FRANKFURT KİTAP FUARI VE AHMET HAŞİM

Seyahati “Harikuladelikler avı” olarak tarif eden Ahmet Haşim, iyi bir avcı olduğunu göstermişti Frankfurt Seyahatnamesi’nde. Gece, Bulgar Kırları, İç Sıkıntısı, Kımıldamayan Işıklar, Sinek ve Alman Gecesi…


İşte tren Frankfurt’a varana kadar Ahmet Haşim’in nişan aldığı kuşlar. Hangi avcı kekliğe tüfeğini doğrultmak varken sineğe nişan alır. Hangi avcı kıpır kıpır oynayan balıklar yerine ağını kımıldamayan ışıkların üstüne atar. Hangi avcı, ağaçlar ve dereler yanından akıp giderken altın uçlu bir ok gönderir iç sıkıntısına: “Elimde büyük bir şairin harikulade bir kitabı var. Trenin anlatılmaz can sıkıntısını gidermek için kitabın büyülü nesrini mi okumalı, yoksa şu pencerelerin dışında bin bir renkle kaynaşan fakat bir türlü değişmesini bilmeyen hayatın dümdüz şeridini mi seyretmekte devam etmeli?” İşte makasçının karar anı. Seyahat dışa doğru mu, içe doğru mu devam edecek? Tabiat mı kazanacak yoksa tabiatın içinde bir başka tabiat olan kitap mı? Makasçı kararını şu cümleyle açıklıyor: “Kitabımı okuyorum.”


Ahmet Haşim’in gece yarısı indiği Frankfurt Tren Garı’nı bütün görkemine karşın bir facia dekoruna benzetişini, tedavi için Avrupa’ya gelmiş bir hastanın ruh haline mi, yoksa kış geceleri gürül gürül yanan şöminenin başında Afrika ve Amerika seyahatnameleri okuyan bir çocuğun her an değişen sırlı bir kıta yerine matematiğin ölçülü dünyasına adım attığını fark edişine mi bağlamalıyız? Hayal sislerinin şairini belli ki Avrupa hayal kırıklığına uğratmıştır. Çünkü ona göre büyük Avrupa şehirlerinin yeknesaklığı, hayali heyecana getirecek hiçbir “sır”ra sahip olmayışı yüzündendir. Nerede Kartaca’nın, Sidon’un, Babil’in, Ninova’nın yedi yıldıza göre yedi renge boyanan tepeleri? Nerede müneccimlerin anlaşılmaz hesaplar yaptığı geniş merdivenli kuleler? Nerede üzüm salkımları içinde yılanlar saklayan uçsuz bucaksız bağlar? Belki de bu yüzden kapanmıştır bir kitaba pencereyle yoldaşlık varken. O büyülü kitap Faust olabilir mi? Faust, çürümeyen altın yemişi Almanya’nın. Ahmet Haşim’i Goethe’nin evinden daha fazla heyecanlandıran bir yer yoksa Frankfurt’ta, neden olmasın! “Goethe, Faust’u bu masa üzerinde yazdı. Bu lekeler Faust’un lekeleridir!” dediğinde rehber, bir ressam tuvalinin başına geçiyor Haşim’in zihninde; masaya bakan hayran gözlerdeki mürekkep lekeleri, bir fırça darbesiyle lacivert semadaki sonsuz yıldız serpintilerine dönüşüyor.


Beşinci gelişim Frankfurt’a. Gece yarısı değil öğlen saatleri. Frankfurt Garı’na değil Frankfurt Havaalanı’na iniyorum. Hayır, bir hamalın arkasına takılıp yakındaki bir otele kadar yürümüyorum Haşim gibi. Kültür Bakanlığı’na hizmet veren turizm şirketinin elemanı, adımın yazılı olduğu kartonla karşılıyor ve konforlu arabasıyla bir gökdelene uçuruyor beni. Uzay yolu filmindeki ışınlanma odalarına benzeyen bir mekânda A, B, C, D, E, F asansörleri alfabeyi söktürüyor yeniden. Modern zamanlarda böyle yükseliyor insan. Okumasanız da olur, oda kartınızı okutmanız yeterli. Işınlanma odasındaki cihaz her seferinde yeni bir harf armağan ediyor size. 26. kattayım. Odamın bir duvarı tamamen cam. Altı gökdelen merakla başını odama sokuyor gelenin kim olduğunu öğrenmek için. Tanışalım, ben Haşim’in torunu Ural. Gökdelenlerin ortasında uzayan utangaç bir park var. Sonbaharın bütün renkleriyle özür diliyor çocukluğumdan. Heidi’nin Frankfurt’u değil burası.


Frankfurt Kitap Fuarı… Dünya yuvarlak değil dikdörtgen prizma. Kitaba dönüşen dünya mevsimleri de değiştiriyor. 113 ülke kitaplarını yarıştırıyor bu hipodromda. Birinci bütün kitaplar. Herkesin kazandığı bu yarışta biz de varız. Görkemli bir varoluş bu. Sahanın kenarında değil tam ortasındayız. Konuk ülke Arjantin’in hemen yanında yer alan Türkiye stantları göz kamaştırıyor. Prof. Dr. Onur Bilge Kula ve onun deneyimli yardımcısı Ümit Yaşar Gözüm’ün Kültür Bakanlığı adına seçkin bir kadroyla yönettiği bu orkestrada İstanbul Ticaret Odası, Kültür AŞ, 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti Ajansı, elliyi aşkın Türk yayınevi ve onlarca yazar yer alıyor. İlk programlardan biri Tanpınar, etkinlik salonumuzda. Tanpınar’ın Huzur’unda Huzursuzluk’u anlatıyor Doğan Hızlan, Abdullah Uçman, Metin Celal ve Wolfgang Riemann. Aynı gün Müge İplikçi, Enver Ercan ve ben, Roman, Öykü ve Şiirde İstanbul’u konuşuyoruz. İkinci gün Beşir Ayvazoğlu, seyyahların gözünden İstanbul’u resmediyor katılımcılara. Yabancılar büyük bir merakla tercümesini dinliyorlar sunumun. Üç günümüz daha var. Kültürümüzü paylaşacağımız üç uzun gün. Her şey güzel fakat bir eksiği var bu fuarın. Frankfurt Seyahatnamesi’nin müellifi Ahmet Haşim. Haşim görmeliydi Frankfurt Kitap Fuarı’nı. Görmeli ve Frankfurt Seyahatnamesi’nin genişletilmiş yeni baskısını sunmalıydı okurlarına.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir