Geçmişin acılarını yaşayan kent

’Omarska’da geçmişin korkunç anıları yaşıyor” diyen Can Dündar, Bosna’daki bir ölüm kampını yazdı. İşte, katliamın simgesi olan ölüm kampı ve katliamın tanıklarının anlatımları:

Gri bulutlar altında, yeşillikler içinde bir maden ocağı… “Fırtınadan sonra” ölümcül bir sessizliği var.Uzaktan bakınca geniş arazisinde tren rayları, yönetim binaları, iliseleri, mezarlıkları ile modern bir demir madenine benziyor.Ama yakından bilenler için burası bir “ölüm madeni”…
Geçen hafta Bosna’yı boydan boya katederek gittiğimiz kuzeydoğudaki Prijedor (Priyedor okunuyor) sabasına 20 kilometre uzaklıktaki bu işletme, 15 yıl önce tüm Bosna’da yaşananların küçük ama korkunç bir örneğine tanıklık etti.Sakin görüntüsünün altında, Bosnalının, zamanında duymadığımız çığlığı var hâlâ…

Bir gece ansızın…
Halen Bosna Hersek içindeki Sırp Cumhuriyeti’nde yer alan bu kasabada neler yaşandığını daha iyi anlamak için Prijedor’un 1992 başındaki nüfus yapısını verelim:
120 bin nüfuslu kasabanın yüzde 49,5’i Müslümanlardan, yüzde 47,5’i Sırplardan oluşuyordu. Kasaba, bu nüfus dağılımını yansıtan bir belediye meclisi tarafından yönetiliyordu.
Sırplar 1991 sonbaharından başlayarak kasabada yoğun ve sinsi bir hazırlığa giriştiler. Kasabadaki Sırplar silahlandırıldı.
1992 başında Kozara Dağı’ndaki televizyon vericisi bir Sırp çetesi tarafından ele geçirildi ve kasaba halkı Saraybosna yayınlarını izleyemez oldu. Artık antenleri sadece Belgrad televizyonunu çekiyordu ve o da Sırpların tehdit altında olduğunu yayınlayıp duruyordu.
Mart sonunda gizli polisin başına atanan Simo Drljaca 30 gün içinde 13 polis karakolunda 1775 Sırpı silahlandırdı.
Bu, o kadar iyi organize edilmiş bir hazırlıktı ki, 29 Nisan’ı 30’una bağlayan gece kasabayı teslim almak için 30 dakika yetecekti.
Şehrin giriş çıkışları Sırp çetelerce kontrol altına alındı. Yarım saat sonra Prijedor Sırpların eline geçmişti.
O gece evler tek tek basılmaya başlandı. 4 bin kişi gözaltına alındı.

Savaş yok, katliam var
Karşımdaki adam evi basılanlardan biri:
Adı Sead Jakupovic…
Heybetli, kendine güvenli, sert tabiatlı bir Bosnalı… Kimya mühendisi…
Savaşı ve acılarını anlatırken soğukkanlı olmaya çalışıyor, yine de bazı bölümlerde zorlanıyor.
“Savaş yoktu burada” diyor, “sadece katliam, yıkım ve tecavüz. Çok feci bir dönemdi. Açıklamak bile zor.”
Savaştan önce Prijedor’da 800 kişinin çalıştığı bir kağıt fabrikasında müdürmüş.
Bir gecede her şey değişmiş. Hem de öyle dışardan gelenler filan değil, kendi kasabalıları yapmış zulmü…
Şehir ele geçirildikten sonra fabrikasında yanında çalışan bir işçi, Jakupovic’i yolda çevirip kimlik sormuş.
“Deli misin? Beni tanımıyor musun?” demiş şaşkınlıkla Jakupovic…
“Ver kimliğini” diye çıkışmış işçi… Yıllar yılı yan yana yaşadıkları komşularının, birlikte çalıştıkları arkadaşlarının bir gecede kanlı düşmana dönüştüğünü görmüşler.

Ölüm kampında
24 Mayıs’ta Sırbistan’dan gelen tanklarla çevrilmiş Prijedor… Müslüman köyleri, evleri top ateşiyle yıkılmış.
O gece evler basılmış, kadın ve çocuklar ayrılmış, erkekler alınıp götürülmüş.
Jakupovic o gece evi basılan binlerce Müslümandan biri…
Olacakları hissedip eşi ve üç çocuğunu önceden Belgrad’daki kız kardeşinin yanına kaçırdığından yalnızmış.
Onu önce bir karakola götürmüşler. Kemerini, ayakkabı bağlarını almışlar. Sonra 3×3 metrelik bir hücreye kapatmışlar. Beş kişi daha gelmiş. Hepsini bir polis aracına yükleyip Omarska’ya götürmüşler.
Bu ismi ve orada yaşadıklarını anlatamıyor Jakupovic; zorlanıyor.
“Açıklaması zor” diyor, “toplama kampını yöneten askerlerin çoğu, benim fabrikamdaki işçilerimdi.”
Kampa haziranda girmiş, aralıkta çıkmış.
Yedi ayda 27 kilo vermiş. Açlık sınırında yaşatılıyorlarmış. İtfaiye suyundan içtikleri için dizanteri olmuş. Yarı ölü halde çıkmış kamptan…
“İçerde 3 bin kişi vardı. 1000’i oradan sağ çıkamadı” diyor.

Omarska’nın kadınları
Sırplar kasabayı tanklarla bastıktan bir gün sonra, 25 Mayıs’ta, Omarska maden ocağını toplama kampına dönüştürdüler.
Silahlı milislere katıldığını öne sürdükleri Müslüman Bosnalılar ile Hırvatları orada sorguya çektiler.
Savaştan sonra eski Yugoslavya’daki uluslararası suçları soruşturmak üzere kurulan komisyon, Omarska’da yapılanları bütün çıplaklığıyla ortaya koydu: Katliam, işkence, dayak, ırza geçme, cinsel taciz… Jakupovic doğruluyor:
“Kadınları ilk tuttukları jimnastik salonundan trenlerle kampa getirdiler. Benim bulunduğum bölümde 30 Müslüman kadın vardı; her gece tecavüze uğruyorlardı. Beşi orada öldü. Öbürleri cinnet geçirdi.”
Bosnalı kadınların da kampta olduğu duyulunca Sırplar hepsini bir gece kapının önüne koymuş. Ve 30 kadın, kasabaya 20 kilometrelik yolu yürümek zorunda bırakılmış.
Prijedor’a vardıklarında ise evlerinin işgale uğradığını görmüşler.

Kamp deşifre oluyor
20 Temmuz 1992’de, Prijedor’da, Sana Nehri kenarında bir günde 1500 Bosnalı öldürüldü.
Sırplar cesetleri Ljubijica Dağı’nın eteklerine gömdüler. Bu toplu mezarlar daha sonra ortaya çıkarıldı. Her 20 Temmuz’da orada anma töreni yapılıyor.
Ağustos 1992’de The Guardian ve Neswsday gazetelerinden iki gazeteci Omarska kampına girdi. İzlenimlerini yazdılar. Uluslararası camia, faciadan böylece haberdar oldu. Doğan büyük tepki sonucu kamp o sonbaharda kapatıldı.
Gazetecilerin tanıklığı, daha sonra Birleşmiş Milletler’in Sırplar aleyhine yürüttüğü savaş suçları soruşturmasına dayanak teşkil edecekti.

50 binden 6 bine
Üç yıl süren ve 100 bin cana mal olan savaşın Prijedor’daki bilançosu 4 bin ölüydü.
Savaş NATO’nun müdahalesiyle durdu.
Artık Yugoslavya diye bir ülke kalmamıştı.
Prijedor’un bir gecede ele geçirilmesini sağlayan Simo Drljaca, Sırbistan İçişleri Bakanlığı müsteşarlığıyla ödüllendirildi.
Sead Jakupovic ailesini alıp Londra’ya taşındı. Orada bir Bosna okulunda yönetici oldu. Bir grup insanla Bosna için para topladı.
Çoğu Müslümanın göçmesiyle Prijedor’da nüfus dengesi tamamen değişmişti.
Savaştan önce kasabada yaklaşık 50 bin Sırp, 50 bin Müslüman varken, bittiğinde Müslümanların sayısı 6 bine inmiş, Sırpların sayısı 53 bine yükselmişti.

Soykırım mı?
Bugün Prijedor ıssız ve nispeten sakin bir kasaba görüntüsünde…
Sana Nehri bunaltıcı sıcaktan kaçan gençlerle dolu…
Kasaba önce ezan sesiyle, sonra kilise çanlarıyla uyanıyor.
Savaş sonrası dönenlerle birlikte Müslümanların sayısı 22 bine yükselmiş.
Sead Jakupovic ilk dönenlerdenmiş. Şimdi kanlı toprağa yeniden tutunmaya, dün aniden düşmana dönüşen komşularına yeniden ısınmaya çalışıyor.
Tansiyon kısmen düşmüş, güvenlik biraz daha düzelmiş.
Omarska tekrar maden ocağına dönüşmüş.
Ama “Her şey yoluna girdi” demek için çok erken…
Şimdi de işsizlik, yoksulluk, bu topraklardan terke zorluyor Bosnalı Müslümanları…
Trajik bir şey ama ufukta görünen yegane toplu para, onlara yönelik toplu kırımın bedeli:
Uluslararası Adalet Divanı 60 yıllık tarihinde ilk kez bir devleti “soykırım” iddiasıyla mahkeme önüne çıkardı.
Sırpların yargılaması sürüyor ve önümüzdeki yıl bitmesi bekleniyor.
Davayı Bosna kazanırsa milyonlarca dolar tazminat alacak.
Ve kanlı bir savaşın bedeli, o savaşın yaralarının sarılmasında kullanılacak.


“400 yıl yönettiniz, sonra bırakıp gittiniz”

Sead Jakupovic
Sırplar Osmanlının Kosova Savaşı’nı hiç unutmadılar. Bize her saldırışlarında “Siz o zaman bizi öldürmüştünüz” diyorlardı.
Osmanlı 400 yıl burada kaldı. Sonra bizi yalnız bırakıp gittiniz. Savaştan sonra dünyanın her yerinden işadamları, yatırımcılar geldi. Türkler yoktu.
Savaşta 10 bin ev, okul, hastane yıkıldı. 1998’den bugüne uluslararası toplumun, Batılı sivil toplum kuruluşlarının yardımıyla 6 bini yeniden yapılabildi. Altyapı yeni bitirildi. Hâlâ yapılacak çok iş var. Ama sizden gelen giden yok. Gelen Türk ya da Müslüman heyetler de Saraybosna’nın ötesine geçmiyor. Buralara gelmiyorlar. Oysa biz Sırpların arasında yaşadığımız için burada durum çok daha acil…
Şu anda 67 bin Sırp, 22 bin Müslüman var Prijedor’da…
Yardım gelmezse, iş yaratılmazsa çoğu göçecek ve burası bir Sırp şehri haline gelecek.
Düşük faizli krediye, iyi koşullarda yatırım ortaklığına ihtiyacımız var. İnşaat işi var. Yediğimiz domatesin yüzde 90’ı Türkiye’den geliyor. Burada ortak seralar kurabilir, ortak tarım projeleri yürütebilir, istihdam sağlayabilir, buradan ihracat yapabiliriz. Bu, para yardımından da önemli…
Yarın mı? Ben iyimserim… Yeterince yardım gelmemesine rağmen gelecekten umutluyum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir