Dünya sinemaları işgal altında!

Yılın merakla beklenen filmi Steven Spielberg imzalı ’Dünyalar Savaşı’ bu hafta gösterime giriyor.

Filmde, uzaylıların işgaline uğrayan dünyada bir baba ve iki çocuğunun yaşadıkları anlatılıyor.1930’lu yılların ABD’sinde efsanevi yönetmen ve aktör Orson Welles bir radyo piyesi yapmaya başlamıştı. Welles’in piyes haline getirdiği kitap, 1898’de H. G. Wells tarafından yazılmış kült bilimkurgu romanı ’Dünyalar Savaşı’ydı. Romanda dünyanın uzaylılar tarafından işgal edilmesi anlatılıyordu. O dönemde programda aktarılanları gerçek zanneden birçok Amerikalının paniğe kapılıp sokaklara fırlaması yıllarca anlatıldı durdu. Hatta bu olay iletişim fakültelerinde kitle iletişim araçlarının insanlar üzerindeki etkisine en bariz örnek olarak anlatılır. Hem de bu bir şehir efsanesi değil, düpedüz gerçekti. Programın bu ’başarısının’ ardından kitap, 1953’te aynı isimle Bryon Haskin tarafından beyazperdeye uyarlandı ve Soğuk Savaş yıllarında sinema seyircilerine soğuk terler döktürdü.

İki dev yeniden bir arada

’Dünyalar Savaşı’ neredeyse yarım asır sonra bir başka usta yönetmen, Steven Spielberg eliyle yeniden beyazperdeye uyarlandı. Filmin, neredeyse bütün bir yıl boyunca gösterime girmesi için süren geri sayım sona erdi. Spielberg ile Tom Cruise’u ’Azınlık Raporu’ndan sonra ikinci kez bir araya getiren film, yarın ABD’de, cuma günü ise Türkiye’de vizyona girecek.
’Dünyalar Savaşı’, Spielberg’ün uzaylılarla ilgili ilk filmi değil. Yönetmen 1982’de çektiği ’E.T.’ ile uzaylılar konusuna eğilmiş, öteki dünyalardan gelen yaratıklar hakkındaki ’önyargılarımızı’ kırmıştı. ’Dünyalar Savaşı’nda ise uzaylıları iyi yaratıklar değil, dünyayı ele geçirmek isteyen işgalciler olarak görüyoruz. Ama film, alışık olduğumuz uzay filmleri ya da aksiyonlar gibi savaşa odaklanmıyor. H.G. Wells’in kitabındaki temel yaklaşıma sadık kalınarak beyazperdeye aktarılan filmde, bir ailenin uzaylıların işgaliyle birlikte ortaya çıkan kaos ortamında hayatta kalma mücadelesi aktarılıyor. Tabii film, 19. yüzyıl İngiltere’si yerine günümüz Amerika’sında geçiyor.
Portresini Tom Cruise’un çizdiği Ray Ferrier, eşinden yeni boşanmış bir liman işçisidir. Miranda Otto’nun canlandırdığı eski karısı Mary Ann Ferrier’dan olan iki çocuğuyla iletişimi iyi olmadığı için mükemmel bir baba değildir. Eski karısının yeni eşiyle kısa bir tatile gitmesi üzerine oğlu Robin ve küçük kızı Rachel’ı hafta sonu için yanına almak zorunda kalır. İki çocuğuyla beraber hafta sonunu geçirirken gökyüzü aniden kararır ve şimşekler eşliğinde şiddetli bir fırtına patlak verir. Ray aradan kısa bir süre geçtikten sonra evinin yakınında sıradışı bir olaya tanık olur. Toprağın aniden yarılmasıyla yeryüzünün derinliklerinden üç bacaklı bir savaş makinesi ortaya çıkar ve görünürdeki her şeyi yakıp yıkmaya başlar. Uzaylıların işgali başlamıştır. Ray, hemen harekete geçerek çocuklarını toparlar. Uzaylı istilacıların elinden kurtulmaya çalışan binlerce insan gibi bölgeden ayrılırlar. Ama hiçbir yer güvenli değildir…
Steven Spielberg, filmin konusunun bildiğimiz uzaylı işgali filmlerinden farkını, konunun Pentagon ve Oval Ofis koridorlarından ne kadar uzakta geçtiğine dikkat çekerek anlatıyor: “Burada son derece sade ve basit bir öykü var. Çocuklarının güvenliğini sağlamaya çalışan bir babanın hayatta kalabilme mücadelesi bu. Kendi iradesi dışındaki doğal felaketlerle yüz yüze gelen her insan öncelikle hayatta kalabilmenin mücadelesini verir. İşte biz bu filmde insan doğasının en temel unsuru olan hayatta kalma mücadelesini sergiledik.”

Ray de bir insan!

Filmin sübjektif boyutuna dikkat çeken Cruise ise “Başlangıçtan itibaren amacımız her şeyi objektif değil, sübjektif açıdan yansıtmaktı” diyor ve ekliyor: “Dünyamızın uzaylı saldırısına uğramasıyla ilgili her şey, başroldeki Ray Ferrier’in bakış açısından sunuldu. Buradaki Ray Ferrier karakteri, insana özgü davranış yeteneklerinin tamamına sahip. Tehlikeli durumlar meydana geldiğinde insanlar ne yapıyorsa onu yaptığını görüyoruz. Sonuçta Ray karakteri aslında hepimizin korkularını yansıtıyor.”
Film, başrol oyuncusuna kahramanlık misyonu yüklememesiyle de benzer Holly- wood yapımlarından ayrılıyor. Spielberg projenin henüz başında bu konuda çok titiz davranmış ve Cruise’u karşısına alıp “Bu filmde kahraman ruhlu bir adamın olmamasını özellikle istiyorum” demiş. Yönetmen sıradan bir insan karakteri yaratmak istediğini belirtiyor: “Hayatın gerçekleri karşısında zorlanan, hatta kaçmaya çalışan bir kahraman olmalıydı. Filmi izlediğinizde de göreceksiniz, Ray’in gündemindeki tek konu, ’Ailemi nasıl bir arada tutabilirim? Çocuklarımın güvenliğini nasıl sağlayabilirim?’ konusudur. Dünyayı kurtarmak, kahraman olmak gibi bir derdi yok”
İlk ’Dünyalar Savaşı’nın büyük ilgi görmesinde Soğuk Savaş ortamının etkisi yadsınamaz. Yeni versiyonunun 11 Eylül sonrası dünyasında gösterime girmesi de filmin büyük ilgi göreceğinin habercisi. Filmi en büyük silahı ise kuşkusuz dahi yönetmen Spielberg. 135 milyon dolarlık bütçesiyle dünyanın en pahalı yapımlarından biri olan ’Dünyalar Savaşı’nın görsel bir şölen sunacağı da tahmin ediliyor. Dakota Fanning ve Oscar’lı Tim Robbins’in de rol aldığı filmle ilgili merak edilen ve tansiyonu yükselten önemli unsur ise uzaylıların neye benzediği konusu. Zira filmin şimdiye kadar yayımlanan hiçbir fragmanında uzaylılara yer verilmedi.

Her daim Tom Cruise

Hâlâ bir Oscar’ı yok ama, 1986 yapımı ’Top Gun’ı başlangıç kabul edersek, Tom Cruise yaklaşık 20 yıldır mesleğinin zirvesinde ve inecek gibi de görünmüyor. O artık bir setten ötekine koşturmuyor, az ama öz filmde oynuyor. ’Görevimiz Tehlike’ gibi filmlerin gişe hasılatına ortak olarak ’dünyalar’ kadar para götürüyor. Farklı film türlerine yayılan rollerden alnının akıyla çıkan Cruise, geçen kış izlediğimiz ’Collateral’den sonra yeniden karşımızda. ’Azınlık Raporu’ndan üç yıl sonra Steven Spielberg ile ’Dünyalar Savaşı’nda buluşan Cruise, Fade In dergisinin sorularını yanıtladı. Cruise, Spielberg’ün tanıdığı en hızlı ve yetenekli yönetmenlerden biri olduğunu belirtiyor.
Uzun zamandır film endüstrisi içindesiniz. Bugüne kadar çok az kötü tercih yaptınız. Rol seçiminde kararlarınızı çabuk mu alırsınız, yoksa uzun uzun düşünür müsünüz?
Çok çabuk karar veririm. Fazla uzun süre beklemeye tahammülü olan insanlardan değilim. Elbette karakter çalışması yaparım ama bu çalışmayı gerçekten oynamak istediğim bir karakter üzerinde yapmayı tercih ederim. Karakteri anlamaya yönelik süreç de diyebiliriz. Daha sonra yeni bir şeyler yaratmanın keyifli süreci başlar.
Bu süreci ’Collateral’de fazlasıyla yaşadım. Filmin setleri öylesine keyifliydi ki, çekimler hiç bitmesin, hep devam etsin istedim. Film yapmayı da, ailemle beraber olmayı da seviyorum.
Konu aileden açılmışken. Oynadığınız filmlerde tehlikeli aksiyon sahnelerinde dublör kullanmayıp kendiniz oynuyorsunuz. Böyle sahnelerde oynarken sevdiğiniz insanların hatırına bir an olsun duraksadığınız olmuyor mu?
Hayır. Bu konuda herhangi bir çekincem yok. Bakın, sadece motosiklete binmekle kalmayıp aynı zamanda saatte 120 mil hızla giderim. Bu konuda metodik ve bilimsel yaklaşımım vardır. Yeteri kadar güvenlik önlemi alınmamışsa ve içim rahat değilse zaten binmem.
Hollywood’da kırılgan bir ekonomi var. ’Dünyalar Savaşı’ tüm zamanların en büyük bütçeli prodüksiyonlarından birisi. Filmin yapımcılarından birisi olarak, geceleri yatakta uykularınız kaçmıyor mu?
Hayır. Projenin başında Steven Spielberg gibi bir yönetmen varken neden uykularım kaçsın? Steven, bir sahnenin nasıl çekilmesi gerektiğini en ince detayına kadar bilen bir yönetmen. Gereksiz sahne çekmemesiyle tanınır.
Bu nedenle yaptığı her çekim filmde yer alacak. İstenilen sahnenin filmde nasıl hayata geçirilmesi gerektiğini çok iyi bilir. En iyiye ulaşmak için defalarca tekrarlamaktan çekinmez. Üstelik bunu fazla masraf getirmeden yapmayı başarır. Yapımcının isteği her zaman için filmin biraz daha ucuza çıkmasıdır. Ekonomik davranmak için gereken her şeyi yaparım ki, herkes koyduğu parayı geri alabilsin.
’Gözleri Tamamen Kapalı’yı yaparken Londra’da Stanley Kubrick ile uzun süre kaldınız. Yönetmenliği bu işin ustasından öğrenmek istediğiniz şeklinde spekülasyonlar yapıldı. Londra’da o kadar uzun süre kalmanızın sebebi bu muydu?
Her yönetmenin farklı yönetim tarzı vardır. Spielberg, Kubrick, Mann, Crowe… Stanley Kubrick’in sadece yönetmenlik yönüyle ilgilendim. Onunla çalışma isteğimin sebebi buydu. O filmin konusunu biraz rahatsız edici ve ağırbaşlı bulmuştum. Böyle bir materyalle nasıl başa çıktığını görmek istiyordum.
Stanley Kubrick’i çok sevdim. Londra’da bu nedenle o kadar uzun süre kaldım.
Şu anda Steven Spielberg ile çalışıyorum. Bu noktada bir gerçeği itiraf etmeliyim. Bugüne kadar binlerce film izledim, onlarca film yaptım ama kurgu odasında Steven Spielberg kadar hızlı ve yeteneklisini hiç görmedim. Ortada zaten çok iyi bir senaryo ve çok iyi bir öykü vardı.
Ama bu senaryonun Steven Spielberg’ün elinde çok daha iyi hale geldiğine yakından tanık oldum. Steven Spielberg işini inanılmaz doğru yapan bir öyküleyici ve yönetmen. Ulaştığı kreatif hız en üst düzeyde.

Hayal kırıklığı mı yaratacak?

’Dünyalar Savaşı’ henüz vizyona girmeden Almanya’da yaşanan tuhaf bir olay, filmin hayal kırıklığı yaratabileceğine dair şüphe uyandırdı. Filmin Almanya’daki dağıtımcısı, film eleştirmenlerine ve basına bir ön gösterim yapmayı kabul etti ancak bir şartla… Hiçbir film eleştirmeni film vizyona girmeden herhangi bir yazı yazamayacak! Hatta bu konuda özel bir anlaşma dahi imzalatıldı. Alman Eleştirmenler Birliği ise bu durumun protesto edilmesi gerektiğini açıkladı. Birliğe göre ya anlaşma imzalanmamalı ya da imzalansa bile bütün eleştirmenler filmi yok sayıp hakkında hiçbir şey yazmamalı. Alman eleştirmenlerin nasıl hareket edeceği henüz belli değil. Ancak mevcut durumla ilgili dedikodular ortalıkta dolanmaya başladı bile. Daha önce bazı ülkelerde ’Batman ve Robin’ ile ’Tatlı Sert’ filmleri için benzer uygulamalar yapılmıştı. İki filmin eleştirmenlerden iyi not almamış olduğunu düşündüğümüzde ’Dünyalar Savaşı’nın da benzer bir akıbete uğrayabileceği konusunda şüphelenmek boşa olmaz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir