FAZIL SAY VE TULUYHAN UĞURLU

Tipik iki sanatçı…Ve dünya çapında tanınmış iki piyanist… Genç kuşaktan… İkisi de üstün yetenekli… Erken yaşlarda şöhreti yakalamışlar. Ama ikisinin arasında çok önemli bir fark var: Birincisi milletine yabancılaşmış, halkını tanımayan sanatçı-aydın tipine örnek. İkincisi ise ait olduğu topraklardan izler taşıyan, vatanına içten bağlı ve halkına güvenen aydın grubuna örnek..

Birincisi sanatını icra ederken milletinden, ait olduğu coğrafyadan hiçbir iz taşımayan, renksiz bir sanatçı. Halkına tepeden bakan, çağdışı Jakoben aydın tipinin belirgin bir temsilcisi. İkincisi ise Mevlana’nın pergel metaforundaki gibi, bir ayağı Anadolu’da, diğer ayağıyla dünyayı dolaşmakta. İşte Tuluyhan Uğurlu bu ikinci grubun tipik bir örneği… “İstanbul Dünya Başkenti” ismiyle çıkarttığı albümüyle İstanbul’un önemini Avrupalılar’dan önce keşfetti. Mehter, Türk ve Batı orkestrasını piyanoyla birleştiren “Senfoni Türk” albümünü çıkartarak ilk Türk senfonisini yaptı.

Birinci gruptakiler her şeye Batı penceresinden bakarken, Tuluyhan Uğurlu gibiler şunu söyler: “Çağdaşlaşmada örnek gösterilen Avrupa’da farklı inançlara sahip insanlar boğazlanıp sokakta öldürülürken, İstanbul’da her türlü inanç özgürce yaşanıyor.”

Diğerleri her şeye Batı’nın penceresinden baktıkları için karanlıktan bahsederken referansları Ortaçağ’dır. İkinci gruptakiler ise tarihi doğru okurlar. Bilirler ki Ortaçağ, Mevlana, Hacı Bektaş ve Yunus Emre gibi büyük dehaların yetiştiği aydınlık bir dönemdir bizim için. Ve en önemlisi, birinci gruptakiler genelde çifte standartlıdırlar, sadece belli konulara duyarlıdırlar. Mesela Sivas katliamı onların hiç dilinden düşmezken, aynı yerde ve aynı tarihte meydana gelen bir Başbağlar katliamını görmezlikten gelirler. Ölüleri bile “bizden olanlar” ve “diğerleri” şeklinde ikiye ayırırılar. İkinci gruptakiler ise olması gereken sanatçı duyarlılığıyla her insanın çığlığını duyarlar. Zulmün her türlüsünden rahatsızlık duyarlar. Vurdumduymaz olamazlar.
Tıpkı Mehmet Akif’in gibi, “bir haksızlık gördüm mü, adam sen de, geç git diyeemem aldırırım. Çifte yerim, tekme yerim ama hakkı tutar kaldırırım” derler.
Çünkü biz ve onlar ayrımı yoktur gerçek sanaıçılarda. Birinci gruptakiler gibi bölücü değil, bilakis birleştiricidirler, halkın her kesimini kucaklarlar. Onun içindir ki, birinci gruptakileri halk benimsemez, ama ikinci gruptakiler tarihe geçerler. Ve halkımız onları bağrına basar. İşte yakın dönemden bazı örnekler: Menderes, Necip Fazıl, Aşık Veysel, Adnan Kahveci, Turgut Özal, Barış Manço, Recep Yazıcıoğlu gibi… Halkımız kime değer vermesi gerektiğini çok iyi değerlendiriyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir