Futbolun Binbir Yüzü

İngiltere’nin doğurduğu ve şu anda dünyanın en gözde sporu olan futbolun alternatif bir tarihi var.

Bazı Türk milliyetçilerin ortaya koyduğu bir efsaneye göre Orta Asya’da ” Tepük” yani tekmelemek isimli oyununun
günümüz futbolunun atası olduğu kimi belgelerce ortaya koyuluyor. Biz Türklerin futbolu kimi zaman tepük yani tekmelek şeklinde oynamamıza bakılırsa bu tarih tezinin bilimsel kanıtların dışında başka destekçileri
olduğunu da görebiliriz. Futbolun en önemli özelliklerinden biri her miletin ona kendinden bir şeyler katması. Onu kendine göre yorumlayabildiği için
futbolla kendi arasında milli bir bağ kurması. Mesela bizim futbolu oynamadaki erkeksi baskınlıklarımızın yanında kimi şark kurnazlıklarımızda yok değil.Örneğin sıcak havada oynamayacağınızı düşündüğümüz Finlilerle maçı
Antlayada yapmamız (her ne kadar 2-1 yenilsek de) yine akşam maçı yapmaya alışık olan Avrupa takımlarıyla uğurlu İzmir Stadyumunda öğlen 12 de maç ayarlamamız gibi. Türkiye’de kuşkusuz futbol en önemli spor dalı. Milli
sporumuz kabul edilen güreşi çoktan gerilerde bıraktı. Dünya kupası öncesi memurların mesai saatlerinin maçlara göre değiştirilmesi için dilekçe
vermeleri, özel sektörün kupa boyunca çalışma saatlerinde değişikliğe gitmesi, markaların daha çok mal satmak için futbol içerikli reklamlara
yönelmesi tezimizi doğrulayan sadece birkaç örnek. Japonya’yı yenen Milli takımımızın ardından sokaklara dökülen insalar bunu yeniden ispat ettiler.
Gerçi bunda uzun zamandır Türkiye’nin halkına ekonomik politik ve benzeri alanlarda bir başarı sunamamasının da etkisi vardı.Türk halkı çoktandır herhangi bir başarı elde edememesinin hazzını Dünya Kupası’nda kazandığı
zaferle tatmin etti. Atılan sloganlar incelendiğinde, televizyonları dolduran reklamlara şöyle bir göz atıldığında bunu görmek mümkün. ’Türkler
geliyor’ ,’Türk gücünü ispatladı’ ’Sonuna kadar savaşacağız’ ve benzeri cümleler yeniden Viyana kapılarına dayanmışız hissini veriyor. Sokaklara
dökülen halk olayı önemli bir maçın kazanılmasının ötesinde Türkiye’nin dış politakada attığı kocaman bir adım gibi algıladı.Bu noktada milliyetçilik yeniden gün ışığına çıktı. Japonya maçında bazı Japonların Türkiye’yi
desteklemesi gibi kimi Türklerin de Japonları desteklemesi düşünülemeyecek kadar korkunç tablolar göz önüne sererdi herhalde.Bu güzel sonuçtan istifade eden sadece başarıya susamış halk değildi kuşkusuz. Maçın ardından
sessiz sedasız petrole getirilen zam da başkalarının işine yaradı.

Umberto Eco “Futbol günümüzün en yaygın dini batıl inancıdır. Futbol bugün
sahiden halkın afyonudur’ cümlesiyle karşılaştığında bir zamanlar solcuların
azından düşmeyen şu cümleyi ister istemez hatırlıyor insan ’Salazar,36
yıllık diktatörlüğü boyunca Portekiz’i 3 F ile yönetti: Fiesta, Fado,
Futbol’. Peki Türkiye’de futbol halkı ne kadar ve ne için yönlendirdi?

Kaderin önünden yuvarlalan top

Türkiye’de milli mücadele döneminden itibaren futbol önemli bir yer işgal eder. Fakat günümüzdeki popoliritesine hiçbir zaman ulaşamamıştır. Nihad Sami Banarlı 7 Eylül 1957’de Hürriyet’te yazdığı bir yazıda’…Memleketimizde futbolun alalade bir spor ve bir oyun seviyesinden
yükselerek, geniş ve derin tesirli bir içtimai hadise olduğu ortadadır. Bazı önleyici tedbirler alınmazsa bu oyunun yurdun geleceği için zaralı hatta
tehlikeli olacağıda gizlenemez…Yüzbinlerce vatan çocuğu derslerinden geleceğinden çok, falan maçta kimlerin oynayacağını bunların nasıl hazırlandıklarını ne yapıp ne ettiklerini öğrenmekle meşgul..’derken önünde
kocaman bir küreye bakar gibi geleceği okumuş. Geçtiğimiz sezonda Fenerbahçellerin satdyumda Mesut Yılmaz için ’Sandıkta görüşürüz Mesut Bey’ diye pankartlarla boy göstermeleri Galatasaray’a yapılan tölaransların
intikamının siyasette alınacağını vurguluyordu. Futbolun gücü siyasete de sıçradı yani. MHP’nin 90’lı yıllarda stadyumlarda kendisini gösteren
pankartlarla görülmesi de başka bir örnek. Siyasetin futbol sahasına
yuvarlamasındaki etkenlerden biri duygusal bir toplum oluşumuz. Bir konudaki
galibiyeti nasıl olduğunu anlamdan başka konulara da kaydırabiliyoruz. Dünya
kupasında Japonyayı yenmek bizim için ekonomik sorunları, siyasi proplemleri
geçici bir süreliğine yok ediyor. Sadece bu da değil dünyaya ne kadar büyük
bir millet olduğumuz ispatlıyoruz. Tanıl Bora ve Necmi Erdoğan’ın ortak
yazdığı bir yazıdaki tespitleri şöye: ’…1991-92 tiribün edebiyatında
kendini gösteren başlıca milliyetçi moment, anti PKK hissiyatı oldu. Futbol
sloganlarını PKK’yı rakip takımına uyarlayarak oturtturarak uyarlayan
’oboneyiz obone PKK’yı s..meye!’ türünden tezahüratların maçlardan önce eda
edilmesi adet haline geldi. 1992 sonunda bu tezahüratın stand dışına da
taştığı görüldü.Kasım başında Galatasaray’ın Eintracht Frankfurt’u elediği
maçtan çıkacağı muzaffer taraftarlar, Mecidiyeköyden Taksim’e “Almanya PKK
omuz omuza,Türkiye koysun iki domuza!”sloganıyla yürüdüler.( O günlerde Türk
politikası Almanya’ya PKK’yı himaye ettiği suçlamasını yöneltiyordu)’ Yani
siyasette elde edilemeyen başarılar futboldaki trübünlerde elde edilmeye
çalışılıyordu. Her ne kadar Galatasaray’ın başarısınıno gün kürtlere yumruk
atacağı düşünülsede aslında Galatasaray kürtler içinde her zaman özeldi.
Abdullah Öcalan’ın Galatasaraylı olması kürt taraftarları da bu yönde
etkilemiştir. Abdullah Öcalan’ın neden Galatasaraylı olduğunu anlamak
gerçekten güç. Normalde taraftarlığın rasyonel bir açıklaması olmaz . Ben bu
takımı çok seviyorum demek kafidir. Neden o takım da bu takım değil
gibisinden sorular sorulmaz insalara. Zaten üzerinde fazla düşünülmeden
yapılan işler için de’takım tutar gibi’ denir. Ama söz konusu Abdullah
Öcalan olunca sonuç gerçekten garip. Kendisinin bu takımı tutuyor olması bir
Türk takımı olmasına rağmen pekçok Kürdün de zaman içinde koyu Galatasaylı
olmasını sağladı. Ragıp Duran Kürtler Ve Futbol isimli yazısında bir anıyı
şöyle nakletmiş

“-Kaymakam Bey, bölgede Galatasaray’ın ezici bir üstünlüğü var var. Neden
acaba?
-Beyefendi biliyorsunuz kürtlerin ulusal renkleri sarı-kırmızı Galatasaray
da, takım o formalarla yeşil çim sahaya çıkınca üç renk tamamlanıyor,ondan
heralde…
-Başka bir neden olabilir mi?
-Olabilir…
-Ne olabilir?
-Efendim biliyorsunuz (Kaymakam burada çevresine bir göz atar ve ses tonunu
azaltır) Malum şahıs da Galatasaraylı..

Kaymakamın 1989 yılında söyledikleri 1993 yazında Diyarbakır’da oynanan
Galatasaray Diyarbakır spor maçında onaylandı. Sıtadyum tıklım tıklım dolu
idi. Tribünlerinbirinde de herkesin kolaylıkla okuyabilceği büyüklükte
harflerle yazılmışsloganlı bir pankart dikkat çekiyordu ; GALATASARAY SENİ
ÇOK SEVİYORUZ SENİ SEVENİ DE ÇOK SEVİYORUZ”

Abdullah Öcalan ile ilk röportajı yapan Yalçın Küçük’ün durumunu yine Ragıp
Duran aynı yazısında şöyle anlatmış;
“.. Yalçın Küçük birçok şeyden olduğu gibi Galatasaray ve futboldan da
anlamayan bir yazar. Bekaa’da tişörtü ve bermudasıyla Apoyu dinlerken,bir
ara ilginç bir kesinti olduğu söylenir.
Apo ’Hocam izin verirseniz iki saat kadar bir işim var siz burada dinlenin,
ben işim bitince geleceğim der’ ve Küçük’ün yanından ayrılır. İki saat sonra
Apo Küçük’ün yanına geldiğinde çok bozuk bir ifade taşımaktadır.
– Sevgili başkanım hayrola bir şey mi oldu?
– Sorma hocam bizimkiler üç tane yedi
Küçük, Apo’nun bu açıklamasını bir çatışmada üç gerillanın öldürülmesi
olarak anlar.
– Ya öyle mi nerede?
– İzmir’de
Küçük’ün merakı iyice artmıştır demek PKK’nın İzmir yöresinde silahlı
faaliyetleri var diye düşünür. Küçük ayrıntı peşindedir.
-Peki başkanım nasıl olmuş ayrıntılı bilgi alabildiniz mi?
-Radyodan aldık,naklen veriyor zaten, sürekli dinleriz zaten diyen Apo’ya
garip garip bakmaya başlar Yalçınların Küçüğü. Önce ’yahu radyo PKK’nın
çatışmalarını ne zamandan beri naklen yayınlamaya başladı’ diye sorar
kendine, sonra da radyo deyiminden PKK’nın telsiz şebekesini kastettiğini
tahmin eder.
-Cenazelerinde eylem tasarlıyor musunuz sorusu üzgün olan Apoyu kendine
getirir.
-Ne cenazesi hocam, ben bizimkiler derken Galatasaray takınından söz
ediyorum…”

Takımın sizi yenmezse ben sizi döverim

Türkiye’de sadece yönetilen kesimin değil yönetenlerinde kalbini kazanan
futbol başarısına doymayıp bir zamanların gerilla liderinin de aklını çelmiş
anlaşılan. Peki insanları bu kadar kendine bağımlı hale getiren futbolun
başka ne kerametleri var dersiniz. İşte size futbol denilince adı geçen bir
kavram ; şiddet

Futbol muhabeti insanlığın çok önemli bir bölümü için aynı anda eylenme
paylaşma duygusu yaşama imkanı veriyor. Televizyondaki futbol karşılaşması
herkesi kendi kabuğuna çekilip dünyayı kendinden ibaret saymaya yönelten
zamane ruhuna inat insaları birarada alışveriş içinde bulunmaya davet
ediyor. Bu doğru. Birbirlerini hiç tanımayan insanlar bir futbol
karşılaşmasını saatlerce tartışabiliyorlar. Fakat futbolun bu
toplumsallaştırıcı etkisinin yanında şiddet içeren bir yanı var. Zaten
doğası gereği biraz erkeksi ve sert bir spor olan futbolun bu yönünü
izleyenlerine sıçratmaması düşünülemez. Sahada karşılıklı 11 erkeğin
mücadelesi olan oyunda futbolculardan biri gol atınca yüzündeki ifade acı
veren bir dehşet çizgisi oluyor. Oyuncuların yüzünden anlıyorsunuz ki bu
sadece bir spor değildir. Hırstır, savaştır…
İşte bu savaş taraflar arasında da yaşanıyor. Futbol stadı korku bölgesi mi
isimli Jonh Bale’nin yazdığı yazıdan aldığımız alıntı şöyle:
“Büyük Britanyada birçokları futbol stadlarını çevrede bulunmasını istemeyen
tesis ve kent bölgesi için baş ağrısı kaynağı olarak görüyor. İnsanların
çoğu bir futbol stadının yakınında oturacak olursa maç günlerinde envai
çeşit rahatsızlara maruz kalacağını düşünüyor…1989’da yürütülen bir
soruşturma, soru yöneltilenlerin % 96sının bir futbol stadının yakın
çevresinde yaşıyor olmaları halinde çeşitli rahatsızlara maruz kalacaklarına
inandığını gösterdi. Soru sorulanların %32si stada 2 kilometre mesafede
oturmaları halinde bile futbol olaylarının olumsuz etkilerinin sıkıntısını
yaşayacağını düşünüyordu…Bazı seyirciler belirli futbol stadları hakkında
son derce olumsuz tasarımlara sahiptir. 1989 yılında Davis Canter ve
arkadaşları on değişik Britanya kulübünün taraftarı olan 1000 futbolseveri
kapsayan bir anket yaptılar. Şöyleşi yapanların önemli bir oranı,ilke olarak
gerek kendi gerek saha gerek deplasman maçlarında güvenliğe ilişkin endişe
beslediğini söyledi; on kulüpten yalnızca üçüyle ilgili olaraktır ki,
konuşulanların çoğunluğu, maç kendi takımlarının sahasında olsa bile
güvenlik endişesi olduğunu açıkladı”

Adı çıkmış stadlar
Stadlarında seyircilerin %2 sinden fazlasının kendini tehdid altında
hissettiği futbol kulüpleri (yüzde oranları hissini belirtme yoğunluğunu
gösteriyor)
Liverpol %21.3
Chelsea %12.4
West Ham United %12.1
Everton %9.8
Leeds United %6.8

Manchester United %6.1
Tottenham Hotspur %4.3
Newcastle United %4.1
Milwall %3.4
Manchestery City %2.2

Görüldüğü futbol onu sevenlercede korkulu bir alan haline geliyor. (baki
bundan sonra bir iki cümleyle alttaki konuya bağlanacak spot çıkarılacak
tamam mı canım nolursun ayvayı yedim zaten)

Kupa kimin iştahını açtı

Dünya kupasının ne kadar büyük bir pasta olduğunu düşünen şirketler
Türkiye’de reklamlarla halkın zihinine girmeye çalıştılar. Kupa başlamadan
haftalar önce Pepsi,Coca Cola, Maxdonald gibi aslında uluslar arası
markalarTürk milliyetcisi kesildi. Televizyonda Türk gururunu okşayan
pohpohlamaları aslında Türk izleyicisi daha öncede yaşamıştı. Ramazanda
orucumuzu Colayla açmamız gerektiğini de onlardan öğrenmiştik. Dünya kupası
gibi insanları ekran başına çeken bir olay olunca şirketler maçlarda daha
çok reklam gösterilmesi için 2 yerine dört devre dahi olmasını istediler.
Bundan hem seyircilerin hem de oyuncuların nasıl etkileneceğini kuşkusuz
merak etmiyorlardı. Avrupalı bira üreticileri ve restoran sahipleri. Saat
farkının cilvesi, sabahları oynanan maçlar, bira-futbol kombinasyonuna kötü
darbe vurdu. İçki olmayınca publar ve restoranlarda maç seyretmeyi pek
tercih etmediler. Aynı durum Türkiye için de geçerli.
Neyse ki ekonomik açıdan üzülenler sevinenlerin yanında azınlıkta kalıyor.
Tüm dünyada kupanın tartışmasız en büyük galibi, elektronik eşya
üreticileri. Özellikle büyük ekran TV satışlarında patlama yaşandı. Turizm
sektöründe yüzü gülenlerin başında Uzakdoğu tur operatörleri geliyor. Sadece
Kore’ye giden Türk futbolseverlerin yarattığı ek parasal hacmin 2 trilyon
lirayı aştığı söyleniyor. 32 katılımcı ülkenin tekstilcileri de forma,
bayrak, flama satışlarından ciddi karlar elde ediyor. Maçları 41 milyar
kişinin tvden seyredeceği düşüncesi ister sitemez iştah kabartıyor olmalı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir