DİN GİBİ SUNULAN DİNSİZLİKLER

Yıllar önce Konya da yayınlanan Ribat Dergisi, İslam’da kadının eğitimi evliliği ve ibadeti nasıl olmalıdır, konulu bir yarışma açmıştı ve benim yazım birinci olmuştu.
Orada “Beşiği sallayan el dünyaya hükmeder” atasözümüzden yola çıkarak, Osmanlının gücünü, yıkılmaz kaleler gibi imanlı, eğitimli ‘hatun’ denilen annelerinden aldığını, toplum hayatının ve ailenin çok güçlü olduğunun altını çizmiş, batının haçlı savaşları ile mağlup edemediği Türk milletini asimile ederek, çözmeye özellikle de kadını öz değerlerinden uzaklaştırarak bu gün ki deformasyon sağlanmıştır, demiştim.

İşlem tamam, toplumda ahlaki çöküntü hat safhada, insanlarda hayâ perdesi kalmamış derken ama bir taraftan bakıyorsunuz, tıpkı Sure-i Fetih’in son ayetlerinde tasvir edildiği hoşa giden taze ışkınlar gibi bir nesil uyanmış geliyor. Buna karşı, üstadın ‘eskimez ve pörsümez yeni’ diye tasvir ettiği Dini Mübin-i İslam’ın gücünü kırmak için, tıpkı sinsice vücuda yayılan kanserli hücre misali, sureti haktan görünen bir takım batıl menşeli tipler, oluşumlar türemektedir.

Yenidünya düzeni tesis etmeye çalışan güçler, hak dine karşı, her cinse ırka ve coğrafyaya göre yeni dinler yeni kültler oluşturmaktadır. Her geçen gün yeni bir tarikatın gizemli adını duyuyoruz, daha onun işlevini amacını öğrenemeden, bir yenisi servis ediliyor. Amerika patentli sayıları binlerle ifade edilen bu kültlerden İslam’ı revize etmek ve olumlamak ve aslında bertaraf etmek için bir takım girişimler hareketler, sessizce ve hızla faaliyetler göstererek yayılmaktadırlar.

Bunlar her ne kadar İslami bir imaj içinde görüntü verseler de, dini bir takım argümanları kullanmaları sadece göz boyamak ve ikna edici olmak için bir illüzyon. Zira dinleri Allah’ın ve peygamberin vaaz ettiği din değil, sadece sevgi ve kardeşlik gibi hoşgörü gibi bir takım değerleri kendi anlayışlarına göre kullanarak yeni, ılımlı olumlu kimsenin itiraz edemeyeceği göze hoş görünür bir hava yaratarak önce aile mevhumunu yerle bir ettikleri gibi, şimdi de İslam’ı deforme etmeye çalışıyorlar. İslam’ın içine bir tane yanlış sokmak için on tane güzel hasleti, fazileti dillerine doluyorlar. Bunu yaparken çoğunlukla tasavvufa sığınarak onun üzerinden oynuyorlar. Bazen de toplumun her kesiminden kimsenin itiraz edemeyeceği bir şahsiyetin arkasına sığınıyorlar.

Mesela kendisini mesnevihan olarak lanse eden bir kadın çıkıyor, bu aynı zamanda bir şeyh anne el etek öptüren, ama aynı zamanda çağdaş, laik Mevlana’yı ve Mesnevi’yi sıratı müstakimin dışında, adeta başka bir dinin argümanları olarak kullanıyor ve tamamen batıl ve istidrac olan bu haline birçok taraftar bulabiliyor. Bir tanede bilirkişi çıkıp, Bülent Çorak’ın bir başka versiyonu olan bu kadına, bu iş öyle değil demiyor.

Kimileri akademik kariyerleri ile kimileri televizyonları ile Peygamberimiz Aleyhisselamı olduğundan başka bir mevkie ve mevzie taşıyarak kırk dereden kırk su getirerek, işte ilmi izahlarla yeni teoriler peşinde, ama tabiî illa ki, İslami imajlar içinde. Kimi eline sevgi bayrağını almış, Allah dostlarını çok seviyorum, diyerek o gazeteye, bu siteye röportajlar hazırlayarak enteresan ilişkilerle, bir kamuoyu oluşturmaya çalışan bir hanım, bakıyorsunuz aslında o da Amerika patentli, yalancı peygamber Evrenesoğlu’nun havarisi olarak, onun ne kadar mübarek olduğunun savaşını veriyor. Toplumda çok daha kolay kabul gördükleri için olsa gerek, kadın figürü tercih edilmiş. Böyle pek çok örnek sayılabilir…

Hepsinde özellik ve amaç aynı, manevi objelerle mistik bir görüntü vererek, dine karşı, dini yeniden revize etmeye yönelik, yeni bir kült yaratmak, ya da dine karşı yeni bir kült için zemin oluşturmak. Mensupları ya da taraftarları işin bilincinde olsun olmasın, illaki uzantısı ya da üflemesi Amerika patentli. Bu havarilerin hepsi gönüle hitap ederek, sevgi kardeşlik temalarını işleyerek, adeta bir mutluluk zinciri oluşturarak dinin prensip ve disiplinini yok etmeye yönelik çalışmaktadır.

Ayet ve hadis bilgisi olmayan, hakkı batıldan ayırt edebilecek kadar donanım sahibi olmayan sazanlar da, tıpkı “onlara yaptıkları ettikleri gözlerine süslü gösterildi” ayet-i kerimesinin hikmetince, bu şarlatanlara alkış tutup zemin hazırlamaktadırlar. Bazen de dünyevi bir menfaat umarak, “Allah’ın ayetlerini az bir bahaya değişenler”le kabirlerinden kalkacağının hesabını yapamamaktadırlar. Hâlbuki mümin feraset sahibi olmalı, hakkı batıldan ayırt edebilecek bir farukiyet kesbetmelidir. Pirincin içinde ki beyaz taşı fark etmek için nasıl iyi bir göz hassası gerekmekteyse, temiz olanı, habis olandan ayırt edebilecek kadar ilim gereklidir.

Nerede ne zaman kaybetmiş, herkesin kendine göre bir hikâyesi var mutlaka ama dini hassasiyetini yitirdi mi bir millet, çözülüp dağılma başlamış demektir. Bizi biz yapan değerlerimize karşı, seçici algılama, özel bir duyarlılık, o bizi asil ve değerli kılan maneviyatımıza karşı olan hassasiyetimiz, yerini dünyevi kaygılara bıraktığı ve bana dokunmayan yılan bin yaşasın, anlayışı ile dağıldığımız için bu ne idiğü belirsiz, dini gözüken dinsizlikler yerleşme ve yaşama alanı bulabilmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir