Dünya Bankası ve IMF’nin Gerçek Yüzü

Aşağıda okuyacağınız röportaj Alex Jones’ın Radyo Şovu, programında yayınlandı. İlgi çekeçeğini umuyoruz.

Kısaltmalar:

GP: Greg Palast

AJ: Alex Jones

AJ: Dünyada yer yerinden oynuyor. Bunu bizim için daha anlaşılabilir aşamalar halinde açıklayabilir ve ekonomistlerin ne yaptıklarını söyler misiniz?

GP: Size iki şey söyleyeceğim. Biri, Dünya Bankasından atılan önceki baş ekonomist Joe Stiglitz ile konuştum. Dolayısıyla BBC ve Guardian ile çalıştığımda temel olarak kendisinden bilgi alabilecek zamanım oldu. Görevimiz Tehlike filminde bir sahne gibiydi; bilirsiniz adamın biri diğer taraftan gelir ve siz onu sorgulamak için saatlerinizi harcarsınız. Bu vesileyle, Dünya Bankası içerisinde neler olduğu hakkında içeriden bilgi alabildim. Buna ek olarak, bana bilgi vermesinin yanında başka kaynaklar da buldum. Bana içerideki gizli dokümanları vermezdi, ama diğer insanlar DB ve IMF ile ilgili bir yığın gizli doküman verdiler.

AJ: Yani kendisini izole ederek, bir başkası yaptı.

GP: Hayır. Size söylüyorum. Ona dokunmazdı, fakat gerçekten tamamen bağımsız kaynaklardan bir yığın doküman elde ettim.

AJ: Aynen W199I’yı aldığın gibi, biz de aynı tanıdıklardan aldık.

GP: Ve sonuçta olan şu; benim şu anda CNN’de DB Başkanı Jim Wolfensen ile olmam gerekiyordu. Fakat o ben olduğum takdirde CNN’e çıkamayacağını söyledi. Ve CNN delice bir şey yaptı ve beni yayından çekti.

AJ: Yani şimdi toptan bir boykot ile tehdit ediyorlar.

GP: Evet doğru. Bulduğumuz şey şu. Bu dokümanlar içerisinde devletlerin imzalamaları gereken gizli anlaşmaların olduğunun farkına vardık. Bu dokümanlarda ülkelerinin en temel varlıklarını adeta satıyorlar; ilgili devletlere gerçekten parçalayıcı nitelikteki iktisadi uygulamaları onaylamaları gerekiyor; her bir devlet için ortalama imzalamaları gereken 111 maddelik anlaşmalar. Bu adımları takip etmedikleri takdirde bütün uluslararası borçlanmalardan ayakları kesiliyor. Hiç kimse borçlanma olmadan yaşayamaz, ister insan olsun, ister şirket ve ülkeler, para borç almaksızın ve kredi kartı olmaksızın…

AJ: Yarattıkları borç enflasyon batağından dolayı.

GP: Evet, yakın zamanda Arjantin’den Arjantin gizli planıyla ilgili gizli dokümanları aldım. Bu DB başkanı Jim Wolfensen tarafından imzalanmış. Bu arada dokümanların bende olmasından dolayı bana oldukça kızgınlar ve dokümanların gerçekliğine meydan okumadılar. Önce yaptılar. İlk önce böyle dokümanların olmadığını söylediler. Aslında ben bu dokümanları televizyonda gösterdim. Bir kısmını da web üzerinden gönderdim. Ve bu dokümanların bazılarının kopyaları elimde.

AJ: Greg Palast nokta com ?

GP: Evet, gregpalast.com . Ondan sonra geri çekildiler ve “evet bu dokümanlar gerçek, fakat seninle bunlar hakkında konuşmayacağız, zaten sizi her halükarda yayın dışında tutacağız” dediler. Olan bu. Fakat söyledikleri şu, Arjantin gibi bir ülkeyi alın, bildiğiniz üzere Arjantin şu anda alevler içerisinde. Ekonomisi tamamen parçalandığı için son beş haftada beş başkan değiştirdiler.

AJ: Şimdi altıncı değil mi ?

GP: Evet, haftalık başkan gibi, devleti bir arada tutamıyorlar. Ve bu 80’lerin sonlarında IMF’in emirleriyle başlaya ve DB’na bütün varlıklarını, kamu mallarını satmalarına başlamasıyla oldu. ABD’de yapılmasını bile düşünemeyeceğimiz, su dağıtım sistemini satmak gibi şeyleri kastediyorum.

AJ: Yani insanları vergilendiriyorlar. Büyük bir hükümet yaratıyorlar, bu hükümet özel IMF/DB’na devrediyor. Ve geri geldiğimizde, daha önceden güzel bir şekilde plana döktüğün dört kısma gelmek istiyorum, bu transferi yapmaları için siyasetçileri İsviçre’deki hesaplarına yatırdıkları milyarlara.

GP: Evet doğru.

AJ: Bu şimdiye kadar olan en büyük olaylardan biri, efendim. Özür dilerim, lütfen devam edin.

GP: Bu sadece onlardan bir tanesi. Buenos Aires’in su sistemi bir şarkı uğruna, Enron isminde bir şirkete satıldı. Arjantin ve Şili arasında boru hattı Enron isimli bir firmaya satıldı.

AJ: Ve ondan sonra küreselciler varlıkları diğer bir paravan şirkete devrettikten sonra Enron olayını açığa çıkardılar ve hırsızlık ile ilgili konuları açıkta bıraktılar.

GP: Doğru anlamışsınız. Bu arada, boru hattını George W. Bush adında birisinden 1988 yılında aldıkları bir telefondan sonra Enron’a devrettiler.

AJ: İnanılmaz bir şey. Buradayız. Greg Palast ile konuşuyoruz.

AJ: Greg Palast ile görüşüyoruz. Kendisi ödül almış bir gazeteci ve BBC, Londra Guardian ve adını sayamayacağımız bir çok kuruluş için çalışan ve Küreselleşmecilerin ve onların suç şebekelerinin üzerine bir bomba gibi düşen bir Amerikalı. Onun için söylenebilecek başka bir kelime yok. infowars.com ya da kendi sitesi gregpalast.com’a uğrayın. Kendisinde gizli dokümanlar var. IMF/DB’nın faaliyetlerine yıllarca şahit olduk. Gelirler, siyasetçilere su sistemlerini, demiryollarını, telefon şirketlerini, millileştirilmiş petrol şirketlerini, benzin istasyonlarını devretmeleri için para verirler; ve onlar da karşılıksız olarak devrederler. Küreselleşmeciler onların İsviçre hesaplarına bireysel olarak yatırırlar milyarları. Ve plan bütün bir nüfus için kölelik. Tabii ki Enron, daha önce de söylediğimiz gibi para aklama, uyuşturucu parası için kurulmuş paravan bir şirket, adını siz koyun bu faaliyetin. İnanılmaz şekilde büyük ve inanılması gerçekten zor. Fakat gerçekten olan bir şey. Greg Palast dünya çapında olay yaratan haberi veren kişi. DB’nın üst düzey ekonomisti ile röportaj yaptı. Devam etmek gerekirse efendim, bütün bu noktalar. Dışarıdaki herhangi bir kişi için, kısaca ortaya çıkardığınız sistem nedir ?

GP: Açığa çıkardığımız şey, Ekvator ya da Arjantin, ülkeleri sistematik olarak parçaladıklarıdır. Problem, bu kötü fikirlerden bazıları ABD’ye dönüyor. Diğer bir deyişler, kan emecek başka yerleri kalmadı. Ve problem, bu baş ekonomist, herhangi alt düzey birisi değil. Bu arada birkaç ay önce, işten atıldıktan sonra kendisine Nobel Ekonomi Ödülü verildi. Yani, aptal birisi değil. Bana özelleştirme ve varlıkların satılmasından bahsedilen ülkelere gittiğini söyledi. Ve temel olarak, bu ülkelerin liderlerinin ve diğer bakanlarının yüz milyonlarca doları alacaklarını bildikleri için diğer tarafa döndüler.

AJ: Fakat bu özelleştirme bile değil. İnsanlardan çalıp, IMF/DB’na devrediyorlar.

GP: Genellikle yakın çalıştıklarına devrederler. Örneğin Citibank oldukça büyüktü ve Arjantin bankalarının yarısını aldı. Ekvator’daki boru hatlarını alan BP (British Petroleum). Bu birisinin kamuya rağmen zengin olmasından daha fazla bir şey.

AJ: Ve IMF, Chicago’daki Büyük Gölleri (Great Lakes) henüz ele geçirdi. Şu anda su tedariki üzerinde tam kontrolleri var. Bu Chicago Tribune gazetesinde vardı.

GP: Elimizdeki problem, bakınız IMF ve Dünya Bankası (DB)’nın %51’i ABD Hazinesine ait. Bu durumda soru, ortaya koyduğumuz paradan elde ettiğimiz nedir? Görünüşe göre elimize geçen bazı ülkelerde yaşanan kaos ortamı. Endonezya alevler içerisinde. Baş ekonomist Stiglitz bana neler olduğunu sorgulamaya başladığını söylüyordu. Biliyorsunuz, nereye gidersek gidelim, işlerine burnumuzu sokuyoruz, ekonomilerini parçalıyoruz ve ülke sonunda çatışmalar içerisinde kalıyor. Ve o bunları sorgulamaya başladığını ve bunun için de atıldığını söylüyordu. Sokak gösterilerini planladıklarını bile söylüyordu. Bir ülkeyi neresinden sıkacaklarını biliyorlar ve ekonomisini yok ediyorlar ve sonuçta caddelerde gösterilerle baş başa kalıyorsunuz. Ve sonuçta söyledikleri, bu IMF karşıtı gösteri. Diğer bir deyişle, gösterileriniz varsa kaybediyorsunuz. Bütün sermaye ülkeden kaçıyor ve IMF için daha fazla şart koşmak için yeni fırsatlar oluşturuyor.

AJ: Ve bu onları daha fazla çaresiz hale getiriyor. Bu gerçekten ülkeleri çökertecek sömürgeci bir ekonomi savaşı ve şimdi bunu burada Enron’a yapıyorlar. Çok aç gözlü olmaya başladılar ve aynı şeyi bu ülke için hazırlıyorlar.

GP: Daha dün buradan, Paris’ten California’yı arayıp Enron soruşturmasını yapanlarla konuşuyordum. Bana bu adamların oynadığı bir takım oyunlardan bahsediyorlar. Bu kimse izlemiyor. Soyulanlar sadece hisse senedi sahipleri değil. Milyon, milyar dolarları Teksas ve California kamu kaynaklarından hortumladılar.

AJ: Bu varlıklar nerede? Bakın, herkes Enron’un bir paravan şirket olduğu için geriye kalan hiçbir varlığının olmadığını söylüyor. Uzmanlara göre bahsi geçen varlıkları diğer şirket ve bankalara aktardılar.

GP: Şey, evet, bu gerçekten bir oyuna benzemeye başladı. Ortada bir paranın olduğunu unutmayın. Soruşturmalara göre California’nın elektrik faturaları gereksiz bir şekilde 9-12 milyar dolar gibi rakamlara gereksiz olarak şişirilmiş şekilde ödenmiş. Ve şimdi bu parayı kimden geri alacaklar.

AJ: Aslında Vali’yi MW’ı 137 dolardan alıp Enron’a geri MW’ı 1 dolardan satmış ve bunu defalarca tekrarlamış.

GP: Evet, sistem tamamıyla kontrol dışına çıkmış ve bu adamlar neler olduğunu tam olarak biliyorlardı. Anlamanız gereken bu adamların California’daki sistemi devlet kontrolünden çıkarmak üzere kurdular ve oradan da Enron için çalışmaya başladılar. Aslında, şu anda Londradayım ve İngilizlerin bazı sorumlulukları var. Enron teftiş komitesindeki adam Lord Wakeham’dı. Bu adam bir harika, bulaşmadığı bir çıkar çatışması kalmamış.

AP: Ve NM Rothschild’in başı

GP: Elini bulaştırmadığı bir şey yok. Yaklaşık 50 kadar yönetim kurulunda yer alıyor, ve Enron’un defterlerinin nasıl tuttuğunu takip etmesi gereken komitenin başında olması gerekiyor. Ve gerçekte, on danışmanlık ücreti ödüyorlardı. Kendisi Margaret Thacter’ın hükümetindeydi ve Enron’un İngiltere’ye gelmesini ve İngiltere’deki fabrikaları devralmalarını onaylayan oydu. Ve İngiltere’nin ortasında bir su sistemine sahip oldular. Bu, bu adamın onayladığıydı ve daha sonra ona yönetim kurulunda bir iş verdiler. Yönetim kurulunda olmanın ötesinde, kendisine devasa bir danışmanlık ihalesi verdiler. Bu adamın hesaplarını nasıl idare ettiklerini teftiş eden audit komitesinin başında olması gerekiyordu.

AJ: Medyayı düzenleyen yönetimin de başı

GP: Evet, öyle. Çünkü gerçek problemlerle karşılaştım, beni de düzenlediği için.

AJ: İngiltere’de öyle kanunları yasallaştırmaya çalışıyorlar ki; kendi toprağınızdaki 800 yıllık kuyu ve bazı durumlarda Romalılar zamanında inşa edilmiş 2000 yıllık kuyulardan çıkan suya sayaç koyacaklar. Kendi suyunuz olamaz.

GP: Evet, işte bu Lord Wakeham. Enron’dan olan bu. Burada ona dokunulamaz, çünkü söylediğim gibi medyayı düzenliyor. Şikayet ederseniz, eli kaleminizin üzerinde.

AJ: Bu dört nokta üzerinden gidelim. Elinizde dokümanlar var. IMF/DB bir ülkeyi nasıl çökertiyor ve insan kaynaklarını mahvediyor.

GP: Doğru. İlk önce sermaye piyasalarına açılma. Bu mahalli bankaları yabancı bankalara satmak. Ondan sonra pazar-temelli fiyatlama denen şeye geçiliyor. Bu California’da her şeyin serbest pazarda olması gibi ve sonuçta su şirketlerini satmayı bile düşünmediğimiz ABD’de su faturalarıyla karşılaşıyoruz. Fakat, sadece Enron gibi özel bir şirketin kullandığınız suyun sahibi olduğunu düşünün. O zaman fiyatların tavana vurduğunu görürsünüz. Ondan sonra da sınırlarınızı tam bir serbest pazara açarsınız. Unutmayalım ki baş ekonomist Stiglitz bu sistemi yönetiyordu ve önde gelen adamlarıydı ve dediği şu: Bu bir uyuşturucu savaşı gibi. Bunun bir serbest ticaret olmadığını, aksine zoraki ticaret olduğunu söylüyordu. Bu bir savaş. Bunun aracılığıyla ekonomileri batırıyorlar.

AJ: Bakınız, Çin bize %40 gümrük uyguluyor, biz ise %2. Bu serbest ve adil bir ticaret değil. Bu bütün sanayileri küreselleşmecilerin tam olarak kontrol ettiği bir ülkeye zorlamaktır.

GP: Walmart’ı bilirsiniz. Kitabımı okuduysanız bu konuda bir yazım var. Bu arada yeni çıkan “Paranın Satınalabileceği En İyi Demokrasi” adlı kitabımdan bahsetmeme müsaade edin. Bu kitabımda maalesef Amerika’nın nasıl satıldığını anlatmaya çalışıyorum. Orada Walmart’ın Çin’de 700 fabrikasının nasıl olabildiğini anlatan bir yazım var. Duvarlarındaki kartallara rağmen Walmart dükkanlarında ABD’den olan hiçbir şey yok.

AJ: Kesinlikle 1984’teki gibi üzerinde “Amerikan Malı Alın” yazılı büyük bayraklar ve pek de Amerikan olan bir şey yok. Orwellci çiftli-düşünme.

GP: Daha kötüsü ise bir fabrika kiralayacaklar, ve bu fabrikanın bir hapishane içerisinde kardeş fabrikası olacak. İşçilerin bu Walmart için ürettikleri cicili bicili eşyaları üretmek için çalıştıkları şartları hayal edebilirsiniz.

GP: (gülerek) Biliyorum, merhametsice. Aslında Harry Wu isimli bir adamla konuştum. 19 yıldır bir Çin hapisanesindeydi ve oradan kaçtı. Kimse anlattığı korkulu hikayelere inanmadı. Yanına bir fotoğraf makinesi alarak tekrar içeri kaçak olarak girdi ve Walmart’ın ürünlerini ürettiği fabrika şartlarının resmini çekti.

AJ: Ölmek üzere olan 4 yaşından küçüklerin toplama kamplarındaki Yahudilerden daha zayıf, zincirlenmiş haliyle yayınladığımda beni Austin’deki televizyondan atmakla tehdit ettiler. Bunu bir daha yayınlarsam tutuklanabileceğimi söyleyerek tehdit ettiler.

GP: Biliyor musunuz, bunlar maalesef korkutucu olaylar ve Stiglitz ortaya çıkıp bu açılamaları yaparak oldukça cesur davrandı.

AJ: Özelleştirmeye geri dönersek. Bu dört nokta üzerinden tekrar geçelim. Bu bir anahtar. Politikacılara her şeyi devretmeleri karşılığında milyarlar gönderen bir anahtar.

GP: Evet. Bunu rüşvetleştirme (briberization) olarak isimlendirdi. Örneğin su şirketini on yıllık bir süreçte yaklaşık 5 milyara satıyorsunuz ve bunun %10’u 500 milyon dolar yapıyor. Nasıl çalıştığını şimdi daha iyi anlayabilirsiniz. Geçenlerde Arjantin’den bir senatörle görüştüm. Kameraya kayıt yaptım. 1988’de şu an başkanımız olan George W. Bush’tan bir telefon geldiğini ve Arjantin’deki gaz boru hattını Enron’a vermemi söyledi. Enron gaza dünya fiyatları üzerinden beşte birini ödeyecekti ve böyle bir teklifi nasıl yapabildiğini söyledi? Fakat bu George W. Bush tarafından değil, onun pazarlıktaki ortağı tarafından yapıldı. Eğer biz beşte birini ödersek bu da sizin İsviçre’deki banka hesabınıza gidecek güzelce bir meblağ. Ve işler bu şekilde yürüyor.

AJ: Bu…

GP: Kaydı var. Bu adam oldukça muhafazakar. Bush ailesini iyi biliyor. Ve kendisi Arjantin’de kamu kesiminde yönetici. Geçen Mayısta, İngiltere’deki insanların Enron hakkında hiç bir şey duymadıklarını söylüyordum. … Oldukça ilginç dokümanlar gördük. Bush göreve gelmeden bir ay önce Bill Clinton Enron’u California’daki enerji pazarının dışında bıraktı. Ve tahsil edecekleri fiyatlar üzerine tavan fiyat koydu. Bu Enron’u rahatsız etti. Daha sonra Ken Lay Dick Cheney’e kişisel bir not yazarak Clinton’un fiyatlara koymuş olduğu tavan uygulamasını söyledi. George W. Bush göreve geldiğinin ilk 48 saatinde enerji departmanı Enron üzerindeki sıkıştırmaları tersine çevirdi.

AJ: Bu kadar çalışmalarınıza ve olanlara göre anlattıklarınızın ikinci kısmı var sanırım.

GP: Ondan sonra sizin bütçenizde kesintilere başlarlar. Arjantin nüfusunun beşte bir işsizdir. İşsizlik yardımlarında kesintiler, sosyal sigorta fonlarında kesintiler, eğitim bütçelerinde kesintiler gibi korkunç şeyler. Şimdi eğer bu adamalar tarafından oluşturulmuş resesyon ortasında ekonomide kesintiye gidersen, kesinlikle bu ülkeyi yok edeceksin. 11 Eylül saldırısına uğradıktan sonra, Bush dışarı çıktı ve ekonomiyi kurtarmak için 50-100 milyar dolar harcama yapmamız gerektiğini söyledi. Bütçe kesintilerine başlamıyoruz, ekonomiyi kurtarmaya çalışıyoruz. Fakat bu ülkelere kesinti kesinti kesinti diyoruz. Bu gizli dokümanlara göre bunu niye yapıyorsunuz, %21 ile %70 arasında faiz geliri toplayan yabancı bankalara ödemelerinizi yapabilmeniz için. Bu tefeciliktir. O kadar kötüydü ki Arjantin’de tefeciliğe karşı kanunları kaldırması şartını koydu, çünkü bu kanunlarla Arjantin’deki herhangi bir banka tefeci konumunda oluyor.

AJ: Fakat Greg, bunu kendin de söyledin ve dokümanlar da gösteriyor. Önce bu atmosferi yaratmak için ekonomiyi çökme durumuna getiriyorlar. Bunu oluşturacak tüm şartları yerine getiriyorlar.

GP: Evet. Ondan sonra size bu tefecilik oranları dışında size kredi veremem diyorlar. Biz insanların %75 faiz oranı uygulamalarına ABD’de müsaade etmiyoruz.

AJ: 3. Ve 4. Kısım ? Bundan sonra ne yapıyorlar?

GP: Söylediğim gibi, sınırlarınızı açarsınız. Ve bir kere herhangi bir şey üretemeyecek hale gelmiş ekonomiyi parçaladınız mı, sizi uyuşturucu ve benzeri korkunç şeyleri yapmaya zorluyorlar.

AJ: Ve aynı CIA milli güvenlik diktası bunların naklini yaparken yakalandı.

GP: Bilirsiniz, sadece müttefiklerimize yardım ediyoruz.

AJ: Bu şaşırtıcı. Yani büyün dünyayı çökertiyor, ekonomilerini mahvediyor ve geri kalanı da dolar yerine cent ile alıyorlar. Peki IMF/DB planının 4. Kısmı nedir?

GP: Dördüncü kısım ise hükümetin parçalanması. Bu arada gerçek 4. Kısım askeri darbedir. Bu size söylemedikleri kısım. Ve bunu Venezuela’da görüyorum. Venezuela Cumhurbaşkanından daha yeni telefon geldi.

AJ: Ve kendi corporate hükümetlerini yerleştirirler.

GP: Söyledikleri şu, burada seçilmiş bir hükümet başkanınız var ve IMF, başkan yerinden inerse, bir geçiş hükümetini destekleyeceklerini anons etti. Siyasetle uğraşacaklarını söylemiyorlar, sadece bir geçiş hükümetini destekleyeceklerini söylüyorlar. Etkin olarak söyledikleri ise eğer ordu mevcut IMF’ye hayır diyen başkanı devirirse darbe için gerekli ödemeleri yapacağız. Takımlarını getirdiler ve yapılması gerekenleri söylediler. Başkan da yapmadı. Zengin petrol yatakları olduğundan dolayı petrol şirketleri üzerindeki vergileri ikiye katlayacağını söyledi. Ve petrol şirketleri üzerindeki vergileri ikiye katlayacağım ve hükümet ve sosyal programlar için gerekli paranın tamamını alacağım ve zengin bir ülke olacağım. Bunu yapar yapmaz orduyla bir bela hazırlamaya başladılar ve size söylüyorum: Venezuela Cumhurbaşkanı üç ay içerisinde görevinden alınacak veya öldürülecek. Bu petrol şirketleri üzerindeki vergileri artırmasına müsaade etmeyecekler.

AJ: Greg Palast, işte problem burada. Gördüğüm delillere göre Enron tamamıyla paravan, varlıkları çalıp, daha eski küresel şirketlere aktarıyorlar ve sosyal sigorta fonlarını çalarlar. Şimdi bize terörizmin her an gelebileceğini söylüyorlar. Haklarınızdan dan vazgeçmezseniz olacak.

GP: Üzüldüğüm bir şey var. Bu hikayeyi İngiliz basınının ana yayınlarına rapor ediyorum. Lord Wakehama rağmen BBC’deyim. Biliyorum ki beni sevmiyor. BBC’deyim, NewYork Times ya da benzeri büyük gazetelerdeyim. Bir anlam ifade edebilecek her şeyi seslendirebileceğimiz alternatif yayınlarımız, alternatif radyo, vs olmalık. Bu bilgi her Amerikalının ulaşabileceği yerden olmalı demek istiyorum. Her şeyden önce bu bizim hükümetimiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir