Dikkat izleniyoruz!..

Yanıbaşımızdaki Irak savaşında uluslararası hukuk, kurallar ve saygının tamamen yok olduğuna tanık oluyoruz.

Saddam Hüseyin’in kimyasal ve biyolojik silahlar ürettiğine ve sahip olduğuna kesin olarak inananlardanım.
Ben Halepçe’de 5.000 insanın Irak savaş uçağının attığı bombadan zehirlenerek öldüğünü gözlerimle gördüm. Bombayı ABD vermiş, biyolojik ve kimyasal laboratuvarları Almanlar kurmuştu.
Bu sebeple Saddam’ın silah kapasitesinin yok edilmesinin Türkiye’nin güvenliğine de katkısı olacağına inanıyorum.
Özellikle Kuzey Irak’ta çok sayıda terörist grubun bulunması ve bunların büyük bölümünün Saddam tarafından desteklendiği göz önüne alındığında durumun daha da vahim olduğunu söyleyebiliriz..
Ancak Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Eski Bakanı Colin Powell’ı BM’de dinlerken bir şey dikkatimi çekti.. O da Irak askerleri arasındaki konuşma kayıtlarını ve neredeyse Saddam’ın yatak odasını kanıt olarak göstermesiydi.. Onbinlerce Irak askerinin veya subayının konuşmasını aynı anda izlemek, ülkenin her yerini kare kare izlemek her ülkenin yapabileceği bir şey değil.
Bundan yaklaşık 10 yıl önce Washington’da bir Amerikalı yetkiliyle konuşurken Türkiye’nin de benzer şekilde takip edildiğini anlatmıştı.
Uydular vasıtasıyla yatak odamızı bile izleyebiliyorlardı.. Konuşmalarımızı takip edebiliyorlardı.
“Peki bu kadar insanı ve yeri takip edince hangisiyle ilgileneceğinizi nasıl tespit ediyorsunuz?” diye sorduğumda (Belirli şifreleri yüklediklerini, örneğin Moslem=Müslüman, Palestine=Filistin vb gibi..) kelimelerin geçtiği konuşmaları yeniden dinlediklerini ve gerekirse takibe aldıklarını anlattı. Özellikle cep telefonlarının izlenmesinin iletişimde uydu kullanıldığı için çok kolay olduğunu anlattı.
Başta Fransa olmak üzere birçok Batılı ülke son yıllarda ABD’yi Echelon Sistemi sebebiyle eleştiriyor ve bu sistemin yok edilmesi için bastırıyor.
Echelon sistemiyle dünya çevresindeki uydular kullanılarak yapılan bütün faks, e-mail yazışmaları ve konuşmalar takip edilebiliyor.
ABD’de CIA ile İsrail’de Mossad’ın kurduğu merkezlerde bu e-mailler ve konuşmalar gözden geçiriliyor ve tehlikeli bulunanlar takibe alınıyor.
Hatta cep telefonlarından ve e-mail geçtiğiniz bilgisayarlardan yeriniz bile anında tespit edilebiliyor.
Alaattin Çakıcı ABD’deki yeri cep telefonu konuşmasından tespit edilince Fransa’ya kaçtı..
Çeçen lider Cehar Dudayev haberleşme için kullandığı uydu haberleşme cihazı yüzünden hayatını kaybetti. Ruslar bu cihazın sinyal verdiği bölgeye füze atarak Çeçenlerin kahramanını yok etti. Dudayev yerine cihazı başkası kullansaydı Çeçen lider kurtulacaktı.
Geçen kasım ayında İsrail istihbaratının “www.debka.com” adlı web sitesinde Arap internet serverleri arasında (Paradise=Cennet yok edilecek) şeklinde mesajların arttığı bildiriliyor ve İsraillilerin dikkatli olması isteniyordu.. Büyük bir eylemden korkuluyordu. Birkaç gün sonra Kenya’da İsraillilerin bulunduğu Turistik otel havaya uçuruldu, aynı anda bir İsrail yolcu uçağına da roket fırlatıldı.. İsrailliler interneti takip ederek eylemi tahmin etmişlerdi, ancak Kenya’daki Paradise adlı otel olacağını tahmin edememişlerdi.
ABD ordusunun Maryland’daki merkezinde 4.000 den fazla uzmanın çalıştığı bir merkezde dünyadaki internet sistemi yakın takipte tutuluyor.. Eğer yarın kapınıza bir Amerikalı güvenlik görevlisinin dayanmasını istemiyorsanız geçtiğiniz e-maillerde ve yaptığınız cep telefonu konuşmalarında dünyadaki olaylar, Irak, terör gibi konularda sakın şaka yapmayın.
Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Powell BM’de konuşurken Çin, Rusya ve öteki ülkelerin dışişleri bakanlarının yüzlerine baktım.. Kah tebessüm ediyor, kah birbirlerine fısıldaşıyorlardı.. Ama hiçbiri toplantıda yürekli bir tavır koyarak (kardeşim bizim yatak odamızı da mı gözetliyorsunuz) diyemediler..
Çünkü onlar da benzer silahlara sahip ve dünyada her süper devlet benzer takibi yapıyor.
Peki bunca yakın teknolojik takip altında insanlar nasıl oluyor da 11 Eylül saldırısını gerçekleştirebiliyor?
Bilginin çok fazla olması bazen kaçaklara mı yol açıyor, ya da ABD gibi süper devletler bu konudaki haberleşmeleri mi yakalayamıyor?
Bu iki teorinin de doğru olmadığına inanıyorum.. 11 Eylül saldırıları ve onu izleyen olaylarda garip bir şey var.. Her şey biliniyor, ama önlenemiyor.. Acaba bu eylemlerin arkasında ABD’de bazı güçler mi var.. Bush yönetimi istemese de onların isteklerine uymak zorunda mı kalıyor?
Acaba ABD bir süper çekirdek güç tarafından mı yönetiliyor? Kollarını bütün dünyaya salmış ve herkesi sömüren çok uluslu şirketlerin dünyadaki hegemonyalarını sürdürmak için ABD’yi rehin aldığı ve vurucu güç olarak kullandığını hiç düşündük mü?
İlluminati kuruluşu, Rochild ailesi vs size bir şeyler hatırlatıyor mu?
Dünyadaki bütün sermayenin birkaç süper ailenin elinde toplandığını, bunların da en az üçünün Yahudi olduğunu, ABD de dahil dünyada herkesin bu ailelere faiz ödediğini, onlara çalıştığını biliyormusunuz?
Kurulan izleme sisteminin bir gün bütün dünyaya hakim olmak isteyen güç tarafından bir şekilde kullanılacağı ve yaklaşık beş milyar insanın açlık sınırında yaşam şartlarında, bir milyara yakın zengin beyaza hizmet edeceğini, başkaldıranın anında yok edilmesine kimsenin ses çıkarmayacağını düşündünüz mü? Özellikle Afrika’da AIDS vb. hastalıkların süratle yayılması ve nüfusun neredeyse yarısının bu yüzyılda yok olacağı hesaplandığında artık zayıfın yok olmasına göz yumulacağını, Amerikan sinema endüstrisinin izleyiciye benimsetmeye başlattığı İskoçyalı, Die Hurt vb. filmlere benzer mücadelelerin başlayacağı dünyanın tam bir haksızlıklar dünyası olacağını tahmin bile etmek istemiyoruz..
Ancak bunlar maalesef gerçekler ve Türkiyede kimse bunları tartışmadığından bizim de köleler sınıfında yer almamız ve her gün uydulardan gözetilerek, zengin Batılıya hizmet etmemiz kaçınılmaz. Zaten bugünkü ekonomik sömürü bizi şimdiden o sınıra getirdi..
Geçmiş yüzyılların bölgeye yumruğunu vurduğunda istediğini kabul ettiren ‘Türkiye’si şimdi güçlünün yanında olabilirse belki bir kemiği yalamasına izin verilecek, ama etli butları başkası kapacak.. Maksat Türkiye açlıktan ölmesin, ama palazlanmasın da.. Ancak böylece istedikleri gibi yönetebilecekler, istedikleri yöne çekebilecekler..
Bu boyunduruğu şimdiden kırmazsak, çocuklarımıza büyük ihanet etmiş olacağız.. Çocuklarımızın güvenliği için kendimizin birçok nimetten feragat edip onurumuzu, gücümüzü yeniden ortaya koyup Türklük ve bağımsızlık mücadelemizi verme zamanımız geldi de geçiyor bile..

Muzaffer Baca

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir