Fotokopi “Sahaflığı” Vurdu

Beyazıt meydanındaki sahaflar çarşısına girdiğinizde sizi elleri kitap kokan, bakışları yıllardır kitap incelemekten güzelleşmiş insanlar karşılar. İbrahim Manav bu insanların içinde en tecrübeli en eski sahaflardan biri.

Halide Edip Anadolu yakasında otururdu mesela. Son zamanlarında buraya inemediği için ben evine kitap götürürdüm, çıraktım o zaman. Devamlı evinde misafiri olan güleç yüzlü fevkalade bir hanımdı. Ahmet Hamdi Tanpınar gelirdi sonra. Bizim ustalarımız kırtıpil Hamdi derdi ona. Çünkü yağlı bir ceketle, ağzında sigarasıyla dolaşırdı, dehaydı ama. Pek konuşmazdı, yüzünüze bakmaz sürekli kitaplarla ilgilenirdi. Bizim ustalarımızın arkadaşlarıydı bunlar.

Beyazıt meydanındaki sahaflar çarşısına girdiğinizde sizi elleri kitap kokan, bakışları yıllardır kitap incelemekten güzelleşmiş insanlar karşılar. İbrahim Manav bu insanların içinde en tecrübeli en eski sahaflardan biri. Onunla yapacağım röportaj için heyecanlıyım. Çünkü onu dinlemek pek çok kitabın serüvenini, şu anda hayatta olmayan pek çok yazarın hikayesini dinlemekle aynı olacağını biliyorum. Gerçekten de öyle oluyor. Eğer sohbetimizin hepsini buraya alsaydım bu röportaj kuşkusuz sayfalar alırdı. Ne yazık ki bu mümkün değil. O yüzden siz bu röportajla yetinmeyin ve en kısa zamanda sahaflar çarşısının büyülü ortamını solumak için Beyazıt meydanına gidin.

Ayşe Sevim

– Nasıl başladınız bu mesleğe?

Mesleğe 1951’de on yaşındayken başladım. Bu gördüğünüz sahaflar çarşısı yeni sahaflar çarşısıdır. Eskisi 1950’de yandı. O yangında burada çorapçılar, örücüler, aktarlar, bir de hattatlar ve mühür kazıyan haccaklar vardı. 1950’lerde okuma yazma oranı az olduğundan insanlar imza yerine mühür basardı, haccaklar bu işi yapardı işte. Ama onlar çok yer teşkil etmezdi. Şöyle ufak bir masaları olurdu ve kenarda çalışırlardı. Yangından sonra zamanın belediye başkanı ve vali o zaman bu ikisi birlikte yapılıyordu Fahrettin Kerim Gökay ve Eski gazetecilerden Hakkı Tarık Us – eski Vakit Gazetesi sahibi Atatürk devrinin adamlarından, burada şimdi kütüphanesi de vardır-sahafları çok sevdikleri için ele aldılar burayı ve dediler ki burayı sadece sahaflara ayıralım. Örücülere ve çorapçılara örücüler kapısında, aktarlar da Mısır Çarşısı’nda yer verdiler. Hattatlık ve haccaclıkta azalmıştı onlar burada kaldılar. Ben o sene 1951’de buraya intisap ettim. İlkokulu bitirmiştim. Bizim soyadımız manav hakikaten de benim babam da dedem manavlık yapardı. Mahallede gazeteci yazar bir amca vardı ve o beni kitapçı yapıyorum deyip aldı. Bizim eski sahaf hocaları hem hocaydı hem sahaftı. Benim eğitimimi onlar üstlendi. Kimisi kimya, kimisi fizik, kimisi Osmanlıca, kimisi Arapça, kimisi Coğrafya, kimisi İngilizce öğretti. Eskiden Seyr-u saffinlik vardı. Aynı zamanda sarayda hafızı kütüplükten gelirdi onlar. Önceden bilgisayar yok bir şey yok her şeyi hafızaya kayıt ediyordun. www.netpano.com Padişahın nedimidir onlar. Çok önemlidirler çünkü kitabı mahiyetiyle tanıyan adamdır. 1965’te 25 yaşında bu dükkana sahip oldum. 14 sene süren çıraklık ve kalfalık sürem bitti. Ustam rahmetli İsmail efendi “Oğlum ben yaşlandım al bu dükkanı sen devam ettir” dedi. Ben de o zamana kadar biriktirdiğim parayla dükkanı içindeki kitaplarla ondan aldım. O günden beri 37 sene oldu. Ben kendi çıraklarımı ustalarımdan gördüğüm gibi yetiştirdim. Bu çarşıda benim 3 öğrencimin dükkanı var.

– Ama sahaflık değişti değil mi?
– Sahaflık veche değiştirdi. Mesela kızım geldi artık turistlerde kitap alıyor dedi ve Türkiye’ye ait İstanbul’a ait sanat tarihiyle ilgili kitaplar da satmaya başladık biz. Şekil değişti tabii şimdi eski bildiğimiz klasik sahaflık çıktı ve müşteri ne isterse ona yönelmeye başladık. Eski sahaf kitapları çok az aranıyor çünkü eski insanlar öldü. Sahaflığı yıkan birkaç şey var. En büyük darbeyi fotokopi makinelerinden yedi. Bugün 100 milyon edecek kitabı fotokopi makinesi sayesinde 5 milyona elde edebilirsiniz. İkincisi bilgisayarlar yıktı mesela ansiklopediler bilgisayarlara yüklendi. Üçüncüsü televizyon büyük darbe indirdi. Millet televizyon seyretmekten kitap okumaz oldu. Buna rağmen bir kitap sevgisi olanlar hani ehl-i kütüp dediğimiz kitap delileri onlar kitap alır. Dünyanın her yerinde vardır bunlar. Biz onlara hitap ediyoruz. Yine İstanbul Üniversitesine, Bilgi Üniversitesine Ankara Bilkent’e kitap satıyoruz. Elimizdeki sahaf kitaplarını teklif ediyoruz. Onlara lazım bu kitaplar.
-Peki size kitap nasıl ulaşıyor?
-Diyelim ki sizin dedenizden kalma kitaplarınız var ve Osmanlıca bilmiyorsunuz bilgisayar mühendisisiniz. Bu Osmanlıca ve Arapça kitaplar size hitap etmiyor. Bizi çağırıyorsunuz evinize diyorsunuz ki ya karşılığında bana kitap verin benim ilgilendiğim saha bilgisayardır şudur yada para istiyorsunuz. Bu şekilde Anadolu’dan da kitaplar alıyoruz.

– Bir kitabın değerli olup olmadığını ilk bakışta anlayabiliyor musunuz?

– Tabii o yılların verdiği tecrübeyle anlaşıyor. Tarihi edebi kitaplar daha değerledir. Eski okul kitabının değeri yoktur, ilmi kitaplar değerlidir. Yazmalar değerlidir. Ama yazmaları uzun uzun tetkik etmek gerekiyor, onun değerini birden anlayamazsınız. Ben bu mesleği 51 senedir yapıyorum ama hala talebesi olduğumu itiraf etmeliyim. Sonu yok ilim gibi çünkü. Ama sahaflık ta usta her zaman çıraktır aslında bu değişmez. Bence bu mesleğin de sonu yok, yani yok olmaz bu meslek çünkü bugün basılan bir kitap 10 sene sonra baskısı tükendiği vakit yayınevi de yeniden basmazsa sahaf kitabı oluyor. www.netpano.com Yeni olsa da bulunmayan kitap oldu mu kıymetli olur çünkü. Önceden sırf Osmanlıca, Arapça kitapları sahaf kitaplarıydı ama bugün öyle değil. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde yazılan kitaplarda sahaf kitapları oldu şimdi çünkü bulunamıyor.
– Sahaf olabilmek için uzun seneler gerek herhalde?
– Fransa’da Seine nehri civarında sahafları koruma altına almışlar. Onlardan vergi almıyorlar. Çünkü bir sahaf kolay yetişmiyor uzun seneler isteyen bir şey bu evet. Sahafın kitabı sevmesi gerekir, okuması gerekir. Sahaf demek kitap hakkında rey sahibi olan kişi demektir. Kelimenin aslı sahafftır. Saifenin cem yani çoğul hali. Eski Hititlerde tabletler, Mısırda papirüs, İslamiyet de ceylan derisi saifeler olarak kullanılmış. Saifenin cemidir. Saifelerle uğraşan insan anlamına geliyor.
– Değerli bir eser bulduğunuzda neler hissediyorsunuz?
– Heyecanlanıyorum tabii bu duygu ne kadar eski sahaf olursanız olun geçmez çocuk gibi sevinirsiniz. Ben 1965’ten bu yana Pera Palas’ta kitap müzayedeleri yaparım. Gerçi yılda bir iki defa yapılıyor bu müzayedeler artık. Daha çok eşya müzayedeleri var şimdi. Orada çok güzel kitaplarla karşılaşma durumunuz var. Bizim bir şansımızda burada üniversite olduğu için eski hocalarla tanışma, irtibat halinde olma durumu oldu. Eski gazeteciler. Feridun Fazı, Cevat Fehmi gelirdi. Eski gazeteciler burası bizim mektebimiz derdi. Ama yeni gazeteciler bununla ilgilenmiyor halbuki sahaflar çarşısı bir mekteptir.

– Başka kimlerle görüşmeleriniz olurdu?


Halide Edip Anadolu yakasında otururdu mesela. Son zamanlarında buraya inemediği için ben evine kitap götürürdüm, çıraktım o zaman. Devamlı evinde misafiri olan güleç yüzlü fevkalade bir hanımdı. Ahmet Hamdi Tanpınar gelirdi sonra. Bizim ustalarımız kırtıpil Hamdi derdi ona. Çünkü yağlı bir ceketle, ağzında sigarasıyla dolaşırdı, dehaydı ama. Pek konuşmazdı, yüzünüze bakmaz sürekli kitaplarla ilgilenirdi. Bizim ustalarımızın arkadaşlarıydı bunlar. Şu anda da üniversite çevresiyle sahafların güzel ilişkileri var ama eskisi gibi değil. Ben sahafım ama aynı zamanda kitap kurduyum. Geçen gün bir adam kızıyla geldi kızı tarihi bir kitap arıyor adamda ona kızıyor. Ya dedi biz neden Nokia’yı çıkaramıyoruz, teknolojide ilerleyemiyoruz. Nedir bu tarih gibi ilimler diye söyleniyor. İçeriye davet ettim otur dedim ona. Meşhur tarihçi Arnold Toynbee ki “Tarih bir milletin hafızasıdır, o hafızasını kaybettiğinde her şeyi kaybeder” Eğer Hitler Napolyon’un Rusya seferini okusaydı aynı hatayı yapmazdı. Teşekkür ederim bir şey öğrendim dedi. Binlerce insan öldü Hitler’in Moskava seferinde. Eğer bilseydi bu insanlar ölmezdi. Biz de sosyal ilimler hep küçük görülüyor. Ama Hollywood sinemasında hep sosyologlar, tarihçiler, edebiyatçılar vardır. Ben Antoni Quinn’in Çağrı filmini seyrettim tarihi bilgi açısından hata aradım bulamadım. Ama tarihi Türk filmlerinde bir sürü tarih hatası var. Yönetmenin, senaristin yorumuna göre çekiliyor film, ben seyretmeye tahammül edemiyorum, değiştiriyorum kanalı.

Kitap okumaya düşkün müsünüz?

– Bu bir alışkanlık artık, günde bir iki saat okumadan rahat edemem. Şiir okumayı çok seviyorum. Özellikle divan şairlerinin hepsinden birkaç mısra ezberimdedir.Yahya Kemal’i çok severim. Tüm şiirlerini ezbere bilirim. Ben bu işe başladığımda hocalarım bana Milli Eğitim Klasiklerini oku demişti. Hem doğu hem batı klasikleri vardı. Her ikisini de okumak insanın zihnini açar, sentez yapma imkanı verir sana. Hasana Ali Yücel’di o zaman Milli Eğitim Bakanı. Ona komünist falan dediler ama adam Mevlevi adamdı. En son kitabı Allah Birdir’in önsözünde şöyle der “İnsanlık tarihi 2000 seneden beri Allah’ını arayışının hikayesidir.” Kendisi bir gün sahaflara geldi, ben o zaman 15 yaşlarındayım. Burada tanıkları var selamlaşıyordu onlarla o sırada benim bir hatıra defterim vardı onu uzattım. Bir sürü şey yazmıştı ama şu yazdıkları benim için sahaflık işinde dönüm noktası oldu “İnsan bir şey alacaksa kitap almalıdır, bir şey satacaksa kitap satmalıdır dünyanın en mübarek işidir” diye. Gerçekten de öyle.

-Başka anılarınız var mı böyle?

– Çok fazla sabahlara kadar sürer bu. Mesela 1965’lerde dükkan sahibi olduktan sonra bana üç tane genç çocuk geliyordu, bize kitap tavsiye et ağabey ne okuyalım diye sorarlardı. 10- 12 yaşlarından başlamışlardı gelmeye öyle devam ettiler sonra. Bunlardan biri Cem Boyner’dir. Birisi Celal Şengör’dür, jeoloji profesörü. Birisi de Mim Kemal Öke’ydi. Bunlar üçü beraber dolaşırlardı. Celal Şengör ateistir, Cem Boyner Atatürkçüdür, Mim Kemal Öke’de dincidir. Yine bir araya gelirler ve anlaşırlar. Hala beni de arayıp hatır sorarlar. Sahaflığın hakikaten verdiği manevi avantajlar vardır. Cerrahpaşa hastanesine gideyim mesela Hüsrev Hatemi benim dostumdur. Muayenemi olurum dönerim. Bunun gibi güzellikleri de vardır sahaflığın. –

– Sizin mesleğinizin tam olarak ne olduğu biliniyor mu toplumda?

– Bakın askeriyede en önemli şey aslında levazımdır. Ama levazım basit bir şeymiş gibi algılanır. Askerin tüm ihtiyacını onlar karşılar aslında. Sahaflıkta bir geri hizmettir aynı levazım gibi. Ve çok önemlidir ama takdir edilmez pek. Hiçbir zaman bilgisayarlar bu işin yerini alamayacak çünkü bilgisayarı programlayan adam ne kadar bilgiliyse bilgisayarda o kadar bilebilir. Ama insanlar kitabı da modaya dönüştürdü, çok satanlar falan diye.Mesela Orhan Pamuk, tabii okunsun bir şey demiyorum. Fakat Türk toplumuna bir Reşat Nuri’yi bir Refik Halit’i unutturmamak lazım. Moda takipçiliği hoş bir şey değil. Şiirde bir Nazım modası romanda da Orhan Pamuk modası var. Ben bu insanların sanatına bir şey demiyorum. Ama bence Fazıl Hüsnü Dağlarca Nazım’dan daha iyi şairdir. Kimse onunla ilgilenmiyor, öldükten sonra mı methiyesini yapacağız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir