Ekonomik Küreselleşme ve Kar Savaşı

Ekonomik küreselleşme gerçekten iyi ve kötü yönlere sahip. Fakat fazla kârın sınırsız mutluluğa giden yol olmasının vurgulanışı yanlış anlaşıldı, bundan dolayı gelip geçici olan bir şey bize bitmeyen bir mutluluğu nasıl verebilir?

Amerika II. Dünya Savaşı’ndan sonra dünyanın ekonomi ve endüstri ala-nında lideri olarak ortaya çıktı. Eski düşmanlarını yeniden karşısına almamayı ve Sovyet Rusya’yla soğuk savaştan kaçınmayı tercih ederek eski “dünyadan soyutlanmış” anlayışından vazgeç-tiğinde de küreselleşmenin şu anki safhasının tohumları çoktan atılmıştı.

Diğer gelişmeler de bu akımı desteklediler, bunlardan bazıları şunlardır:
-Silikon çipin icadı (1958-1959). Bunu takip eden gelişmeler bilgisayar parçalarını ve verileri o kadar küçülttüler ki şu anda veri aktarımı neredeyse anında gerçekleşmekte. İnternet tarayıcıları, arama motorları ve internetle bir araya geldiklerinde finansal veriler ve diğer veriler sonuna kadar kullanılabilirler. Amerikan Kongresinin elektronik ticareti onaylaması ve ev bilgisayarlarının ve telefon ücretlerinin düşürülmesi Uluslararası Şirketler (Transnational Cooperations TNCs) için bulunmaz bir nimetti. Şimdi bu şirketler daha uzak mesafeli atılımlar yapabiliyor, parayı en iyi ekonomik fırsatlara yönlendirebiliyor, vergilerden ve diğer zararlardan kaçabiliyor ve kârlarını artırmanın başka “yaratıcı” yollarını bulabiliyorlar.

-Anaparanın yeniden düzenlenmesi. Bu gelişme Bretton Woods’un 1994’ten beri Amerika tarafında sürdürülen sabit kurun terk edilmesiyle başladı.

-Büyük bankaların ve sigorta şirketlerinin borç sağlama alanındaki tekelinin önüne geçilmesi.

Bu gelişmeler öncelikli amaçları kâr olan mil-yonlarca bireysel yatırımcıya ve ortak fon yöneticilerine bir zamanlar kapanmış olan pazarları yeniden açtı. Sonuç: “şu anda yatı-rımcılar evlerindeki bilgisayarlarla dünyanın her tarafında hisse senetleri almakla kalmayıp, internet üzerinden ücretsiz hizmet veren borsa siteleri de onlara herhangi bir broker’ı aramak zorunda kalmadan veya bir hesap aleti kullanmak zorunda kalmadan gerekli bilgiyi sağlıyor. Bu işi yapan insanların sayısı arttıkça farklı ekonomiler ve şirketler hakkında daha fazla bilgi isteyecekler ve iyi olanları ödüllendirip kötü olanları yolun dışına atarak paralarını daha kolayca yönlendirebilecekler.”

Bu “kâr artırma”nın altında yatan felsefe Sosyal Darvinizmle nazik bir şekilde bir araya getirilerek oluşturuldu. İlk önce geliştirmek sonra da “ekonomik” Darvinizm’i uygulamak mantıklı bir döngüydü. Bu felsefeye göre insanların ve diğer canlı türlerinin uyum sağlayarak ve güçlü olarak hayatta kalmayı başarmaları gibi şirketler de ancak çevreye çabuk uyum sağlayarak ayakta ka-labilirler.

Bu görüş ortak bir yargı ya da anlayış şeklini alabilir: “düşük maaş ödemek, denizaşırı çalışan işçilere çok az çıkar sağlamak ve her şeyi verimlilik anlayışıyla savunmak…Bu tür olaylar için yeni kelimeler de üretildi: değer düşürmek, kaynak sömürmek, yeniden yapılanmak, risk azaltmak gibi…”


Zararları ve Faydaları
Çok sayıdaki Çinli tüketiciyi amaçlayanlar küreselleşmenin Çin’i daha açık bir toplum haline getireceğini iddia etmekteler. Bunlar ilk olarak, yabancı ve yerli şirketler internet’e daha kolay ulaşacaklarında dolayı Beijing’in bilgi üzerindeki resmi tekelinin sona ereceğini söylüyorlar. İçteki muhalif guruplar bu sempatizanlarla bağlantı kurmak ve muhalefet sebeplerini içeride ve dışarıda yayınlamak için kullanabilirler.

İkinci olarak, Çin dünya devletleriyle olan iliş-kisini daha da artırdıkça Beijing adil ödeme, çalışma olanakları, işçi hakları ve diğer birçok konuda uluslar arası yasalara daha da bağlanmak zorunda kalacak. Aynı zamanda küreselleşmenin getirdiği yeni ekonomi politikası olan ve ekonomiyi liberalleştirmek, devlet kuruluşlarını özelleştirmek, finans ve bankacılık sektörleri açmak, şeffaflık ve güvenilirlik sağlamak ve doğru finansal bilgi sağlamak anlamına gelen neoliberalizm’e kendini uydurmak zorunda kalacak. Tahmin edildiği gibi, bu reformlar Çin’in politika ve ideolojiyi her şeyden üstün tutan eğiliminin aksine olacaktır.

Üçüncü olarak, yabancı yatırımcılarla çalışan Çinliler demokrasiyi, bireyselciliği, kişisel sorumluluğu, insan haklarını, devlet güvenilirliğini ve diğer ülkelerdeki insanların gerçekte nasıl yaşadıklarını öğrenecekler.

Buna ek olarak, yabancı yatırımlar Çinli girişimcilere ve yaşam standartlarını yükseltmek isteyenlere yeni fırsatlar açıyor. Bu insanlar normal saatlik ya da günlük ücretten daha fazlasını kazanabilmekte ve hatta ailelerine yardım için para yollayabilmektedirler.

Bu iddialar biraz farklı şekillerde gelişmekte olan pek çok ülke için geçerli olabilir. Bu fikirler bize çok makul gelebilir ve gerçekten de biraz haklılık payları olabilir, ama gerçek bazen teorik beklentilerimizle uyuşmayabilir. Şimdi gelecek olan örnekler sadece bahsedilen ülkelerle sınırlandırılamaz.

Meksika’da ekonomik gelişmeler kuzeydeki Amerika sınırıyla beraber Meksiko City’de yoğunlaşmaktadır. Tarımla uğraşan yüksek sayıdaki insana rağmen bu sektör ihmal edilmektedir. Borç alarak rahatlamak, yabancı yatırımlar ve Kuzey Amerika Gümrük Birliği’ne girebilmek için hükümet devletin anayasasından 27. maddesini çıkardı, böylece tüm devlet arazisi yabancılar ve Uluslararası Şirketler (TNCs) için serbest bölge haline geldi. Amerika ve Kanada Meksika’nın fakir halk tarafından kullanılan el değmemiş zenginliğine ulaşmak istediğinden dolayı hükümet bunu yapmak zorunda kaldı. Sonuç hâlâ çoğunluk tarfında desteklenen Zapatista Partisi’nin 1 Ocak 1994’te yükselişi ve 71 yıldır iktidar olan partinin 2000 yılında gücünü yitirmesine sebep olan bir dizi problem oldu.

Kuzey Tayland’da, gelişmişlikten uzak olan köylüler televizyon sayesinde şehirde yaşayan insanların yaşayışlarını ve Bangkok’un modernliğini görme fırsatı buldular. Biraz fayda çıkarmak amacıyla bazı aileler kızlarını Bangkok’taki genelevlere sattılar. Tayland halkının büyük bir bölümü ve hükümet buna bu kızların “kör talihi” deyip bu ahlâki ikilemden bir çıkış yolu bularak bu olayı sessizce desteklediler. Sonuç kontrol dışı yayılan AIDS ve genç kadınların akıl almaz bir şekilde kullanıldığı bir seks turizmi patlaması oldu. Komşu Kam-boçya ve kadınların fahişeliği iyi bir yaşama açılan kapı olarak gördüğü Rusya’da da aynı problem mevcut.

Ekvator’da Hint-Amazon kabileleri ve diğer insanlar Texaco’yu arkasında bıraktığı kirliliği temizlemesi için Amerikan mahkemelerine verdiler (1993). Artık Ekvator’da faaliyet göstermeyen Texaco 20 yılı aşkın bir sürede günde 4,3 milyon galon zehirli yağı çevre sulara döktü ama onlar bunun çevrede kayda değer bir zarara yol açmadığını iddia ettiler. Şirket aynı zamanda arkasında ağır metal ve kanserojen taşıyan karışımların oluşturduğu atıklarla dolu 300’den fazla açık atık çukuru bıraktı. “Davacılar davalarında fakir halk arasında yayılan bir ölümcül kanser dalgası, doğum sakatlıkları, deri bozuklukları ve bazı anormallikler oldu-ğunu, bunu yanı sıra zehirli “kara yağmur”la beraber bitkiler, hayvanlar ve tarım ürünlerinde ciddi miktarda kayıplar olduğunu ve atık su kaynakları yakınındaki bazı köylerde kanser oranı geçmişe oranla 100 kat daha fazla olduğunu belirtiyorlar.”. Dava hâlâ sonuçlanmadı. Aynı problem Nijerya’da Shell, Endonezya’da Nike, Hindistan’da Union Carbide ve Papua Yeni Gine’de Rio Tinto ile yaşanıyor.

Etki Alanları
Tarım. 1960’ların Yeşil Devrimi tarımı küreselleştirdi ve “ticari mahsül” anlayışını beraberinde getirdi. Devrim aynı zamanda yüksek ürün verimi, yetersiz beslenme oranın düşürülmesi ve kırsal alanların gelişti-rilmesini de beraberinde getirdi. Bunla beraber, devrim aynı zamanda geleneksel ürün çeşitlerinin ve çiftçilerin yerini tarım sanayisinin ve çok para getiren ticari mahsüllerin almasını, pahalı ithal gübreleri ve ilaçları, artan toprak dağılımı düzensizliğini, yüzyıllarca yerel çiftçiler tarafından geliştirilen tahıl tohumlarının yabancı şirketler tarafından patentleşmesini ve finansal ve doğal kaynakların tarım işadamlarına devrini de beraberinde getirdi.

Tüm bunlar yerel tarımın önemini azalttılar, bu da fakir köylüler için yıkıcı bir darbeydi. Daha da kötüsü, Gıda ve Tarım Organizasyonu’na göre tüm bitki türlerinin %75’i yok oldu. 1995’te araştırma yapılan 154 ülkenin 80’inde kayıp modern ve ticari tarımın yayılışı ve yeni ürün çeşitlerinin getirilmesi olarak ifade edildi.

İlaç. Şubat 2001’de Amerika Brezilya’nın ulusal ve yüksek derecede başarılı olan AIDS tedavi programını Dünya Ticaret Organizasyonu’na şikayetle tehdit etti. Ucuz ve markasız yerel ilaçlar üreterek ve bunları bedava dağıtarak Brezilya AIDS’ ten ölüm oranını yarıya düşürdü ve tedavi ücretini önemli ölçüde ucuzlattı. Nisan 2001’de Güney Afrika mahkemelerinde uzun süren mücadelelerden sonra birkaç Uluslararası Ecza Şirketi Güney Afrika hükümetinin ucuz ilaçlar ithal ederek AIDS hastalarını tedavi planını engelleme savaşından vazgeçtiler. AIDS hastaları için ucuz ve markasız ilaçlar üreten Hintli şirket Clipa arasıra bu Ecza Şirketleri ve onların hükümetleri tarafından faaliyetlerini durdurup vazgeçmesi için baskıyla karşılaşıyor.

Her iki durumda da sebep aynı: Batılı şirketlerin sahip olduğu patent hakları ve entelektüel mülkiyetin ihlali. Bu şirketlerin dünyanın en zenginlerinden ve müşterisi olan ülkelerin dünyanın en fakiri olduklarından hemen hemen hiç bahsedilmiyor. Bu olumsuz üretim sonucunda fiyatlar biraz düşürüldü. Nitekim Asya ve Afrika’daki pek çok AIDS’li hasta yaşamaları için gerekli olan ilaçları almak için yeterli paraya hâlâ sahip değiller. Amazon’da araştırmacılar yerli fakir halktan tedavi gücü olan pek çok bitki çeşidi öğrendiler. Ama, bunların çoğu bu bilgileri büyük Ecza Şirketlerine satıyorlar ve böylece her iki taraf birden zengin oluyor. Bu arada, tabi ki, Amazon insanının hiç bir çıkarı yok, aksine durumlar her yeni Uluslararası Ticari Şirketin açılımıyla kötüleşiyor.

Ulusal Egemenlik. Bilgisayarlı ve neredeyse anında gerçekleştirilen ticari işlemler ve nakit para spekülasyonları devletleri kimin yönettiğini anlamayı zorlaştırıyor. Hükümetler içinden çıkılması imkansız bir durumda: “Merkez Bankaları ve seçilen hükümetler sürekli yerel ekonomi ya da küresel pazarların yeni gücünden birini seçmek zorunda bırakılıyorlar. Politik liderler için bu genellikle kazananı olmayan bir seçim, çünkü küresel pazarların fikri olan iyi ekonomik politika hükümetlerden hep ekonomilerini küçültmelerini, artan işsizliği veya sosyal alanda yapılan harcamaların azaltılmasını gerektirmiştir.

Bireysel ve kurumsal para spekülasyoncularının belki de en tanınmışı olan George Soros, hükümetleri bu yöntemle yumuşattı. Beraber çalışarak Soros ve hükümetler 1992’de İngiltere Bankasının gücünü azalttı ve 1993’te Avrupa’nın döviz kuru mekanizmasını çökertti. Malezya başkanı Muhammed, Soros’u 1997-98’deki Asya’daki ekonomik krizden sorumlu tutuyor. Hiçbir para spekülasyoncusu kendi başına pek fazla şey başaramaz, ama Soros gibi büyük oyuncular harekete geçtikleri zaman diğerleri de katılırlar. Sonuçlar o ülkelerin ulusal ekonomilerini ve kısmen de olsa sosyal politikalarını kimin yönettiğini gösteriyor.Yapısal Uyum Programları ise tartışılan diğer bir konu. 1980’lerde Amerika yardımlarını Dünya bankasına, IMF ekonomik paketlerine (enflasoynu düşürmek, ihracatı
artırmak, borç ödeme programlarıyla tanışmak ve bütçe açıklarını kapatmak), reformlarına ve artmış Amerikan ticaret ve yatırımlarını iyileştirmeye ayırmaya başladı.

Bununla beraber, bu programlar genellikle hükümet harcamalarında ciddi bir azaltmayı, devalüas-yonu, yüksek faiz oranlarını, düşük maaşları, devlet kurumlarını satmayı, gümrük vergilerini düşürmeyi ve yabancı yatırımlarla ilgili kanunların liberalleştirilmesini gerektirmektedir. Fakat hükümetlerin dengeleri artacakken yapısal uyum programları güvenilebilir ve dengeli ekonomik gelişme için sağlam bir altyapı kurmakta başarısız oldular…ve bu programla yerel endüstrileri iflas ettirdiler, gıda ithalatına olan ihtiyacı artırdılar, sosyal hizmetleri kıstılar ve zengin ve fakir arasındaki uçurumu daha da artırdılar.

Buna ek olarak, yeni borçlara eskilerini ödemek için gerek duyulduğundan ve gelecek borçlar için kapı açacağından bu programların fakir ülkeleri borç içinde tutma yönünde bir eğilimleri var. Buna rağmen, uluslar arası parasal yardım ve yatırım arayan ülkeler için hâlâ birer deva olarak kalıyorlar. Eğer Yapısal Ayarlama Programı karşıtı protestolar devam ederse ve eğer kuruluşlara borç verenlerin daha şeffaf hâle gelmesini ve sosyal politikaların başarılı olmasını isterlerse bu durum değişebilir.

Politik Gelişmeler ve İnsan Hakları.
Batılı ülkelerin petrolce zengin olan Orta Doğuya ve yeraltı kaynağı bakımından zengin Afrika ülkelerine onlarca yıldır yaptıkları yatırım diktatörlüğün Sinkiang ve Tibet’te din ve insan haklarını desteklemek yerine Çin’in kendisinden bahsetmeye gerek yok. Amerikan işadamları 19 Ekim 2000’de Washington’u Çin’e kalıcı ticaret bağları vermeye ikna ettiler. Bu sebeple Çin’in insan, çalışma ve dini hakların ihlâli Amerikan iş şirketlerini artık göz önünde bulundurmak zorunda değil. Maalesef, bu durum istisnadan ziyade kuralmış gibi gözüküyor.

Sonuç

Sınırsız tüketiciliğe ve artan büyümeyle gelen artan kâr mutluluk getirmesi fikrine dayanan küresel kapitalizm şimdi dünya ekonomisine hükmediyor: “buna göre tüketiciliğin kültürel ideolojisi insanların fizyolojik ihtiyaçlarını tatmin seviyesinin üstünde doyurmanın hayatın gayesi olduğuna ve en iyi organize olmuş toplumların tüketici memnuniyetini temel kuruluşlarının merkezine koymuş olanlar olduğuna ikna eden bir dizi inanç ve davranışlardır.”

Eğer bu doğruysa insanların mutsuzluğu tabi ki artacaktır. Yabancı televizyon programları ya da sinemalar aracılığıyla zenginlerin “gerçek” yaşamlarını izleyen fakirler asla ulaşamayacakları bir zenginliğe şahit oluyorlar ve işçiler devamlı bir iş güvensizliğiyle karşı karşıya kalıyorlar. Kırsal alanlardan şehirlere göç edenlerin hayalleri iş bulamadıklarında suya düşüyor. Medya çocuk yaşta çalışanların artmasını, çevrenin yok edilmesini, anavatanlarına olan karşılıklı işbirliği ve sorumluluk anlayışının kaybını, yeniden düzenlenen uzak mesafe kavramının savurduğu tehditlerle güçlükle kazanılan emeğin hortumlanışını ve Uluslararası Şirketlerin işi kitabına uydurmak yoluyla vergileri azaltmalarını bize aktarıyorlar.

Bu işlerden yararlananlar bile kendilerini güvende hissetmiyorlar. Çünkü yüksek kâr amacıyla işleri sömürülebilir ya da yeni becerileri çabuk kavrayamadıklarından ortadan kalkabilirler. Ortakların memnuniyet-sizliği şirketlerin yıkılabilir ve zamanlarından işleri için yaptıkları fedakarlıklar normal aile hayatını ve arkadaşlığı imkansız kılabilir.

Özetlemek gerekirse: “Dar fikirlerinden dolayı, pazar ekonomistleri ekonominin liberalleşmesine de -kapitalist yatırımlar iyi durumda olan fabrikaların ani bir şekilde kapanmasıyla yok edildi, ekonomiler daha da yavaş geliştikçe ekonomik üretim kaybı oldu, paranın değerinin elekten geçirilmesinden dolayı artan işsizlikten ve düşen ücretlerden kaynaklanan toplum huzurunun mal olduğu bedel, şirketlerin ve ulusların tutarsızlıkları- dayandırılabilecek olan tazminat zararlarının hepsini hesaplamaya hiç teşebbüs etmediler.

Ekonomik küreselleşme gerçekten iyi ve kötü yönlere sahip. Fakat fazla kârın sınırsız mutluluğa giden yol olmasının vurgulanışı yanlış anlaşıldı, bundan dolayı gelip geçici olan bir şey bize bitmeyen bir mutluluğu nasıl verebilir? Geride kalanlara “ileride bir zamanda” gerçekleştirebilecekleri rüyadan başka verebileceği hiçbir şey yok. Ve bir gün bu insanlar, rüyalarının gerçek olmasını isteyeceklerdir..

Kaynak: Economic Globalization and the Quets for Profit, The Fountain Magazine..

Jay Willoughby- İng. Çev: Mete Akçaoğlu


gonuldengonule

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir