EKONOMİK KALKINMA VE DEĞERLER

UTESAV, geçtiğimiz hafta sonu Ekonomik Kalkınma ve Değerler konusunu ele alan bir konferans konferans düzenledi. Açılış konuşmalarını, MÜSİAD Genel
Başkanı Ömer Cihad Vardan ve UTESAV Başkanı İsrafil Kuralay’ın yaptığı konferansta Prof. Dr. Recep Şentürk, Prof. Dr. Sabri Orman, Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Prof. Dr. Sedat Murat, Doç. Dr. Bedri Gencer, Doç. Dr. Halil Zaim, Doç Dr. Cengiz Kallek, Dr. Hüseyin Çırpan, Dr. Nihat Alayoğlu ve Dr. Sadık Ünay gibi uzmanlar konuyu farklı yönleriyle ele aldılar. Türkiye’de son zamanlarda kısır ve anlamsız tartışmaların yaşandığı bir dönemde UTESAV’ın böyle bir konuyu ele alması, gerçekten de tebrik edilecek bir davranış. Zira anlamsız gündemlere takılıp kalmak yerine, ülkemizin ve insanlarımızın geleceğini ve aynı zamanda varlık sebebini irdeleyen bir konuya parmak basmak tarihe not düşülecek bir adımdır.



Elbette gelişmek ve kalkınmak önemli. Ama “biz” kalarak kalkınmak hepsinden daha önemli. Zira son zamanlarda insanoğlu, kalkınma uğruna her türlü değeri yok saymakta. Ve öyle bir noktaya geldik ki, adeta kendi kozamızı örmeye başladık. Bugün artık dünyamızın yaşanmaz hale geldiğini apaçık bir şekilde görüyoruz. Ve bütün bunlar, özellikle son yüzyıllarda oluverdi. Milyonlarca yıldan beri yeryüzünde varlığını sürdüren insanlık, “Aydınlanma” veya “Bilim Çağı” olarak bilinen yakında dönemde, en büyük yıkım ve felaketleri kendi elleriyle hazırladı. İki tane dünya savaşında onmilyonlarca hemcinsini gözünü kırpmadan öldüren çağdaş insanlık, açgözlük ve bencillik hırsını dizginleyemediği için üzerinde yaşadığı tabiatı da hunharca katletmeye devam ediyor. Son 30 yılda, dünyamızın tabii kaynaklarının üçte biri tüketildi. Ormanların çok büyük kısmı gelişmiş ülkeler tarafından yok edildi. Hayatın can damarı olan suların yarıya yakın kısmı içilemeyecek derecede kirletildi. Bugün ABD nüfus olarak dünyanın yüzde 5’i. Ama aynı ABD dünya kaynaklarının yüzde 30’unu tüketiyor ve dünyadaki atıkların yüzde 30’unu ortaya çıkarıyor. Eğer herkes aynı hızla tüketseydi, 5 tane dünyaya ihtayacımız olacaktı. Dizginlenemeyen bu tüketim ihtiyacını karşılamak için hiçbir sınır tanımadan üretirken bir taraftan dünyanın kaynaklarını yokediyoruz, öbür taraftan da bu üretimler sırasından inanılmaz ölçülerde zehirli malzemler kullanarak insanları ve çevreyi büyük bir faleketin içine çekiyoruz. Bugün sanayide kullanılan 80.000 kimyasal ürünün çok az bir bölümü üzerinde testler yapılmış. Bunların insan sağlığı üzerindeki zararlı etkileri biliniyor. Kanser, sakat doğumlar vb. zararları bilinenlerin yanı sıra, çoğunun ne tür zararlar verdiğini dahi henüz belirleyebilmiş değiliz. Ama buna rağmen onları kullanmaya devam ediyoruz. Bütün bunlar olurken, etikten yoksun medya da gerçeklerin örtbas edilmesi, bazen de tepetaklak edilmesi konusunda önemli bir rol oynuyor. Bu gidişe dur denilmez ise, kendi kıyametimizi kendi ellerimizle hazırlıyor olacağız. Bunun hiç kimseye yarar getirmeyeceği ise apaçık ortada.



Bu konuyu gelecek yazılarda işlemeye devam edeceğiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir