Fener Patriğine En Büyük Engel İsmailağa Cemaati

Netpano yazarlarının gündeme taşıdığı İsmailağa cinayetindeki Fener gölgesi medyada daha fazla yer almaya başladı. Araştırmacı yazar Müfit Yüksel’de cinayetin Fener ile olan ilişkisini anlattı.

Cinayetin hedefi cemaati bölmek


Sosyolog Müfid Yüksel’e göre Bayram Ali Öztürk cinayeti ile birlikte İsmail Ağa Cemaati’ne liderlik yapabilecek isim kalmadı, maksat cemaati bölmek… İsmail Ağa Cemaati, sekiz yıl aradan sonra bir saldırıya daha maruz kaldı. Cemaatin önde gelen isimlerinden Bayram Ali Öztürk, 3 Eylül Pazar günü Fatih Çarşamba’daki İsmail Ağa Camii’nde kalbinden bıçaklanarak öldürüldü. O esnada her hafta olduğu gibi cemaatle sohbet ediyordu. Katil Mustafa Erdal, cemaat ya da bir iddiaya göre beraberinde geldiği üç kişi tarafından linç edildi. Olayın üzerinden geçen bir hafta boyunca dikkatler daha çok cinayet mahallinin bir cami olmasına ve katilin linç edilerek öldürülmesine yoğunlaştı. Peki cemaatin önde gelen isimlerinden Bayram Ali Öztürk’e yönelik bu saldırı bir meczubun şahsi galeyanından mı ibaretti? Cemaati yakından tanıyan araştırmacı Müfid Yüksel’in “Cemaate Fener Rum Patrikhanesi’ni dengelemek rolü biçilmişti. Son yıllarda yaşananlar bu görevin tamamlandığını ortaya koyuyor!” iddiasını ne kadar ciddiye almak gerekiyor?

Kamuoyunun İsmail Ağa Cemaati hakkında bildikleri; merkezinin Fatih Çarşamba’da bulunduğu, son şeyhin de Mahmut Ustaosmanoğlu olduğundan öteye gitmiyor. İsmail Ağa Cemaati’nin de bağlı bulunduğu tarikatin kurucusu Mevlana Halid Bağdadi. İstanbul’daki dergâh, hicri 1270’te Yanya’dan gelen İsmet Garibullah tarafından kuruluyor. 1925’te tekke ve zaviyeler kapatılana kadar merkez, yine Çarşamba’da olan İsmet Efendi dergâhı. Mahmut Ustaosmanoğlu’ndan önceki şeyh ise Ali Haydar Efendi. Şeyhinin vefatından sonra vazifeyi devralan Mahmut Efendi, İsmail Ağa Camii’nde görev yaptığı için merkez İsmail Ağa’ya kayıyor. Caminin asıl adı Şeyhülislam İsmail Efendi, sokağa yanlışlıkla İsmail Ağa adı verilince o civar da aynı isimle anılmaya başlamış. Camiayı yakından tanıyan sosyolog Müfid Yüksel, cemaatin önceki şeyhler zamanında bu kadar geniş olmadığını belirtiyor. Son yıllarda müntesiplerinin hızla artmasının sebebi Mahmut Efendi döneminde cami çevresinde medrese dersleri okutulması. Kabaca bir tahminle bugün için cemaatin Türkiye genelinde 20 bine yakın mensubu olduğunu söylenebilir.

Çarşamba Cemaati olarak da bilinen Mahmut Efendi’nin müridleri, en fazla giyim tarzlarından tanınıyor. ‘Türkiye’de İslam’ konulu hemen her yayında Çarşamba bölgesinde çekilmiş şalvarlı cübbeli erkek, çarşaflı kadın fotoğrafları görsel malzeme olarak kullanılıyor. Yüksel de bu kadar dikkat çekmelerinin kıyafet tarzları dışında bir sebebi olmadığını düşünüyor: “Cemaat içinde kitlesel bir oluşumdan söz etme imkânı yok. Kendi halinde bir kitle cemaati. Strateji ve siyaset üreten bir yapı olarak kabul ediliyorlar. Oysa tek siyasi tavırları dindarlara yakın partilere oy vermekten ibaret. Çok gevşek bir yapılanmaları var. En düzenli işleri Arapça eğitim vermek, o bile güçlü değil. İskender Paşa Cemaati diye bilinen Gümüşhaneviler gibi okumuş yazmışların sayısı çok az. Turgut Özal’ı yok bu cemaatin, ya da teknokrat bir tabanı… ”

Cemaat mensupları genellikle cami çevresindeki mahallelere yerleşmiş durumda. Yüksel, bir arada yaşamalarının da bazı çevreler için rahatsızlık sebebi olabileceğini söylüyor. Ayrıca cemaate yönelik tepkilerde 11 Eylül’den sonra Batıda yükselmeye başlayan İslam karşıtı cephenin propagandasının da etkili olduğunu ilave etmek gerekiyor.

İslami ilimlere ileri derecede vâkıf olması sebebiyle hürmet edilen bir isim olan Bayram Hoca, cemaatin kurban verdiği ikinci isim. Bundan 8 yıl önce 17 Mayıs 1998’de yaşanan olayın hedefi ise yine İsmail Ağa camiasının önemli isimlerinden Hızır Ali Muratoğlu idi. İlk bakışta her iki olayın faili de meczup tipler. Hızır Hoca’nın katiline ‘akli dengesi yerinde değil’ raporu verildiği için soruşturma neticelenmemişti. Bayram Ali Öztürk cinayetinin faili ise olay yerinde öldürüldü. Cemaati yakından tanıyan Yüksel, olayların basit birer cinayet olarak görülemeyeceği kanaatinde. Cemaatin Yüksel için sosyolojik öneminin yanında duygusal değeri de var. Zira babası Sadrettin Yüksel, geçtiğimiz Pazar günü öldürülen Bayram Ali Öztürk’ün hocası. Kendisinin camia ile çocukluğunda başlayan ilişkisi de hâlâ devam ediyor. Yüksel, yaklaşık 4 yıldır ‘İstanbul Halidi Dergâhları’ konulu bir çalışma yürütüyor. Araştırma, Nakşiliğin tarihi süreç içinde geldiği noktayı ortaya koymayı amaçlıyor. Bu çerçeve İsmet Garibullah’tan Mahmut Ustaosmanoğlu’na İsmail Ağa Cemaati’ni de kapsıyor.

Cemaatin şeyhi Mahmut Ustaosmanoğlu uzun zamandır hasta. Felç geçiren Mahmut Hoca Efendi’nin hafızası da zayıflamış durumda. Bayram Ali Hoca’nın katledilmesinin ardından üretilen spekülasyonlardan biri de Ustaosmaoğlu’nun rahatsızlığı sebebiyle cemaat içinde liderlik kavgası yaşandığı.

CİNAYET SEBEBİ LİDERLİK KAVGASI MI?

Modernizm karşıtı tavırları ve kıyafet tarzları ile basında yer bulan cemaat, geçtiğimiz hafta merkezleri niteliğindeki camide yaşanan cinayet sebebiyle gündemdeydi. Olaydan sonra öne çıkan iddialardan biri, cemaat içinde ‘liderlik’ kavgası yaşandığı ve cinayetin adaylar arasındaki iç çekişmeden kaynaklandığı idi. Ancak Yüksel, cemaati yakından tanıyan biri olarak İsmail Ağa çevresinde böyle senaryoları uygulamaya koyacak bir siyasi akıl olmadığını söylüyor. Vaktiyle kendini şeyh ilan etmek isteyenler olsa da cemaatin tepkisi bu tür girişimlere prim vermemek yönünde. Yüksel’e göre şeyh hayatta olduğu için şimdilik herhangi bir kopma söz konusu değil. Ama Ustaosmanoğlu’ndan sonra birkaç parçaya ayrılmaları şaşırtıcı olmaz. “Cemaati toparlayacak kimse kalmadı. Hızır Ali Muratoğlu ve Bayram Ali Öztürk Hoca öldürüldü. Hasbi Hoca da vefat etti.” Bu olayların bir plan dâhilinde yapıldığını düşünüyor Yüksel ve ‘düğmeye’ basılma tarihi olarak da 1998’i gösteriyor: “Hızır Ali Muratoğlu muhtemel halifeydi. Camiye giderken öldürüldü. Katile akli dengesi yerinde değil diye rapor verildiği için soruşturma neticelenmedi.”

CEMAATİN İKİNCİ İSMİYDİ

Müfid Yüksel, uzun yıllar babasından ders alan Bayram Ali Öztürk’ü de yakından tanıyor. ‘Cemaat içinde hürmet edilen bir isimdi.’ dediği Bayram Hoca’nın İslami ilimlere vukufiyeti sebebiyle öne çıktığını belirtiyor. 8 yıl arayla öldürülen iki ismin kasıtlı bir operasyondan bahsetmek için yeterli olduğunu düşünen Yüksel, Öztürk için “Şeyhliği gündeme gelir miydi bilmem ama cemaati yönlendirebilecek bir isimdi.” diyor. Operasyon kanaatini, Mahmut Efendi’den sonra cemaati bir arada tutabilecek isimlerin hedef seçilmesi güçlendiriyor. “Bu kadar bilinçli girişimler meczup işi olamaz. İçeride de genelde bu kanaat hâkim.” Organize bir cinayet olmasından bu kadar emin olmalarının bir diğer sebebi ise her iki katilin de etkisiz hale getirilmiş olması. Hızır Hoca’nın katiline deli raporu verilmişti. Öztürk’ün katili ise, Yüksel’e ve cemaate göre, olay yerinde bulunan suç ortaklarının kışkırtması neticesinde cami içinde linç edildi.

Bayram Ali Öztürk cinayeti ile ilgili üretilen bir diğer senaryo da Hoca’nın Şiiler ve misyonerlerle mücadele ettiği için öldürülmüş olabileceği. Yüksel bu iddiayı da gerçekçi bulmuyor. Zira Bayram Hoca 80’lerden beri aynı şeyleri söylüyor. Susturulmasına neden şimdi karar verilmiş olsun? Hızır Ali Muratoğlu cinayeti ile Öztürk’e yönelik süikastin konjonktürel olarak birbirine çok benzediğine dikkat çekiyor Yüksel. “98’de Refah Yol iktidarı vardı. Çeşitli olaylarla gündem ısıtıldı ve 28 Şubat yaşandı. Şimdi AK Parti iktidarda. Önümüzdeki yıl cumhurbaşkanlığı seçimi var. Gündem sıcak. İktidar içinde de o dönemdekilere benzer olaylar yaşanabilir bana kalırsa. Çünkü yekpare bir iktidar, homojen bir kimlik yok. Süreçler birbirine çok benziyor.”

Bugüne kadar tartışılan senaryoları gündem saptırmaya yönelik girişimler olarak değerlendiren Müfid Yüksel, cinayetlere gerekçe olacak bambaşka bir tez atıyor ortaya: “İsmail Ağa, Fener Rum Patrikhanesi’ne çok yakın bir yerde. Devlet içindeki bazı oluşumlar şimdiye kadar cemaati bir şekilde kolladı, çünkü Patrikhane’nin oradaki varlığına karşı bir denge unsuru olması isteniyordu.” Yüksel’e göre Bizanslılar döneminde dünya Ortodokslarının merkezi olan Patrikhane, Türkiye kabul etmese de, uluslararası bir öneme sahip. Bu sebeple Avrupa ve Amerika tarafından himaye ediliyor. Bu hassasiyetin farkında olan birileri de Patrikhane o bölgeye damgasını vurmasın diye cemaati gözetti. “İsmail Ağa Cemaati belki kollandı, belki işlerini kolaylaştırdılar ya da sadece görmezden geldiler. Ancak son olaylar bana ‘acaba artık cemaatin bu rolü oynamasına gerek kalmadı mı?’ sorusunu sorduruyor.” diyor Yüksel. Çözülmeyi sağlamanın en kolay yolu da camiayı bir arada tutacak isimleri ortadan kaldırmak. Mehmet Zahid Kotku’nun vefatının ardından yerine yeni bir şeyh gelmediği için İskender Paşa Cemaati’nin dağılması, bu yöntemin işe yaradığının delili ona göre: “Avrupa Birliği sürecinde belirlenmiş bir hedef var ve artık cemaate ihtiyaç kalmadığı için İsmail Ağa çevresi kurban edilmek isteniyor.” Faili kim? sorusuna ise “Türkiye’de tek bir derin devlet yok.” diye cevap veriyor Yüksel.

Cemaatle yakın ilişkide olan Yüksel Mahmut Ustaosmanoğlu Hoca ile ilgili olarak ise şu bilgiyi veriyor: “Mahmut Efendi’nin rahatsızlığı uzun zamandır devam ediyor. Zaman zaman tekerlekli sandalye ile dışarı çıkıyor, cemaatle direkt bir teması yok. Ancak sembolik olarak bile olsa şeyh hayatta ve etkin. Onun dışında şu ana kadar öne çıkan bir isim yok. Vekilleri var elbet ama vefatından sonra yerini alacak biri var mı bilmiyorum. Böyle bir vasiyette bulunduğunu duymadım.”

İBDA-C TABAN KAZANAMADI

Bayram Hoca’nın Fatih Camii’nde kılınan cenaze namazında cemaat mensuplarının mutedil tavrı dikkat çekiciydi. Ancak cemaatle bağlantısı olduğu söylenen İbda-C mensupları da oradaydı ve her hangi bir provokasyon sebebiyet vermemeleri için emniyet görevlileri tarafından göz altına alındılar. İbda-C’nin İsmail Ağa çevresinde aradığını bulamadığını söyleyen Yüksel, Mahmut Efendi’nin yeğeni Sadettin Ustaosmanoğlu aracılığıyla cemaatin tabanına ulaşmaya çalıştıklarını ama cemaatin buna müsaade etmediğini söylüyor. Salih Mirzabeyoğlu ve arkadaşları için ‘Mahir Çayan, Che Guevera özentisi tipler’ benzetmesini yapan Yüksel’e göre örgüt adını duyurmak için pek çok olayı üstlendi ancak bugüne kadar yapmış oldukları büyük bir eylem yok.

Hizbullah Örgütü lideri Hüseyin Velioğlu’nun öldürülmesinin ardından ele geçen kayıtlarda, Mahmut Efendi Cemaati’nin istihbaratçılar tarafından bölünmeye çalışıldığına dair ifadeler de yer alıyordu. Müfid Yüksel, tutanaklarda ‘Muhittin’ diye bahsedilen kişinin cemaat içinde Oflu Muhittin lakabıyla bilindiğini belirtiyor. Mafya ile bağlantısı olan Oflu Musa’nın da kardeşi olan Muhittin’e dair kayıtlarda olmayan diğer bilgiler ise şöyle: “Muhittin karateciydi, bir ara kendisi gibi gençleri etrafına topladı, keşlerden bir ekip kurdu. İbda-C ile de işbirliği yaptılar. Bu aşırılıkları görülünce cemaatten dışlandılar.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir