Dilipak, Arena’nın Tetikçiliğini Anlattı

Yazar Abdurrahman Dilipak, 28 Şubat sürecinde hedefteki isimler arasında idi. Dilipak, o dönemde bir konuya “hazırlık” olarak Arena’ya verilen kasetlerin öyküsünü anlattı.

Abdurrahman Dilipak, Vakit gazetesindeki köşe yazısında, 28 Şubat sürecine ilişkin önemli ayrıntıları konu etti:


“Derin uyku”dan uyan!


Fethullah efendinin kasetleri yayınlandıktan bir hafta kadar sonra da benim kasetlerim servise konmuştu. Bu işin aslını Çevik Bir’e sormak gerek. Bir de Özkasnak’a, onların bilgisi var. Fethullah efendi ciddi ve tehlikeli bir komplo ile karşı karşıya olduğunu anlamıştı, hemen yurtdışına çıktı..


Ardından Arena programında benim kasetler patlatıldı.. O günlerde Çevik Bir devreye girmiş, benim ekrana çıkmamı engellemeye çalışıyordu. Arkası arkasına Adalet Bakanlığı’na yazılar yazarak hakkımda davalar açılmasına çalışıyordu.
Öğrendiğime göre, benim kasetler bir hazırlık olarak Arena’ya sızdırılmıştı.. Hemen yayınlanmayacak, Fethullah efendi operasyonunun ardından durum değerlendirmesi yapılacaktı.


Fethullah efendinin kasetleri ise bir başka gazeteciye sızdırılmıştı. O yayın büyük ses getirince, Arena kendisine emanet edilen kasetlerle ilgili şarta uymayarak yayına girdi..



Tam bir komplo ve korkutma operasyonu.. Eserinden alıntı yaptığım kişiler ekrana çıkarılarak bu alıntıların bir hezeyan olduğu, gerçek dışı iddialar olduğunu söylüyordu. Önü-sonu kesilen konuşmaların aralarına başka görüntüler sokularak tam bir komplo senaryosu üretilmişti..


Rezalet bir durum. İcazetli sözde bir bilim adamı, bir televizyoncu ve TSK’da üst düzey bir isim bir araya geliyor, bir başka gazeteci hakkında iftiralarla dolu bir komplo üretiyorlar..


Bir bakıma da “kızım sana söylüyorum, gelinim sen dinle” kabilinden bazı çevrelere gözdağı veriyorlar.. Açıkça terör estiriyorlar. Tetikçilik yapıyorlar.


Onlar, hemen benim de tasımı tarağımı topladığım gibi kaçacağımı sandılar.. Akıllarınca benden kurtulacaklardı.. Ben gitmedim. Gittiğim bir yer vardı, o da mahkeme.. Daha önce dava konusu olmuş bazı kasetlerim önü sonu kesilmiş, alıntılar yapılarak, o da çarpıtılmak sureti ile, benim rızam dışında ekrana taşınmıştı.. Bu her yönü ile suçtu.. Suç duyurusunda bulundum.. Bir yandan da savcılık soruşturma açmıştı.. Dava dosyasını incelediğimde gördüm ki, her duruşmadan sonra Adalet Bakanlığı Cumhuriyet savcısından gelişmelerle ilgili bilgi istiyordu.. Bu ilginin ve takibin arkasında Çevik Bir’in olduğunu biliyorduk.
Benim suç duyuruma ise savcılık pek itibar etmedi. Bir üst mahkemeye şikâyet ettik, yine durum değişmedi.. Mahkeme bu işin öbür tarafını soruşturmak istemiyordu.. Arena’ya kurşun işlemiyordu, çünkü o da akredite/icazetli, rejimin efsununa sahipti. Adalet işlemiyordu..


Neyse o günler geride kaldı.. Arena hâlâ yayında. CNN’de artık o eski havası yok..
Bunca yolsuzlukların ortasında kendisine ulaştırılan kaset ve dosya olmadığı için her halde çok zorlanıyor olsa gerekir. Bu yapılan gazetecilik filan değil. Derin güçlere eklemlenmiş bir operasyon timi, hepsi o kadar.


Yoksa bu adamlar, destek gördükleri çevrenin hortumlamalarına, cinayetlerine, yolsuzluklarına ve yağmalarına karşı her zaman sessiz kalmazlardı..


Keşke dürüst olsalar da, düzenin kendilerini nasıl kullandıklarını ve toplumu nasıl terörize ettiklerini anlatsalar.. Çok şey biliyor bu adamlar. Size anlattıklarının çoğu senaryo.. Derin güçlerin hedef gösterdiği kişilerin kirli çamaşırları ile ilgili..
Fethullah efendiyi niçin kaçırdılar, şimdi ne yapıyorlar?
O zaman tehditti, şimdi umut oldu..


Manşetler değişti.. Fırdöndü medyanın iki yüzünü gördük.. Yanlış yaptık demiyorlar, özür de dilemiyorlar, sadece dün yazdıklarının bugün tam tersini yazıyorlar. Yarın tekrar eski günlere dönmeyeceklerine dair hiçbir garanti de yok.


Ne dünki iftiralarında samimiydiler, ne de bu günkü övgülerinde. Dün dünde kalmıştı. Bu günse bu gündü..


“Sahibinin sesi” medya organları ya da sözde gazeteciler, aslında gazeteci elbisesi giydirilmiş ajanlar ve tetikçilerden başka birileri değil.. Ve belki bir gün, o kesimin içinde kullanılıp, aşağılanarak dışlanmış biri insafa gelir de, kendi aralarında konuştukları bu aymazlıkların iç yüzünü ekranın karşısına geçip halka anlatırlar.
Hu! Ben buradayım, başım dik, alnım açık! Çevik Bir şürekası, derin güçlerin tetikçiliğine soyunanlar, onlara yardım ve yataklık edenler, darbecilere alkış dağıtanlar, 12 Eylül’ün beşli çetesi ve işbirliği yapan medya, sermaye, siyaset ve brifingçi devletlüler siz neredesiniz?


Biliyoruz terör sizin eseriniz. Aynı vatanın çocuklarının kanları ve gözyaşları üzerine kendinize iktidar ve servet ürettiniz.. Adını da kontrollü bunalım stratejisi koydunuz. Arz-ı Mevud denilen bölgeyi insansızlaştırma operasyonu idi yaptığınız. Kayıtdışı ekonomi de, kayıtdışı siyaset de, hortumlar da, soygunlar da sizin eserinizdi. Danışmanı olduğunuz şirketler de derin KİT’lerdi. Suçüstü oldunuz.. Elbet, bir gün mutlaka bütün bunların hesabı sorulur; kuzulara şah olan kurtlardan, kuzular uyandıklarında.. “Uyan derin uykudan, derin uykudan uyan!”


Selâm ve dua ile..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir