FUZULİ’NİN AŞKI KARŞILIKSIZ MIYDI?

Olur mu hiç?Kalpten kalbe yol vardır mutlaka…Emin olun;Olmanız için sebebiniz de var,sabırla okuyanlar yazının bitiminde görecekler…

İmdi…Kaside-i der nat-ı Hazreti Nebevi….Kısa adı ile Su kasidesinin açıklamasına kaldığımız beyitten devam ediyoruz:
17-Seyyid-i nev-i beşer deryâ-ı dürr-i ıstıfâ
Kim sepüpdür mucizâtı âteş-i eşrâra su
İnsanlığın efendisi,seçilmiş incilerin denizi…O ki mucizeleri kötülerin ateşine serper su…Efendimiz doğduğu gece ateşperestlerin ateşi sönmüştür burada o mucizeye telmih yapılmış
18-Kılmağ içün tâze gül-zârı nübüvvet revnakın
Mu’cizinden eylemiş izhâr seng-i hâra su
Kılmak için taze gülbahçesi ,nübüvvet parlalığını…katı taştan su çıkarmıştır mucizesiyle… Gül, Peygamberimize izafe edilen bir çiçektir. Peygamberlik müessesesi onunla taze kalmış; mucizelerinden biri kara taştan su akıtmak,bu mucize peygamberliğinin kabulü ve yeni bir gül açılması, peygamberlik bahçesinin parlaklığının tazelenmesidir

19-Mu’cizi bir bahr-ı bî-pâyân imiş âlemde kim
Yetmiş andan min min âteş-hâne-i küffara su
Mucizesi bir sonsuz deniz imiş alemde ki ulaşmış ondan binlerce ateşhanelerine küffarın su…
Efendimiz doğduğu zaman vukua gelen harikulade hadiselerden biri de mecusî ateşlerinin sönmüş olmasıdır, bu hadiseye telmih eden Fuzulî’ye göre O’nun mucizesi öyle sonsuz bir deniz imiş ki, binlerce kâfir ateşgedesindeki ateşi söndürmeye yetmiştir.
20-Hayret ilen barmağın dişler kim itse istimâ
Barmağından virdügin şiddet günü Ensâr’a su
Hayret ile parmağını dişler kim duysa,parmağından verdiğini,-o şiddetli (sıcak) günde Ensar’a-su…
Bu beyitte bir başka mucizeden bahsediliyor:Tebuk gazvesinde yaz günü çölde susuz kalan askerler için parmağından su akıtarak ordunun kırılmasını önlemiştir
21-Dostı ger zehr-i mâr içse olur âb-ı hayât
Hasmı su içse döner elbette zehr-i mâra su
(Onun) dostu yılan zehri içse abı- hayat olur,düşmanı su içse döner yılan zehrine su… dostlarından maksat, hayatında iken, ona uyan sahabelerle, onun yolundan giden müslümanlardır. Aynı imana sahip oluş, onlara da manevî bir güç verir ve onlar bu manevî güç ile, kötülükleri iyiliğe döndürebilirler,düşmanları için ise iyi şeyler bile kötü bir mahiyet alır. Fuzuli bu fikri, yılan zehrinin ab-ı hayat suyuna veya tersine ab-ı hayat ın zehre dönüşmesi sembolü olarak ifade ediyor.
22-Eylemiş her katreden min bahr-ı rahmet mevc-hîz
El sunup urgaç vuzû içün gül-i ruhsâra su
Her katreden bin rahmet denizi dalgalanmıştır,el sunup vurunca abdest almak için gül yanağına su…Onun yüzüne değen su, manevi gücü ile çoğalıyor , gül yanağına su değince her damlasından binlerce rahmet denizi dalgalanıyor nitekim bir mümin aldest almaya başladığında her uzvunu yıkamasında binlerce günahının affolunulacağına dair hadis-i şerif vardır.

23-Hâk-i pâyine yetem dir ömrlerdür muttasıl
Başını daşdan daşa urup gezer âvâre su
Ayağının toprağına erişmek için ömür boyu durmadan,başını taştan taşa vurup gezer avare su…
Nitekim her yıl, yüz binlerce müslüman, dünyanın dört bir yanından hacc’a giderler. Fuzuli , sulara da böyle mübarek bir duygu yüklüyor. Suların başını taştan taşa vurması, hem hakiki, hem mecazî mânâda kullanılmıştır. İnsan da ömrü boyunca o mübarek topraklara gitme arzusunu duyar bu arzu suyun coşkun akışına benzetilmiş.

24-Zerre zerre hâk-i dergâhına ister sala nûr
Dönmez ol dergâhdan ger olsa pâre pâre su
Zerre zerre dergahının toprağına ister sala nur,dönmez o dergahtan eğer olsa pare pare su…Aynı şekilde müminler de –hele ki eski devirlerde- hacc yolculuğunun zorluklarına göğüs gerer hatta bazıları orada can verir yine de gitme arzuları dinmez.
25-Zikr-i na’tün virdini dermân bilür ehl-i hatâ
Eyle kim def-i humâr içün içer mey-hâra su
Zikr-i natını durmadan söylemeyi derman bilir hata ehli,nasıl sarhoşluğu gidermek için içerse içki içen su….Na’t, bir şeyi medhederek anlama mânâsına gelir. Hazret-i Muhammed’i övmek için yazılan şiirlere de na’t denilir.İçki içen kimselerin sarhoşluklarını gidermek için su içmesi gibi hata ehli günahkar kimseler de O’na övgüyü dillerine dolar,durmadan söylerler.Müminler de her vesile ile Peygamberimize salavat getirerek,onun örnek hayatını akıllarından çıkarmadan bu vesile ile kendilerini hatadan uzak tutmaya çalışırlar.

26-Yâ Habîballah yâ Hayre’l beşer müştakunam
Eyle kim leb-teşneler yanup diler hemvâra su
Ey Allah’ın sevgilisi ,Ey insanların en hayırlısı tutkununum(özleminle yanıyorum),Nasıl ki susuzluktan dudağı kuruyanlar (hararetle) yanıp diler daima su…Susuzluktan yananların her daim su istemesi,araması gibi sana büyük bir özlem duyuyorum.
27-Sensen ol bahr-ı kerâmet kim şeb-i Mi’râc’da
Şebnem-i feyzün yetürmiş sâbit ü seyyâra su
Sensin o keramet denizi ki,Mirac gecesi,Feyzinin şebnemini ulaştıran duran ve gezen(yıldızlara) su…Sen öyle bir keramet denizisin ki,feyzinin çiği(şebnem) sabit ü seyyara(duran ve hareket edenler,yıldız ve gezegenler) bütün göklere Mirac gecesi su ulaştırmıştır.

28-Çeşme-i hurşîdden her dem zülâl-i feyz iner
Hâcet olsa merkadün tecdîd iden mimâra su
Güneşin çeşmesinden her an(durmadan) feyzin soğuk(saf) suyu iner,İhtiyacı olsa kabrini yenileyen mimara su…Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şerifler kıyamete kadar beşeriyetin karanlık dünyasını aydınlatacak birer güneş,feyz kaynaklarıdır.Senden sonra İslamı yayacak ve devam ettirecek mimarlar bu kaynaklardan feyz alacaktır.

29-Bîm-i dûzah nâr-ı gam salmış dil-i sûzânuma
Var ümîdüm ebr-i ihsânun sepe ol nâra su
Cehennem korkusu gam ateşi saldı yanık gönlüme,var ümidim ihsan bulutun saçar o ateşe su…Buradaki cehennem korkusu ,Allah’ın istediği gibi bir kul olamama endişesini içermektedir,hayata bu endişenin verdiği rikkat ile bakmaya vesiledir.Ancak “Allah’ın rahmetinden ümid kesmeyiniz” emrince ümid kesilmemiştir;havf ve reca arasında olmak….

30-Yümn-i na’tünden güher olmış Fuzûlî sözleri
Ebr-i nîsândan dönen tek lü’lü şeh-vâra su
Nat’ının uğuruyla inci olmuş Fuzuli’nin sözleri,Nisan bulutundan düşen damlaların şahane incilere dönmesi gibi…bir efsaneye, göre istiridyeler nisan ayında denizin yüzüne çıkar, yağmur yağarken kabuğunu açar, bir iki damla alır, yeniden denizin dibine inerlermiş, bunlar zamanla inci haline gelirmiş. Beytde bu efsaneye telmihte bulunuluyor,Fuzuli kendi sözlerini inciye benzetiyor;kendine ve şiirine bir övgü var ,ama bu övgü ve değer şairden ve şiirin konusundan menkul,Peygamberin Nat’ının uğurundan geliyor.

31-Hâb-ı gafletden olan bîdâr olanda rûz-ı haşr
Eşk-i hasretden tökende dîde-i bîdâra su
Gaflet uykusundan uyanık olan mahşer günü,hasret gözyaşlarından uyanık gözlere serptiğinde su …
32-Umduğum oldur ki rûz-ı haşr mahrûm olmayam
Çeşm-i vaslun vire men teşne-i dîdâra su
Umduğum odur ki mahşer günü mahrun olmayayım,Kavuşma pınarın vere ben(im gibi) yüzünü görmeye susamışa su…
Bu son iki beyit kasidenin dua kısmıdır.Umumiyetle divan siirlerinde bu kısım tek beyitten oluşur,burada ise iki beyit birbirine bağlanmış;mahşer günü gaflet uykusundan uyandığımda ve hasret gözyaşlarından uykusuz gözlerim su döktüğünde (ağladığımda) umduğum odur ki, mahrum olmayayım, vaslının çeşmesi senin yüzüne teşne olan bana su versin. İki beyitte de mahşer günü bahis konusudur. O gün insanlar Allah’a hayatlarında yaptıkları iyi ve kötü işlerin hesabını verecekleri için büyük bir telaş ve heyecan içinde olacaklardır. Ve Hazret-i Muhammed kendisini sevenlere ve kendisine tabi olanlara şefaat edecektir. Fuzuli de bunu ummaktadır

En güzeli de nedir bilir misiniz?
Bu aşk karşılıksız değil:
Rasulullah Medine mezarlığına gittiğinde:

“ey bu mezarlık ahalisi! size selam olsun! inşallah yakında ben de buraya geleceğim.” dedi.

ve bir müşahede oldu muhtemelen; nazarları derinleşti, bakışları donuklaştı ve dudaklarından şu sözler döküldü:
-Ah ne kadar isterdim kardeşlerimi görmeyi!

“biz senin kardeşlerin değil miyiz,?dedi sahabiler.

“siz benim arkadaşlarımsınız. siz sadık yârim ve yaranımsınız. benim kardeşlerim henüz gelmediler. onlar sonra gelecekler… şerefli bir cemaat, şerefli bir millet,şerefli bir ümmet…” dedi.

“henüz gelmemiş kimseleri tanıyabilecek misin? nasıl tanıyacaksın?” diye tekrar sordular.Allah Rasulü şöyle buyurdu:

“bir adam düşünün, öyle bir adam ki alınları pırıl pırıl, ayakları çekili bembeyaz atları var. siyah atlarım içinde kendi atlarını tanır mı, tanımaz mı bu adam?”

“tanır!” dediler.

“benim ümmetim de alınları pırıl pırıl olarak gelecekler.Allah’ın huzuruna gelirken karşıdan onlara bakacağım. alınlarında secdenin emaresi nur gamzeler göreceğim.Abdest uzuvları etrafa nur saçıyor müşahade edeceğim. At sahibi atlarını tanıdığı gibi ümmetimi tanıyacağım. ben havzımın başında onların faratıyım(öne çıkan,geçen,mihmandar anlamında). ben o kardeşlerimden önce gidiyorum ki onlara yer hazırlayayım, maşrapalarını hazırlayayım. bir misafir karşılar gibi onları güzel karşılayayım, istikbal edeyim.

havzımın başında ümmetimin faratıyım. secde ede ede alınlarında secde emaresi belirmişlerin faratıyım, abdest ala ala herkesin mahkeme-i kübrada nefsim,nefsim dediği yerde abdest uzuvlarından tanıyacağım ümmetimin faratıyım!Nicelerini havzımın başından kovdukları zaman yüzü nur gamzeden, abdest uzuvlarından semalara doğru nuraniler yükselen ümmetimin imdadına koşacak, şefaat edeceğim, havzımın başında onların faratıyım!”
Hepimiz Fuzuli misali duygularla donanıp bu kalp rabıtasına mazhar olacak fıtrattayız,bozmadıysak!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir