Edebi Kamunun Tesettür Kuşağı

28 Şubat’tan sonra, yazar olmaya baş koymuş tesettürlü kalem sahiplerinin işinin ne kadar zor olduğunu görmek bana üzüntü veriyor.

Oysa bizim kuşak daha şanslıydı. Dergah dergisinin, gerçekten okul olan muhitinde, hikaye üzerine düşünecek, yazacak ve yazdıklarıma değer verilecek konfora sahiptik. Mustafa Kutlu, kapıya gelen yolcuyu, dünyanın karmaşasından kurtarıp “öykü gezegeninde” nefes aldıracak bir üstat idi. “Öykü gezegeninde” yolculuğun tadını paylaştığım iki öykücü vardı: Nazan Bekiroğlu ve Cihan Aktaş.

İzlenim dergisi, öykü gezegeninin yolcusu için yeni bir imkan sundu. Adını daima hayırla andığım, İz Yayınları’nda bizi sıcak bir ocağa gelmişiz gibi karşılayan, ilk olarak karnımızın aç olup olmadığı ile ilgilenen Hüsrev Şeref’in samimiyetle sorduğu soru: “Sizin öykülerinizi bassak satar mı?” Bir kaç öyküsü yayınlanmış çiçeği burnunda bir sosyoloji doktoruydum ve bir yıl önce doktora tezimi yayınlamış olan İz Yayıncılık, bu defa beni öykü yazarı olarak bağrına basıyordu.

İlk öykü kitabım “Acı Deniz” böyle yer buldu. Kısa zamanda baskısı bitti. Çünkü, camiadaki aydınlar bir öykü yazarı olarak selamlamış, her dergi ve gazete kendi çapında yazılar ve röportajlar yayınlamıştı. Yeni Şafak gazetesinde köşe yazarlığım İlhan Kutluer’in sunmuş olduğu bir imkan ile başladı. Teklif Nazife Şişman’a gelmişti. Onun beraber yapalım önerisi beni bu köşeye kadar taşıdı. İlk olarak bir kadın sayfası ile başladık. Herkes vardı o sayfada. Herkes olduğu için güzeldi: Nazife Şişman, Yıldız Ramazanoğlu, Ayşe Böhürler, Ayşenur Kurtoğlu, Seyhan Büyükçoşkun, Nuray Yıldız, Belkıs İbrahimhakkıoğlu. Kalemiyle değil ama kelamıyla hepimizin içine sevinç desenleri çizen, Sevinç Gökşen. Ve bizi okuyarak destekleyen, eleştirilerini dile getiren, boşluğa şarkı söylemediğimizi hissettiren yüzlerce okuyucu.”BİZ” idik. Hakikaten biz.

Bütün bunları yazmamın, sizlerle paylaşmamın sebebi, bir tarafta azala azala yaşarken, diğer taraftan artışımız. Evet azalıyoruz. Düşünürseniz Şule Yüksel’e gösterilmiş ilgiyi, bir daha İslami kesim hiçbir kadın yazara göstermedi. Emine Şenlikoğlu’na bile. Şimdi azalmanın tam ortasındayız. Neden? Çünkü “Merkez medya”nın koyduğu rezerve, tesettürlü kalem sahiplerini bir yazar olarak görmemek üzere koyduğu rezerve, artık Müslüman kimliği ile ortaya çıkmış gazeteler de eşlik ediyor.

Tesettürlü yazarlar gazete dergi sayfalarına “yakışmıyor” artık.

Sadece okullarından sürgün edilmiyor tesettürlüler. Olmalarını sağlayacak her yerden sürgün ediliyor. Ama nafile. Sanat baskıdan doğuyor. Bu kadar baskı, tesettürlü kalemleri, sanatlarında artırmaya yarıyor ancak. Olağanüstü güzel şiirlerin, olağanüstü güzel öykülerin sahipleri her geçen gün artarak “imza” oluyor. Bazıları görmediği için yok olmuyor hiçbir şey.

Yeni kuşak edebi açıdan güzel eserler veriyor: Şairliği ve hikayeciliği birbirini tehdit etmeyen bir vadide kuran Fatma Şengil Süzer ve Ayşe Sevim. Şiirlerini gür bir ses ve katmanlı imajlar eşliğinde inşa eden Fatma Çolak ve Esra Elönü. Uzun bir süredir şiir beklediğim Emine Edibe. Çatı Katı’nın yazarı olarak anılmayı hak edecek kadar ilk romanı ile “romancı” Nihan Kaya, Viyana’da muhit kuran, öyküyü cam üzere işleyen Melek Paşa’lı, kaleminin dinginliği ile insana huzur veren Münire Daniş, öyküsünü her geçen gün geliştiren Dilek Arslaner, Nermin Tenekeci, Mihriman Karatepe, Selvigül Kandoğmuş, öyküsünü ilk okuyuşta “kimdir bu kalem” diye peşine düştüğüm Rumeysa Özel, Pınar Zengin. Kalemini hikmete yaslayan Neşe Kutlutaş.

Köşe yazarı ve editör olarak gündelik hayatı ve sinemayı muhalif bir damar olarak okuyan Nihal Bengisu Karaca, meydanların çoşkusunu köşesine, bireyin sıkıntısını öyküsüne tercüme edebilen Sibel Ersaslan. Soruşturmaların ve röportajların donanımlı ismi Halime Kökçe, Ülkü Akagündüz, Hale Kaplan. Ve belki de çok yakınımda oldukları halde adını bu yazı için unutmuş olabileceklerim …

Kadın yazarların sesiyle yükselecek edebi kamuyu, yeni bir sanat akımının öncüsü olarak “tesettürlü kuşak” kuruyor. Sadece edebiyat olarak değil, hattat, müzehhibe, neyzen, tamburi, udi olarak. Edebiyat dışındaki alanlarda henüz zanaat kısmındalar. Ama başörtüsü yasaklarının sağladığı hayat direnci ile zanaat kısımını aşıp, sanat kısmına geçecek potansiyele sahipler.

Cemaatin dayanışma katsayısı düşerken, “edebiyatın gücü” yükseliyor.

Ama edebi kamunun en önemli lokomotifi olan “okuyucu” ah o “velinimetim okuyucu”, yalnız “BİZ”de var. Bursa’daki imza günü için ta Kütahya’dan kalkıp gelen okuyucu ah. Senin kalbin cümle iyiliklerin mayası olmaya yeter.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir