EKONOMİK KALKINMA VE DEGERLER

Geçen yazımızda dile getirdiğim iz gibi, global bir iflasın eşiğindeyiz. Tüm kaynaklar hızla yok olmaya doğru gidiyor. İklim değişikliği ile su kaynaklarının durumu en çok gündeme gelen problemler… Ama bu yok oluş sanıldığından çok daha yaygın ve köklü. Dünyadaki tüm yaşayan sistemlerde ciddi azalmalar var. Mesela balık avlanabilecek kaynakların yüzde 75’ini eritmiş durumdayız. Ormanlar ve ekilebilir arazi konusunda da benzer bir felaketle karşı karşıyayız.


Sadece Amerika kıtasında, son iki asırda, ormanların yüzde 98’i kesilmiş. Bir başka ifadeyle, Avrupalıların burayı işgalinden sonra insan elinin değmediği orman alanı yüzde 1- 2 civarında kalmış. Yine Amerika’daki nehirlerin yüzde 40’ında yüzme, balık avlama ve içilebilirlik özelliği yok olmuş durumda. Dünya nüfusunun yüzde 5’inden daha az olan ABD, dünyadaki atıkların yüzde 33’ünü üretiyor. Her insan Amerikan vatandaşları gibi yaşamaya kalksa, 5 tane Dünya’ya ihtiyacımız olacaktı.


Tüm kaynakları inanılmaz bir hızla derleyip tüketiyoruz. Bu da yetmezmiş gibi, topraktan çıkardığımız madenlere bir de zehir katarak havaya, suya ve gıdalara karıştırıyoruz. İnsan sağlığına zararlı katkı maddeleri hemen her sanayi ürününde var. Özellikle de Çin’de üretilen ucuz malzemeler inanılmaz ölçülerde zehirli maddeler barındırıyor. Mesela en zehirli gıdaların başında anne sütü geliyor. İnanılır gibi değil ama, masum bebekler dünyaya geldikleri andan itibaren zehirli gıdalarla tanışıyorlar. Oysa bebekler için en gerekli ve faydalı olan gıda anne sütüdür. Ancak anneler, aldıkları gıda maddeleri yüzünden, farkında olmayarak bebeklerini toksik maddelerle beslemek zorunda kalıyorlar.


Peki çözüm ne? Az tüketmek, yani israftan kaçınmak. Mümkün olduğunca atıkları yeniden değerlendirmek. Tabii yapılacak başka şeyler de var: Mesela bu konularda daha detaylı bilgi sahibi olmak ve bu bilgileri başkaları işle paylaşmak.


Gelecekte Türkiye’yi ve dünyayı neler bekliyor? sorusuna cevap arıyorsanız, 21 Kasım 2008’de gerçekleştirilecek olan zirveye katılmanızı öneriyorum. Dünyanın en ünlü fütüristlerinin konuşmacı olarak katılacağı zirve, Türkiye’nin ilk fütürist şirketi M-GEN Gelecek Planlama Merkezi tarafından düzenleniyor.


İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda yapılacak olan zirveye günümüzün Leonardo Da Vinci’si olarak kabul edilen dünyanın en ünlü fütüristi ve gelecek tasarımcısı Jacque Fresco ana konuşmacı olarak katılacak.


Açlık, fakirlik, savaş gibi büyük sorunların engellenebilir ve kabul edilemez olduğuna inanan 92 yaşındaki Jacque Fresco, daha iyi bir gelecek inşa etmemizin mümkün olduğunu savunarak, sadece konuşmak yerine, somut öneriler geliştirmesiyle dikkat çekiyor.



ABD’nin Florida eyaletinde yaşayan Jacque Fresco’nun çok sayıda belgeseli, ödüllü projeleri ve patentleri bulunuyor. Devlet başkanlarına ve çeşitli kurumlara danışmanlık yapan Fresco, 1926-1930’lu yıllarda yaşanan büyük kriz sonrasında, sosyal bilincinin şekillenmeye başlamasıyla; sahip olduğumuz bilgiyi doğru kullandığımızda kurabileceğimiz yeni dünya uygarlığının nasıl olabileceğini tasarlamaya başladı.


İnsanlığın karşı karşıya olduğu problemlerin ve gelecek endişelerinin artık, ‘kıtlık temelli’ sistem ve yaklaşımlarla çözülemeyeceğini savunan Fresco, açlık, fakirlik, savaş gibi büyük insanlık sorunlarının kabul edilemez ve engellenebilir olduğuna inanan bir kültürün temelden inşasını öneriyor. Düşünüp, söylediklerini aynı zamanda somut olarak modelleyen ve gösteren Jacque Fresco, sürdürülebilir küresel gelecek için etik değerlere olan duyarlılığın artırılmasını ve uluslararası hukuk düzeninin kurulmasını gerekli görüyor. Fresco, ”Var olan global ve sosyal problemlere gerçekten son vermek istiyorsak, dünyayı ve kaynaklarını tüm insanlığın ortak mirası olarak kabul etmeliyiz” diyor…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir