ERTUĞRUL OSMANOĞLU’NUN ARDINDAN

Geçtiğimiz Cumartesi günü, Osmanlı’nın son şehzadesi Ertuğrul Osmanoğlu’nun cenaze töreni vardı. İstanbul’un dört bir tarafından kopup Sultanahmet Cami’ne gelen muhteşem kalabalık, cenaze namazını kıldı ve dualarla onu yolcu etti. Gazeteler, cenaze namazına katılanların sayısını beş bin olarak veriyordu. Oysa aslında bu rakam çok daha fazlaydı. Zira aşırı izdihamdan dolayı camiye yetişemeyenlerin sayısı, camiye girebilenlerin birkaç misliydi. O saatlerde Sultanahmet’e çıkan tüm yollar tıkalıydı. Zaten cenaze namazı sonrasında türbeye giden yolun iki tarafını dolduran kalabalık da bunu gösteriyordu. Rahatlıkla yirmi bin insan vardı orada.



Önemli olan, bu kadar insanın kendiliğinden harekete geçmiş olmasıydı. Zira Ertuğrul Osmanoğlu’nun ne devleti, ne saltanatı vardı. Hiçbir siyasi yönü yoktu. İnsanların oraya toplanması için özel bir davet de yapılmamıştı aslında. Hele hele dünyevi menfaat kesinlikle söz konusu değildi. Zaten Osmanlı hanedanı ailesi mensupları öylesine olgun ve şuurluydular ki, asla ve asla siyasi bir talep veya beklentileri olmadı. Bu tür oyunlara hiç tevessül ve tenezzül etmediler. Böyle şeyleri ağızlarına almayı dahi kendilerine yakıştırmayacak kadar asildiler.



O halde bunca insan oraya nasıl, niçin toplandı? Elbette devleti 600 yıl yönetmiş bir aileye olan vefa borcu söz konusuydu. Ama Osmanlı hanedanındaki vakar ve mütevazilik de insanları cezbediyordu.. Toplumsal şuuraltı, başka bir ifadeyle maşeri vicdan harekete geçmişti.



Görülmeye değer bir tabloydu gerçekten. Toplumun her kesiminden, her katmanından insanlar vardı orada. İdeoloji ve etnik farklar bir anda ortadan kayboluvermişti. Ve bütün bu insanları birleştiren tek bir şey vardı: Adeta Osmanlı ruhu harekete geçmişti. Aslında Osmanlı bir sembol, bir sihirli kelimeydi burada. Osmanlı sadece bir hanedanı, bir aileyi temsil etmiyordu. “Devlet-i Aliye”nin şifresiydi bir bakıma. Herkes, onun sayesinde kendine bir yer bulabiliyordu. Türk, Kürt, Arap, Zenci, Çerkez, Boşnak…. Hatta Yahudi, Rum, Süryani ve Ermeni bile o büyük şemsiyenin gölgesinde mutluluğu yakalamıştı bir zamanlar. Bugün bile o güzel günleri özlemle yad ediyorlar, dünyanın dört bir yanında.



İşte bizi birleştiren, büyüten formül bu…. Devlet-i Aliye şuuru. Bir diğer adıyla Devlet-i Ebed Müddet fikri… Farklılıkları bir potada eriten ve birbirinden güzel desenleri oluşturan o muazzam terkip…


28.09.2009

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir