Eski Dönem Hammallar

Sırtlarındaki yüklerinin altında kaybolan erkeklerden yani hamallardan bahsedeceğiz. Yüzyıllardır yediğimiz giydiğimiz kulllandığımız eşyaları sırtlarına yükleyerek bir o dükkana bir bu dükkana taşıyan hamallardan. Acaba eskiden günümüze hamallık mesleğinde neler değişmiş, neler aynı kalmış. Hamal olmak için hangi şartlara haiz olmak gerekiyor, hamallık mesleği insanda hastalık oluşturuyor mu? Bu ve benzeri soruları öğrenmek için merceğimizi geçmişten günümüze hamallık mesleğinin üzerine yaklaştırıyoruz. Bakalım hamallar önceden nasıldı şimdi nasıl oldu?

Hamallar meslektaslarıyla birlikte loncalara ait yerlerde yaşardı. Loncalar odalara bölünür, her odanın başında bir hamalbaşı bulunurdu.Bu yerlerin kiraları ve üyelik aidatları loncalar tarafından doğrudan doğruya yevmiyelerinden kesilirdi.Meslek babadan oğula geçerdi . Kurallara uymayan ise ihraç edilirdi. Birçoğu,dürüstlük içinde mesleklerini icra ederler,en kıymetli mallar ,tereddütsüz olarak kendilerine teslim edilirdi. Hamalların pazarlarda sebze ve meyve taşıyanlarına ise küfeci denilirdi.

BAKİ GÜNAY NETPANO.COM

Hanlarda ,iskele ve limanlardaki hamallar ise ‘arkalık’ adı verilen meşinden yapılmış içi samanla dolu semerleriyle yük taşırlardı.Büyük fıçılar ,sırıkla taşınır, bu tip yük taşıyan hamallara,sırık hamalı denilirdi. Sırık hamalları genellikle dört kişi olur,dişbudak ağaçından yapılmış uzun sırıkları omuzlarına alarak ,kısa,çabuk adımlarla yüklerini dengeleyerek yürürlerdi.
1550 yıllarında İstanbulda yaşamış olan Avrupalı seyyah Döbel hatıralarında İstanbuldaki hammallardan bakın nasıl bahsediyor.
‘İstanbul’un en yoksul halk kesimini limanda bavul taşyan hammallar oluşturuyor. Hammallar genellikle ya Ermeni ya da Türklerden oluyor, zayıf yapılı gibi görünseler de onlarca kilo ağırlığındaki balyaları yokuş mokuş demeden taşıyorlar;eğer tek kişi kaldıramayacak kadar ağır olursa, kendi yaptıkları iki kalas üzerinde ve her kalasın bir ucunu iki kişi tutarak balyayı istenilen yere götürüyorlar. Taşıma sırasında bir de melodi mırıldanıyorlar;öndekilerin bıraktıgı yerden arkadaki devam ediyor. Bunu da yoldaki insanların zamanında kenara çekilmesi için yapıyorlar. Genellikle yalın ayaklar ve üzerlerinde hafifi bir giysi var ;yaşamlarını hammallıkla eritirken , hiç de küçük olmayan sorumluluk taşıyorlar. Çünkü her birinin bakmakla yükümlü oldukları kalabalık aileleri bulunuyor. Buna ragmen her zaman neşeli ve eğlenceli oluyorlar. Daha önce de belirtiğim gibi İstanbul’un sokakları dar ve araba girmesi için elverişli degil;bu yüzden şehrin her mahallesinde ve çevre köylerde hamal bulmak her zaman mümkündür’
HAMMAL GELİYOR YOL AÇIN
Eğer hamalların taşıdıkları yükün ağırlığı fazlaysa dört hamal,çapraz olarak iki sırıkla ve iki önde ,ikisi arkada olmak üzere yükü omuzlarına alırlardı .Şayet bu dört hamaldan biri ritimli yürüyüşü bozup, hesapsız bir adım atarsa,ağırlık diğer arkadaşının üzerine binerek sakatlanmasına sebep olabilirdi. Hamallar,kalabalık yerlerde yolu açmak için ‘varda’ diye bağırılardı. Bu sesi duyan halk hemen kenara çekilir, çekilmeyenler ise büyük bir tehlikeyi göze almış sayılırdı. Beyoğlu’nda gayrimüslim hanımların tahtaveranlarını taşıyan kimselerede hamal denilirdi.Eski İstanbul’da 8.000’in üzerinde hamal bulunmaktaydı. Evliya Çelebi, seyahatname’de iç ve dış bedesten hamallarından söz eder. Bedestenin içinde çalışan hamallar,300 nefer olup, pirleri Peygam Ali’dir. Bedestenin dört zincirli kapısından içeri girmezler .Her gece esnafın sandık ve eşyalarını toplayıp bedestenin taşra mahzenlerine yangın korkusundan istif ederlerdi.Çünkü o dönemde sık sık yangın çıkıyor ve bir anda esnafın tüm malları yok oluyordu. Bu tehlike nin olması hammallara her zaman ihtiyaç doguruyordu. Dış Bedesten’de çalışanlar ise 200 nefer olup elleri beratlı değildi..Ancak hepsinin kefili vardı.
1587’de İstanbul kadısına gönderilen bir fermanda sakat hayvanlara taşıyabileceğinden fazla yük vuran hamalların bulunduğunu, bu şekilde yük taşınmaması için kendilerine kethüdalar vasıtasıyla tenbih edilmesi gerektiği bildirilmektedir. Bazı hamalların da mesafelere göre ücreti tayin edilen tarifeye uymadıkları bu şekilde hareket edenlerin tespit edilerek cezalandırılmalarının saglanması söylenilmektedir.1735’teki fermanda ise müşterilerinin eşyasını taşırken zarara uğratılmaması zarara uğrayan eşyaların , bölük başları tarafından ödenmesi emredilmektedir. Ayrıca hamallar, şehirde yangın çıktığı zaman yangın yarine gidip malların kurtarılmasına da yardım ederlerdi. Her zaman önemli bir ticari merkez olma özelliğini koruyan İstanbul’da hamallar için de büyük iş hacmi vardı. Bu yüzden hamallar en iyi örgütlenmiş esnaftı. ‘Gedik’ usulünün kaldırılmasından sonra da bu özelliklerini korudular. Bu dönemde hammalların yaptıkları agır işler bazı vakıfların dikkatini çeker ve hammallar için bir vakıf kararı belirlerler. Buna göre kurulan “Hamal taşı vakfı” vardır. Bu vakfın yaptığı şey o dönemin insana verdigi önemi ve ne kadar inceliklerle inceldiklerini apaçık göstermektedir. Hamallar ağır yükler taşıyorken ola ki durmak zorunda kaldılar ya da uzun yol yürüyüp yorulunca dinlenme ihtiyaci baş gösterdi. İşte hamallar vakıflar tarafından kendilerine hibe edilmiş bu taşlara sırtlarındaki yükü tamamen aşağı indirme zahmetine katlanmadan bırakıyorlar, soluk alıp su içtikten sonra tekrar o yükü yeniden yükleme zahmetinden de beri olarak yollarına kolaylıkla devam ediyorlardı.
AMELE VE HAMMAL İSYANLARI
İstanbulun fethinden bu yana Anadolu ve Rumeliden Büyükşehirlere Amele olarak gelenler imkan ölçüşünde nezaret altında bulundurulurdu. İstanbul ve civarında çalışabilmek için zincirleme kefalet mecburiyetinden başka, bir ortaçağ müessesesi olan Gedikler, bu bekar uşağı taifesi arasında kötülük yoluna sapacakların ayaklarında kuvvetli bir bağ durumunda idi. Yeniçeri ve sipahilerin çıkardıkları askeri ihtilallerde söz ayağa düşer düşmez çeşitli isim altındaki İstanbul şehri amelesi ve hamalları çarşıları ve pazarları, mahalleleri yağma hususunda ve ‘kasık mancası’ dedikleri ırz ve namus tecavüz yolunda fırsatı ganimet bilmişlerdi.Yeniçeri ,Tersane , Tophane ve eski asker ocaklarının disiplinlerinin bozulmasından sonra İstanbula gelen ameleler bu asker ocaklarından birine kayt olmuşlardı. Bir taraftanda inşaatlarda , taş ocaklarında , tuğla harmanlarında çalışmışlar, Limanda kayıkçılık fırınlarda pişiriçilik hamamlar’da tellallık , arabacılık hammallık yaparken kayıtlı oldukları askeri ocaklarındada yeniçeri topçu, cebeci gibi unvanlarını taşımışlar, kollarına’da , bazularına baldırlarına neferi bulundukları ocağın nişanlarını dövme ile vurdurmuşlardı. Lale devrinin birinci dönemini kapayan Üçünçü Sultan Ahmed’i tahttan indiren ve büyük vezir Nevşehirli Damat İbrahim paşanın felaketine varan 1730 ihtilalinin ayak takımından lideri Patrona Halil ihtilal sabahına kadar Beyazıt hamamında çalışmış arnavut asıllı bir amele tellakı idi. İhtilalden az sonra bu adam ile yandaşlarının idamlarına müteakip Birinci Sultan Mahmut fermanı üzerine bütün İstanbuldaki Hammal ve amele taifesinin isimlerini ve eşkalini tarifi ile tanzim edilen bir ameleler defteri çıkarılmıştı.
CUMHURİYET HAMALLARI
Cumhuriyet dönemimde İmar ve iskan hareketleri başlayan İstanbul’da ticari ve sosyal hayat gelişmiş esnaf mallarını taşıtmak için binlerce hamallara ihtiyaç duymuştur. O dönemde Anadolu köy ve kasabalarından onbinlerce kişi köyünü bırakıp ırgatlık ve amelelik için İstanbulun yolunu tutmuştu. O dönemdeki Hammal ve amalelerin hayatları ise şöyle geçiyordu.Başların’da bir bez kaşket, yırtık yamalı durumdadır. Bu amele ve hamallar iş başında soyunup don gömlekle hatta yarı çıplak çalışanlar vardır.Yaratılışı hırpani olanlar elbiselerini ne diker ne yamar altında etleri görününceye kadar giymeye devam ederler. Gömleklerinin üstlerine basma veya pazen mintan, yahut isporta malı frenk gömlegi vardır;onlar da yırtık ve yamalıdır ; bir kısmı , mintanı veya frenk gömleğini ten üstüne giyerler. Mintan- gömleğin üstünde yelek ,pamuk ipliğinden kazak bazan her ikisi birden bulunur :onlar da döküktür .Bir zamanlar göğüs tarafına rengarek bir kartal ve arı resmi işlenmiş kazaklar hamallar arasında ‘hamal modası’ denilecek kadar yayılmıştı.Ceketler de son derecede perişan lime lime bir durumda idi. İkinci Cihan harbi sırasında kıtlık ve karne yıları ve varlık vergisi durumları ile çalkalanırken Hamallarda işlerini yapamaz olmuşlardı. Fakat o dömende çok yaygın olan montgomeri kesimi çeketler hamallar ve ameleler tarafından çok tutulmuştur. 1940’lı yılarda Amerikan modası mavi bezden kovboy pantalonlarıda da çok yayılmıştır. Yazın nerdeyse atletlerle iş yapan bu insanlar kışında palto hiç giymemişlerdi. Kışın boyuna bir atkı sarılır,eller pantalon cebine sokularak ve omuzlar kaldırılarak sokaklarda dolaşılırdı. Ayaklarda bir yarım ayakkabı veya lastik bir ayakkapı bulunurdu..Bu hayat meşakkaatı içindeki hamalların tek gayeleri para biriktirmekti. Cebinde bir meşin çantaçık içinde muska gibi katlanmış kağıt paralarla bozukluklar,amelenin harçlığıdır ki bunu dahi elinden geldiğince harcamamaya bakar. Biriken paralar bir meşin cüzdan içinde saklanır.İç gömleğinin altında boyununa baglı bir iple atletin altına geçirilir. Cüzdanın içindekini bir Allah bilir birde kendi bilirdi. Zor şartlarda kazanılan bu paralar ise birçok yankesiçi ve soyguncunun hamalların etrafında dolaşmasına sebep olmuş bu sebeble birçok cinayetler işlenmişti.Bu meşin cüzdanın ağzı İstanbul’da ancak içine para koyup yerleştirmek için açılır,içinden para almak için bir kere sılaya gidileceği sırada açılır .O zaman evvela başından ayagına kıyafetini düzereni bez kasket don gömlek yeni çamaşır , yeni kundura veya lastik ayakkabı alırdı. Memleketindeki en yakınlarına hediyelik eşyalar almayıda ihmal edilmez di. Elindeki tahta bir valiz ve büyükçe bir torba ile ve yatak dengi ile Haydarpaşa garında Trenin tahtalı üçüncü mevkine biner ,yahut Sirkeci’de vilayetine gidecek otobüsün içinde yerleşir ve Sılada pek az kalıp yine İstanbula, İstanbuldaki tonlarca yükün altına girerdi.Devamlı iş bulamayanlar her sabah kaldıkları semtlerde bulunan toplanma merkezlerinde toplanır iş verenlerde gelip burdan hammal ve amele seçerlerdi. Aksaray , Taksim, Harbiye,Pangaltı, Kadıköy Göztepedeki meydanlar ile kahvehaneler hammalların toplantı merkezleri idi.
Hamal, ücretleri yevmiyeleri işin mahiyetine göre değişe gelmiştir. Anbar hesabı , metrekare üzerinden veya götürü gündelik olarak ödenirdi. 1950’li yılarda 100-150 kuruş olan yevmiyeler 1958’de onbeş liraya çıkmıştır. Hammallar aldıkları bu paralar ile hayat standartlarınıda zamanla yukseltmişlerdi. Barınmaları kılık kıyafetleri ve yiyecek çeşitleri değişmemesine rağmen gelir seviyeleri yükselmişti. Bu yılarda hammaların gelirlerinin artması üzerine Anadolu’da onbinlerce vasıfsız kişi ‘taşı toprağı altın’ sloganı haline gelen İstanbul’a koşmuşlardı. 1950 yıllarda sanayi sektörünün gelişmesi ilede gelen binlerce ameleye iş istihdamı saglayabilmişti. Hammallar bu kadar çok çalışmalarının karşılığını kısa bir dönem sonrasında alsalar bile yaşanan ekonomik krizler birçok hammalı işinden etmiş fakir olan bu kitle daha da fakirleşmiş az paraya daha ağır yüklerin altlarına kendilerini atmaya başlamışlardı. Böyle bir olay neticesinda bir hammal yükün altında ezilerek ölmesinden sonra Ankara’daki Cunhuriyet hükümeti bu olay hakkında bir resmi yetkililere bir yazı gönderir.
Dahiliye Vekaleti’nin 935 sayılı,
Tarih 16.01.1937.
Bu tarihte, Dahiliye Vekili ve CHP Genel Sekreteri Şükrü Kaya imzasıyla, CHP Halkevi başkanlarına ve genel müfettişlere 935 sayılı bir yazı gönderilir.
Yazıda Şükrü Kaya şunları söylemektedir:
’İstanbul’da sırt hamallarından bir yurttaşın, yükünün ağırlığı altında öldüğünü büyük bir teessürle haber aldım. Sırt hamallığı meselesi, aşağıda sureti bağlı 4.4.1936 tarihli 117/50 numaralı tamimle ne yapılmak lazım geldiği bildirilmişti. Türkiye’de birçok şehirler tedbirler bularak bu sefil manzaranın ortadan kalktığını hazin facialara meydan verilmediğini memnuniyetle görmektedir. İstanbul’daki acı hadise gösteriyor ki memleketin bazı yerlerinde hálá bu kötü itiyat devam etmektedir. Tarihi, numarası yukarıda yazılı emir dairesinde tedbir alarak sırt hamallığının ortadan kaldırılmasını tekrar rica ederim.’
Şükrü Kaya
BÜGÜNÜN HAMALLARI
Türkiyede her on yılda bir yaşanan ekonomik kriz sontrasında patlama gösteren iç göçlerden en fazla nasibin alan İstanbul her ne kadar altın olarak sayılabilecek taşı toprağı açık arazisi kalmasa’da hamallar tarafından tercih edilen ilk il olma durumunu muhafaza etmeye devam ediyor.
Özellikle Eminönü’de yaklaşık 1500-2000 kişi, hamallık yaparak hayatını kazanıyor. Fakat bu binlerce insanın burada çalışabilmesi için milyarder olması şart. Hammallar, hammallık mesleğini icra edebilmesi için bölgedeki yetkili ve etkili kişilerin belirledikleri hava parasını vermek zorunda Yük ve eşya taşıyabilmek için herhangi bir bölük üyesi olma şartı aranırken bir hamal semerinin hava parası 7-8 milyar lira civarında değişiyor. Burada da yazılı olmasada hammallar içinde yaşayan gizli bir kural bulunuyor. Çünkü her kafasına esen hamallık yapamıyor. Hamal olarak çalışabilmenin bazı kural ve yükümlülükleri var. Yük ve eşya taşıyarak hayatını kazanmak isteyen bir kişi, önce hamal bölüklerine üye olmak zorunda. Bunun için de 4 milyarlık semer hava parasını gözden çıkarması gerekiyor. Eminönü’nde yaklaşık 180 üyeli 8 hamal bölüğü bulunuyor. Bu bölükler Çakmakçılar, Tarakçılar, İplikçiler, Çarşıkapı, Tahtakale, Çiçek Pazarı, Asmaaltı ve Sirkeci’de faaliyet gösteriyor. Bölük üyesi olmayan hamalların yük ve eşya taşıması şiddet kullanmak dahil çeşitli şekillerde engelleniyor. Esnaf, ise bölük üyesi hamallara malını taşıttırmak zorunda. Bölüğün en kıdemlisi kahya. Kahyanın görevi bölüğü sevk ve idare etmek. Saat 08.30’da işbaşı yapan, 18.00’de iş bırakan bölükte, akşam toplanan paralar hamallar arasında eşit şekilde paylaştırılıyor. Çalışmayan veya işten kaytaranlar bölük kolbaşısı tarafından “yolsuz” ediliyor, yani alacağına el konuluyor. Bölgede neredeyse babadan oğula geçen bu mesleği yapan kişilerin hiç bir sosyal güvencesi bulunmuyor Günde yaklaşık 20 milyon ile 50 milyon arasında kazanan hammalların tek sermayeleri sırtlarında taşıdıkları semere verilen hava paraları ile sağlıkları. Sigortaları olmayınca bir kaza anında sosyal haklardan yararlanamıyorlar. Bölgede yaşayan bir çok hammal bel fıtığı olmuş durumda, kışın buz gibi havada terlryen vucutlar sonra üşütülüyor. Yaz kış sık sık terleyen hamallar sık sık grip oluyor” . Yükün ağırlığı ve para konusunda bazan esnafla aralarında tartışma çıktığı görülsede esnaf hammalsız yapamıyor.

ARAŞTIRMA -BAKİ GÜNAY

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir