Elektrikli arabanın fişini kimler çekti?

Çevrecilerden siyasilere, oradan Hollywood yıldızlarına varıncaya kadar birçok kişi, 90’lı yılların başında hayata geçirilen; ama akabinde petrol kartellerinin baskısıyla hurdaya çıkarılan elektrikli arabaları tekrar sokaklarda görmek istiyor ve soruyor: ‘Elektrikli arabayı kim öldürdü?’

Elektrikli arabayı kim öldürdü?’ Dünya kamuoyu, Sony Pictures tarafından aynı isimle beyazperdeye aktarılan belgesel filmle bu sorunun cevabını öğrenmeye çalışıyor. Belgesel, bu yaz Amerika’da en ses getiren yapımlardan biri, aynı zamanda da çevrecilerin ve alternatif küresel politika taraftarlarının sembolü oldu.


İklim değişikliklerine yol açan küresel ısınmanın, enerji paylaşım savaşlarının ve yükselen petrol fiyatlarının dünya ekonomisine getirdiği yükün faili olarak gösterilen petrolün aslında kaderimiz olmadığı temasını işleyen film, sarsıcı bir iddia ortaya atıyor: Başını Amerikan Başkanı George Bush, Başkan Yardımcısı Dick Cheney ve Amerikan Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın çektiği petrol lobisi, 90’lı yılların başında piyasaya çıkmaya hazırlanan elektrikli araba projesini rafa kaldırttı.

Peki bu iddia doğru mu? ‘Her ne kadar komplo teorilerine inanmasam da, bu iddia tamamen de haksız değil.’ diyor, merkezi Washington’da bulunan Elektrikli Arabalar Federasyonu’ndan (EVA) Dave Goldstein. Amerika ve tüm dünyada elektrikli arabaların (EV) yaygınlaştırılması için çalışan bir sivil toplum kuruluşu olan EVA’nın başkanlığını yürüten Goldstein, özellikle 90’lı yılların başında isim yapmış petrol şirketlerinin, henüz emekleme aşamasında olan elektrikli otomobillerin ‘işe yaramaz bir girişim’ olduğu fikrini yaymak için 200 milyon dolarlık bir halkla ilişkiler kampanyası düzenlediğini söylüyor. Bununla birlikte Çin ve Hindistan’ın giderek artan petrol talepleri, fosil yakıtların sebebiyet verdiği küresel ısınma, petrol yataklarının azalması gibi gelişmelerin bu şirketleri politika değiştirmeye zorladığını söylüyor Goldstein. ‘Artık petrol sonrası çağa hazırlanan bu şirketler, bir yandan ellerindeki petrolü satmaya devam ederken diğer taraftan da temiz enerji olarak isimlendirdiğimiz alternatif yakıt araştırmalarına yatırım yapmaya başladılar.’ diyen Goldstein, elektrikli arabalarda kullanılan pillerin geliştirilmesi için şimdiden sektöre büyük yatırımlar yapıldığına da işaret ediyor.

Şirketler seri üretime yanaşmıyor

Peki elektrikli araba fikri ne kadar gerçekçi? ‘Sandığınızdan daha gerçekçi!’ diyor Goldstein ve ekliyor: ‘Şu an yollarda gördüğünüz her türden taşıt, elektrikle çalışabilir ve verimliliğinden hiçbir şey kaybetmez!’ ‘Peki neden çalışmıyorlar?’ sorusuna ise, ‘Sebebi, otomobil sanayisinin halen tavuk-yumurta denklemini çözmemiş olması.’ şeklinde cevap veriyor Goldstein. Elektrikli taşıtlarda kullanılan piller, halen bu sahadaki en yüksek üretim maliyetini oluşturuyor. ‘Büyük şirketler seri üretime yanaşmıyor. Seri üretim olmadığı için pil maliyetleri düşmüyor. Düşmeyince de çok üretim olmuyor. Olmayınca petrolle çalışan arabalara mahkum kalıyoruz.’ şeklinde özetliyor bu açmazı. Ona göre asıl sebep, mevcut otomobil sanayisinin, petrolle çalışan motorlara göre yapılandırılmış olması: ‘Elektrikli arabalarda yağ filtresi ve yağ değiştirmiyorsunuz. Motor bakımları yaptırmıyorsunuz. Bu tüketici açısından çok güzel. Peki ya yedek parça ve satış sonrası servis üzerinde dönen koskoca bir otomobil sektörü açısından?’ Hatta öyle ki, 90’lı yılların başında üretilen General Motors EV1, Honda EV Plus ve Toyota RAV4-EV gibi elektrikle çalışan modellerin, tüketicilerin yoğun ilgi göstermesi üzerine, tüm piyasanın çökeceğinden endişe eden üretici firmalar tarafından toplanarak imha edildiğini iddia ediyor.

Elektrikli arabaların lobisini yapan isimler arasında George Clooney ve Mel Gibson gibi Hollywood markaları da var. Gibson sık sık katıldığı TV şovlarında elektrikli araba kullanmanın erdemlerinden bahsederken, Amerika’nın petrole bağımlılığının dünyanın başına açtığı işleri konu edinen Syriana filminin hem perde önü hem de arkasındaki rolü ile ses getiren Clooney ise Tango model bir EV sahibi. Eski Amerikan Başkan Yardımcısı Al Gore ise, sürekli olarak, rüzgâr ve güneş enerjisi gibi ‘yenilenebilir enerji’ kaynaklarının hayata geçirilerek, petrole olan bağımlılığın azaltılmasını savunuyor (Sakın ola bundan dolayı başkan olamamış olmasın!)

Peki elektrikli arabalar bize ne vaat ediyor? ‘Her şeyden önce doğayı kirletmiyorsunuz. Petrol yakmadığınız için kirlilik olmuyor.’ diyor Goldstein ve devam ediyor: ‘Üstelik suyu da kirletmiyorsunuz. Çünkü arabanızdan yollara yakıt ve antifriz damlamıyor, bunlar suya karışmıyor! Dahası da var. Paranız cebinizde kalıyor. Tek yapmanız gereken arabanızın pilini şarj etmek!’





| || |||_NEYİN NESİ?_||| || |


Motor yok! Benzin deposu yok! Egzoz yok! Çevre kirliliği yok! Gürültü yok! Aynı zamanda petrol parasıyla beslenen lobiler, diktatörler vb. de yok!

Elektrikli araba tam olarak neyin nesi?

Yüksek performanslı piller elektriği depolar. Elektrik motoru ile itiş gücü üretilir. Teker döner, araba gider. Tüm bunlar olurken ne fosil yakıt kullanılır ne de çevreye zehirli atık salgılanır. Yağ değiştirmek, motor bakımı yapmak zorunda değilsiniz. Buji, benzin deposu, distribütör, akü, debriyaj pedalı, susturucu vb. gibi kavramlar sizin için artık tarih olmuştur!

Kulağa hoş geliyor. Nereden alabiliriz?

Büyük bir dönüşüm, yüksek teknoloji ve altyapı gerektirdiği için çok az sayıda ülkede, o da daha çok test amaçlı üretiliyor. 90’lı yılların başında California Eyaleti’nin yürürlüğe soktuğu ‘Sıfır Emisyon’ uygulaması üzerine büyük otomobil şirketleri, gayet randımanlı çalışan EV’ler piyasaya sürmüş, lobilerin devreye girmesiyle üretimi durdurdukları gibi, aynı zamanda uygulama da yürürlükten kaldırılmıştı. Amerika’da Toyota, GM ve Honda gibi şirketler, müşteri memnuniyeti ve talebine rağmen, maliyetleri ve kullanımın yaygın olmamasını öne sürerek EV’lerin yapımını ve satışını durdurdu.

Nasıl ve nerede şarj edeceğiz?

Şu an kullananlar evlerinin garajlarında şarj ediyor. Elektrik motorunun ve kullanılan pillerin cinsine göre 4-5 saati buluyor. Altyapının ve yapılan yatırımların genişlemesiyle birlikte daha uzun ömürlü pillerin üretilebilmesi mümkün. Aynı zamanda Amerika’da, bu işin öncülüğünü yapmış California gibi bazı eyaletlerde EV’lere yönelik ‘elektrik istasyonları’ mevcut.

Benzinden daha mı ucuz?

Evet, kesinlikle daha ucuz. Kilometresi 2 cent civarında! Ama EV’lerin bir sorunu, bir depo ‘elektrikle’ 200 km civarında yol alabilmeleri. Akabinde pillerin şarj edilmesi gerekiyor. Pil kapasitesinden kaynaklanan bu sorun bir yana, EV’lerin ardında, güneş panelleri, rüzgâr değirmenleri, hidro-elektrik santralları ve hatta, çok eleştirilmelerine rağmen, nükleer santrallar gibi ümit vadeden devasa ‘pompalar’ bulunuyor. Her halükarda, nükleer santralların atıkları da dahil olmak üzere, çevreye, petrolle çalışan araçlar kadar zarar vermiyorlar!

Madem bu kadar iyi, neden ortalıkta yoklar?

Çevrecilere ve EV derneklerine bakılırsa, petrol kartelleri ve otomobil lobileri, pazar paylarını ve ellerindeki büyük gücü kaybetmemek için üretimi, satışı ve yaygınlaşmasını engelliyor. Toyota gibi, EV üretimini durduran sayılı üreticilere göreyse, yeteri kadar talep yok. Üstelik, araç pilleri, halen hem alıcı hem de satıcı açısından büyük maliyet. Kısa zamanda ölen pillerin yenilenmesi, aracın maliyetini geçebiliyor. Buna rağmen şirketler, bir yandan EV’ler üzerinde çalışmaya devam ederken, daha çok, benzinle çalışmaya başlayıp bir süre sonra elektrik enerjisiyle yola devam eden hibrid (melez) modellere ağırlık vermiş durumdalar.







Sayı:229
Bölüm:Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir