algısı bozulmuş, duygularını gelişigüzel sergileyen kimse.” Doktorun ilk teşhisi bu. Gücün sembolü Herkül, çocuklarını öldürüyor çıldırdığında. Ajax, Odysseus’un koyun sürüsünü parçalayıp kılıcının üstüne atıyor kendini. Kral Lykurg bacaklarını koparıyor gövdesinden. Medea oğullarını hançerliyor. Melampus erkekliğini katlediyor. Masalları hakikatlerini ele veriyor insanların. Tanrıcıkları çıldıra dursun gerçekten çıldırmıyor onlar. Çılgın görünmek hoşlarına gidiyor. Çevrelerinin de hoşlarına gidiyor bu. Hermann Hesse’nin Bozkırkurdu gibi insan taraflarıyla değil kurt taraflarıyla daha çok seviliyorlar. Dahası insan oldukları anlaşılınca terk ediliyorlar sevenleri tarafından. Bir dahi çılgınlığı olsaydı keşke, bir kahraman, bir âşık çılgınlığı… Fakat kameralar çekim yapıyor gibi hareket ediyor çılgınlar. Kahkahaları bile ayarlı. Kim demiş kontrolsüzler diye, onlardan iyi kim kontrol ediyor kendini.

“Şarivari”den haberiniz var mı? Nereden mi olsun? Doğru, o vakitler dünyada değildiniz. Latincede “Karışık”- “Çılgınlık” anlamına geliyor şarivari. Değerli taşların, demir paraların, madalyaların, hayvan ayaklarının ve dişlerinin asıldığı gümüş bir zincir. Ne işe mi yarıyor? Eski Avrupa’da erkekler deri pantolonlarının üzerine takıyorlardı. Hem süstü, hem de iyi bir av için uğur. Bir statü sembolüydü şehirliler için. Bir şarivari satılamazdı, hediye edilebilirdi yalnız. Bir şarivari satın alamadık bu yüzden. Fakat çılgınlık miras kaldı. Yeni şarivariler kuşandık balolardan önce. Hem karışıklık da ne, kaoslarımız vardı avcılara şans getiren. Statüsünü artıran beylerin. Değerli taşlar, altın paralar, hayvan ayakları… Kadınlarımız da avlanıyor değişti devir. “Çılgın” kelimesini avlıyorlar, şarivarileri olsun. Halhal yerine yılanlar dolasınlar ayaklarına, kolye yerine kafatasları taksınlar. Ayaklarını gaz pedalından çekmesinler ki ibre çıldırsın. İbre yani şarivari.

Aklın heykelini diktiler öldürdükten sonra. Yakalanmamak için yaptılar bunu. Örtmek için cinayetlerini. Sunaklar adadılar heykellerine, çiçekler taşıdılar seralardan. Ve bir hayalet olarak yaşamasına izin verdiler bahçelerinde aklın. Köpek kulübesinin yanına yeni bir kulübe yaptılar üzerinde “akıl” yazan. Bahçelerine kimse girmesin diye yaptılar. Çılgınlıklarının duvarında bir levha: “DİKKAT AKIL VAR!”


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir