Diyarbakır’da Bombalar Kimin İçin Patladı ?

Şu anda da PKK’nın İran’a karşı ABD’ye göz kırptığı herkesin malumu. Bu kadar farklı ülke ile anlaşabilen bir örgütün tutarlılığından bahsetmek zordur

Diyarbakır’da bir parkın yanında patlayan ve 7’si çocuk, 10 kişinin ölümüne yol açan bombalı saldırı PKK’yı tanıyanlar için şaşırtıcı değildi. PKK bugüne kadar çok sayıda çocuk, kadın ve ihtiyarı gözünü kırpmadan öldürdü.



Bunun bir nedeni bölgeseldi: Güneydoğu da dahil olmak üzere Ortadoğu’nun mühim bir kesiminde toplu cezalandırma oldukça yaygın bir ‘gelenek’. Bir kişinin suçu nedeniyle ailedeki herkesi kundaktaki bebeğe kadar öldürmek ne yazık ki bölgenin tarihinde sık rastlanan bir gerçek. İkinci olarak, Abdullah Öcalan bizzat kendisi bölgede bu tür saldırıların düşünsel zeminini oluşturdu. Kürtlerin güçten başka herhangi bir şeyden anlamayacağını, onlara söz dinletebilmek için dehşet verici zor kullanımının bir zaruret olduğunu savundu, militanları da onu izlediler. Üçüncü olarak, PKK bir terör örgütü ve terörün mantığı gereği suçlu-suçsuz ayrımı yapmıyor. Aksine suçsuz kişilerin ölümü terör örgütünün toplumda korku oluşturma hedefine daha çok hizmet ediyor.

PKK’nın diğer terör örgütleri ile kıyaslandığında en basit etik değerlerden dahi yoksun olduğunu görüyoruz. Örneğin IRA birçok bombalı saldırısını gerçekleştirmeden yaklaşık 1 saat kadar önce bombanın şehrin hangi bölgesinde olduğunu güvenlik güçlerine bildirirdi. İngiliz polisi bombanın nerede olduğunu kesin olarak bulamazdı ve bomba mutlaka patlardı; ancak bu sürede bölge boşaltılır, şehirde büyük bir panik yaşanır ve nihayetinde terör örgütü siyasi amacına ulaşmış olurdu.

Olayların arkasında kim var?

PKK ise hiçbir zaman bu kadar özenli bir örgüt olmadı. Kalabalık iş hanlarını yaktı, korucu evlerini basıp çok sayıda bebeği bıçakladı, karayoluna, sivil otobüslerin geçiş noktalarına bombalar koydu, tren raylarını havaya uçurarak yüzlerce sivili hedef aldı, turistik beldelerde minibüsleri havaya uçurdu, okul servislerini taradı vs…

PKK’nın böylesine kolaycı ve ayrım gözetmeyen eylemlerinin nedenlerinden biri değişmez siyasi hedeflerinin olmayışında yatıyor. Öcalan’ın söylemi incelendiğinde PKK’nın aslında ne istediğini anlamak dahi mümkün değildir. Terör örgütleri ya tam bağımsızlık isterler ya arkadaşlarının serbest bırakılmasını ya da bir kitleye daha geniş haklar verilmesini isterler. Fakat PKK defalarca Güneydoğu’da bağımsız bir Kürt devleti istemediğini ilan etti. Bazı konuşmalarda ise bağımsız bir Kürt devletinden bahsediliyor. Öcalan yakalandığında pişman olduğunu söyledi, Türkiye Cumhuriyeti’ne hizmet etmekten bahsetti. Öcalan bazen federasyon istiyor, bazen konfederasyon. Bazı durumlarda ise Öcalan’ın ne federasyon ne konfedarasyon istemediği, Türk ve Kürtlerin eşit haklarla demokratik bir cumhuriyette yaşaması gerektiğinden bahsettiği görülüyor. Tutarsızlığa öylesine çok örnek verilebilir ki… İlk başta Marksist olarak yola çıkan PKK, zamanla Kürtçü-Marksist oldu. Zaman zaman en faşist milliyetçi hareketlerden dahi daha ırkçı bir duruş sergiledi. Bölgede zemin kazanabilmek için dincilik dahi yaptı. Bölgedeki camileri Kürtçüleştirmeye çalışan PKK’nın militan kadrosunda en popüler inancın Zerdüştlük çıkması da başka bir boyut. PKK’nın üst kadroları arasında ateizm ve Hıristiyanlığın yanısıra Zerdüştlük ile karışık bir ‘İslam anlayışı’ da mevcut. PKK’nın tutarsızlıkları ve hedefsizliği öylesine belirgin ki bu sayede her dönemde çeşitli devletlerin kullanımına hazır olabildi. Şu ana kadar Suriye, İran, Ermenistan, Yunanistan, Avrupa ülkeleri ve ABD PKK’yı kullanan ülkeler olarak gösterildiler ve bunları Öcalan da ifadelerinde itiraf etti. Şu anda da PKK’nın İran’a karşı ABD’ye göz kırptığı herkesin malumu. Bu kadar farklı ülke ile anlaşabilen bir örgütün tutarlılığından bahsetmek zordur. İdeolojik zemin bu kadar kaygan olunca PKK ancak yaptığı eylemlerin dehşeti ile etkisini koruyabiliyor.

Diyarbakır Saldırısı’na gelirsek, eylemi PKK üstlenmek istemedi. Bunun yerine önce Kürtçü görünümlü paravan bir örgüt saldırıyı üstlendi. PKK’nın böyle bir alışkanlığı da var. Birçok olayda saldırıyı PKK gerçekleştirmesine rağmen strateji olarak bunu üstlenmiyorlar. Öncelikle saldırıya kamuoyunun ve diğer devletlerin tepkisini ölçüyor eğer sorumluluk alabileceklerini düşünüyorlarsa üstleniyorlar. Bazen de eylemi devletin yaptığı süsünü vererek yapıp, üstlenmekten kaçınıyorlar. Burada şaşırtıcı bir durum yok. Ancak PKK’nın propaganda kurumu Fırat Haber Ajansı’nın olayın sorumlusunu Türk İntikam Tugayı (TİT) olarak göstermesi önemli bir noktadır. Çünkü böyle bir tugay mevcut değildir. İstihbarat ve güvenlik dünyasında TİT ile İBDA-C’nin ne olduğunu, bunların yapay örgütler olduğunu hemen hemen herkes bilir. PKK’ya göre Diyarbakır’a bomba koyan Türk derin devleti (veya çukur devleti) ve hedefi de Kürtlere zarar vermek. PKK bu iddiasını Şemdinli ile destekliyor ve ‘derin çete’nin ilk defa böyle bir eylem yapmadığını öne sürüyor. Ancak bomba düzeneğine bakıldığında PKK’nın eylemleri ile aynı düzeneğin kullanıldığı görülüyor. Patlamada kullanılan cep telefonu modeli, PKK tarafından hemen hemen tüm bombalı saldırılarda kullanılıyor. PKK bomba timleri bunu kimden öğrendilerse başka telefonlar ile böyle bir saldırı yapamıyorlar. Bu da örgütün nasıl manipüle edildiğini kanıtlıyor. Kısacası hazırlanan düzenek PKK’nın daha önceki eylemleri ile aynı düzenek. Dahası patlamada yaralananlardan veya ölenlerden birinin bombayı koyan kişi olduğu sanılıyor. Bu da bazı karanlıkta kalan noktaların aydınlatılmasına yardımcı olabilecek bir gelişme.

Peki bu bilgiler altında bombayı PKK mı koydu, yoksa ‘derin bir çete’ mi koydu? Aslında her ikisi de aynı anda olabilir. Şemdinli Olayı’nda bir parça ortaya çıktığı üzere PKK ile Türkiye’deki bazı karanlık hücreler arasında ciddi bir bağlantı var. İkili çalışan kişiler bazı eylemleri PKK’nın yapması için onu manipüle edebiliyorlar. Yani PKK sadece dış istihbarat birimlerinin taşeron örgütü değil, aynı zamanda içerideki bazı karanlık güçlerce de manipüle edilebilen bir örgüt. İki taraflı çalışan kişiler örgütü bazı eylemlere yönlendirebiliyorlar. Ankara’daki hassas gelişmeler esnasında PKK’nın kritik saldırılarda bulunması, PKK’nın bazen de kendi çıkarına olmadığı halde bazı saldırıları Türkiye dengelerini değiştirecek şekilde gerçekleştirmesi bu eylemin de bu çerçevede değerlendirilebileceğini gösteriyor. Bir diğer olasılık ise bu eylemin tesadüfi olması. Düşük bir olasılık da olsa son dönemde PKK eylemcileri ile merkez arasındaki bağlarda ciddi bir gevşeme var. Türkiye’de yoğun bir bombalama eylemine girmeleri istenen PKK’lılar, rastgele çeşitli yerlerde eylemler yaptılar. Bunlardan bazılarının eylemlerinden merkezin haberi dahi olmadı. Bu nedenle eylemlerin bir kısmını PKK üstlenmedi, bir kısmını ise üstlendi. Son dönemde Türkiye’ye gönderilen bombacı timlerin daha öncekilere göre daha az tecrübeli olması ve önemli bir kısmının yakalanması bombacıların daha kolay eylemlere yönelmesine ve çoğu kez de başarısız olmasına yol açıyor. Diyarbakır Saldırısı da bu çerçevede değerlendirilebilir. Ancak olayın seyri ve gerçekleştiği hassas dönem dikkate alındığında eylemin tesadüfi olmadığı, daha karmaşık bağlantıların olduğu dikkat çekiyor.

Bir diğer olasılık da PKK içinde ateşkesi ve uzlaşmayı istemeyen bir grubun eylemi gerçekleştirmiş olmasıdır. Bu tür gruplar Diyarbakır gibi Kürt nüfusun yoğun olduğu bir yerde çok sayıda çocuğun öldürülmesini Türk-Kürt kutuplaşmasının sürdürülmesi için bir araç olarak kullanmak istemiş olabilirler. Daha da önemlisi tahminlerin ötesinde bu tür hedefi olanlar sadece Kürtçü PKK uzantıları değil, Türkçü görünümlü karanlık çeteler de olabilir. Çünkü PKK sorununun devamından beslenenler sadece PKK değil. PKK’nın varlığı, bazı çetelerin ayakta kalmasına da hizmet ediyor. Tüm bu olasılıkların ötesinde Diyarbakır Saldırısı’nın aydınlatılması sadece terörün sona erdirilmesi açısından değil, Türkiye’nin diğer hayati alanları için de büyük önem taşıyor. Ankara’da çalkantı istenmiyorsa Diyarbakır’daki bombanın vardığı en son karanlık hücrenin bulunması gerekiyor.

Davut Şahiner

ULUSLARARASI GÜVENLİK UZMANI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir